Makaleler > Prof. Dr. Mehmet Emin AY > Güncel > Camiler Beytullah'ın Birer Şubesidir
Kategoriler :
Yazarlar :
Camiler Beytullah'ın Birer Şubesidir
Tarih : 08.12.2011 10:18:34
Kategori : Güncel
Yazar : Prof. Dr. Mehmet Emin AY
Okunma : 1335
Camiler mü’minlerin hayatına nasıl yön vermektedir?

Önce cami kelimesi üzerinde durmak isterim. Cami, “cem eden, bir araya derleyip toplayan” demektir. Bilindiği üzere Allahü Teâlânın güzel isimlerinden biri de “el-Câmi’”dir. Bu isim, tüm varlıkları, birbirine zıt kutuplarda bulunmalarına ve yine insanları, farklı renk, dil, kültür vs. ayrı ayrı, muhtelif özellikler taşımalarına rağmen bir arada toplama kudretinin ifadesidir. Aynı zamanda bu isim, mahşer gününde tüm insanları bir araya toplama kudretine de işaret eder. Dolayısıyla camiler, Allahü Teâlânın bu güzel isminin tecelli ettiği, sınıf, renk, statü, mertebe vs. farkların ortadan kalkarak, yine O’na, ibadet maksadıyla yönelindiği mekânlardır. Camiyle barışık bir mü’min için burası, Rabbinin evidir ve her bir cami Beytullah’ın yeryüzündeki şubesidir. Güne sabah namazını eda ettiği camiden çıkarak başlayan mü’min için cami, ona aynı zamanda yön de tayin eder. Bu yön gündelik hayata, Allah’a güzel bir kul olmanın zevkiyle başlama yönüdür. Çünkü biliyoruz ki, Allah’ı zikretmek, O’nu anmak ve tesbih etmek, insan ruhunun gıdası ve aynı zamanda sıkıntılarını giderecek ilacıdır; ve en güzel zikir ve tesbihler namazdadır ve namazın en makbulü de camide cemaatle kılınandır. Dolayısıyla, camiler mü’minlere “güzel kulluk” hususunda böylesine önemli yön tayin eden unsurdur.

KAPISINI MÜ’MİLERİ AÇADIĞ CAMİER

Camiler yeterli derecede dinî ve sosyal görevini yerine getiremezse hayatımızda nasıl bir boşluk doğurur?

Camilerin, icra ettiği dinî ve sosyal fonksiyonlarının bir an için sona erdiğini düşünelim. Ezan sesinin duyulmadığı minareler, kapısını mü’minlerin açmadığı camiler, aynı zamanda toplumda pek çok şeyin de kapısına kilit vurulduğuna işaret eder. Çünkü hangi taraftan bakılırsa bakılsın, camiler dinî ve sosyal hayatımızın en önemli dinamiklerinden biridir. Orada verilen vaazların, irad edilen hutbelerin, ihya edilen kandillerin, kılınan namazların, fert ve toplum hayatında önemli bir yeri vardır. Bunlardaki herhangi bir eksiklik, tabiatıyla hayatımızda da önemli boşluklar doğuracaktır. Bugün bireysel ve toplumsal olarak yaşadığımız bir çok sıkıntıda bu eksikliklerin rolü vardır; ve dini bilen ve bu işi görev olarak yerine getirmeye çalışan bizlerin de bu eksikliğin bir parçası olduğunu düşünüyorum.

ÖNCE MESCİD İNŞA EDİLDİ

Hem peygamberimiz döneminde hem de sonrasındaki İslâm tarihinde mü’min ve cami ilişkisi nasıl olmuşur?

Sevgili Peygamberimiz (sav) hicret hadisesinden sonra Medine yakınlarındaki Kuba köyüne ulaştığında hemen ilk iş olarak bir mescidin yapımının emrini verdi. Medine’ye yerleştikten sonra da şimdi bizlerin Ravza-i Mutahhara olarak bildiğimiz Mescid-i Nebevi’nin arsası satın alınarak buraya bir mescid inşa edildi. Sayacağımız şu üç husus, Medine’de ilk iş olarak yapılma özelliği arz eder. Bunlar mescid, mektep ve çarşıdır. Dolayısıyla Müslümanın gönül, akıl ve mide üçlüsünün, Allah’ın buyurduğu nitelikte olması gerektiğinin de işaretlerdir bu uygulamalar...

Asar-ı Saadet’e baktığımız zaman bu mescidin, gelen vahyin insanlara iletildiği, bazı konuların istişare edildiği, alınan kararların uygulandığı mekân olduğunu görmekteyiz. O halde Asr-ı Saadet’teki bu özelliğine bakarak camilerin, namaz için insanları cem eden bir yer olmasının yanında, çok yönlü bir mekân olması gerektiği de anlaşılmaktadır. Bu itibarla, camiler, yerine göre bir okul, yerine göre bir buluşma ve istişare mekânı, yerine göre de bir ibadethane vazifesi görmelidir. İnsan için dinî duygunun en yoğun yaşandığı yerlerin başında da camiler gelir.

Çünkü burada, her bir mü’minin kendinden kattığı güzelliğin bir kartopu haline gelmesi, büyümesi ve bu manevî havanın herkesi sarıp sarmalaması söz konusudur. İşte Asr-ı Saadet’te mescid böyle bir fonksiyon icra etmekteydi…

MEKKE, MEDİNE, BUHARA, SEMERKANT, KUDÜS CAMİDİR

İslâm tarihinde mü’min-cami ilişkisi nasıl olmuştur sorunuza gelince, doğrusu bu konuda ilk zamanlar aynı havanın teneffüs edildiğini, özellikle büyük İslâm âlimlerinin, hadisçilerin ve fakihlerin, zamanda mescid ve camileriyle de ünlüydüler. Yüzlerce öğrencinin eğitim gördüğü yüzlerce cami, her şeyden önce bir ibadet mekânı olarak mü’min-cami birlikteliğine en güzel örnekti aynı zamanda… Fakat sonradan İslâm dünyasında baş gösteren siyasi çalkantılar ve üzücü olaylardan camiler de nasibini almış, böylesine manevi yönü her şeyden önce gelmesi gereken mekânlar, maalesef siyasi emellere alet edilmişlerdir.

TELEVİZYON MU, CAMİDE VAKİT NAMAZI MI?

Dinî hayatın her geçen gün iyiye gittiği vurgulanan ülkemizde, camiler niçin boş kalmaktadır?

Kanaatimce bu konuda birçok faktör rol oynamaktadır. Birincisi, dış faktörlerdir. Bugün, psikolojik ve sosyolojik bakış açılarıyla gerçekleştirilen araştırmalar, dinin, insan için ne denli önemli olduğunu, insanların din gerçeğini göz ardı edemeyeceğini, dinin her geçen gün sosyal hayatta daha çok “yaşanan” bir realite olduğunu ortaya koysa da küreselleşen dünya, yeryüzünü “koca bir köy” haline getirmiştir. Medya ve internet, iletişim ve bilişim çağındaki insanın en çok manevî yönünü vurmuş ve tahrip etmiştir. Dolayısıyla din, hayatımızda sosyal ve psikolojik bir realite olarak vardır diyebiliriz, ama biz bu dini, hayatımıza tatbik noktasında bizi engelleyen pek çok faktör ile karşı karşıyayız aynı zamanda... Bakınız, çocukluk yıllarımızda siyah-beyaz televizyonlar vardı. Bizler, hem namazımızı kılmak hem de seyrettiklerimizi kaçırmamak için ince bir planlama yapardık. Televizyon tutkusu, kişileri çoğu zaman camiye gitmekten alıkoyardı. Şimdi düşününün ki, sayısı bini aşan kanallar yanında bir de internet ve sosyal paylaşım ağları var. Geçtik camiye gitmekten, kendisini bu ağların zehirli tutkularından ve tutsaklığından kurtarıp da vakit namazını kılan kaç kişi var, televizyon ve bilgisayar karşısında? Yine şöyle bir soru sormak isterim. Bunca televizyon kanalı içinde faydalı, temiz ve kişinin manevi-ruhi hayatına olumlu katkıları olan yayınlar yapan kanal sayısı kaçtır acaba? Bu konudaki açık ve net dezavantaj bile, insanların dine ve dinî değerlere uzak kalmasının sebeplerinden biridir kanaatindeyim.

DİN GÖREVLİSİNİN GÖREVİ

Camilerin neden boş kaldığı sorunuzun cevabında birçok faktörden söz etmiştim. İkinci olarak camilerde görev yapan din görevlilerinin de bu konuda rol oynadığını düşünüyorum. Bu güzel din, ancak en güzel ve en mükemmel anlatımla tanıtılmalıdır, tüm insanlığa ve aynı zamanda tüm Müslümanlara… Çünkü en son ve en mükemmel din olan İslâm’ın bir revizyona ve reforma ihtiyacı yoktur. Revizyon yani yeniden gözden geçirme bizlerin tekdüze giden anlayışımızda, donup kalmış ve değişime kapalı bakış açılarımızda olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Allah işini mükemmel yapan kulunu sever.” Kim hangi işi yapıyorsa onu en güzel ve en mükemmel haliyle yaparsa bu sevgiye nail olacaktır. Dolayısıyla din gibi mukaddes ve mübarek bir görevin sahibi olan din görevlisi, her ne kadar yaptığı işten dolayı bir maaş alıyor olsa da yerine getirdiği bu görevin aynı zamanda “bir mukaddes hizmet” olduğunu düşünmesi ve herhangi bir hizmete anlam ve ruh kazandıran en önemli unsurun “içtenlik ve gönüllülük” olduğunu unutmaması gerekir. Din görevlisi her şeyden önce samimi bir “din gönüllüsü” olmalıdır. Ecdadımızın deyimiyle “kendisi mütevazı, himmeti âlî” olmalıdır. Alçakgönüllü, fakat hedefl eri ve idealleri büyük olmalıdır. O, yaşadığı çağın özelliklerini bilen, mesleki bilgisi yanında, genel kültürüyle insanlar nezdinde kabul gören biri olmalıdır. Böylesi özelliklere sahip her bir din görevlisi sadece mahallesindeki komşularıyla birebir ilişki kurarak camiye devam hususunda nasihat, tavsiye ve telkinde bulunacak olursa inanıyorum ki cemaat sayısında ciddi bir artış gerçekleşecektir.

SAF DÜZENİ: ERKEKLER, ÇOCUKLAR VE KADINLAR

Kadınlar ve çocuklar açısından camiler girilemez, ulaşılmaz, çevresine dahi yaklaşılmaz mekânlar olarak görülüyor. Sizce bütün mü’minler camilerle nası barışı hale getirilebilir?

Bu sorunuza cevap vermeden önce, konuyla ilgili olarak Asr-ı Saadet’teki uygulamalara bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Peygamber Efendimizin (sav) imam olarak namaz kıldırdığı Mescid-i Nebevi’de erkeklerin ardından çocuklar, onlardan sonraki safl arda ise kadınlar namaza dururlardı. Sadece Cuma ve bayram günleri değil, yatsı ve sabah namazları da dahil olmak üzere vakit namazlara çocuklar ve kadınlar da iştirak ederlerdi. Konuyla ilgili birçok hadis ve yaşanan hatıra, Asr-ı Saadet’te kadınların ve çocukların aktif bir şekilde camide ve cemaatte yer aldıklarını ortaya koymaktadır. Öte yandan, Sevgili Peygamberimizin (sav) İslâm hakkında bilgi almak maksadıyla Medine’ye gelen Necranlı Hristiyanların, mescidde kalmalarına izin vermesi ve ibadetlerini icra etmelerine müsamaha göstermesi de dikkatimizi çeken ayrı bir konudur. Asr-ı Saadet’teki bu uygulamalardan çıkarabileceğimiz neticeler şunlardır: Peygamber Efendimiz (sav) misafi r hristiyanlar için bile böylesine müsamahakar davranırken, ümmetinin kadınlarını ve çocuklarını hiç ihmal eder mi? Elbetteki hayır… Dolayısıyla sonraki çağlarda birtakım sebeplerle kadınların camilere gelmeleri hususunda birtakım engeller oluşturulmuş olması, her geçen gün kadınların ve çocukların camilerden ayaklarının kesilmesi, Peygamber Efendimizin (sav) sünnet-i seniyyesine uygun değildir.

CAMİYLE BARIŞIK BİR HAYAT

Erkeklerin, kadınların ve çocukların, kısacası tüm mü’minlerin camilerle barışı hale getirilmesi nasıl olacaktı? Sorusuna cevap olmak adına da şunları söleyebilirim. Ne zaman ki, fi ziki şartları itibariyle kadınların da erkekler kadar rahat girip çıkabilecekleri, mahremiyet sınırları içinde ibadetlerini yerine getirebilecekleri kendilerine tahsis edilmiş mekânlara sahip camiler inşa edebilirsek, Ne zaman ki, çocukları azarlamayan, onların çocuksu davranışlarına hoşgörüyle bakabilen yaşlı ve yetişkin cemaate sahip olabilirsek, Ne zaman ki, yaptığı farklı ve ilgi çekici etkinliklerle çocuklara camileri sevdirecek, zaman zaman onlara şeker, çikolata hediye eden din görevlileri yetiştirebilirsek, Ne zaman ki, her vaazını, günlerini vererek hazırlayan, her bir konuşmasını emek mahsulü gayretlerle oluşturan vaizlere sahip olabilirsek, Ne zaman ki, okuyacağı hutbeyi kendisi hazırlayan ya da hiç olmazsa önceden hazırlanarak gönderilmiş olan hutbeyi minbere çıkmadan önce birkaç kez okuyarak içselleştiren, önce kendi içine sindiren imamhatipler camilerimizde görev yaparsa, işte o zaman bütün müminlerin camilerimizle barışık hale gelmesine zemin hazırlamış oluruz. Özellikle çocukların, küçük yaşlardan itibaren camilerdeki manevi havayı teneffüs etmeleri, topluca kılınan namazlardaki ruhani ortamı bizzat yaşamaları, aynı makamla okunan tekbirleri ve salavatları duymaları ve tekrar etmeleri gelecekteki dinî hayatları için son derece önemlidir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın öncülüğünde kutlanan Camiler Haftası’nın son yıllardaki etkinliklerinde çocuklara yönelik projelerin bu konuda önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Aynı çerçevede, kadınların da camilerle barışık hale gelmelerinde yeni projelere ihtiyaç duyulduğunu da sözlerimize ekleyelim.
Namaz Vakitleri
Şehir :