Makaleler > Prof. Dr. Ali AKPINAR > Güncel > Kur'an'ın Gönül Dünyasını İnşa ve İhya Etmesi
Kategoriler :
Yazarlar :
Kur'an'ın Gönül Dünyasını İnşa ve İhya Etmesi
Tarih : 03.03.2012 12:31:46
Kategori : Güncel
Yazar : Prof. Dr. Ali AKPINAR
Okunma : 1356

Cami dernekleri vardır, yaptırma ve yaşatma derneği adı altında kurulurlar. Gerçekten de bir kurumu yaptırma da önemlidir, yaşatma da. İnsan için de durum böyledir. Var olan insanın maddî yapısı gibi manevî yapısını inşa etmek kadar onu o doğrultuda yaşatmak da oldukça önemlidir. İşte bunun için biz inşâ ve ihyâ dedik ve önce insanın gönül dünyasının inşâ ve ihyasından başladık.Bunun ardından onun düşünce dünyasının, söylem ve eylem dünyalarının inşa ve ihyaları konusu gelecektir.

KUR’ÂN TOPLUMU ÜTOPYA MIDIR?

Yüce Rabbimizin biz kullarında en büyük emanet ve nimetlerinden biri olan Kur’ân, insan içindir, insana inmiştir ve insanı bütün yönleriyle inşâ ve ihyâ etmek için gelmiştir. Bu anlamda Kur’ân, önce yapıyı en güzel bir şekilde kuran kitaptır. Ardından kurduğu bu yapıyı en mükemmel bir şekilde yaşatan kitaptır.Kur’ân, yoktan var eden Yüce Yaratıcının ve her şeye hayat veren Hayyü lâ yemût olan Rabbimizin kelamı olmakla bu görevini ifa etmeye devam etmektedir.Kur’ân’ın hedeflediği insan ve toplum tipi, asla bir hayal yahut ütopya değildir. Kur’ân indiği günden itibaren, işte insan böyle olunur, adamlık işte budur dercesine pek çok insanı inşâ ederek Saadet Çağının seçkin toplumunu oluşturmuştur.O, uyguladığı proje ile cahiliye döneminin eşkıyalarını almış Saadet Çağının Evliyaları haline getirmiştir.Kurân’ın bu inşâ ve ihya işlevî sonraki dönemlerde de devam etmiştir.

YETERKİ İNSAN ONA YÖNELSİN

Kur’ân bugün de aynı görevi ifa edebilecek güç ve tazeliktedir.Yeter ki insanlar ona yönelebilsinler, onu okuyup anlayabilsinler ve onun hayat iksirinden içebilsinler. Zira Kur’ân aydınlatan, ışıtan nûr; yol gösteren hidayet rehberi; dirilten ve yaşatan rûhtur.Şimdi Kur’ân’ın bu misyonunu ayetler ışığında anlamaya çalışalım:

BEŞER ESERİNİN BİR YANI EKSİKTİR

Beşer mahsulü, edebî, hukukî, ahlakî, felsefî muhtelif alanlarda hazırlanmış eserler vardır. Bu edebî türlerden kimi yalnızca insanın aklına hitap eder; kimisi yalnız duygu ve hislerine hitap eder;kimi ise yalnızca onun kazanım ve çıkarlarına seslenir.Sözgelimi insan bir romanı okur, hislenir, üzülür, sevinir, ağlar, güler; ancak kitap bittikten bir müddet sonra bu duyguları sona erer. Bir felsefî kitabı okur, o eser insanın beynini harekete geçirir, onu düşündürür, ancak onu duygulandırmaz, ağlatmaz yahut güldürmez. İnsan bir hukuk kitabını alır okur, bazı sorularına cevap bulur, lehine yahut aleyhine olacak bazı şeyleri öğrenir. Ancak bu gibi kitaplar da insanın hislerine, duygularına hitap etmez. İnsan, bu kitapların kendisi gibi insanlar tarafından hazırlandığını bildiğinden çok fazla onlardan etkilenmezler, o eserlerin tek başına bir yaptırımı da olmaz çoğu zaman.

KUR’ÂN İNSANI KUŞATIR

Allah’ın eşsiz kelamı Kur’ân ise, diğer kitaplar gibi sadece insanın beynine ve baş kulağına seslenmez. Yahut o, insanın yalnızca hislerine seslenmez.Aksine O, insanın bütün yönlerine seslenir. O, bütün yönleriyle insanı kuşatır ve çok yönlü olarak onu harekete geçirir. O, insanın beynine hitap eder, düşündürür, onu ikna eder; ardından gönlüne hitap eder, yüreğini hoplatır; vicdanına hislerine hitap eder, onu duygulandırır, hislendirir, sonuçta tüm yönleriyle insanı etki alanına çeker, onu harekete geçirir, onu yönetmeye ve çekip çevirmeye başlar. Bu bakımdan Kur’ân’ın tek başına bir yaptırım gücü vardır.

GÖNLÜMÜZÜ KUR’ÂN’A AÇMAK

Evet, Kur’ân, önce gönüllere seslenir, onları etkiler ve harekete geçirir. Temiz yürekler Kur’ân lafzı ile ondaki derin mânâlar ile onun etkileyici üslubu ile yerinde duramaz olur. Harekete geçen gönüller, his ve duygular vücudun diğer organlarını harekete geçirir. Kur’ân gerçekleriyle dolan gönül, akıl ve diğer organlar birlikte harekete geçerler. Tabidir ki Kur’ân’ın bu etkisinden faydalanabilmek için gönüllerin kirli  duygulardan arınması ve temiz duygularla dolu olması gerekir.“Mü’minler o kimselerdir ki Allah hatırlatıldığında onların kalpleri ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda, ayetler onların imanlarına iman katar.” (8 Enfal 2).

“Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar. İşte bu Allah’ın rehberidir. Dilediğini  bununla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz.”(39 Zümer 23).

Ayetlerden de anlaşılacağı üzere Kur’ân’dan istifade edebilmek için, gönül alıcılarının açık olması gerekir. Bunu şöyle izah edebiliriz: Bulunduğumuz yerde pek çok ses ve görüntü dalgaları akıp gitmektedir. Ancak onların varlığını, radyo yahut televizyon gibi sağlam bir alıcıyı açtığımızda ve onu alıcılarını çekmesini istediğimiz yöne çevirip o yayın frekansına ayarladığımızda çekecektir.

İMAN EDENLER, İNKÂR EDENLER

Tıpkı bunun gibi gönül alıcımızı açık tutmamız gerekir, onu Kur’ân tarafına çevirmemiz gerekir.Gönül alıcılarını Kur’ân vericisine çeviremeyen, ona açmayan, onun frekansına giremeyen kimseler Kur’ân’dan istifade edemeyeceklerdir.Bunun için Kur’ân, ayetlerinin mü’minlerin imanına iman kattığını söylerken, diğer yandan da inkârcıların küfrünü nefretini artırdığına dikkatleri çeker.Zira inananlar, alıcılarını Kur’ân’a çevirenlerdir, onların alıcılara Kur’ân vericisine hazırdır. İnkârcılar ise, alıcıları Kur’ân’a kapalı olan yahut Kur’ân vericileri yanında başka parazit vericilere de yönelik olanlardır. Elbette onların Kur’ân’dan istifade etmeleri mümkün olmayacaktır. Şimdi şu ayetleri okuyalım:

“Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kur’ân’da bunları türlü türlü açıkladık.Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.” (17 İsrâ 41).

“And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kur’ân, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kâfirler için tasalanma.” (5 Maide 68).

“Kur’ân’dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.” (17 İsrâ 82).

“Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar? Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.” (74 Müddessir 49-51).

Görüldüğü üzere bu ayetleri dinleyenler, Kur’ân’ın dilini bilen ve onu anladıklarını sanan kimselerdi. Ancak bu dinleme onların küfür ve nefretini artırmaktadır.Sonuçta Kur’ân onların dinlemelerini gerçek dinleme, anlamalarını da gerçek anlama olarak kabul etmemektedir:

“Ey inananlar! Allah’a ve peygamberine itaat edin, Kuran’ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde «dinledik » diyenler gibi olmayın.” (8 Enfal 20-21).

“Onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.” (7 A’raf 179).

Çünkü Kur’ân’ın hedeflediği dinleme, gönül kulağı ile olan bir dinlemedir. Bu ise, ön yargısız, hakikati öğrenip kabul etme amacı doğrultusunda olan bir dinlemedir.Aynı şekilde Kur’ân’ın istediği anlama da gönül beyni ile olan ve hakikate susamışların susuzluğunu gideren ve onları doyuma ulaştıran bir anlama olacaktır. Bunun için Kur’ân, kalp ile anlamaya ve akletmeye dikkatlerimizi çeker.Akıl ile anlama ve akletme değil de, kalp ile anlama ve akletmedir Kur’ân’ın bizden istediği: “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalpler de körleşir.” (22 Hac 46).

Bunlar Kur’ân’ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir? (47 Muhammed 24).

KALBİMİZİN EYLEMLERİ

Kur’ân’da yer alan pek çok ayet gönül dünyasının inşa ve ihyasına yöneliktir.Kur’ân’da kalp ve kalbe yakın anlamı olan kavramların geçtiği yüzlerce ayet yer almıştır. Kalp kelimesi yüzden fazla, sadr kavramı 44, fuâd kavramı 16, akıl kavramı fiil olarak 49, nefis kavramı da üç yüze yakın yerde geçmektedir. Bunun yanında Kur’ân’da kalbin eylemleri cümlesinden olarak iman, ilim, marifet, basiret, muhabbet, zikir, fikir, takva, teslimiyet, şirk, küfür, inkar, nifak, gaflet, şüphe, hased, kin, kibir, nefret gibi yüzlerce kavram ve konu yer almıştır. Kur’ân, muhatabı olan insanın iç dünyasının eğitimi üzerinde geniş bir biçimde durmuştur.Kur’ân ayetleri, muhataplarının aklına hitap ettiği kadar, onların gönüllerine ve duygularına da hitap etmiştir.

GÖNÜLLERİMİZİ TAKVA İLE DONATARAK

Hem Mekke’de hem de Medine’de inen yüzlerce Kur’ân ayeti, öncelikle insanın kötü ve art niyetlerden uzak temiz, arı-duru bir kalp sahibi olmasını ister.Bunun için iyi niyet ve sahîh iman bütün salih davranışların olmazsa olmazı sayılmıştır. Bu yönüyle bu ayetler, insanın gönül dünyasına seslenerek, adeta damardan girerek hedeflenen ideal insan tipini, Kur’ân adamını inşâ etmeye yöneliktir. Kur’ân, gönül dünyasını inşâ ettiği insanı başıboş bırakmaz.Bu sefer onu bu çizgide yaşatmak için ona seslenir. Bunun için insan inanmak için Kur’ân okur, inancını geliştirmek için Kur’ân okur, iman üzere kalmak için Kur’ân okur, iman üzere ölmek için Kur’ân okur.Art niyet, kin, haset, günah tutkusu, günah kurguları, aşk-ı hımarî gibi Müslümana yakışmayan şeylerle işgal edilmiş gönüllerimizin; iyi niyet, ilim, iman, marifet, takva gibi güzelliklerle donanarak Kur’ân’ın inşâ ve ihyasına ihtiyacı, dünden çok daha fazladır! Bunun için de bu işe gönül koyma yerine, gönlü bu işe koymak şarttır.

Namaz Vakitleri
Şehir :