Makaleler > Prof. Dr. Cahit BALTACI > Güncel > İlim Geleneğimiz Medrese İle Oluştu
Kategoriler :
Yazarlar :
İlim Geleneğimiz Medrese İle Oluştu
Tarih : 03.02.2012 11:10:50
Kategori : Güncel
Yazar : Prof. Dr. Cahit BALTACI
Okunma : 1438
İslâm dünyasında medreselerin ilim çalışmalarını anlatır mısınız?

Medreseler öncelikle din ilimlerini geliştirmek için kuruldu. Daha önce bu ilimler camilerde tedris ediliyordu. Gaznelilere, Karahanlılara kadar bir medresemiz yoktu bizim. İlim ve din eğitimi camilerde yapılıyordu. Abbasiler döneminde, İslâm dünyası genişleyip bütün dünyaya açıldıktan sonra, birçok ilim de İslâm dünyasına girmeye başladı. Hindistan’dan, Sasanilerden gelen birtakım ilimler var. İlimler böyle girdikçe medreselerde başka ilimler de gelişmeye başladı. Mısır’da Fatımîler daha çok Şia anlayışıyla bir ilim, dünya görüşü, din anlayışı gerçekleştirmek istiyorlardı. Buna karşı Selçuklular da, “Biz de Sünnî’yiz, Sünnîliği ortaya çıkaralım, savunalım” diye ilk defa büyük medreseleri kurmaya başladılar.

NİZAMÜ’L-MÜLK BÜYÜK ÂLİM İDİ

Bağdat’ta kurulan büyük medreseler Sultan Alparslan zamanında ve daha sonraki dönemlerde vezir olan Nizamü’l-Mülk –her ne kadar vezir olsa da büyük bir âlimdir kendisi- onlarla mücadele için bu müesseseleri kurdu. Camilerde verilen bilgiler yetmez, ilmen de bunu geliştirelim, diye düşündüler. Böylece medresenin temeli atılmış oldu. Orada hem din ilimleri hem de ulûm-ı dahile dediğimiz –ama aslında belki ilimleri din ilimleri, diğer ilimler olarak ayırmak da çok sağlıklı değildir- ilimler öğretiliyordu. İlim ilimdir, suyun içinde de bir formül, bilgi vardır, madenler içinde de formül bilgi vardır.

MATEMATİK DE TIP DA İLİMDİR

Genelde İslâm ilimleri dediğimiz zaman Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi ilimler anlaşılıyor, ama matematik olmazsa, astronomi olmazsa, tıp olmazsa o zaman dinin medeniyet tarafı yok edilmiş olur. Namazların vaktini nasıl bileceksiniz, kıbleyi nasıl bulacaksınız? Bütün bunlar önemlidir. Medreseler açıldı, sadece Tefsir, Hadis, Fıkıh ilmi değil diğer ilimler de buraya girdi ve burada gelişmeye başladı. Allah’ın gizlemiş olduğu sırları ortaya çıkarmak maksadıyla, İslâm’ı daha iyi yaşamak için bu bilimlere ihtiyaç duyuldu. Böylece, İslâm dünyasında medrese dediğimiz zaman sadece bir din okulu akla gelmiyor, burada üniversal bir anlayış ortaya çıkıyor. Orada o günün bilinen ve ihtiyaç duyulan bütün ilimleri orada okunmaya başlandı.

İLİM MEDRESE İLE SINIRLI DEĞİLDİR

İlim sadece medrese ile sınırlı kalmadı, tekkede de, camide de aynı bilgiler öğretilmeye başlandı. Camilerin muvakkithaneleri var. Astronomi bilgisi olmadan namaza vakitlerini nasıl tayin edeceksiniz? Camide, muvakkithanede astronomi bilgisi ile ilim yapıldı. Takvimler yapıldı. Zic dediğimiz, gökteki gezegenlerin hareketlerini haritalar halinde tespit eden zicler, takvimler yapıldı. Bunlar içinde de en önemlisi Uluğ Bey zici, rasathanesidir. Uluğ Beyin yetiştirdiği Ali Kuşçu var. Fatih devrinde bütün aile İstanbul’a geldi ve Ayasofya’da ilme başladılar. Hem matematik var, hem astronomi var. Bütün bu ilimler var.

Hatta Fatih Sultan Mehmet derse hocasını gönderirdi, hocası da akşamleyin dersi, bilgileri Fatih’e anlatırdı. Bir sultan bile, bunlardan, ilimden uzak kalmadı. 18. asra Gelenbevî İsmail Efendiye kadar bu kuşak hep devam etti, geldi. Medrese denilince insanlar bir din okulu anlıyorlar, tam olarak öyle değil. Medrese o günkü bilinen ilimlerin muhtelif şekilde öğretildiği yerdir.

MESLEKÎ, AKADEMİK MEDRESELER

O dönemde üç tane meslekî medrese var, birisi Dârü’l- Kurralardır. Dârü’-Kurralarda Kur’ân-ı Kerim’i okuma ilimleri öğretilirdi. En son mesela, Kanunî’nin oğlu İkinci Selim’in Tire’de açtığı bir Dârü’l-Kurra var. Bu Dârü’l-Kurra’da diyor ki, “Daha önce ulemamız veya insanımız bu konuda çok şey bilirdi. Ama şimdi sadece Hafs kıraatını okuyabilenler parmakla gösterilir hale geldi, öbür kıratlar unutuldu.” 16. asrın sonunda bu durum var. Böyle bir düşüş, gerileme var ilimlerde. Mükemmel bir vakfiye ile, bu ilimlerin burada öğretilmesini bildiriyor. Osmanlı’da ilimler çok gelişti. Evliya Çelebi, “Ne kadar Selâtin ve Vüzera camii varsa derununda ayrıca bir de Dârü’l- Kurra var” diyor. Ayrı bir binası olmasına gerek yok, caminin içinde de bu ilim okutulabiliyor. Zaten Kur’ân ilimleri, Kur’ân kıratı camide okutulmaya çok müsaittir. Anadolu ve Rumeli’deki büyük camilerimizin hepsinde Dârü’l-Kurra vardır.

DÂRÜ’L-HADİS AKADEMİSİ

Diğer meslekî medrese, Dârü’l-Hadis’tir. Peygamberimizin sözleri, takrirleri, fiilleri Hadis külliyatını meydana getiriyor. Hadisler, peygamberden hayli bir zaman geçtikten sonra toplanmıştır. Bunların içine sahih olmayanları da karışabilirdi. Bunları ayıklamak için böyle bir müesseseye de ihtiyaç duyuldu. Zaten o günün uleması da bunu, Kütüb-i Sitte dediğimiz ve diğer Hadis kaynaklarını da topladılar. Hadis külliyatının üzerinde inceleme yapmak üzere Dârü’l-Hadisler kuruldu. Onlar da Dârü’l-Kurralar gibi camilerin derununda kuruldu. Yine ayrı binalarda ayrı medreseler olarak da kurdular. İlk de Zengiler zamanında Şam’da kuruldu. Sonra İslâm dünyasının her tarafına yayıldı. İki türlü hafızlık var, biri Kur’ân, diğeri de Hadis hafızlığıdır. Yüz bin Hadis’i ezbere biliyor adam. Şimdi yok. O devirde bu imkân vardı. Ben gençliğimde ulaştım, bir vaiz efendi vardı Adana’da. O kadar çok Hadis bilirdi ki, hep ezbere söylerdi, Hadisleri. İkinci olarak Hadis ilimleri yer aldı, medreselerde. Hadis, sadece Müslümanlarda olan bir keyfiyettir. Başka hiçbir bir dinde bu yoktur. Hazret-i İsa’nın, Hazret-i Musa’nın hadisleri yoktur. Ama Hazret-i Muhammed’in var. Fevkalade önemlidir, bizim için. Kur’ân ve Hadis, İslâm’ın özü bunlar.

DÂRÜ’Ş-ŞİFA: TIP FAKÜLTESİ

Üçüncü olarak da Dârü’ş-Şifalar var. Dârü’ş-Şifalarda da tıp bilimleri okutuldu. Tıp da olsa, asgarî seviye İslâm kültürü ve medeniyeti vardı. Tıp da olsa, az çok Kelam, Hadis, Tefsir bilirdi. Herkesin müşterek bir altyapısı vardı. Bu ilimler böyle gelişti. Hatta tekkelere, ulemanın evlerine varıncaya kadar, saraylara, zenginlerin evlerine varıncaya kadar ilim genişledi, buralarda da ilim halkaları oluşturuldu. O dönemde, müessese şüphesiz önemli ama müesseseden daha önemli olan hocadır. Hoca varsa, bir ağacın dibinde de oturup okutabilir, ilmi verebilir. O gün, hocaya çok itibar ediliyordu. Hatta medreselerin seviyeleri hocaların bilgisine göre tayin ediliyordu. Selçukluyla başlayan medrese binaları Osmanlı zamanında gelişti. Böylece ilim her tarafa yayılır oldu.

BU TOPRAKLAR MEDRESE İLE İSLÂM OLDU VE KALDI

Anadolu’da medreselerin çok yaygın olduğunu biliyoruz. Anadolu’ya katkısını anlatır mısınız?

Anadolu İslâm’ın yayıldığı bir bölgedir. Burası bizden önce Hristiyan topraklardı. Roma, Bizans Hristiyan toplumlardı. Dolayısıyla burada İslâm’ın yayılması lazım. Hem göçle buraya geldik biz. Buraya gelince yerleşik bir hayat girdik. Çocuklarımızı daha iyi yetiştirmemiz gerekiyor. Onun için burada çok sayıda medrese kurduk. Selçuklular özellikle her taraf medrese kurdular, Anadolu’yu medrese ile doldurdular, beylikler de öyle devam etti. Osmanlı’ya intikal etti, Osmanlı’da bunu devam ettirdi. Hem kendinden önce kurulan medreseleri vakfiyesine uygun şekilde devam ettirdi hem de yeni medreseler kurdu. Anadolu’yu baştan başa medreselerle bezediler. Rumeli’ye geçince Balkanlara da birçok medrese kurdular. Medreselerin çoğalmasının sebebi, İslâm’ın daha iyi kök salması, İslâmî ilimlerin daha iyi öğretilmesi ve burada bir İslâm milletinin daha iyi yaşaması için bunu düşündüler ve medreseleri devam ettirdiler. Bu topraklarda İslâm’ın var olmasının en temel sebeplerinden biri medreselerin varlığı ve çoğalmasıdır.

Namaz Vakitleri
Şehir :