Kategoriler :
Yazarlar :
Hacca Gidemeyenler İçin
Tarih : 03.11.2011 09:38:57
Kategori : Maneviyat
Yazar : Rabia Christine BRODBECK
Okunma : 1355
İnsanın değeri, Allah’la İlahi mübadeleye ne ölçüde girebilmesinden kendisini ne ölçüde feda edebilmesinden, kendinden ne kadar fedakârlık edebilmesinden belli olur. Sadece Allah’a kul köle olabilenler ebedî özgürlüğü tadabilir. Hac bütün ibadetlerin sırrının özünü bünyesinde taşır. Çünkü hakikatte dirilmek üzere hakiki ölüme bir çağrı niteliğindedir. Haccın hedefi, en ulvî manevi olgunluğa erişmek, insan ruhunun en değerli gücünü geliştirmektir. İslâm dininin özü işte budur. Kişiyi mükemmele çağırmaktır.

Peygamberimizin mührüyle dinin hakikati baki kalmış, tevhid dini belirginleşmiş, sıratü’lmüstakim sağlamlaşmıştır. Muhammed sallalahü aleyhi ve sellemin mübarek ashabıyla Allah mü’minleri hakikat adına mücadeleye davet eder. İlahi mücadele olan cihadın bir parçası olmak, bütün peygamberlerin ashabının bir mensubu olmakla onurlandırılmaktır. Allah bizi her zaman Hak yolunda mücadele etmeye davet ediyor.

En büyük cehaletlerimizden birisi; Haccı hac mevsimine hapsetmektir. Namazı seccadeye hapsetmektir. Zekâtı senede bir kere malın 40’ta biri olarak vermektir. Orucu Ramazan ayına hapsetmektir. Şu hakikati de hayatımıza dâhil etmeliyiz; ibadetin ötesinde bir ibadet aramalıyız. Orucun ruhuna, haccın ruhuna, zekâtın ruhuna erişmeliyiz ki beş şartın biri olduklarının, amaç değil araç olduklarının farkına varabilelim. Mabud ile abid arasındaki İlahi sohbet namazın en özünü oluşturur. Ölmeden önce ölmek, bedenden ve ruhtan fedakârlık etmek, hacıların hayatını değiştirecek şekilde tasarlanması haccın ruhunu teşkil etmektedir. Fedakârlık, başkaları için yaşama sanatı, verme sanatı zekâtın özünü oluşturur. Nefsini dünyevî her şeyden sıyırıp Allaha yönelmek, Halik’ımızın sonsuz lütuf ve nimetlerinin farkında olmak orucun ruhudur. Başka deyişle; hac dışında da hacca gitmeliyiz. Ramazan ayı dışında da sık sık duyularımıza, gözlerimize, düşüncelerimize, duygularımıza, kalbimize oruç tutturmalıyız. Beş vakit farz namaz dışında da her zaman ve her yerde Cenâb-ı Allah’ı zikretmeli, O’na dua etmeli ve O’nu tesbih etmeliyiz. Yılda bir kez malımızın kırkta biri olarak vermek zorunda olduğumuz zekât dışında da ihtiyacı olan kardeşlerimize her zaman yardım etmeli ve bu amaçla sadaka vermeliyiz.

HAC İBADETİNİN KOKUSU

Hac, tam olarak ilmin muhabbete dönüştüğü yerdir. Bu anlamda hac ibadeti, O’na sığınmanın fiziksel olarak ifade edilmesidir. İnsan kendisini dört duvar arasına indirgenmiş hayatından kurtarmaya gayret eder ve İlahi ayetlerin hikmetini yaşamak için kendisini varlık çölüne atar. Hacı, ilahi mesajların kokusunu yakalayabilmek için hakikat dinde eriyip kaybolur. Sahip olduğu ilimle yok olur. Eğer tevhid dinine inanıyorsak, hacca gitmekle, cihad etmekle mükellefizdir. Aslında hac ibadetinin Allah’a karşı bir vazife olmasının yanı sıra, hac ibadetinin ruhuyla bağlantıya geçmeye duyduğumuz ihtiyaç da çok büyüktür. Bir başka deyişle, mü’minler için haccın özünü yaşamak, yani kalbin derinliklerine yolculuk yaparak Allah’a yaklaşmaya çalışmak çok daha önemlidir. Allah’a yakınlık, haccın merkezidir. Orada mü’min asıl vatanına döner. Orada mü’min mutlak rıza ve memnuniyet içerisindedir. Orası kalbin Kâbe’sidir. Mü’min hakiki vatanına, batini hac yuvasına dönerse, kalbindeki bütün korku ve hüzün yok olur. Defalarca Kur’ân-ı Kerim’de bildirilir ki: “Allah dostları için ne bir korku ne de bir endişe vardır.” Gizli varlığımızın Kâbe’sini görmek ve kalpteki Kâbe’yi tavaf etmek bir müminin, bilerek ya da bilmeyerek, içinden gelen bir istektir. Bu, bütün ibadetlerin gizli özüdür. Böylece, mü’min kalbinin özü ile Kâbe’nin özü karşı karşıyadır ve aşk-ı Muhammedî ile çarpan kalp, Medine’de hayatının sevgilisine kavuşur!

Kısacası, hacca gitmekten daha önemlisi, Allah’ın biz insanların kalp saraylarının misafiri olmasıdır. Kendimize soralım; yaşamlarımızın manevi bir yolculuk olduğunun bilincine varırsak zaten sıratü’l-müstakim üzere yaşamış olmaz mıyız? Hak yolunun yolcuları olarak siratü’lmüstakim’de yürüdüğümüzün farkına varabilirsek her zaman hacda olmaz mıyız? Ahiret pazarında kendimizi Rabbimize feda edersek her zaman hacda olmaz mıyız? Şirkten kurtulursak her zaman sıratü'l müstakim üzere ve hacda olmaz mıyız? Tevhid dinine hizmet edersek her zaman hacda olmaz mıyız? Kutsal emaneti taşıdığımız her zaman hac yapıyor olmaz mıyız? Yaşamlarımız ahiret provası haline geldiğinde hac yapıyor sayılmaz mıyız? Şu hakikati de dâhil etmeliyiz; hayatımızda ne kadar ihram giyiyorsak, hayatımızda ne kadar hicret ediyorsak, hayatımızda ne ölçüde ilahi mübadeleye giriyorsak, hayatımızda ne kadar Allah’ın huzurunda köle, yetim, mülteci, kul oluyorsak, hayatımızda ne kadar hakiki ölümü yaşıyorsak, hayatımızda ne kadar hakikatin peşine düşüyorsak, hayatımızda ne kadar asıl vatanımıza dönüyorsak, hayatımızda ne ölçüde şirk, felsefe, zülüm, vahşet, batıl inançlar ve maddecilikten kurtuluyorsak, hayatımızda ne kadar Allah yolunda, kuraklık çölünde tek başına aşk ateşiyle, daimi bir muhabbetle gayret ve cihad sürdürüyorsak; hayatımızda ne ölçüde bütün peygamberlerin izinden gidiyorsak, Allah da bizi o kadar hakikat içinde diriltecek ve hakiki hacı, kul, mü’min kılacaktır.

UNUTMAYALIM!

Unutmayalım; Hac da bizi özlemektedir. Cenâb-ı Allah insanı , O’nu tanıma ihtiyacı içerisinde, İlahi huzuru hissetme ihtiyacı içerisinde, kalp gözüyle görme ihtiyacı içerisinde, ahiretin tatlı kokusunu içine çekme ihtiyacı içerisinde, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Şüphesiz Sen bizim Rabbimizsin” sesini duyma ihtiyacı içerisinde, İlahi kökenimize geri dönme ihtiyacı içerisinde yaratmıştır. Bu, insanın yaratılış anında derinliklerine yerleştirilmiş ruhun en büyük özlemi, arzusu, hasretidir. Celaleddin Rumî der ki: “Susuz adam inler: “Ey tatlı su!” Su da inler; “Beni içecek olan nerede?” Ruhlarımızdaki bu susuzluk suyun çkasımidir, Ona aidiz ve O da bize ait. Bu nedenlerden dolayı, hac, namaz, zekât, oruç aslında insanın en çok özlediği şeylerdir. Unutmayalım; Hakikat karşılıksız verilmez! Hakikatin peşine düşmeliyiz! Bu dünya hayatında, her şeyi terk edip kaçmalıyız. Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulur; ”Allah’a kaçalım, Allah’a koşalım”. Hac, dünyanın aldatmacalarından Allah’a iltica etmenin, O’na koşmanın, O’na kaçmanın fiziksel olarak ifade ediliş şeklidir. Unutmayalım; Varlık çölünde yanmadan insan Kâbe’nin hakikatine vasıl olamaz. Nemrud’un ateşinde yanmadan insan gül bahçesine giremez. Kendimizi feda etmeden kurbiyet cennetine giremeyiz. Cihad yapmadan ahlâk-ı Muhammedî sahibi olamayız. Hak yolunda mücadele etmeden, gayret ateşiyle pişmeden aşkı Muhammedî’ye erişemeyiz. Unutmayalım; Hac, şirkin zıddıdır; dua, şirkin zıddıdır; Allah’a ihtiyaç ve bağımlılık, şirkin zıddıdır. Unutmayalım; Hayatımızda ne kadar zorluk, ne kadar mücadele, ne kadar imtihan, ne kadar fedakârlık, ne kadar zülüm yaşıyorsak, ne kadar çile çekiyorsak ve muhabbet uğruna ne kadar cihad ediyorsak, o kadar hakiki hacı, hakiki kul, hakiki halife, hakiki mü’min oluruz.

O kadar İlahi aşk, Zemzem suyu, ebedî hayat kazanırız ve yeniden doğmanın muhteşem memnuniyetine nail oluruz. Unutmayalım; Din içselleştirmek demektir, dinsizlik ise dışsallaştırmak demektir. Hac içselleştirmek demektir, şirk ise dışsallaştırmak demektir. Unutmayalım; İslâm dini evrensel bir dindir. Hac evrensel bir ibadettir. Tüm insanlık için manevi bir terbiyedir. Unutmayalım; Şayet ibadetlerimiz, içimizdeki menfi makam, mevki, şöhret, aile, çocuk, arkadaş sevdasından bizi alıkoymazsa Allah’ın merhamet okyanusuna dalamayız. İlahi kerem aynasına bakamayız. Allah’ın sonsuz vahdet denizinde kaybolamayız. Güzelliği ve mükemmelliği kalp gözlerimizle göremeyiz. Eğer ibadet eden kişi, Allah’ın güzelliği ve azameti karşısında aşka ve hayranlığa düşmüyorsa ibadetlerini layığınca ve ihlâsla yerine getirmiyor demektir. İlahi gıdasından mahrum kalan insan kendi zulmü, hunharlığı ve acımasızlığı içerisinde yaşar. Kudsî vazifelerinden de mahrum kalan insanın ruhu bozulur, çürür. Hac, ilmin muhabbete dönüştüğü yer değil midir? Allah yolu, sonsuz cemal ve kemal istikametine giden yoldur. İnsanın kendisinden fedakârlık etmesi, onu bencillikten ve nefsinin zulmünden emin kılar. Fedakârlık yeni bir hayatın ve ruhun yükselişinin zaferidir. Allahü Teâlâ’ya teslim olarak insan kendisini varlık hapsinden kurtarır.
Namaz Vakitleri
Şehir :