Makaleler > Mahmud Sami RAMAZANOĞLU (K.s) > Tasavvuf > Müslüman' da Bulunması Gereken Üç haslet
Kategoriler :
Yazarlar :
Müslüman' da Bulunması Gereken Üç haslet
Tarih : 15.02.2013 09:46:27
Kategori : Tasavvuf
Yazar : Mahmud Sami RAMAZANOĞLU (K.s)
Okunma : 1196
Cenâb-ı Hâk Yûnus Sûresi’nin 54. ayet-i kerimesinde, “Kendine veya başkasına zulmeden her bir kimse, eğer yeryüzünde bulunan bütün eşyaya mâlik olsa idi, azabdan kurtulmak için onu behemahal fedâ ederdi. Onlar azâbı görünce pişmanlıklarını gizlerler. Fakat aralarında kendilerine haksızlık yapılmaksızın adaletle hükmolunmuştur bile.”

Akıl sâhibine gerekir ki, eski ahvâlini iyice düşünüp hatâ ve günâhlarından tevbe etsin ve başına musîbet gelmeden evvel tedarikli bulunsun ve Cenâb-ı Hâk’dan irtibatını kesmesin.

Bütün ulemâ şu üç hasletin her Müslüman’da bulunması gerektiğinde ittifak etmişlerdir ki bunlar da hepsi beraber olduğunda tamam olur, biri olmadan diğerleri noksan kalır.

Bu hasletler de şunlardır:
1- Zulümden, Allah’ın ve Rasûlü’nün razı olmayacağı şeylerden arındırılmış halis bir Müslümanlık,
2- Temiz gıda, helal lokma,
3- Amellerde sıdk-u sadakat.

Ebu’d-Dera (ra)‘den rivayete göre şöyle demiştir:“Allah’ın bir takım kulları vardır ki, onlara “Ebdal” denilir. Onlar Allah’a ne çok oruç tutmakla, ne çok namaz kılmakla, ne çok hacca gitmekle, ne sakallarının güzelliğiyle ulaşmışlardır. Allah’a vasıl olmalarının sebebi verâda sadâkatları sâlih ameller, halis kalb ile sağlam niyetleri, sadırlarının selameti, yani kibr, kin, buğz gibi ahlak-ı zemîmeden sâlim bulunmaları ve bütün Müslümanlara merhametli olmalarıdır. Allah onları ilmiyle seçmiş ve kendi has kulları arasına koymuştur. Onlar İbrahim (as)’ın kalbi gibi kalplere sahip olup kırk kadar ricaldirler. Bilesin ki, onlar kati sûrette hiçbir şeye sövmezler, hiçbir kimseye lanet etmezler, kendilerinden aşağıdakilere ezâ etmezler, tahkir etmezler, kendinden yüksekte bulunanlara hased etmezler.

Rasûlullah (sav)’e dünyanın ne olduğu soruldu, buyurdular ki: -“Seni Rabbinden alıkoyan, Allah’tan gâfil kılan her şey dünyadır.”

Kalb-i selim demek, masiva arzusundan ve esaretten kurtulmuş kalp demektir. Bu kalp her an Allah ile beraberdir. Ölüm geldiği zaman ilim fayda vermez. Âdem’e vermediği gibi: dostluk da fayda vermez, İbrahim’e fayda vermediği gibi. Mülk de fayda vermez, Süleyman’a ve Zülkarneyn’e fayda vermediği gibi. Ordunun kuvvetli olması da fayda vermez, Nemrud’a fayda vermediği gibi.

Kendi ihtiyarı ile ölmek yani dünyayı terk etmek hür kimselerin halidir ki, kazançlı bir dönüştür. Mecbûren ölmek de denî kimselerin ve ağyarın halidir ki, firakla ve zararla dönüştür.

İbrahim bin Edhem bir gün memleket, nimet ve saltanatı ile sevinmişti. O gün rüyasında bir adam gördü. Ona bir mektup verdi. Mektupta şöyle yazılıydı:
“Fâniyi bâkiye tercih etme, mülkünle mağrur olma, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye davran. Çünkü Allah: “Rabbimizin mağfiret ve cennetine müsaraat ediniz.” buyurmaktadır.”

İbrahim bunu okuyunca korkarak uyandı ve kendini Allah’a, ibadete verdi. Seni Allah’a yaklaştıracak şeyleri kaçırdığına üzülmemek, kötü amellerine nedamet etmemek kalbin ölü olmasının alametlerindendir.

Fâtiha sûresinin tefsirinde Molla Fenarî der ki, Nebîler, ümmetlerine şefkatlerinden dolayı kıyamet gününde korkarlar ve “Allah’ım! Onları selâmette kıl!” diye iltica ederler ve en fazla şefkat sahip oldukları cihetle en şiddetli onlar korkarlar, ümmetleri ise sadece kendilerini düşündükleri için korkarlar.

Yûnus Sûresi tefsirinden alınmıştır.
Diğer Yazıları
Namaz Vakitleri
Şehir :