Makaleler > Prof. Dr. Mehmet Emin AY > Siyer > Asr-ı Saadet’te Bayram Heyecanı
Kategoriler :
Yazarlar :
Asr-ı Saadet’te Bayram Heyecanı
Tarih : 13.10.2012 16:48:08
Kategori : Siyer
Yazar : Prof. Dr. Mehmet Emin AY
Okunma : 1007
 Yüce dinimizde, asırlardır kutlana gelen Ramazan ve Kurban adında iki bayramımız vardır. Asr-ı Saadet’te bu bayramlar Iydül-Fıtr ve Iydül-Adhâ isimleriyle, hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Kurban Bayramı namazı ve Kurban kesilmesi de yine bu yıldan itibaren yerine getirilmiştir. Bu yazımızda, Asr-ı Saadet’te Kurban Bayramının nasıl kutlandığını, Tarih, Siyer ve Hadis kaynaklarına dayanarak aktarmaya çalışacağız.

AREFE GÜNÜ ve BAYRAM GECESİNİN FAZİLETLERİ

Kıymetli okuyucum.

Kurban Bayramı’nın kutlandığı günler, aynı zamanda hicri 9. yıldan itibaren farz kılınan Hac ibadetinin ifa edildiği günlere denk gelmektedir. Hadis-i Şerif’lerde “Günlerin en faziletlisi” olarak bildirilen ve “Duâların en faziletlisi Arefe günü yapılan duâdır” tavsiyesinde bulunulan Arefe günü ise -bilindiği üzere- Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Bu günün sabahından itibaren bayramın 4. günü ikindi namazına kadar, 23 vakitte farz namazlardan sonra tekbir okunur. Bu tekbirlere Teşrik tekbirleri denilir. Yine Arefe günü, Hac ibadeti maksadıyla mukaddes topraklarda bulunan mü’minler, Arafat Vadisi’nde günün belirli vaktinde ellerini semaya açarak duâlar ederler, tüm mü’min kardeşleri için niyazda bulunurlar. Buna Vakfe duâsı denilir.

İşte böylesine mübarek bir günün kadri bilinmeli ve sabah namazından itibaren okuyacağımız tekbirlerle, günün belli bir saatinde ve özellikle öğle namazından sonra, adeta kilometrelerce uzakta olsak ta gönlümüzün Arafat’taki mü’minlerle beraber olduğunu ifade edercesine duâlar etmeli, niyazlarda bulunmalıyız.

Yine duâların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Bayram gecelerini duâ ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur’ân okumak, Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemek hususunda Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ve Kurban Bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.”

Unutmayalım ki, Kurban Bayramı’nın sevinç ve heyecanını, duâ ve kulluk şuurunun lezzetiyle katmerleştirmek, Arefe gününü ve Bayram gecesini değerlendirmekten geçer.

BAYRAM NAMAZI ve KURBAN HEYECANI

Değerli okuyucum

Hz. Abdullah b. Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin Bayram namazına giderken bir yoldan gidip, dönerken de başka bir yoldan döndüğünü aktarmaktadır. Yine sahabiler, Kurban Bayramı sabahı Peygamberimizin namaza giderken ağzına bir şey almadığını, yediği ilk gıdanın kurban eti olduğunu bildirmektedirler. Bayram namazı konusunda ise şöyle buyurduğunu aktarmaktadırlar:

“Bu günümüzde yapacağımız ilk şey Bayram namazını kılmaktır. Sonra evlerimize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur.”

Kurban kesimi konusunda ise sözü Ashab-ı Kiram’dan Cabir (ra) hazretlerine bırakalım. Şöyle anlatıyor Hz. Cabir:

“Bir Kurban Bayramı’nda, Resulullah (sav) ile Bayram namazı kılmak için tahsis edilen musallada (namazgâhta) hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık alacalı ve boynuzlu iki koç getirildi. Onları (yatırıp kıbleye) yöneltince: “Ben Hanif olarak (Allah’ı bir tanıyarak) yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müş riklerden değilim (En’am, 79). De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, hepsi Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emr olundum ve ben Müslümanların ilkiyim.” (En’am 162-163) ayetlerini okudu ve onları kendi eliyle kesti. Bu esnada şöyle duâ etti. “Ey Rabbim! Bu kurban bize Senden ikramdır ve biz de onu Senin rızan için kesiyoruz. Bu benim ve ailem adına ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır! Bismillahi vallâhu ekber.”

Değerli okuyucum.

Sevgili Peygamberimizin (sav) bu uygulamasından şunu anlıyoruz: “Kişi, kurbanı kesebiliyorsa kendisi kesmelidir. Çünkü bu bir ibadettir. Onu, kişinin kendisinin yapması, başkasına vekâlet vermesinden daha faziletli ve sevaptır. Şayet kendisi kesemiyorsa o takdirde ehil olan birisine vekâlet vermek sûretiyle kestirir ve kendisi de orada hazır bulunur.” Nitekim bu esnada hazır bulunmanın önemi hakkında Peygamberimiz, (sav) kızı Hz. Fâtıma’ya:

“Fatıma! Sen de gel, kurbanın kesilirken orada hazır bulun. Zira işlemiş olduğun her günah, kurbanın kanından ilk damlası yere düştüğünde, bağışlanır.” diye buyurmuştur.

Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin bu uygulamasına istinaden Ashab-ı Kiram, kurbanlarını bizzat kesmeğe gayret ederlerdi. Birbirleriyle bayramlaştıkları esnada ise bu ibadetlerinin kabulü için birbirleri için şöyle duâ ederlerdi:

“Tekabbeallahu minnâ ve minkum” (Allah bizim de sizin de amellerinizi makbul eylesin)

Bizler de kurban kesimi işleminden sonra mümkünse iki rekât namaz kılarak, “Allah’ım! Halilin İbrahim (as) ve Habibin Muhammed (sav) Hazretlerinden kabul buyurduğun gibi rızan için ifa ettiğim Kurban ibadetimi benden de kabul buyur.” diye duâ etmeliyiz. Bayramlaşırken de Ashab-ı Kiram gibi “Allah cümlemizin amellerini makbul eylesin” diye duâ ve niyazda bulunmalıyız. Kim bilir? Belki bu duâlara muhatab olan ve âmin diyen bir akrabamızın, bir arkadaşımızın veya bir din kardeşimizin hürmetine, eksiklerimiz tamamlanır, kusurlarımız bağışlanır…

ASR-I SAADET’TE BAYRAM SEVİNCİ

Değerli okuyucum.

Peygamberimiz (sav) bayramlara maddi ve mânevî açıdan hazırlıklı girilmesini, bugünlerde temiz ve güzel elbiseler giyilmesini ve çocuklara da güzel elbiseler giydirilmesini isterdi. Bayram günlerinde kılıç ve diğer silahların taşınmasını yasaklamıştı. Çünkü Resul-i Ekrem (sav) bayramın huzur ve sevinç ortamının hiçbir surette bozulmasını istememişti.

Bir bayram günü mescide Habeşlilerden bir grubun oynadığı mızrak kalkan oyununu eşi Hz. Aişe (ra) ile birlikte izlemişti. Kendisi seyretmese de Hz. Aişe’nin yine bir bayram günü genç kızların def çalıp şarkı söylemelerine dair arzusuna izin vermişti.

O dönemde çocuklar bir kısmı halen bugün de Anadolu’da çocuklar tarafından oynanan kovalamaca, çizgi, ceviz, âşık ve misket (o zamanki adıyla cülâhik) oyunlarını oynarlardı. Bunların hiçbirinde kumar söz konusu değildi. Yine cahiliye adetlerinden biri olan kadın-erkek birlikte oynama âdetini de İslâm yasaklamıştı.

Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin bayram günleri için ifade buyurduğu “yeme-içme ve zikir günleri” ifadesine ilave olarak “Tekbir getirmek suretiyle bayramlarınızı süsleyiniz.” tavsiyesini şöyle anlamak da mümkündür: “Müslüman, kendisini bir bayrama daha ulaştıran Allah Teâlâ’ya hamd ve şükürler etmelidir. İmkânları elveriyorsa kurban ibadetini gönül hoşluğu içinde yerine getirmeli, kurban etini eş-dost ve yoksullarla paylaşmalı ve ailesine ayırdığı kısmı da huzur ve sürur içinde yemelidir. Her yemek sonunda bunca nimetleri bahşeden Allah’a şükretmeli ve yeryüzünün muhtelif yerlerinde sıkıntı içinde olan mü’min kardeşlerini de unutmamalı, onlar için duâlar etmelidir.”

Namazlardan sonra okuyacağı tekbirleri, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Cebrail arasında geçen hadiseyi düşünerek kulluk şuuruyla okumalıdır. İşte o zaman bayram, Rabbimizin rızasını kazandıran, gönüllere sevinç ve huzur bahşeden güzel bir zaman dilimine dönüşmüş olur…

Asr-ı Saadet tadında bayramlar yaşamanız dileğiyle, sağlıcakla kalınız.
Namaz Vakitleri
Şehir :