Makaleler > Prof. Dr. Ali AKPINAR > Maneviyat > Hayat Kitabıyla, Hayatı Anlamlandırmak
Kategoriler :
Yazarlar :
Hayat Kitabıyla, Hayatı Anlamlandırmak
Tarih : 08.12.2011 11:40:15
Kategori : Maneviyat
Yazar : Prof. Dr. Ali AKPINAR
Okunma : 1400
Kur’ân, ne edebiyat kitabıdır, ne de oku-yat kitabıdır. Kur’ân hayat kitabıdır. O, hayatı planlamak ve onu anlamlı hale getirmek için gelmiştir. Bazıları Kur’ân’ı ahiret kitabı sanır, oysa Kur’ân, bu dünya hayatını planlamak için gelmiştir. Ondaki bütün emir ve yasaklar, bu dünya hayatı ile ilgilidir. Kur’ân’ın çağrısı, Allah ve Rasülünün çağrısıdır. Bu konuda Kur’ân şöyle seslenir müminlerine: Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.

PEYGAMBERİN HİTABINA CEVAP VERMEK

Rivayete göre bir defasında Peygamberimiz Hz. Übey b. Ka’b’ın evine gidip ona seslendi. Übey, o sırada namaz kılıyordu, bu yüzden Peygamberin çağrısına cevap vermedi. Bunun üzerine Peygamberimiz bu ayetle onu uyardı ve her halükarda peygambere icabetin gereğini ona hatırlattı. Evet, bugün bizler için namaz kılarken Peygamberimizin çağrısı söz konusu değildir. Ancak bu olay, Allah ve Peygamberin çağrısına icabetin ne kadar önemli olduğunu anlatması açısından önemlidir.

KUR’ÂN’IN ÇAĞRISI

Bir adı da Hay olan Yüce Allah, her zaman diri olan ve hayat verendir. O’nun son kitabı Kur’ân da hayat veren, insanlara gerçek anlamda hayatı yaşatan bir kitaptır. Bu yüzden onun bir adı da hayat veren, canlı tutan anlamında Ruh’tur. Kur’ân’ın öngördüğü dünya hayatı da gerçek hayattır, onun vaat ettiği cennet hayatı da öyledir. Kur’ân, asla ölüme, zillete, miskinliğe, hayattan kopmaya çağırmaz. Kur’ân’ın şahadet çağrısı da vasıfsız bir ölüm değil, ölümsüzlüğün sembolüdür. Allah ve Peygamberi, bizleri her zaman hayat veren şeylere çağırır. Allah ve Peygamberinin çağırdığı şeyler dünya ve ahirette bizleri adam gibi yaşatan şeylerdir. Bu bir öğüt ve apaçık Kur’ân’dır. Diri olan kimseyi uyarsın diyedir… Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır. Ayetlerde söz konusu edilen ölüler, sağırlar ve körler kabirdeki ölüler ve görme yahut işitme özürlü olan âmâlar ve sağırlar değildir. Ayetlerde kast edilen kişiler, dünyada yaşayanlar yahut yaşadıklarını sananlardır. Onların kulakları duymakta, gözleri de görmektedir. Ama onlar hakikatlere gözlerini kapattıkları için, onları duymazdan geldikleri ve onlara karşı duyarsız kaldıkları için körler, sağırlar ve ölüler olarak isimlendirilmişlerdir. Allah’ın ayetlerine duyarsız kalmak, onları anlayıp gereklerini yapmamak ölüm demektir. O hakikatleri görmezden ve duymazdan gelmek gerçek körlük ve sağırlıktır.

YAŞADIĞIMIZ NEREDEN BELLİ?

Ölü, söyleneni anlayıp ona tepki vermez, âmâ olan göremez, duyma özürlü olan işitemez. Canlı olduğu halde, kendisine söylenen söze tepki vermeyen, önündeki gerçeği görmeyen, gördüğü halde görmemiş gibi davranan; söyleneni işitmeyen, işittiği halde duymamış gibi davranan kimsenin ölüden, kör ve sağırdan bir farkı yoktur. Bu yüzden gerçek anlamda yaşayan kimse yaşadığını fark ettirmeli, gören gördüğünün, duyan duyduğunun gereğini yapmalı ki yaşadığı belli olsun, gördüğü ve işittiği anlaşılsın. Yüce Allah ve O’nun kutlu elçisi insanları hep hayat veren şeylere çağırır. Bu çağrılar insanlara gerçek anlamda hayatı yaşatan, hayatı bereketlendiren çağrılardır.Sözgelimi Allah ve Peygamberi bizleri, sonunda Allah yolunda can vermek de olan cihada çağırır. Allah yolunda cihad, mü’minin dünya ve ahirette başını dik tutan, onun izzet içerisinde yaşamasını sağlayan en büyük ibadettir.

GERÇEK HAYAT

Gerçek hayat, izzet içerisinde yaşanandır. Bu da Allah ve Peygamberinin ölçüleri doğrultusunda sürdürülen hayattır. Bu yüzden büyükler, Allah yolunda yaşanmayan zamanları ömürlerinden saymazlar. Zira O’ndan kopuk olarak yaşanan günah ve isyan zamanlarının Allah katında bir değeri yoktur. Bu yüzden bir sonraki ayette “kopacak olan ve tüm toplumu saracak/sarsacak olan bir fi tneden” bahsedilmektedir. Zira Allah ve Peygamberinin ölçülerine riayet etmemek fi tne ve fesat sebebidir. Nitekim Yüce Rabbimiz yine Enfâl suresinin bir başka ayetinde müminlerin riayet etmeleri gereken sosyal kuralları saydıktan sonra “bunları yerine getirmezseniz yeryüzünde fi tne ve büyük bir fesat olur ” buyurarak bu gerçeğe işaret etmiştir.

HAZRET-İ YAHYA’NIN İSMİNİ ALLAH VERDİ

Yüce Allah, Hz. Yahya’ya, yaşar anlamına gelen bu ismi bizzat kendisi koymuştur. Hz. Yahya, gençliğinin baharında şehid edilmiştir. Ancak O, kıyamete kadar örnekliği ile yaşamaya devam edecektir. Demek ki gerçek hayat izzetle yaşanan hayattır. Onun uzunluğu kısalığı çok önemli değildir. Önemli olan nitelikli ve bereketli yaşanmasıdır. Allah ve Peygamberi bizi bir şeye çağırdığı zaman ona hemen icabet etmeliyiz. Yüreğimizle, beynimiz ve bedenimizle ona koşmalıyız. Zira Allah ve Rasülü bir işe karar verdiğinde, mümin erkek ve kadınlar için muhayyerlik hakkı yoktur. Gerçek mü’mine düşen, Allah ve Peygamberinin emrine baş koymaktır.

ALLAH VE PEYGAMBERİNİN ÇAĞRISI

Ayette Allah ve Peygamberine icabete çağrılmıştır. Çağrı sahibi Allah ve Rasülüdür. Ayette onların çağrısı, ikil olarak değil, tekil olarak (deâküm) geçmiştir. Çünkü Allah ve Rasülü birbirine aykırı olan şeylere çağırmaz. Allah’ın çağrısı, peygamberin çağrısıdır, peygamberin çağrısı da Allah’ın çağrısıdır. Çünkü Peygamber, Allah’ın elçisidir, O’nunla bağlantılıdır ve kendi kafasından O’na aykırı bir şeyi asla işlemez ve insanlardan da istemez. Çünkü batmakta olan yıldıza and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir. Kur’ân, Allah’ın çağrısıdır, Hz. Peygamberin söz ve uygulamaları ise bu çağrının hayata aktarılmış şeklidir. Birincisi teori ise, ikincisi pratiktir. İkisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Peygamberimizin hayatı, Kur’ân’ın yorumu yani tefsiridir. Çünkü O’nun ahlakı, bütünüyle Kur’ân’dı.

KUR’ÂN NASIL HAYAT KİTABI OLUR?

Her şeyden önce Kur’ân’ın Allah kelamı ve bizim hayat kitabımız olduğuna inanmak gerekir. Evet, Kur’ân ve ondaki ilkeler, herhangi bir kimsenin sözleri değildir. O, yerleri, gökleri ve tüm her şeyi yaratan Yüce Yaratıcının kitabıdır. O, sırf bize olan engin rahmetinin gereği olarak, Kur’ân’ı bize indirmiştir. O’ndaki ilkeler, bizim dünya ve ahiret mutluluğumu içindir. Biz insanlığa izzetli bir hayat yaşatmak içindir. Nitekim insanlık, Kur’ânî ilkelere bağlı kaldığı ve onları hayata geçirdiği sürece mutlu olmuş ve izzetle yaşamıştır. Kur’ân ile bağdaşmayan ilkeler ise insanlığı mutlu etmeye yetmemiştir.

OKU VE ANLA

İkinci olarak Kur’ân’ı doğru okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmek gerekir. Kur’ân’ı yalnızca okumak yetmez, onu anlamak da yeterli değildir. Asıl olan onun gereklerini yapmaktır. Zaten Kur’ân, onu okudukları, dinledikleri ve hatta anladıkları halde; onun gereklerini yerine getirmeyenleri, “dinlemeyenler ve anlamayanlar” olarak nitelemiştir. Gerçek anlamda Kur’ân’ı okumak, dinlemek ve anlamak, ancak onun gereklerini yerine getirmekle mümkündür. Nitekim dün olduğu gibi bugün de pek çok insan Kur’ân okuyor, onu anlıyor; ama onun gereklerini yaşamadıkları için bu onları mutlu etmiyor, izzetli bir hayata taşımıyor.

YAŞAYAN KUR’ÂN OLARAK İNSAN

Bunun için, Kur’ân’ın hayat kitabı olabilmesi için, muhataplarının yaşayan Kur’ân olması kaçınılmazdır. Tıpkı onun ilk muhatapları olan Hz. Peygamber ve ashabının yaptıkları gibi. Evet, onlar yaşayan, yürüyen, ete kemiğe bürünmüş Kur’ân idiler. Onların ferdî, ailevî, ictimaî, iktisadî, askerî hayatlarında Kur’ân ayetlerini okumak mümkündü. Onların ellerinde/evlerinde Mushafl arı yoktu ama, onların hayatları mushaftı. Kur’ân onların gönüllerine işlemiş, beyinlerini düzenlemiş, söz ve davranışlarını şekillendirmişti. Kur’ân, bugün de tıpkı indiği günkü tazeliğinde ve canlılığında insanlara gerçek anlamda hayatı yaşatmak için bekliyor. Çünkü O, Ezelî ve Ebedî olan, eskimeyen ve ölümsüz olan Yüce Allah’ın Kelamıdır.

KUR’ÂN’IN AYDINLIĞINDA

O halde, hayata Kur’ân aydınlığında bakmalı ve hayatı Kur’ân aydınlığında aydınlatıp anlamlı hale getirmeliyiz. Bunun için şu sorulara cevap arayalım: Niyetlerimiz, düşüncelerimiz, söylem ve eylemlerimiz ne kadar Kur’ân’a uyuyor ve ne kadar Kur’ân’dan kaynaklanıyor? Aile hayatımız ne kadar Kur’ân’a uyuyor ve Kur’ân’dan kaynaklanıyor? Sosyal hayatımız, iş hayatımız ne kadar Kur’ân’a uyuyor ve Kur’ân’dan kaynaklanıyor? İnsanlarla ilişkilerimiz, ne kadar Kur’ân’a uyuyor ve Kur’ân’dan kaynaklanıyor? Kur’ân bizim hayatımızın neresinde duruyor? Bizim Kur’ân karşısındaki duruşumuz nasıl? Unutmayalım Allah’ın bize ihtiyacı yok, O’nun kelamı Kur’ân’ın da bize muhtaçlığı yok! Asıl biz Allah’a muhtacız, O’nun kelamına muhtacız, mecburuz: Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeye layık olandır. Evet, biz Allah’a muhtacız, O’na inanmaya, O’na bağlanmaya, O’nu sevmeye, O’na kulluk etmeye muhtacız. O’nun bizimle iletişim kurmasına muhtacız. Bu iletişimi gerçekleştirecek olan ise Allah Kelamı Kur’ân’dır. Bu yüzden biz, her zaman O’nun Kur’ân’ına muhtacız. Çünkü izzet ve şerefl i hayat, ancak hayat kitabına bağlı yaşamakla mümkündür.
Namaz Vakitleri
Şehir :