Kategoriler :
Yazarlar :
Bedir Savaşına Doğru
Tarih : 09.08.2012 11:40:56
Kategori : Siyer
Yazar : Ömer DÖNGELOĞLU
Okunma : 1331
 Hz. Peygamber aleyhisselamın hayatında kâfirlerle karşılaştığı ilk savaş, ilk yer olan Bedir’deyiz. Hicretin 2. yılı Ramazan ayının 17’sinde cereyan etmiş, Kur’ân-ı Kerim’in unutulmasın diye zikrettiği, zor günlerin ardından gelen, mü’minlerin o parıldayan yüzlerininin ölümsüzleştirildiği bir savaştır Bedir.

Zayıfın güçlüye üstün olduğu yerdir Bedir. Her zaman mü’minlerin kalbinde bir ilham kaynağı olarak dursun diye, Rabbimizin haber verdiği mekândır Bedir. Göklerden, semalardan meleklerin indiği, yakınındaki tepelere üç bin meleğin peş peşe biner biner bölükler halinde indiği yerdir Bedir’dir. Kuyularıyla ve sakladığı hatıralarıyla bize, önden yürüyenlerden nice hatıralar anlatır.

Bedir savaşına nasıl gelindi? Önce bunu arz edelim. Ebu Süfyan Şam tarafına ticarete gitmişti. Şam civarından ticaretten yüklü bir kervanla dönerken, Şam ticaret yolu Medinelilerin daha yakınında olduğu için Peygamber Efendimizin keşif kuvvetleri kolaylıkla bunları fark edebiliyordu.

Efendimizin bu kervanı fark etmesi ve Hadrami’nin ayrıca öldürülmesi müşrikler açısından stratejik olarak Efendimize karşı bir ordu toplamak, Ebu Cehil’in aradığı bir fırsat olarak ortaya çıkmıştı. Ebu Süfyan zeki bir adam, diplomasi bilgisi var, firasetiyle pek çok meseleyi çözebilen bir yapıya sahip.

Peygamber Efendimizin arkadaşlarının peşine düşeceğini anlayınca o, Resulullah’ın keşif kuvvetlerinin durakladığı yerlerdeki yaktıkları ateşlerden, develerin bıraktığı pisliklerdeki yediği yemlerin cinsinden olayın şeklini çözmüş, kendisini normal güzergâhın dışına çıkararak Müslümanların peşine düşeceği yoldan farklı bir yola geçip kervanı kurtarmıştı.

Ama Ebu Süfyan peşindeki Müslümanların, sahabe efendilerimizin keşif kuvvetinin olduğunu görünce, her ihtimale karşılık, Damdam ismindeki bir hizmetkârını Mekke’ye gönderdi ve ona tenbih etti: Kâbe’nin avlusuna vardığında üstünü başını yırtacaksın, ağlayacaksın, bağırıp çağıracaksın, olayın ciddiyetini olabildiğince abartacaksın.

Damdam tam da buna göre bir adamdı. Geldi, Kabe’nin avlusunda üstünü başını yırttı. “Helak oldunuz Mekkeliler bütün malınız, mülkünüz gitti. Hepsi Muhammed’in eline geçti. Ebu Süfyan’ın mallarına Muhammed el koydu.” Damdam’ın bu çığlık çığlığa feryatları ve Hadrami’nin Müslümanlarca öldürüldüğü haberi adeta fitili ateşlemişti.

SAVAŞ ÇIĞIRTKANI EBU CEHİL

Ebu Cehil’in aradığı fırsat ayağına gelmişti.Hep diş bilediği, hicretle elinden kaçırdığı Hz. Muhammed’i bu vesileyle öldürmenin, savaşla yok etmenin planını kafasında kurmuştu. Toplantı yaptı, toplantıya gelenler Müslümanlarla savaşmayı göze alamıyordu.

Peygamberimize en çok eziyet etmişlerden olan Ukbe ibni Ebi Muayt o bildiğimiz meşhur deve işkembesini, Kabe’nin avlusunda Resulullah’ın ensesine döken adam, Efendimize en galiz, en kötü sözleri söyleyen adam- Resulullah bir gün onun kendisine karşı, ağır sözler söylediği bir gün;

“Ey Ukbe, bir gün gelecek Mekke’nin dışında seninle kavga edeceğiz ve ben seni öldüreceğim.” demişti. Hz. Peygamber’in ağzından hiç yalan çıkmadığını bilen Ukbe, o gündensonra Mekke dışına çıkmamıştı.Bu sebeple olsa gerek Bedir’e de gelmek istemiyordu. “Muhammed hiç yalan söylemedi, gelirsem İslâm ordusu beni öldürür.”diyordu.

Oysa Mekkelilerin güçleri çok fazlaydı, bin kişi toplamışlardı. Utbe ibni Rebia; “Gitmeyelim, akrabalar arasında kan döküp, bu kavgayı kan davasına dönüştürmeyelim.” diyordu. Utbe, yumuşak huylu firasetli bir adamdı. Ebu Cehil, Utbe’ye; “Sen korkağın tekisin, savaşı göze alamıyorsun.” dedi. Utbe bu sözden çok incindi.

İlk haber gelmişti ama Ebu Süfyan’dan başka haberler gelmiyordu, Ebu Süfyan’ın kurtulduğu haberi Mekke’ye gelmemişti. Mekkeliler bu toplantılarına devam ediyordu. Bu toplantılardan birine Ukbe ibn Ebu Muayt elinde kandil yağıyla gelmişti. Aklında, kendisi para versin, kendisinin yerine savaşmaya başka birini göndersinler düşüncesi vardı.

Bu sebeple ikramlar yapıyordu, Mekke ileri gelenlerine. Ukbe yağla ateşle geldiğinde, Umeyye bin Halef ona, “Haydi, getirdiğin yağları sen yak da hiç değilse odamız aydınlasın. Senin artık savaş meydanlarında işin yok, kadınlar gibi kandil yakarsın ancak.” dedi. Bu söz, bir kadına benzetilmek, o günkü Arap erkekleri arasında en ağır hakaret yerine geçiyordu.

Ukbe savaştan korktuğu için alay edildiğini, üst meclislerde böyle hakarete uğradığını görünce, dedi ki, “Ölümüne geleceğim.” Herkes ikna edilmişti.Yola çıkıldı. Sonradan bir elçi, haber geldi; “Ebu Süfyan kervanı, malları kurtardı, geri dönebilirsiniz.” dedi. Ebu Süfyan’ın mesajı, “Gelmesinler, ilerlemesinler…” idi.

ATİKE’NİN RÜYASI

Tam o günlerde Peygamberimizin Mekke’de kalan bir halası vardı. Bir rüya gördü. Hz. Peygamberimizin halası Atike binti Abdülmuttalip, rüyasını Abbas’a, Ebu Leheb’e iki kardeşine anlattı. İkisi de Peygamberimizin amcası. Abbas henüz Müslüman olmamış veyahut Müslümanlığını gizlemiş. Ebu Leheb zaten azılı düşman.

Rüyası şuydu; “Kendimi Ebu Kubeys dağında gördüm. Ebu Kubeys dağında şimdiye kadar hiç görmediğim bir varlık, koca koca kayaları kaldırıyor Kabe’ye fırlatıyor.Kabe’ye, Mekke sokaklarına, dev gibi, binalar büyüklüğünde taşlar atılıyor. O taşların vurduğu evlerden ölüler çıkıyor.O taşları atan varlık, “Bu üç gün içinde olacak bir olaydır.” dedi ve kayboldu, gitti.

Bu rüya boş bir rüya değildir. Siz üç gün içinde ya savaşa gideceksiniz yahut da gitmeyip canınızı kurtaracaksınız.” dedi Abbas’a ve Ebu Leheb’e. Ebu Leheb, bacısının, ablasının bu rüyasını alay ederek, “Müslümanlar kendilerini kurtarmak için böyle rüyalar uyduruyor.” diye söyleyerek, hiç söylememeye yemin etmesine rağmen, geldi bu rüyayı Ebu Cehillere anlattı.

Hz. Abbas, savaşa gelmedi. O ablasının rüyasına güveniyordu. Çünkü bu rüya bir işaretti. Hz. Peygambere doğru savaşa gidildiğini bildiği için içinde akrabalık duygusu var, bir de gizli mü’min olma durumu var- savaş gitmedi. Abbas’a Ebu Cehil toplum içinde şu hakarette bulundu; “Ey Abdülmuttalipoğulları! Erkeklerinizden peygamber çıktığı yetmiyormuş gibi, bir de kadınlarınızdan mı peygamber çıkardınız?” dedi.

Erkekle, Peygamber Efendimizi, kadından peygamberle de Atike’yi söylüyordu, rüyasından dolayı. Ebu Cehil, bu sözlerle Hz. Peygamberimizin halasının rüyasıyla alay ederek, o rüyanın insanlar üzerinde oluşacak tesirini kırmak istiyordu. Mekkelileri savaştan döndürecek ne varsa tamamını bertaraf etmek istiyordu.
Namaz Vakitleri
Şehir :