Kategoriler :
Yazarlar :
Zekat
Tarih : 15.08.2013 14:29:14
Kategori : Maneviyat
Yazar : Mahmut TOPBAŞ
Okunma : 773
Zekâtın kelime mânâsı: Artmak ve temizlemektir. Verenin malı artar ve temizlenir. Gül cömertçe koku vermeseydi neslini devam ettiremez, artamazdı. İnsanlar onu bahçelerinin süsü yapmazlardı. Ciçek arıya aşkla bal vermeseydi çiçek döllenemez ve neslini devam ettiremezdi.

Anne kendi özünü bembeyaz süte dönüştürüp yavrusuna vermeseydi çoğalamazdı. Erik ağacı hoş kokulu çiçeğini ve meyvesini vermeseydi ocakta yanarak bir anda tükenirdi. Ciçekler güzel koku, güneş ısı ve ışık verirken yüzleri gülüyor, veremediklerinde kararıp kalıyorlar. Kararmamak, kurumamak, tükenmemek için vermek; ilmimizden, sevgimizden, tecrübelerimizden, canımızın yongası malımızdan ve canımızdan vermek.

Sonbaharda can verip ağaç yapraklarını kendine kefen yapan bir çiçek, baharda binlerce çiçek oluyor. Bir ölüp bin dirilme vardır can vermede. Elimiz dilimize, dilimiz midemize, midemiz tırnağımıza, tırnağımız saçımıza, saçımız kemiğimize, kemiğimiz iliğimize, iliğimiz beynimize ve sinirlerimize; hâsılı her hücremiz diğerine bir şeyler veriyor. Vermekle varlığını devam ettiriyor. Peygamber Efendimiz (sav) “Müminler sevgide, şefkatte, merhamette tek vücud gibidirler, o vücuddan bir parça hastalandığında diğerleri ona yardıma koşarlar, ateşine ve uykusuzluğuna katılırlar.” (Buhari Edeb 27, Müslim Birr hadis 66 Müsnedi Ahmed4/270 276) buyurmuş.

Ayaktaki bir ağrı, gözümüzü rahatsız ediyor. Onun için bütün vücud rahat edebilmek için ayağın yardımına koşuyor, oraya yardım gönderiyor, oranın ateşini ve acısını paylaşıyor. Bu paylaşma o parçaların rahatı içindir. Aslında veren kendisi için vermektedir. Eczacıya para veren karşılığında ilaç almakta ve onunla damar sertliğini yumuşatmaya çalışmaktadır. Zekât veya sadaka veren de karşılığını bu dünyada iken de almaktadır.

Peygamber Efendimiz’e (sav) gelerek kalbinin katılığından şikayet birisine Efendimiz: “Yetimin başını okşa, fakirin karnını doyur” buyurmuş. (Mecmeuz- Zevahid ve men beal fevaid 8 /160) Demek ki verişlerimiz karşılıksız değilmiş. Karşılıksız veren yalnız ve yalnız Allah’dır (cc). Sevinmek, mutlu olmak, tatmin olmak vermenin karşılığında alınanlardır. Onun için verdiğiniz şeyler karşılığında, alan kişiyi minnet altında tutarak eziyet etmeyin. Eczacıya para verip ilaç aldığınızda nasıl ki bunu onun başına kakamıyor, onu minnet altında tutamıyorsunuz; muhtaç insana verdiğinizde de karşılığını alıyorsunuz ve onu da minnet altında tutamazsınız.Rabbimiz:“Ey îmân edenler, sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın” buyurmuştur.( Bakara, 2/264)

Aslında verirken kendi malımızdan vermiyoruz ya. “Elim, ayağım, gözüm, kalbim” diyerek mülkiyet iddiasında bulunduğumuz şeylere bile tam hâkim değiliz. İsteğimizin dışında ihtiyarlıyoruz ve saçlarımız ağarıyor. Eğer ben bunlara tam sahip olsaydım ağarmasını ve ihtiyarlamasını istemezdim, buna izin vermezdim.Bütün bunlar başka birinin mülkiyetine işaret eden mühürlerdir. Elime, beynime tam sahip olamayınca onlarla elde ettiğim mallara nasıl tam sahibim diyebilirim?.. Onun için Rabbimiz mü’minleri tarif ederken “Kendilerine verdiğimiz rızıkdan verirler” buyurmuş.(Bakara, 2/4) Yani bizim elimizdeki malların da Rabbimiz tarafından verildiğini ve onlardan dağıtmamız gerektiğini haber vermiştir.

O Allah ki çamuru buğdaya çeviriyor. Kara toprağa binlerce renk veriyor, tabiatı rengârenk çiçeklerle süslüyor. Sevgili hanımına bir demet çiçek veren insan, Allah’ın bir kuluna veriyor. Böylece dünyada saadeti, âhirette cenneti elde ediyor. “Namaz kılın, zekâtı verin” (Bakara, 2/ 43) âyetiyle Rabbimiz, Allah hakkıyla kul hakkını ardarda getirmiş. “Zekât verin” emriyle hepimizin zengin olmak için çalışmamıza ve zekât vermemize işaret etmiştir. Kur’ân ve sünnetten hüküm çıkartan İslâm Hukukçuları yüzde iki buçuktan yüzde yirmiye (%2.5 dan % 20) kadar zekatı değişen malları, zekatın toplanma usullerini, verilecek yerlerini tesbit etmişlerdir. Zekât, İslâm’ın beş esasından biri kabul edilmekle öncelikle ibâdettir. Namaz bedenle yapılan ibâdetse zekât malla yapılan ibâdettir. Zekât, put olmaya başlayan, Hakk’a giden yolu kapatan malının putluğunu yıkmaktır. Hak’la kendi arasına perde olan ve halkın kendisine ulaşmasını, kendisinin onların yanına varmasını engelleyen kara perdeyi yırtmaktır.

Devlet Millet İşbirliğinin En Güzel Örneğidir Zekât. İslâm hukukçuları zekâtı verilecek malları: Açık mallar, gizli mallar diye ikiye ayırmış. Açık malların (Zirai mahsuller ve hayvanlar)’ın zekâtının devlete verilmesini, gizli mallar (nakit paralar, ticaret malları ve üretim malların)’ın ise sahipleri tarafından zekât almaya layık kişilere verilmesini kararlaştırmıştır. Böylece halkın ulaşamadığı ihtiyaç sahiplerine devlet ulaşacak, devletin ulaşamadığı ihtiyaç sahiplerine halk ulaşacak. Kişi en yakın akrabasından başlayarak, en yakın komşusundan dalga dalga dünyanın en uzak yerindeki Müslümana kadar yardım elini uzatacak. Hem ibâdet, hem vergi olan zekât, dünyâdaki bütün vergi kanunlarından ayrı özelliklere sahiptir.

Öncelikle emri veren Allah’dır, insan değil. Zekât vergisine inanmak kişiyi mü’min yapar. Zekatı inkâr etmek kâfir yapar. İnsanların koyduğu vergi kanunlarının açığını bulup oradan vergi kaçıran insanların hiçbir sorumluluk hissetmediğini görmekteyiz. Çünkü o onun için îmân değildir. Vergi kaçıranı kontrol etmek üzere gönderilen de insan olduğundan milyonluk rüşvet iddiaları ortaya çıkmakta. İslâm dini kişiyi eğitim yoluyla iyice yetiştirdikten sonra ona öylesine güveniyor ki; gizli mallarının zekâtını (vergisini) vermeyi ona bırakıyor. Bugün İslâm’ın aslını değil de ismini ve resmini bilen ve ona âşık olan Müslümanlar hâlâ zekâtlarını vermektedirler.
Namaz Vakitleri
Şehir :