Makaleler > Prof. Dr. Abdulhamit BİRIŞIK > Eğitim > Hint Alt Kıtasında Medrese Geleneği
Kategoriler :
Yazarlar :
Hint Alt Kıtasında Medrese Geleneği
Tarih : 13.02.2012 23:50:47
Kategori : Eğitim
Yazar : Prof. Dr. Abdulhamit BİRIŞIK
Okunma : 1120
Hint alt kıtası dediğimiz yer bugün içinde yaklaşık olarak bir milyar sekiz yüz milyon (1.800.000.000) insanın yaşadığı devasa bir bölgedir.

HİNT ALT KITASININ MÜSLÜMAN OLMASI

Hulefâ-i Râşidîn döneminden sonra birbirinin peşi sıra kurulan Emevi ve Abbasi devletleri Irak, Mezopotamya, Diyâr-ı Şam ve Kuzey Afrika’nın İslâmlaşmasında hatta İslâm’ın Avrupa’ya kadar ulaştırılmasında çok başarılı olmuşlarsa da Hint alt kıtasının İslâmlaşmasında aynı başarıyı gösterememişlerdir.

TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLMASIYLA

Türklerin Müslüman olup Orta Asya, Mâverâünnehr, Horasan, İran, Kafkasya ve Anadolu’da etkili olmaya başlaması ile İslâmlaşmada yeni bir dönem girilmiştir. Devlet olarak İslâm’ı ilk kabul etmeleri sebebiyle tarihimizde Karahanlıların adı öne çıkar. Ne var ki, asıl büyük İslâmlaştırma ve değişim seferberliği Selçuklular ve Gazneliler zamanında gerçekleşmiştir. Bu iki devlet aynı zamanda klasik medrese geleneğini başlatan ve iyice yerleştiren devletlerdir. Bu bakımdan Selçukluların Orta Asya, İran ve Anadolu’nun İslâmlaşmasındaki etkisi ne ise Gaznelilerin Hint alt kıtasının İslâmlaşmasındaki etkisinin o olduğunu söyleyebiliriz.

İSLÂM’IN KALESİ: DİYOBENDİ MEDRESELERİ

Şu anda Pakistan ve Hindistan’da bulunan medreseler içerisinde yapısal ve kurumsal bakımdan en güçlü olanlar Diyobendîlere aittir. İngilizlerin hâkimiyetinden sonra kuruldukları için bunlar zamanında başka dinden İslâm’a girmeler fazla görünmemekle birlikte İslâm’ın doğru bilinmesi ve halkın İslâm’ı yaşaması için bu ekolün büyük çabaları olmuştur. Bölgede Sühreverdiyye, Şattâriyye, Nakşibendiyye-Müceddidiyye ve Kâdiriyye gibi ana tarikatlere mensup ilim ve fikir adamlarının bölgenin Müslüman kimliğinin korunması ve başka din mensuplarının İslâm’a kazandırılması için büyük çabaları olmuştur.

DEVLETİN İSLÂM KALMASI İÇİN

1857-1947 yıları arasında ise medreseler ve mensupları tam anlamıyla aktif siyasetin içinde yer almışlardır. Buna ihtiyaç da olmuştur. Bölgede Pakistan ve Hindistan adıyla iki müstakil devlet kurulmasıyla da bu faaliyetler durmamış devletlerin İslâm temelleri üzerine devamı veya Müslüman halkın haklarının korunması için medreseler hep faal kalmıştır. Eğer medrese mensuplarının hummalı çalışmaları olmasa idi bugün Pakistan devleti hukukî alanda İslâmî anlayıştan bütünüyle uzaklaşmış olurdu. Bugün Pakistan’da bulunan medreselerin bağlı olduğu cemaat ve ekollerin tamamı siyaset de yapmaktadır. Çünkü Pakistan’da her cemaat siyasî parti olarak da çalışabilmektedir.

MEDRESE ÂLİMLERİ: HAMİDULLAH, NEDVÎ, MEVDUDÎ

İslâm dünyasında Sıddık Hasan Han Kannûcî, Şemsü’l-hak Azîmâbâdî, M. Abdurrahman Mübarekpûrî, Halil Ahmed Sehârenpûrî, Eşref Ali Tanevi ve Enver Şâh Keşmîrî gibi Hindistanlı hadis şârihlerini, Şiblî Nu’mânî, Seyyid Süleyman Nedvî ve Muhammed Hamidullah gibi siyer müelliflerini, Ebü’l-Hasen en-Nedvî ve Ebü’l-A’lâ Mevdûdî ve gibi çok yönlü âlimleri bilmeyen ve bunların eserlerinden yararlanmayan ilim adamı yok gibidir. Bu katkıları küçümsememek gerekir. Ayrıca dolaylı olarak bu bölgede yetişen veya bölgeden etkilenen kimselerden olan Muhammed Esed, Muhammed Marmaduke Pickthall ve Meryem Cemile gibi Batı asıllı kimseleri de hatırlatmalıyım.

İNGİLİZLER KENDİ YARARLARINA KULLANMAK İSTEDİ

Bir şeyi doğru değerlendirebilmek için muhtelif hususları göz önünde bulundurmak gerekir. Alt kıtadaki medreseler 1800’lerden sonra devletin desteğinden ve koordinesinden mahrum kalmış hatta İngilizler bu sistemi kendi yararlarına kullanmak için çaba göstermişlerdir. Buna uymayanları ise bazen sıkıntıya sokarak bazen da kendi hallerine bırakarak pasifleştirmişlerdir. Özellikle 1857 sonrasında medreseler tamamen halka dayanmış, zaten mali olarak çok büyük sıkıntı içerisinde olan halkın medreselere katkısı oldukça sınırlı olmuştur. Büyük maddi ve idari sıkıntılar yaşayan medreseler bu durumdan menfi olarak çok fazla etkilenmişlerdir. Bu türden medreselerde yetişen orta derecedeki din âlimleri kendilerine güçlü bir itibar atmosferi oluşturamamışlar, bu ise medrese mezunlarından azımsanmayacak bir kısmın toplum ve yönetim nezdinde hep aşağı tabakadan insanlar olarak görülmesi sonucunu doğurmuştur. Bu olumsuz durumun ortaya çıkmasında kendi sistemlerini güçlendirerek az sayıda fakat güçlü medreseler (darü’l-ulûm) kurma yönünde bir yöneliş ortaya koyamayan medrese mensuplarının da büyük sorumluluğu vardır.

BİR İNGİLİZ OYUNUNA BÜYÜK DİKKAT

Pek çok kimsenin gözden kaçırdığı ve farkında olamadığı bir hususa özellikle temas etmek istiyorum. 1947 yılında tamamen İslâmî ideallerle kurulduğu söylenen Pakistan’da medreselerin sayısının her geçen gün artmasını müspet bir gelişme olarak anlatanlar bulunmaktadır. Halbuki bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bu bakış çok büyük bir aymazlığın dışa vurulmasından öte bir şey değildir. Normal olan, burada medreselerin değil, güçlü programlara ve sistemlere sahip yeni tip eğitim kurumlarının artmasıdır. Bir el bölgede İslâm’ın geleceğini tehlikede gösterip (veya bizzat tehlikeye atıp) halkı ve dinî hassasiyeti olan kesimleri “din elden gidiyor“ sloganıyla radikalleştirmekte ve medreseyi ellerine bir özgürleştirme projesi olarak tutuşturmaktadırlar. İngiliz yönetimi zamanında İngilizleri yönetimden uzaklaştırmak için mücadele veren medrese mensupları bu defa İslâm için kurulduğu söylenen bir devlette aynı kavgayı sürdürmektedirler. Bu durum onları modern eğitimden uzaklaştırmakta, modern eğitim ise büyük oranda din dışı bir yapı ile yoluna devam etmektedir. Devletin bütün mekanizması modern tarzdaki okullardan ve hatta Batı ülkelerindeki okullardan mezun olan kimselerle doldurulmakta, medrese mezunlarına ise yıkık dökük bir cami kalmakta ve bu mezun kendisine verilen “mevlânâ” veya “mevlevî” ünvanı ile yetinip buralarda avazı çıktığı kadar bağırarak halkı güya irşad etmektedir. Pek çok medrese mezunu da kendisine bu kadar bile bir mekân bulamamaktadır. Bu, bölgede adı konmamış bir komediden başka bir şey değildir.

MEDRESELER AMERİKAN VE İNGİLİZ PROJESİNE BIRAKILMAMALIDIR

Arz ettiğim çerçeve içerisinde adı “İslâm devleti” olan ve Anayasasında “Hiçbir kanun Kur’ân ve sünnete aykırı olamaz” yazan bir ülkede medreseler “dini kurtarmak !!!” gayesiyle mantar gibi çoğalmaktadırlar. Suudi Arabistan gibi devletlerin bir Amerikan ve İngiliz projesi olarak yeterli alt yapıları olmayan medreselere paralar akıtarak dolaylı olarak emperyalist devletlerin ideallerine hizmet edecek ne dini ne toplumu bilen cahil ve fanatik talibanlar yetiştirmelerini de unutmamak gerekir. Medrese gibi mukaddes bir kurumun böylesi çirkin bir projeye alet edilmesi Pakistan medreseleri konuşulduğunda akılda tutulması gereken en önemli husus olsa gerektir.

Namaz Vakitleri
Şehir :