Makaleler > Ömer DÖNGELOĞLU > Siyer > Hz. Ebubekir' in Efendimize (s.a.v.) Duyduğu Sevgi
Kategoriler :
Yazarlar :
Hz. Ebubekir' in Efendimize (s.a.v.) Duyduğu Sevgi
Tarih : 04.06.2012 12:19:29
Kategori : Siyer
Yazar : Ömer DÖNGELOĞLU
Okunma : 4640
Hazret-i Ebubekir’in fedakârlığı, malını mülkünü feda etmek, Allah Resulü’nün uğruna her şeyini ortaya koymak, hicrette O’nunla (sav) yürümek sadece bunlar değildi. Hazret-i Ebubekir’in içi başka manevî güzelliklerle doluydu; mesela Kur’ân-ı Kerim okuyuşu. Zilzal Suresi geldiğinde Hazret-i Ebubekir saatlerce ağlamış, bu sureyi baştan sona okuyamamıştı. Sanki kendi döneminde bir büyük deprem olacak, kıyamet kopacakmış gibi düşünmüş ve ağlamıştı. Ebubekir Efendimizin Kur’ân-ı Kerim okuması çok meşhurdu.

Bir gün Habeşistan’a hicrete niyet edince, İbn-i Dugunne elinden tuttu ve dedi ki: “Senin gibi birisi Mekke’den giderse Mekke’nin prestiji sarsılır. Ebubekirler gitmemeli, Müslüman da olsanız Mekke’de kalmalısınız.” Zira, ticarî açıdan önemli bir simaydı Hazret-i Ebubekir. İbn-i Dugunne Mekkelilere geldi, onların anladığı dilden, para dilinden konuştu: “Siz deli misiniz? Bunca büyük sermayenin sahibini elinizden kaçırıyorsunuz.” dedi. Müşrikler Hazret-i Ebubekir’in sermayesinin hatırına, ülke içerisindeki ekonomiye kattığı canlılık hatırına “Peki” dediler ve ilave ettiler: “Yalnız Ebubekir’den bir şey istiyoruz:

Bir daha dışarıda Kur’ân okumasın! O Kur’ân okuduğunda, onun hıçkırıklarına, gözyaşlarına, bizim kadınlarımız, kızlarımız, gelinlerimiz gidiyor, onun duygusal okuyuşuyla kızlarımız, gelinlerimiz Müslüman oluyor. Ebubekir dışarıda Kur’ân okumasın, dışarıda namaz kılmasın.” Hazret-i Ebubekir, “Peki” dedi, “Evime kapanacağım, ibadetimi evimde yapacağım.” Hazret-i Ebubekir’in evinde bir ön avlu vardı, bahçe gibi. O bahçede, zamanla namaz kılmaya başladı. Ağlayacak, hıçkıracaktı buradaki namazlarında.

Mekke’nin çocukları Hazret-i Ebubekir’le beraberdi, bahçenin duvarından aşağı sarkmışlar, gözyaşlarıyla onun namazını izliyor, okuduğu Kur’ân’ı dinliyorlardı. Hazret-i Ebubekir’in gözyaşlarıyla ve Kur’ân sedasıyla insanlar iman ediyordu.İşte Mekkeli müşrikler, Hazret-i Ebubekir Efendimizin bu Kur’ân okuyuşundan öyle rahatsız oluyorlardı ki, bir gün Kâbe’nin avlusunda Hazret-i Ebubekir, Resulullah’la beraberken, Peygamber Efendimiz ayrılmış, Ebubekir Efendimiz yalnız kalmıştı. Utbe diye, zalim, şiddetli, Müslümanlara kin güden, müşriklerin ileri gelenlerinden birisi geldi ve Hazret-i Ebubekir Kâbe’nin avlusunda namazını kılarken, cübbesini Ebubekir Efendimizin boğazına doladı. Hazret-i Ebubekir Efendimizin elini kolunu sarmış, adeta iple bağlamış gibi kuşatmıştı. Bu halde Ebubekir Efendimizi dövmeye başladı. Hazret-i Ebubekir Efendimiz zayıf, uzuna yakın orta boylu ama kavgayı, gürültüyü sevmeyen, her şeyi konuşarak akılla ve sevgiyle çözmeye çalışan edepli bir sima. Ömründe hiç içki içmemiş, putlara hiç tapmamış, Hanif dininden, bozulmamış bir kumaş. Kirli bedenler, temizler göründükçe temizleri hazmedemeyecek, Hazret-i Ebubekir gibi tertemiz bir simayı dövmek, susturmak, ezmek, yıldırmak gibi yollara tevessül edeceklerdi.

Utbe işte böyleydi. O dövdükçe, o kendisine vurdukça, “Bunu niye yapıyorsun, ben sana ne yaptım?” diyen, İslâm adına işkence gören ve artık ayakta duramayacak hale gelen bir Ebubekir vardı orada. Üstüne çıkmış Hazret-i Ebubekir’i tekmeleyen bir de Utbe vardı. Saatler sonra öldü diye, Kâbe’nin avlusuna atılmıştı bedeni. Hazret-i Ebubekir buradan evine getirildi. Kendisine çok düşkün bir annesi vardı. Annesinin adı Selma idi. İslâm tarihimizde Ümmü’l-Hayr “Hayırların Annesi” olarak da geçer. Ümmü’l- Hayr oğlunu o şekilde görünce, -o henüz Müslüman olmamıştı- ağlamaya başladı. “Oğluma ne yaptınız? Oğlumun size ne zararı dokundu ki bu hale getirdiniz?” diye feryat etti.

Hazret-i Ebubekir ne Hazret-i Ömer’e benzer ne Hazret-i Hamza’ya benzer; ne Hazret-i Bilal’e benzer ne Ebu Zer’e benzer. Ebu Zer’i dövüyorlardı, kalkıyordu onlara: “Siz yanlış yoldasınız, Allah birdir, Resulullah O’nun kulu ve elçisidir.” diyordu. Hazret-i Ebubekir daha sevgiyle, daha akılla meseleyi çözen biri idi, imanı bedeninden taşmış bir kahramandı. Annesi, oğlunu saracak, sarmayalacak yaralarını temizleyecekti. Saatler sonra Hazret-i Ebubekir gözlerini açacaktı. Annesi ona çorba kaynatmıştı, kaç zamandır aç ve susuzdu. Saatler sonra vücudundaki yaralar morlaşmış, şişmişti, Hazret-i Ebubekir tanınmaz bir hale gelmişti.

Annesinin yüreği onun bu haline hiç dayanamıyordu. Biraz da olsa çorbadan içmesini istiyordu. Hazret-i Ebubekir gözlerini açtı, kendine geldi: “Anne bana bunu yapanlar Peygamberime neler yaptılar, merak ediyorum. Biz beraberdik, Resulullah benden birkaç dakika önce ayrılmıştı. Beni bu hale getirenler kim bilir Resulullah’a neler yapmışlardır. Bana Resulullah’tan haber getirmedikçe, ağzıma bir lokma yiyecek, bir damla içecek koymayacağım. Bana Peygamberimden haber getir anne! Haber getirirken de; sen annesin oğlum üzülmesin diye yalan konuşabilirsin, yanında Müslüman bir kadınla geleceksin.” dedi. Hazret-i Ebubekir’in annesi Selma, peygamberin kapısına gidecek, Erkâm’ın evinde Resulullah’ı bulacaktı.

Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ebubekir’in annesini görünce ayağa kalktı; “Dostumun annesi, buyur!” dedi. “Ya Muhammed, seni iyi görüyorum, halin iyidir, ama oğlumu öldüresiye dövmüşler, ölümden dönmüş, ölsün diye atmışlar. Bu kapıya senden bir haber almak ve senin benim yanıma katacağın Müslüman bir kadınla gidip Ebubekir’e senden bir haber götürmek üzere geldim. Ebubekir yoksa ağzına bir damla çorba koymuyor, yanıma birini ver ya Resulallah!” dedi Hazret-i Ebubekir’in annesi. Müslüman olmadığı halde, Allah’ın peygamberine yalvardı. Resulullah; “Kardeşim Ebubekir!” dedi “Demek onu öldüresiye dövdüler.”

Yanına bir rivayete göre, Hazret-i Ömer’in bacısı Fatıma’yı katacak, bir rivayete göre de Cemile isminde bir başka Müslüman kadını katacaktı. Annesi, o Müslüman hanımla Ebubekir’in yanına geldi. “Peygamberini gördüm, sana selamı var, şu anda müşrikler O’nu takip eder diye, O gelemedi ama bir gün gelecek. Sen O’nun iyiliğinden hiç merak etme, O’na bir zarar vermemişler. İstersen bu Müslüman olan hanım kardeşine de sor.” dedi annesi. Hazret-i Ebubekir ona sordu, o da aynısını söyledi. Hazret-i Ebubekir Müslüman hanıma; “Yok, belli ki annem seni yolda ikna etmiş, beni Peygambere götürüp Resulullah’ı gözümle görmediğim müddetçe ağzıma bir şey koymayacağım.”dedi.

Hazret-i Ebubekir çok zor da olsa annesinin yardımıyla Erkâm’ın evine geldi. Kapıya geldiklerinde kapıyı çaldılar. Kapı açılınca Resulullah Efendimiz, Hazret-i Ebubekir’i öyle görünce ayağa kalktı: “Kardeşim, sana neler yapmışlar?” dedi. Hazret-i Ebubekir: “Ya Muhammed! Sen sağsın ya, benim başıma gelenler artık hiçbir şey değildir, benim başıma gelenlerin önemi yoktur. Ben, beni dövenler sana daha kötüsünü yapmıştır, diye korkmuştum. Seni görmeden, senin iyi olduğunu görmeden ağzıma bir şey almamaya yemin etmiştim. Seni böyle gördüm ya, Allah’a hamdolsun, ya Resullallah!” dedi.
Namaz Vakitleri
Şehir :