Makaleler > Prof. Dr. Necdet TOSUN > Güncel > Tekkelerde Yemek Kültürü Nasıldı?
Kategoriler :
Yazarlar :
Tekkelerde Yemek Kültürü Nasıldı?
Tarih : 09.05.2012 11:24:39
Kategori : Güncel
Yazar : Prof. Dr. Necdet TOSUN
Okunma : 1464
İlk dönem sûfîleri, nefsin isteklerine gem vurma düşüncesiyle, açlık ve az yemek üzerinde sıkça duruyorlardı. Özellikle Şam’daki sûfîler buna ayrı bir önem atfediyorlardı. Ancak zamanla tasavvuf müesseseleşip tekkeler yaygınlaşınca, buralara gelen mürid ve misafirlerin ağırlanıp doyurulması gerekli oldu. Bu durum tekkede uyulması gereken bazı kuralların ve tabiî olarak sofra ve yemek âdâbının oluşup gelişmesini sağladı.

A. Sofra Âdâbı

İlk dönemde yazılan tasavvufî eserlerde sofra âdâbı olarak zikredilen hususlar esasen sûfîlere ve tekkelere özel değil, daha ziyade o dönemdeki tüm Müslümanların bilip uyması gereken genel kâidelerdi. Bunların bir kısmı İslâm kültürünün, bir kısmı ise o günkü Arap-Fars geleneklerinin ürünü idiler. Serrâc Tûsî (ö. 378/988), Ebû Tâlib Mekkî (ö. 386/996), Hücvîrî (ö. 465/1072), Gazâlî (ö. 505/1111) ve Sühreverdî (ö. 632/1234) gibi sûfî müellifler eserlerinde sofra âdâbı ile ilgili müstakil bölümler ayırmış ve özetle şunları kaydetmişlerdir:

1. Yemek helâl olmalı

2. Sofra hazır iken namaz vakti girse bile önce yemeği yemeli

3. Yemeğin başında ve sonunda elleri yıkamalı

4. Yemeğe besmele ile başlamalı, Allah’a hamd ile bitirmeli

5. Yemeği sağ elle yemeli

6. Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirmeli

7. Yiyecekleri kötülememeli

8. Lokmaları küçük tutmalı ve iyice çiğnemeli

9. Yemek yiyen kişilerin yüzüne bakıp yediklerini gözetlememeli

10. Yaslanarak veya yatarak yememeli

11. Sol ayak üzerine oturup sağ dizi dikmeli

12. Büyüklerden önce yemeğe başlamamalı

13. Mideyi tam doldurmadan yemeği bırakmalı

14. Sofrada tamamen susmamalı (hikmetli konularda konuşmalı)

15. Yemeğin ardından su içmeli

16. Bir bardak suyu üç defada içmeli

17. Yemekten sonra İhlâs ve Kureyş sûrelerini okumalı, ayrıca Allah’a şükür mânâsı taşıyan duâlar edilmeli

18. Yemekten sonra dişler temizlenmeli.

Hicrî 5. (m. 11.) asırda Ebû Sa‘îd-i Ebu’l-Hayr (ö. 440/1049) tekkelerde uyulması gereken on kuralı sayarken dokuzuncu madde olarak müridlerin, diğer arkadaşlarından izin almaksızın yemek yememeleri gerektiğini ifade etmişti. Azîz Nesefî (ö. 700/1300 [?]) dervişlerin yemekte uymaları gereken kuralları özetle şöyle sıralamıştır: '

* Dervişler sofranın başına edeble oturmalı ve gaflette olmamalılar.
* Aceleyle yememeli, önce şeyhin ve yaşlıların başlamasını beklemeliler.
* Diğerlerinin eline ve kâsesine bakmamalılar.
* Lokmayı küçük alıp iyi çiğnemeleri gerekir.
* Bir lokmayı yutmadan diğerini almazlar.
* Eğer dervişler tek kâseden yiyorsa, herkes kendi önünden yemeli.
* Elinden yere bir şey düşerse onu sol eliyle alıp bir köşeye koymalı.
* Bir derviş diğerlerinden önce sofradan kalkmamalı.
* Dervişler yemek öncesi ellerini, yemekten sonra hem ellerini hem de ağzını yıkamalıdırlar.

Alâüddevle Simnânî (ö. 736/1336) ise Âdâbu’s-Sofra adıyla müstakil bir risale kaleme almış ve bu eserinde daha önce zikredilen âdâbın yanısıra şu hususlara da temas etmiştir:
* Derviş, yemeği pişirirken abdestli olmalı, zikri bırakmamalı.
* Kazandan kâseye dökeceği zaman besmele çekmeli.
* Sofrayı sol koltuğu altında, tuzluğu sol elinde ve kâseyi sağ elinde tutarak getirmeli.
* Sofrayı açınca önce ekmeği, sonra kâseyi koymalı.
* Cemaatin en büyüğü (şeyh) yemekten önce dua etmeli, diğerleri de âmîn demeli.
* Derviş, yemekten artan parçaları alıp evine götürmemeli.
* Dostlarına lokma vermemeli.
* Ayağını sofranın üzerine koymamalı.
* Ekmeği iki eliyle ve yiyeceği kadar koparmalı.
* Yemek arasında su içmemeli, eğer zarûret varsa bardağı yemeğe bulaşmayan parmaklarıyla tutup içmeli.
* Yemeğin sonunda cemaatin en büyüğü dua etmeli.
* Hizmet eden kişi ibriği sol, sabunu sağ elinde tutarak getirmeli.
* Herkes elini kendi mendiliyle kurulamalı, hizmetçi omzunda getirdiği havluya işaret ederse onunla da kurulamalı.
* Aşırı sıcak yemekten sakınmalı.

B. Tekke Yemekleri

İstanbul’un Nakşbendî Özbek Tekkeleri’nde ve Kalenderhaneler’de hazırlanan meşhur Özbek pilavı, Mevlevîlerin Kurban Bayramına mahsus taze kurban etinden yapılan ve gelen gidene ikram edilen kavurma lokması, keza kandil geceleri yine herkese bol bol sunulan fıstıklı, sütlü irmik helvası, Merkez Efendi Tekkesinde bol pilav üstüne verilen limon, portakal veya karadut peltesi, Muharrem ayının onundan Safer’in sonuna kadar her tekkede tertiplenen aş cemiyetleri, sekiz kulplu büyük kazanlarda pişen aşûre, aşûrenin komşulara ve fukaraya güğümler içinde günlerce bol miktarda dağıtılması bu geleneklerden bazılarıydı.

Tekke yemeklerini “Çorbalar”, “Diğer Yemekler”, “Helvalar- Tatlılar” ve “Şerbetler” diye gruplara ayırıp örneklendirmek mümkündür.

1. Çorbalar

Tekke yemeği denince ilk akla gelenlerden biri çorbalardır.Hatta halk dilinde “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” şeklinde bir deyim bulunmaktadır. Bursa’daki Kadiriyye’nin Eşrefiyye koluna mensup Nu‘mâniyye Dergâhında Ramazan ve Kurban Bayramları’nın ikinci gününde “köfteli çorba” merasimi yapılırdı. Sabah namazı cemaatle kılındıktan sonra Kadirî evradı okunur, topluca yapılan kelime-i tevhid, yâ Latîf, yâ Vedûd ve Hû zikirlerinden sonra gülbang ve dua da bitince “somathane” ve “taamhane” denen büyük yemek odasına inilirdi. Burada Ehl-i beyt’ten 12 İmam’a işareten 12 kişilik sofralar etrafında toplanılır, herkes ayakta hürmetle şeyh efendinin dua etmesini beklerdi. Bu esnada eller çaprazlama göğüs üstünde tutulur, sağ ayağın baş parmağı sol ayağın baş parmağı üzerine konur, başlar hafifçe kalbin üstüne yatmış olarak hafiften “Allah, Allah” zikri devam ederdi. Nihayet şeyh efendi “sofra gülbangi” denen duaya başlardı: “Allah Allah, eyvallah! Hayırlar feth ola, şerler def ola. Bu meydân-ı ışka revân olalım. Pîrimiz Sultânü’lâşıkîn, Burhânü’l-vâsılîn, Mazhar-ı esrâr-ı kayyûmî, Pîr-i sânî Cenâb-ı Eşrefzâde Abdullah er-Rûmî kuddise sirruhu’l-âlî efendimizin sünnet-i şerîfesini icrâ edelim. Gelin ey ihvân-ı bâ-safâ, bu vesîle-i hasene ve hâtıra-i müstahsene ile “köfteli çorba” nûş eyleyelim, göçenleri yâd edelim”.

2. Diğer Yemekler

Mevlevî tekkelerinde pirinç, et, soğan, nohut, kişniş ve fıstıktan müteşekkil olup cuma ve bazen pazartesi geceleri merasimle pişirilen bir nevî pilav vardı ki buna “Lokma” adı verilirdi. Bunun için ayrı ve içinde başka hiçbir şey pişmeyen bir kazan vardı. Gümüş gibi parlak olan bu kazan beze sarılı olarak kendine mahsus dolapta muhafaza edilirdi. Mutfakta (matbah) bunun için mevcud ocağa “Ateşbâz-ı Velî Ocağı” denirdi. Lokma pişerken mutfağın kapısı kilitlenir, mutfakta kazancı dede ile matbah canlarından (mutfakta görevli dervişlerden) başkası bulunmazdı. Lokmanın harcı, yiyecek kişilerin sayısı göz önüne alınarak kazancı dede tarafından tayin olunurdu. Lokma (pilav) piştiği müddetçe matbahta hazır bulunanlar niyaz vaziyetinde dururlardı. Lokma pişirmeye “lokma basmak” da denirdi. Yemekler kaplara aktarılınca yemek vaktini haber vermekle görevli olan derviş yüksek sesle: “Hû, lokmaya salâ” ya da “somata salâ” der. Somat sofra demektir. Hücrelerden çıkanlar matbaha gelip sofraya oturur ve yemeğe başlarlar.

3. Helvalar-Tatlılar

İstanbul’daki Tophane Kadirî Âsitânesi’nde “Erbaîn Helvası” pişirme geleneği vardı. Kışın soğuk geçen 21 Aralık-30 Ocak tarihleri arasındaki 40 günlük süreye eski takvimlerde “Erbaîn” denir ve bu dönemde bazı sûfîler halvete girerdi. Erbaîn döneminin sonunda bazı merasimler icra edilirdi. Kadirî Âsitânesi’ndeki erbaîn helvası merâsimi de şöyle olurdu: Padişah tarafından gönderilen 20 adet kurbanlık, sabah namazı ve evradından sonra bizzat şeyh efendi tarafından tığlanır (kesilir), akşam yemeği peygamber âilesine (pence-i âl-i abâ) işareten 5 tür yemekten oluşurdu. Akşam yemeğinden sonra dervişler berâberce hamdiyye okurlar ve yatsı namazına bir saat kala cüzleri paylaşarak Kur’ân hatmi yaparlardı. Bir saat içinde hem hatim, hem de erbaîn helvasının pişirilmesi biter ve gülbang çekilirdi. Helvayı etvâr-ı seb‘aya (nefsin yedi mertebesine) işareten dergâhın mensuplarından 7 kişi kelime-i tevhid okuyarak pişirirdi. Erbaîn helvası tahin ve bal ile hazırlanan bir irmik helvası idi. Pişince ocaktan indirilir ve demlenmeye bırakılırdı. Helva demlenirken yatsı namazı kılınır ve 70.000 kelime-i tevhid ile bir ilâhi okunurdu. Ardından şeyh efendi ve mürîdler tekkenin tevhîdhâne bölümünden matbaha iner, helva somat-ı şerîfe (sofralara) taksim edilerek yenirdi.

4. Şerbetler

Mevlevî tekkelerinde ayn-ı cem merasiminden sonra kuru ve yaş yemişlerin yanısıra tarçın veya diğer meyve şerbetleri içilirdi. Bazı Nakşbendî tekkelerinde de Pazar ve Perşembe günleri icrâ edilen hatm-i Hâcegân’dan sonra şeker, üzüm, hurma veya helva yenir, Cuma geceleri yatsı namazından sonra icrâ edilen hatm-i salavâtın ardından ise şerbet içilirdi. Bedeviyye tarikatına intisap eden müride, intisap meclisinde şerbet içirilirdi. Eğer cezbesinin fazla olması arzu edilirse sirke ve süt ile şerbet verilir, orta bir cezbe murad edilirse hurma, kuru üzüm ve kuru incir ile şerbet verilir, eğer az cezbeli olması istenirse zeytin yağı ve su ile şerbet verilirdi. Halvetiyye’nin Sivâsiyye kolunda halvetten çıkan mürîd için sofralar kurulur, kesilen kurbanın ciğeri ile “bal şerbeti” halveti tamamlayan sâlike sunulurdu. Tekkelerde çoğunlukla yemeğin ardından Arapça ya da Türkçe sofra duaları okunurdu.

C. Değerlendirme:

Netice olarak, ilk dönemlerde zühd ve az yeme konusuna vurgu yapan sûfîler, tasavvufun kurumsallaşması ve tekkelerin yaygınlaşması sonucunda tekke içinde uyulması gereken kuralları ve bunların bir parçası olan tasavvufî sofra âdâbını tespit etmek zorunda kalmışlardır. Bu tasavvufî sofra âdâbı, Osmanlı dönemi Anadolu tekkelerinde daha da gelişerek belli gün ve gecelerde dua ve zikirler eşliğinde özel bazı yemeklerin hazırlanıp yenmesi şeklinde merasimlere dönüşmüştür. Sûfîler yemeğin malzemesine ve pişirilme metoduna birçok sembolik anlamlar ve dinî-tasavvufî motifler yüklemişler, bu sayede aslında dünyevî bir iş olan yemeği, bir ibadet neş’esine dönüştürebilmişlerdir. Bazı dinî gün ve gecelerde, bulundukları muhitin insanlarına ikramda bulunarak onların bu dinî atmosferi daha iyi teneffüs etmelerine de yardımcı olmuşlardır. Ayrıca kültür dünyamıza ve özellikle Türk yemek kültürüne önemli katkılar sağlamışlardır.

Namaz Vakitleri
Şehir :