Makaleler > Prof. Dr. Cevat AKŞİT > Güncel > Dualı Bir Milletiz, Çürük Adam Tutunamıyor
Kategoriler :
Yazarlar :
Dualı Bir Milletiz, Çürük Adam Tutunamıyor
Tarih : 04.01.2012 09:49:44
Kategori : Güncel
Yazar : Prof. Dr. Cevat AKŞİT
Okunma : 1500
Dinimizde nasihatin, vaazın önemini açıklar mısınız?

Efendim, din nasihatle ayakta durur, Peygamber Efendimizin Hadis-i Şerifi var; “Din nasihattır.” Vaaz vermek, halka hitap etmek, dinin en kolay şekilde halka ulaşması gerekir. Kitap okumak zordur, okuduğu kitabı anlamak da ayrı bir kabiliyet ister. Vaiz adam, kendisi birçok kitaptan yararlanıp, topladığı bilgileri karşısındaki halkın seviyesine göre, onların anlayacağı dille aktarır. Dininde, diyanetinde yanlış iş yapmasın diye onları bilgilendirir. Vaazın aslı dinin hem itikat yönünü, hem ibadet yönünü bilimsel verilere uygun şekilde anlatmaktır. Bu çok önemlidir. Çünkü bugünün insana her şeyi hazır istiyor. Özel çalışma yapanımız, kitap okuyanımız çok nadir. Hatta hocalarımız bile az kitap okuyor. Vaizin kendini yenilemesi, devamlı okuması lazım ki, devamlı ilgi çeksin. Dinimizin ayakta durmasında, dinî geleneklerimizin, örflerimizin devam etmesinde vaizlerin büyük rolü vardır. Bizim insanımız da hocaya büyük saygı duyar. Çünkü hoca, Peygamber Efendimizin yaptığı görevi direkt olarak yapan kişidir.

PADİŞAHTAN HALKA KADAR DİN ÖNEMLİ

Selçuklu’dan Osmanlı’dan beri hocaya derin bir saygı vardır bizde, değil mi?

Öteden beri bizim Türkiyemizde, hocalara büyük saygı duyulur. Hocalar iyi bilmeli, bildiğini yaşamalı, yaşadığını da halk görmelidir. Böyle olursa çok etkili olur. İşte Osmanlılar gerçekten çok sağlam bilim merkezleri kurmuşlar; onlar medreselerdir. Bu medreselerde çok iyi yetiştirdikleri kişiler, -buralarda uygulamalı olarak, bildiklerini yaşayarak öğretiliyor- halka dini bilgileri ulaştırmışlardır. Ve buna, çok önem vermişler, Osmanlılar. Halka hitap edenler var, çok seçkinler, vaizler, hocalar da padişahın huzurunda, devlet ileri gelenlerine onların seviyesinde –çünkü onlar iyi yetişmiş, bilgili insanlar- hitap etmişlerdir. Enderun hafızları var, huzur hocaları var. Ta yukarıdan, padişahtan vatandaşa kadar dinî konuların önemi, vaaz ve nasihatin önemi çok iyi anlaşılmıştır.

HOCA DÜZGÜNSE VATANDAŞ DA DÜZGÜN OLUR

Osmanlı’nın son dönemi nasıl geçmiş, hocalar konusunda?

Yükselme döneminde en üst seviyede hocalarımız yetişmiş, yine, Osmanlı döneminin son zamanlarında bile yetişen âlimlere bile bugün imrenerek bakıyoruz. Elmalılı Hoca, Manastırlı İsmail Hakkı Efendi vb. Bunlar yıkılma döneminde olsa bile fevkalade büyük hocalardır. Sağlam yapıda, ölü döneminde bile böyle güzel insanlar yetişebilmiş. Hep bize Abdülhamid’i, Osmanlı’nın yıkılma dönemini kötülüyordu hocalarımız, biz de merak ediyorduk bu durumları. Çok saydığım, sevdiğim bizim Acıpayam’da hocamız- bir ara müftülük de yaptı- demişti ki; “Oğlum, ben otuz kırk senedir burada konuşuyorum, bir elhamdülillah demesini öğretemedim, bugün insanlara. Abdülhamid döneminde hiç olmazsa vatandaşın en cahili bile Fatiha’yı düzgün okuyordu.” Tabii, balık baştan kokar. Hoca düzgünse, vatandaş da düzgün olur. Osmanlılın yıkılma döneminde bile hocalar, kökten gelen sağlam geleneğe bağlı olarak güzel insanlardır.

İLAHİYAT YAHUDİLERİN ELİNDE

Batı bizim inancımızı yıkmak istiyor galiba?

Fransa’da da gördüm, Amerika’da da gördüm, orada ilahiyat konularını hep Yahudiler işliyorlar. Avrupa’da, Amerika’da üniversitedeki ilahiyat alanındaki hocalar hep Yahudi kökenli. Hem de idealist Yahudi. Bunlar İslâm âleminden gidenlerin kafalarına sorular sokuyorlar, evvela inancını yıkıyorlar, dinden soğutuyorlar. Adam ne idiğü belirsiz bir halde geliyor, Türkiye’ye, Mısır’a veya bir başka İslâm ülkesine. Bugün de var bu. Amerika’da gördüm. Onların programlı, disiplinli, metodik çalışmasına hayranım. Ben de burada, bu vakfımda öğrenci yetiştiriyorum. Bilgili, karakterli, bildiğini yaşayan ehl-i sünnet âlimleri yetiştirmeye çalışıyorum. Onların çalışma sistemini gördüğümden öğrenci göndermek istiyorum.

HALK KENDİ KEYFİNDE YAHUDİLER DE MERKEZDE

Amerika’yı hakikaten Yahudiler mi yönetiyor?

Orada çalışan ilahiyat alanındaki hocaların hepsi Yahudi kökenli. Objektif davranmıyor. Bunu gördüm, gönderemiyorum. Amerika’da ilim adamları son derece çalışkan. Halk için söylemiyorum, halkın çoğu hükümetin başındakini bilmez orada, kendi keyfindedir, bu tamamen Yahudi oyunudur. Bizim Türkiye’de herkes siyaset yapsın derler, orada da sadece elit Yahudi tabakası Amerika’yı yönetir. Vatandaşı hiç ilgilendirmez, ona rahatı vermişler, konforu vermişler, onun dünyevi refahını sağlamışlar, halk kendi keyfinde, Yahudiler de merkezde. Bizde de herkes karışsın denir, herkes karışınca işler yürümez. Türkiye’nin başına her yönden çorap örülmüş, bizim bu hale gelmemiz de onların bir oyunudur. Bizde, Osmanlı’nın yıkılış döneminde de böyle, Fransa’ya gidip kafaları değişiyor.

İSLÂM’DA DİN ADINA KONUŞMAK İÇİN İCAZET SİSTEMİ VARDIR

Çok zorlamışlar ama başarılı olamadılar değil mi?

Bizim milletimiz İslâm’la bütünleştikten sonra onu özümsemiş. Osmanlı’da buna önem verilmiş, ta baştan ayağa kadar ayağı sağlam bir ilim erbabı, anlayışı oluşmuştur. Enderun, huzur hocaları dedikleri. Sonradan bu sistem bozulmuş. İslâm’da din adına konuşmak için icazet sistemi vardır. İcazet sadece şu bilgileri çok iyi biliyor, demek değil. İcazet veren hoca, hem bilgi veriyor, hem de dizinin dibinde yıllarca onu ahlâken yoğuruyor, kişilik veriyor ona, böyle adamlara icazet verilirdi. Şimdi bu değişmiş. Asistanlık filan var ama, özel yetiştirme tarzı yok. Kuru bilgileri verdiniz mi, doktor, doçent, profesör oluyorsunuz. Ahlâk eğitimi yok. İcazet sistemindeki güzellik kalmamış. Günümüzde bir üstaz önünde diz çöküp yoğrulma yok. Bunun için şimdiki ilahiyatçılar, kendi bilgilerine bakarak, bin senedir herkesin söylediği şeylerin tam tersini kendisi söyleyebiliyor. Aklına, zekâsına çok güveniyor. Dinin de esas tarafı bu taraftır, yaşanan tarafı. Bizim halkımızı da altüst edebiliyor.

OSMANLIDA YEKNESAKLIK VARDI

Osmanlı’da böyle uluorta konuşmak yoktu, değil mi?

Osmanlı’da bu yoktu. Bildiğini yaşayanlar halkın karşısına çıkıyordu, işler sağlamdı. Bu sistem çok güzel bir halkın oluşmasına sebep olmuştur. Halkımızın bu güzelliği oradan geliyor. Allah demenin yasak olduğu dönemler geldiği halde, halkımız imanını muhafaza etti. Ben şimdi televizyonda konuşuyorum, ehl-i sünnetim, Hanefi fıkhına göre konuşuyorum, diyorum, saklamıyorum. Bunu da şunun için, -Şafi’ye düşman olduğum için değil, öyle bir şey yok- milletimizin yüzde sekseni Hanefi. Çoğunluğa göre hitap ettiğim için böyle konuşuyorum. Hatta bir kez, genel müdür geldi, Şafiler bize kızıyorlar, onlara göre de ders yap, dedi. Peki dedim, ben de. Öyle yaptım. Bu kez koştu geldi, “Karıştırdım” dedi, “hangisi Şafi, hangisi Hanefi, sen bildiğin gibi yap” dedi. Hanefiyim diyorum, ehl-i sünnetim diyorum, ötekilere saldırmıyorum, asla öyle bir niyetim de yok. Bir yeknesaklık, mütecanislik oluşsun, diye. Bu bizim Osmanlı’nın eğitiminin sonucudur. Mesela hiç namaza gelmeyen adam, bayram namazına gelir. Bayram namazında süt dökmüş kedi gibi oturur yerine, böyle saygılı bir şekilde dinler gider.

ANADOLU’DA DİNE SAYGI VAR

Anadolu’da kavgalar olur mu?

Bu bizim Anadolu’da olmuyor. Hiç namaza gelmeyen adam bile saygıyla dinleyip gidiyor. Mekke’de, Kahire’de vakitte bile kavga ediyorlar. Neden bu? İşte bizdeki olan sistem orada olmadığından. Orada herkes müçtehit. Herkes kendine göre ahkâm kesiyor, ben bakkalım, demiyor. Bizde Osmanlılar çok büyük eğitim yapmışlar, ehl-i sünnet inancını aşılamışlar. Hanefi’nin pratik verilerini halka sunmuşlar. Bu altı yüz sene böyle devam edince gelenek olmuş. Şimdi sarhoş bana telefon açıyor. Televizyonlardan biliyorsunuz -kendini İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi Hazretlerinden büyük görenimiz var- Ortaçağ adamıdır bunlar diye. Kıvrak zekâları var, bilgileri var, konuşuyorlar. Sarhoş adam telefon açıyor bana: “Hocam, ben seni çok seviyorum, ben hiç namaza gitmem, camiye gitmem, ama seni canımdan çok seviyorum.” Gelenek olarak kulak dolgunluğu var, ehl-i sünnet inancına sahip. Diğerlerine –karanlık- diyor.

DARMADAĞINIK OLURSAK IRAK GİBİ OLURUZ

Bu saygının sebebi nedir?

Bu Osmanlının eğitim sisteminin sağlamlığı. Hoca, halk münasebetlerinde hocanın ne kadar güzel eğitim aktardığını görüyoruz. Bu diğer İslâm ülkelerinde yok. Onun için Mekke’de, Irak’ta birbirine giriyorlar, darmadağınık. Darmadağınıklıktan Amerika faydalanıyor, Yahudi faydalanıyor, işgal ediyor, onları birbirine düşürüyor. Bizde öyle değil. Bizde hocaya saygı var. Böyle mütecanis birbirine bağlı. Bu Osmanlının eğitimin ne kadar sağlam olduğunu gösterir.

MEDRESELER EHL-İ SÜNNETİ BENİMSEMİŞ

Bizdeki birliğin, uyumun manevi halkaları nasıl oluşmuş?

İdareci olmak, zengin olmak borusunun ötmesi demek. Şimdi nereye gitsen Amerika. Sözü geçerli. Bir zaman Almanlar, bir zaman Fransızlar geçerliydi. Ekonomik güce göre. Biz de Osmanlılar olarak 600 sene dünyaya hükmetmişiz. Bizim de her tarafta sözümüz geçmiş. Bizde Hanefi, ehl-i sünnet denmiş, medreseler bunu resmi ideoloji olarak benimsemiş, böyle bir gelenek ve sistem oturmuş.

KIŞ MÜ’MİNİN BAHARIDIR

Hocam, kış aylarını âlimler, sûfiler nasıl geçirirlerdi?

Biz Müslüman olunca İslâm’ın prensiplerine çok bağlanmışız. Peygamberimizin sözleri bizim için, kanun, prensip. Peygamberimiz: “Kış mü’minin baharıdır” diyor. Neden, gecesi uzundur, hem uykusunu hem alır, hem ailesiyle ilişkilerine rahat zaman ayırır, hem de gece uykusunu aldığı için rahatça kalkar teheccüd namazı kılar. Gündüz kısa olduğu için oruç tutar. Bunlar hep sevap kazandıran, Allah’ın hoşnut olduğu işler. Herkesin baharın yeşilliği, güzelliği hoşuna gidiyorsa, hoşa giden kış hayatı da mü’minin baharı oluyor. Mü’min memnun, Allah memnun böylece bahar oluyor. Âlimler de gece sabahlara kadar çalışıyorlar. Çalışmaya adama yapacağınız en büyük işkence, “çalışmadan dur” demektir. Hasta olur o adam. Çalışınca dertlerini unutur.

SENİ BANA EMANET ETTİLER, KOŞTURUP DURMA

Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin görev yaptığı camide müezzindiniz değil mi?

Evet, orada Mehmed Zahid Efendi vardı. Ondan evvel Abdülaziz Efendi var –Nurettin Topçu’nun hocası- Ben Nurettin Topçu’ya evinde filan özel görüşürdüm. “Fransızca soru soruyordum, Fransızca cevap veriyordu” diyordu, Abdülaziz Bekkine Efendi için. Ondan evvel camide Abdülhay Efendi vardı. Onların camisine tayin etti, beni. Vardım cami hocasına. Ben o zaman bıyığı daha yeni çıkan bir talebeyim, İmam-Hatip’te- elini öptüm, “ben yeni müezzinim” dedi. Tuttu elimi, Mehmed Zahid Efendi: “Seni bana emanet ettiler, sağda solda koşturup durma” dedi. Meğer Fatih Camii olmaması dedelerimizin tasarrufu ile imiş, yani onların duasıyla. İlk elini öptüğüm zaman “seni ben yetiştireceğim” dedi. Tabii ben bunlardan o zaman bir şey anlamıyordum. Bıyığı yeni terlemiş bir delikanlıyım. İşte bizim babamız yok, onun oğlu yok, iki kızı vardı. Baba-oğul ilişkisi gibi her gün özel dersler alıp, bir taraftan da İmam-Hatip’e devam ederdik.

YILBAŞINDA SABAHA KADAR ZİKİR

Çok güzel günler, geceler geçirdiniz herhalde?

İşte orada, kışın her gün, akşam, bir yere gidilir, orada dinî sohbetler olur, sonra da zikirler olur. Kış geceleri uzun. Hatta yılbaşı gecesi, Şişli’de bir zatın evinde, sabaha kadar devam etti zikir. Her gece bir yere gidilirdi. Gümüşhanevi tekkesinin büyükleri ilme dayalı tasavvuf gerçekleştirmişler. Hep de kalburüstü insanlar vardı. Erbakan Hoca, Osman Çataklı, Mustafa Köse, Yahya Oğuz, Korkut Özal… her gün gelirlerdi oraya. Seviyeli ilmî sohbetler olurdu, arkasından da, tevbeler, istiğfarlar, zikirler olurdu. Her gece böyle verimli olurdu, kış geceleri öyle geçirilirdi.

DUALI MİLLETİZ

Bizim halkımızın sağduyusu var. İstediğin kadar yalan yanlış şeyler söyle, şapkasını eğiyor, seni dinliyor ama yanlışa itibar etmiyor. Adam camiye gitmiyor ama sağduyusu var. Böyle bir kökümüz var bizim elhamdülillah. Dualı milletiz. Çürük adam pek tutunamıyor.
Namaz Vakitleri
Şehir :