Kategoriler :
Yazarlar :
Cami Hayatın Merkezidir
Tarih : 08.12.2011 09:35:46
Kategori : Güncel
Yazar : Prof. Dr. Yakup ÇİÇEK
Okunma : 1002
Camiler; ibadet etme, Allah’ı anma, eğitim-öğretim, birlik ve dirlik, huzur ve sükûn mekânlarıdır. Bu itibarla dinimiz; camilere büyük önem vermiştir. Allah’ın evi kabul edilen camiler, bulunduğu yerin halkının Müslüman olduğunu gösterir. Peygamberimiz (a.s.), yeryüzünde Allah’a en sevimli yerlerin camiler olduğunu  bildirmiştir. Nitekim camilere gelişigüzel değil, en temiz elbiseler giyilerek gelinmiş, buna karşı camileri kirletecek, havasını bozacak ve cemaati rahatsız edecek davranışlardan özenle sakınılmıştır.

Cami ve mescitler, aynı zamanda insanlara helal ve haramın, güzel ahlâkın, doğruluk ve dürüstlüğün öğretildiği, sevgi saygı ve kardeşlik ruhunun işlendiği mukaddes mekânlardır. Camiler, şehitlik ve gazilik mertebesinin yüceliği, vatan savunmasının önemi, iffet ve namusu korumanın onuru gibi birçok dinî ve millî şuurun insanlarımıza öğretildiği ilim ve irfan yuvalarıdır. Camiler, bulundukları yörenin sosyal hizmet ve ilişkilerinde, devamlı ışıldayan ve çevresini aydınlatan birer kandil gibidirler. İnsanların birbirini sevmelerine de vesile olur.

CAMİ Mİ MESCİD Mİ?

Bu vesile ile değerli okuyucularla camiler konusunda bazı genel bilgileri paylaşabiliriz: Arapça “toplayan, bir araya getiren” anlamındaki cami’ ismi, aslında cuma namazı kılınan büyük mabedler için ve mescid adı da daha küçük mabedler için kullanılmıştır. Mescid, “secde edilen yer” anlamında bir mekân ismidir. Osmanlılar döneminde padişahlar tarafından inşa ettirilen büyük camilere “selâtin camileri”, vezirler ve diğer devlet ricali tarafından yaptırılan orta büyüklükteki camilere çoğunlukla banisinin adı verilmiştir.

FARKLI KELİMELERLE CAMİ

Batı dillerinde cami karşılığı olarak kullanılan “mosque, mosquee” vb. kelimelerin mescidin farklı telaffuzundan doğduğu söylenmektedir. “Namaz kılınan yer” demek olan “musalla”, Hz. Peygamber döneminde ve günümüzde az sayıda İslâm ülkesinde bayram ve cenaze namazı kılınan pek geniş alanlar için kullanılmıştır. Yol boylarındaki üstü açık camilere ise Farsça kaynaklı “namazgâh/namaz kılınan yer” ismi verilmiştir. Hz. Peygamber, İslâmiyet’i tebliğe başladığında kendisine yapılan baskı ve hakaretlere rağmen zaman zaman Mescid-i Haram’da Hacerü’l-Esved ile Rüknü’l- Yemânî arasında namaz kılardı. İlk Müslümanlar Dârü’l-Erkâm’ı bir mescid haline getirmişlerdi.

CAMİ VARSA ORASI MÜSLÜMANDIR

İlk muhacirler Kuba’ya geldiklerinde orada bir cami yapmış ve Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim’in imametinde namazlarını cemaatle kılmışlardı. Hz. Peygamber gönderdiği askerî birliklere, gittikleri yerlerde mescidi bulunan bölgelerin halkına Müslüman muamelesi yapmalarını emrederdi. Müslümanların eline geçen yerlerde ya eski mabedler kısmen veya tamamen camiye çevriliyor veya bu mabedler oldukları gibi bırakılarak yeni mescidler bina edilmek üzere bir arazi ayrılıyordu. Emevîler ve Abbasîler zamanında camiler sayıca arttı ve mimari açıdan gelişme gösterdi. Bu dönemde binlerce cami ve mescid inşa edilmiştir. Aynı şekilde İslâm dünyasının her tarafında zamanla birçok cami yapılmıştır.

CAMİ VE HAYAT

Camiler, gerçekten mü’minlere doğrudan veya dolaylı olarak helal ve haramın, güzel ahlâkın, doğruluk ve dürüstlüğün hem bilgi ve hem de yaşantı olarak öğretildiği; sevgi, saygı ve kardeşlik ruhunun işlendiği mukaddes mekânlardır. Camiler, aynı zamanda hayatı doğru anlamanın ve doğru yaşamanın büyük oranda sağlandığı, şehitlik ve gazilik mertebesinin yüceliği, doğru ve dürüst olmanın önemi, iffet ve namusu korumanın onuru gibi birçok dini ve toplumsal şuurun insanlarımıza verildiği ilim ve irfan yuvalarıdır

ÖNCE İBADET MEKÂNI

Cami, başlangıçta idare, eğitim ve öğretim merkezi gibi değişik amaçlar için kullanılmışsada onun asıl fonksiyonu bir mabed oluşudur. Âyetlerde geçen, “Allah’ın adı anılan, sabah akşam teşbih edilip namaz kılınan evler”, “Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmeseydi içlerinde Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler yıkılıp giderdi” vb. ifadeler bunu gösterir. Hz. Peygamber, bir kişinin mescide girip kayıp devesini sormasını hoş görmeyerek camilerin ibadet yeri olduğunu imaetmiş ve camilerin yapılış maksatlarına uygun olarak kullanılmalarını istemiştir.

CEMAATLE NAMAZ

Namazların cemaatle kılınması, gerek sevap bakımından, gerek ehemmiyetli bir ibadet olması bakımından, gerekse sosyal yönden pek önemlidir. Ashap, geçerli sebep olmadan, farz namazları evlerde kılıp camiye gitmemeyi Hz. Peygamber’in emrini ve sünnetini terk etme olarak yorumlamışlardır. Cuma ve bayram namazları ise mutlaka cemaatle kılınır. İslâmiyet yılda bir defa her renkten ve sınıftan Müslümanların ilk mescid olan Kabe’de dünya çapında toplanmalarını, her Cuma günü de merkezî camilerde bölge çapında topluca ibadet etmelerini gerçekleştirmektedir. Hz. Peygamber her Ramazan ayında Mescid-i Nebevi’de kurulan özel bir çadırda i’tikafa girerdi. Hz. Peygamber’in bir hadisine göre, Allah’ın isminin zikredildiği ve kendisine kulluk görevinin yerine getirildiği yerler olan camiler Allah’a en sevimli mekânlardır. Yüce Allah, ilk mescidi “Evim” ve “Bu beytin Rabbi” ifadeleriyle yüceltmiştir. Kabe’ye “Beytullah/Allah’ın evi” denilmiştir. Bu kadar önemli ve anlamlı bir mekânda topluca ibadet etmek dinî hayatın sağlamlığı, devamlılığı ve üstün niteliği kazanması bakımından gerçekten çok önemlidir.

EĞİTİM VE ÖĞRETİM MERKEZİ

Camiler, bir yönüyle eğitim-öğretim ve kültür merkezidir. Hz. Peygamber’in, bir gün mescide girdiğinde cemaatin bir kısmını dua ve zikirle, diğer bir kısmını ilimle meşgul halde görüp, “Ben muallim olarak gönderildim” diyerek ilimle meşgul olanların yanına oturması Asr-ı Saadet’te caminin eğitim ve öğretim alanındaki fonksiyonunu gösterir. İslâm’da ilk eğitim ve öğretim faaliyetleri Mekke döneminde bir cami konumunda olan Dârü’l-Erkâm’da başlamış, Medine’de Mescid-i Nebevinin inşasından sonra buna hız verilmiştir. Hz. Peygamber’in Mescid-i Nebevi’deki derslerine “meclisü’-ilm” denilmiştir ki bu ilk asırda daha ziyade hadis derslerini ifade ediyordu. Medine’de caminin etrafında barınan ve sayıları zaman zaman 400’e kadar çıkan Ashâb-ı Suffe vakitlerinin büyük bir kısmını ilim tahsiliyle geçiriyordu.

HAZRET-İ ÖMER’E İİAZ EDEN KADIN

Cami ve mescidlerde eğitim ve öğretim sadece erkeklere münhasır değildi; kadınlar için de Mescid-i Nebevi’de ayrı bir gün tahsis edilmişti. Kadınların dinî konulardaki geniş kültürleri, kendilerine Hz. Ömer gibi sertliğiyle tanınan bir halifeye çekinmeden itiraz edebilme cesareti vermiştir. Nitekim Hz. Ömer, mehirlere sınırlama getiren kararından yaşlı bir hanımın camide itirazı üzerine vazgeçmiştir.

DÖRT MEZHEP DE CAMİDE

Mezhep imamları hem camide yetişmişler ve hem de buralarda ders okutmuşlardır. İmam Şafi i küçük yaşlarda mescidlerdeki ders halkalarına katılmış, daha sonra buralarda ders vermiştir. Ebû Hanîfe kendi camiinde ders okutur, talebelerinin orada yüksek sesle müzakere yapmalarına müsaade ederdi. İmam Mâlik de, Mescid-i Nebevide, Hasan-ı Basrî, Basra Camii’nde öğretimle meşgul olmuşlardır. Tefsir, hadis, tarih, mantık, matematik, cebir, tıp alanlarında oldukça bilgi sahibi olan müfessir Taberî gününün bir kısmını eser yazmaya, bir kısmını da camide ders vermeye ayırırdı. Bağdat camilerinde çeşitli konularda dersler verilirdi. Buralara hoca tayini “nakîbü’n-nükabâ” veya “nakıbü’l-hâşimiyyîn” denilen resmî bir görevli tarafından yapılırdı.

CAMİDE ŞİİR SAATİ

Camiler, sadece dinî eğitim ve öğretimin yapıldığı yerler değildi; daha ilk asırlardan itibaren oralarda edebiyat, eski Arap şiiri ve nazarî tıp dersleri de verilmiştir. Camilerin eğitim ve öğretim mahalli olarak kullanılması geleneği Osmanlılar’da da devam ettirilmiştir. Hatt dersi, Kur’ân talimi ve hıfzı gibi uygulamalı derslerin camilerde verildiği de bilinmektedir. Hatta İstanbul’da bazı camiler geleneksel olarak yerleşmiş bu dersleriyle meşhur olmuştur.

CAMİ VE KÜTÜPHANE

Osmanlı camilerindeki eğitim ve kültür faaliyetlerini tamamlayan önemli bir unsur da çok yaygın olarak görülen camilerde kütüphanelerin bulunmasıdır. Cami derslerini takip eden talebe ve cemaat için bu kütüphaneler çok faydalı olmuştur. Osmanlılar’da özellikle XVIXVII. yüz yıllarda müderrislik imtihanları uygulamalı dolarak genellikle Fatih, Süleymaniye ve Beyazıt gibi büyük camilerde halka açık olarak yapılmaktaydı. Burada aday, ilim heyetinin ve hazır bulunan cemaatin önünde önceden belirlenen konudaki dersini verir, daha sonra değerlendirmesi yapılırdı. Özellikle sıbyan mektebi olmayan şehir, kasaba ve köylerde camilerin çocukların eğitimi için okul olarak kullanılması çok yaygındı.

HÜKÜMET KONAKLARI CAMİ YANINDA İDİ

Özellikle ilk dönemlerde camilerin idarî işler için de kullanıldıklarını görmekteyiz. İslâm dininin tebliğcisi olduğu gibi İslâm devletinin de başkanı olan Hz. Peygamberin evi camiye bitişik bulunuyordu ve cami ile evini dinî ve idarî münasebetler yönünden âdeta bütünleştirmişti. Hz. Peygamber’in bu uygulaması, daha sonraki dönemlerde de uzun bir süre devam etti. “Dârü’l-İmâre” denilen hükümet konakları cami yanında inşa ediliyordu.

DEVLETİ YÖNETMEYE CAMİDEN BAŞLANIRDI

Hz. Peygamber’in devlet yönetimiyle ilgili meseleleri camide görüşüp kararlar alması ve orada bu kararları halka duyurması sünneti kendisinden sonra devam etmiş, devlete ait idare binaları yapıldığında da bu âdet sürmüştür. Halifeler başşehrin merkez camiinde imamet görevini yerine getiriyor ve idarede minberden büyük ölçüde faydalanıyorlardı. Halife biattan sonra idarede takip edeceği genel prensipleri minberde okuduğu ilk hutbe ile ilan ederdi. Halifeler Hacca gittikleri zaman Mekke ve Medine’deki camilerin minberlerinden, İslâm dünyasının her tarafından gelen Müslümanlara hitap etme imkânı buluyorlardı. Halifenin vilayetlerdeki temsilcileri olan valiler merkezî camide imamlık yapar, bazen kadılık, kumandanlık gibi görevleri de üstlenirlerdi. Hz. Peygamber diplomatik görüşmeleri de camide yapar, yabancı elçileri en güzel elbiselerini giyerek burada kabul ederdi. Ancak daha sonra camiler bu fonksiyonlarını kaybettiler.

BEYTÜ’L-MÂ CAMİE BİİŞİTİ

Müslümanlar Hz. Peygamber’e, ilk halifelere ve diğer idarecilere namaz öncesinde ve sonrasında talep ve şikâyetlerini kolayca intikal ettirebiliyorlardı. Hz. Peygamber, camide toplanan malları gerekli yerlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Bu gelenek Hulefâ-yı Râşidîn döneminde de bir süre devam etti. Başlangıçta beytü’l-mâl genellikle camiye bitişikti, hatta bazen caminin içinde yer alırdı. Hz. Peygamber’in minberi, ahkâmın öğretildiği, yanlış hukukî uygulamaların düzeltildiği bir yerdi. Asr-ı saadett cami, kazâî/kadılıkla ilgili faaliyetlerin yürütüldüğü bir mekân olarak da hukuka hizmet etmiştir. Hz. Peygamber’in, “Benim şu minberimin dibinde kim yalan yere yemin ederse cehennemdeki yerine hazırlansın“ mealindeki hadisi, davalara Mescid-i Nebevinin minberi yanında bakıldığını göstermektedir.
Namaz Vakitleri
Şehir :