Makaleler > Mustafa ÖZCAN > Akaid > Cessâse (Deccal, Âhir Zamânı Anlatıyor)
Kategoriler :
Yazarlar :
Cessâse (Deccal, Âhir Zamânı Anlatıyor)
Tarih : 27.12.2014 10:22:25
Kategori : Akaid
Yazar : Mustafa ÖZCAN
Okunma : 1067

Kıyâmet alâmetleri konusunda Cessâse hadîsi meşhurdur. Hadîsi, Buhârî ve Müslim tahric etmiştir. İslâm ile şereflenmeden önce Filistinli ve Hristiyan olan Temim ed Dari başlarından geçen bir deniz yolculuğunu anlatır. Bindikleri geminin denizde fındıkkabuğu gibi sallanması ve batma tehlikesi geçirmesi üzerine filikalarla bir adaya çıkarlar. Çıktıklarında karşılarında kıllı ve hayvana benzeyen bir yaratık belirir, onunla karşılaşırlar. Bu yaratık kendini Cessâse olarak takdim etmekte, Deccal’a yaverlik etmektedir. Deccal da adada Ye’cûc ve Me’cûc gibi çıkacağı vakti beklemektedir. Dolayısıyla zuhûrunu bekleyen sâdece Mehdi olmayıp Deccal ve benzeri kıyâmet aktörleri de çıkma vaktini intizâr etmektedir. Cessâse, Deccal’ın kılavuzu ve gözcüsüdür. Gelenleri ona getirmektedir. Cessâse kıllı bir hayvana benzerken huruç vaktini bekleyen Deccal ise âdeta şeytânı andırmaktadır. İştiyakla, gelen yolcuları ve onlar üzerinden dünyânın ahvâlini öğrenmek istemektedir.

 

Temim ed Dari karşılaştıkları bu garip olayı Peygamberimiz’e (sav) de anlatır. Peygamberimiz de anlatılanların Deccal’la alâkalı olarak bildikleriyle örtüşmesi üzerine bilgilerini sahabelerle paylaşır. İki bilginin birbirine mutâbakat arz ettiğini ifâde eder. Tellal Medîneliler’i Mescid’e çağırır. Sahabeler gelir ve Peygamberimiz (sav) ‘sizi ne tergib veya terhib için -yâni korkutmak veya şevke getirmek için- toplamadım. Murâdım, sizlere Temim ed Dari’nin kıssasını aktarmaktır’ buyurur. Temim ed Dari’den duyduklarını nakleder. Gemidekilerin 30 kişi kadar oldukları ifâde edilmektedir. İplere bağlanmış bir hâlde bulunan Deccal gemiden inenlere bâzı haberler sorar. Böylece dünyânın geldiği noktayı anlamaya çalışır. Şabi’nin Fâtıma Bintu Kays radiyallâhu anha’dan nakline göre olay şöyle gelişir:

Adaya vâsıl olmaları üzerine karşılarına çok tüylü ve kıllı bir hayvan çıkar. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamazlar. Şaşkın bir hâlde:

“Sen necisin, neyin nesisin?” dediler. O cevap verdi:

“Ben Cessâseyim!”

“Cessâse nedir?” denildi.

“Ey topluluk! Benimle manastıra kadar gelin, sizin haberinizi sabırsızlıkla bekleyen biri var” dedi. O, böylece bir adamdan sözedince biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı bir şekilde bağlanmıştı.

“Vah sana! Kimsin sen?” dedik.

“Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!” dedi. Arkadaşlarım:

“Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin dalgalı bir ânına rastladık. Dalgalar bizi beşik gibi salladı. Sonra bu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. “Vah sana, nesin sen?” dedik.

“Ben Cessâseyim!” dedi. Biz: “Cessâse de ne?” dedik.

“Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!” dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk” dedik. Adam:

“Bana Beysan hurmalığından haber verin!” dedi. Biz:

“Onun neyinden haber soruyorsun?” dedik.

“Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?” dedi.

“Evet!” dedik.

“Öyleyse meyve vermeme zamânı yakındır!” dedi.

“Bana Taberiye gölünden haber verin!” dedi.

“Onun nesinden haber istiyorsun?” dedik.

“Onun suyunun çekilmesi yakındır!” dedi.

“Bana Zuger gözesinden haber verin!” dedi.

“Sen onun neyinden haber istiyorsun?” dedik.

“Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?” dedi.

“Evet, onun çok suyu vardır! Sâhipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!” dedik.

“Onun suyunun çekilmesi yakındır!” dedi.

“Ümmîlerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı?” dedi.

“O Mekke’den çıkıp Yesrib’e (Medîne’ye) yerleşti” dedik.

“Araplar O’nunla mukâtele etti mi?” dedi. Biz:

“Evet!” dedik.

“Onlara karşı ne yaptı?” dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itâat ettiklerini haber verdik. (O da bize:)

“Bu, onların itâat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccal’ım. Çıkış için bana izin verilme zamânı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy/ kent) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medîne) hâriç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem yalınkılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mâni olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!” dedi.” Sonra Resûlullâh aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek:

“Bu Taybe’dir! Bu Taybe’dir! Bu Taybe’dir! Ben bunu size anlattım değil mi?” buyurdular. Halk da: “Evet!” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

“Temim ed-Dari’nin rivâyetinin benim size ondan (Mesih Deccal’dan) Mekke ve Medine’den anlattığıma muvâfık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhûr edecektir. O doğu tarafından zuhûr edecektir!” buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti (1).”

Hıtat el Kahire kitabının yazarı Makrizi, Temim ed Dari hadisiyle alâkalı olarak müstakil bir eser kaleme almıştır. Dav’us Sari Li Marifeti Haberi Temim ed Dari adlı eserini bu hadis üzerine binâ etmiştir. Hadis oldukça meşhurdur. Bu kitapta Cessâse ve Deccal meselesi enine boyuna ele alınıyor. Bu hadiste Deccal kıyâmetin sosyolojik, ahlâkî veya siyâsî alâmetlerinden değil doğrudan ontolojik alâmetlerinden bahsediyor. Dünyânın yaşayan fizikî kıyâmetini anlatıyor. Marksist zeminden ve zâviyeden bile Slavoj Zizek Kıyâmetin Versiyonlarını görüyor. Zîrâ sanâyi devrimiyle ontolojik alâmetler belirdi. Sosyal, ahlâkî ve siyâsî alâmetler belirdiği gibi, aynı zamanda tevili mümkün olmayan bir biçimde ontolojik veya fizikî alâmetler belirdi. İşte Deccal’ın Temim ed Dari heyetiyle konuşmasında fizikî ve ontolojik alâmetlere vurgu var. Mısır eski Müftüsü Ali Cuma Deccal’ın işaret ettiği üç alâmetin de çıktığını ve büyük zuhûra veya alâmete doğru yol aldığımızı söylüyor. Elbette Ali Cuma’nın siyâsî duruşuna katılmıyoruz. Bununla birlikte Deccal’ın işâret ettiği alâmetlerle ilgili yorumu kayda değer. Deccal kıyâmet alâmetlerini anlatıyor.

 

Marksist zeminden Slavoj Zizek gibiler bunu yorumluyorsa Ali Cuma neden yorumlamasın? Kıyâmet alâmetlerini yorumlayanın kendisi de bir alâmete konu olabilir. Önemli olan anlattıklarının isâbetli olup olmamasıdır. CBC Kanalında Amr Halil ile ‘Vallahu A’lem’ adlı programda kıyâmet alâmetleri analizini yapan Ali Cuma, Deccal’ın işâret ettiği üç meseleye parmak basmıştır. Kıyâmetin küçük, orta ve büyük alâmetleri olduğunu; orta alâmetlerinin genellikle toplumun günah bataklığına batması ve bunu alışkanlık hâline getirmesi olduğunu söylemiştir. Günahların âdet hâline gelmesi alâmetin pekişmesidir. Hadisler bunu marufun münker ve münkerin maruf hâline gelmesi şeklinde anlatıyor. Altıncı hicrî yüzyılda yaşayan İmam Kurtubi, kendi döneminde fesadın toplumda yayılmasına binâen kıyâmetin kopmasının yaklaştığına inandığını ifâde etmiştir. Fesadın uzun dönemden beri olduğunu ve fesattan maksadın Allâh’ın yasakladığı günahları işlemek olduğunu ifâde eden Ali Cuma günümüzdeyse bunların içselleştirildiğini, örf ve alışkanlık hâline geldiğini hatırlatıyor. Alâmetin bamteli budur. Orta alâmetlerin bütün dönemlerde olduğunu ama buna medâr olan günahların geçmişte alışkanlık boyutu kazanmadığını, ârızî kaldığını hatırlatmış; günümüzde alışkanlık hâline gelmesi ve genel bir mecra, çığır kazanmasıyla durumun farklılaştığını ifâde etmiştir. Büyük alâmetlerin de başı, ortası ve sonu olduğuna dikkat çeken Cuma tam da bu noktada Temim ed Dari hadîsine atıfta bulunmaktadır. Ali Cuma, Temim ed Dari hadîsinde anlatılan üç alâmetin çıktığını ve bunların kıyâmetin kopmasının başlangıcını teşkîl ettiğini ifâde ediyor.

Bunlardan ilki Deccal’ın sormuş olduğu Beysan hurmalığıdır. Hurmalığın helâk olması varlığının ortadan kalkması veya hurma vermemesidir. 1950 yılından itibaren Beysan hurmalığı kurumuş ve meyve vermemektedir. İsrail anılan hurmalığı kurutmuştur. Siyonistler Filistin’i işgâlleri üzerine Yeni Beysan şehri kurmuşlar, eski şehri ihmâl ederek hurmalıkların kurumasına sebep olmuşlardır. Beysan hurmalıkları 65 yıldan beri kurumuştur. İsrail’in kuruluşu Beysan hurmalıklarının kurumasına sebep olmuştur. Ölü Deniz olarak bilinen Taberiye Gölü de kurumaya devâm ediyor. Deniz seviyesinden alçak olan Lut Gölü veya Taberiye Gölü kurumasını sürdürüyor. Buradaki ekolojik felâket giderek büyüyor. İsrail, Ürdün üzerinden tünel açarak su ikmâliyle gölü yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bununla birlikte gölün dumûra uğramasının önü alınamıyor. Üçüncü alâmet ise Zuger pınarının, gözesinin kurumasıdır. Ölü Deniz kıyılarında Ürdün’de bir köy olan Zuger’de bulunan gözenin suyu da azalmaktadır. Geçtiğimiz yıllar bölgeyi, özellikle Ürdün ve İran gibi ülkeleri kuraklık vurmuş ve yeraltı kaynakları da çekilmişti. Son sıralarda Ürdün gibi ülkelere bâzen kar yağmasına rağmen genellikle kuraklık peydâ olmaktadır. Ali Cuma, Deccal’ın sahabelere haber verdiği üç alâmetin de belirdiğini ifâde ediyor (2).

1- Muslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326); Tirmizi, Fiten 66, 2254

Namaz Vakitleri
Şehir :