Makaleler > İdris KOCABAŞ > Maneviyat > Kalp Soğukluğuna Mânevî Reçete: Zikrullâh
Kategoriler :
Yazarlar :
Kalp Soğukluğuna Mânevî Reçete: Zikrullâh
Tarih : 20.01.2016 19:32:28
Kategori : Maneviyat
Yazar : İdris KOCABAŞ
Okunma : 780

“Öyleyse yalnız beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim.

Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” 1

Sözlükte “bir şeyi anmak, hatırlamak” anlamındaki zikir kelimesi dînî literatürde “Allâh’ı anmak ve unutmamak sûretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş” anlamında kullanılır. Zikir dil veya kalp ya da her ikisiyle berâber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur.2 Zikir için herhangi bir vakit belirlenmemiş olup her zaman yapılabilir. En önemli ibâdet olan namaz bile kerahet vakitlerinde yerine getirilemezken, zikirde böyle bir vakit sınırlaması söz konusu değildir.3 Zikirle iştigâl etmek her müslüman için gerekli dînî bir vazîfedir. “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allâh’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azâbından koru’ derler.”4

Zikri; dilin zikri, kalbin zikri ve tüm organların zikri olmak üzere üç çeşit olarak sınıflandırmak mümkündür. Allâh’ı tesbih ve tâzime, hamd ve şükre dâir sözleri söylemek dilin zikri, Allâh’a (cc) inanmak, O’nun zât ve sıfatlarına delâlet eden delilleri, emir ve yasaklarının mânâ ve hikmetlerini, yarattıklarının sırlarını düşünmek/tefekkür etmek kalbin zikri, emredileni yerine getirip yasaklardan kaçınmak da organların zikri kabûl edilmiştir.5 Eğer bir kimsede kalp zikriyle dil zikri berâber meydana gelirse tüm organlar bu zikrin kontrolü altına girer. Zikrin hâkim olduğu kalbin kontrolünde bulunan âzâlar, Allâh’ın (cc) râzı olmadığı tüm fiillerden kaçınır. Günah ve isyâna götürecek her türlü eyleme karşı mesâfeli durur. Allâh’ın (cc) râzı olduğu amellere bir yöneliş gerçekleştirir. Zikirden mahrûm olan kalp zamanla katılaşır ve kararır. Bu ise kalbin mânen hastalanması anlamına gelmektedir. Hasta bir kalple kişinin ‘Hakîkati’ bulması mümkün olamaz. Îmânın rahat bir şekilde kalbe hükmetmesi zorlaşır. Dînin tüm emir ve yasaklarına karşı kalpte bir soğukluk meydana gelir ki bunun tedâvisi ancak ‘Zikrullâh’ ile mümkün olabilir. Zikreden kimse ile zikretmeyen kimse arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.”6 Kâmil mânâda Müslümanca bir hayâtın oluşabilmesi ancak zikirle tasfiye edilmiş bir kalple mümkündür. Beden ülkesinin hükümdârı konumunda olan kalbin her türlü bozuk itikattan, yanlış düşüncelerden arınmış olması gerekmektedir. Çünkü Hz. Peygamber (sav): “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.”7 buyurmaktadır.

ZİKRİN ÖZELLİKLERİ VE FAZÎLETLERİ

Allâh’ı (cc) dil ile anmaya vesîle olan zikirler kapsamında sığınma (istiâze), besmele, takdis, tesbih (sübhânellâh), hamdele (elhamdülillâh), tekbir (Allâhüekber), tehlîl (lâ ilâhe illallâh), havkale (lâ havle velâ guvvete illâ billâh), istiğfar, tasliye (salevât) şeklindeki ifâdelerle yapılması mümkündür.8 Bütün bu zikirlerle berâber kişinin Kur’ân okuması, namaz kılması, tatlı söz söylemesi, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmaya çalışması gibi ameller de Allâh’ı (cc) anmak bağlamındadır.

Zikrin, zâkiri (zikredeni) şeytandan korumak gibi bir özelliği vardır. Bununla alâkalı İmam Kuşeyri (ks) (v.465/1072) ‘er-Risâle’ isimli kitabında şöyle bir nakilde bulunur: “Denilir ki; zikir kalbe iyice yerleşince, şeytan kalbe yaklaştığında zikrin nûrundan çarpılır. Aynen bâzı insanların şeytâna yaklaşırken şeytan tarafından çarpıldığı gibi. Diğer şeytanlar onun başına toplanıp, ‘Buna ne oldu?’ diye sorarlar; ‘Onu insan çarptı’ denir.”9

Zikrin özelliklerinden biri de zikre zikirle mukâbele edilmiş olmasıdır. Allah Teâlâ: “Beni zikredinki ki ben de sizi zikredeyim”10 buyurmuştur. Bir hadîs-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Cebrâîl (as) Resûlullâh’a (sav) geldi ve şöyle dedi: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: ‘Hiç bir ümmete vermediğimi Senin ümmetine ihsân eyledim.’ Resûlullâh (sav): “Bu nedir ey Cebrâil?” diye sordu. Cebrâîl (as), “Allah Teâlâ’nın: ‘Beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim’ buyurmuş olmasıdır. Allah diğer ümmetlerden hiçbirine bu şekilde hitâb etmemiştir” diye cevap verdi.11

Zikir bir nurdur. Kalbi kapladığı ve hâkimiyeti altına aldığı zaman kalbi de kalp gözlerini de nurlandırır. Böylece daha önce görmesine engel olan karanlık yerlerde bile eşyâyı bu kalp gözüyle görebilir. Nitekim ölüm döşeğinde olan bir kimse de yanında hazır bulunan kimselerin göremediklerini görebilir. Bu konuda Hakk Teâla; “İşte senden perdeyi kaldırdık. Bugün gözün ne kadar keskindir.”12 buyurmuştur. Kul zikre devâm edince Allâh’ın (cc) dostu, Allah (cc) da onun dostu olur ve onu karanlıklardan nûra çıkarır.13

Zikrin fazîleti konusunda Peygamberimizden (sav) şöyle bir rivâyet gelmiştir: Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbiniz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infâk etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya onlarla savaşırken şehit düşmenizden daha hayırlı olanı size haber vereyim mi? diye sordu. Ashab; ‘Ey Allâh’ın Resûlü, o nedir?’ diye sordular. Resûlullâh (sav); ‘Allah Teâla’yı zikretmektir’ buyurdu.14 Zikri bireysel olarak yapmak çok fazîletli olduğu gibi halkalar oluşturup topluca yapmak da çok fazîletlidir. Zikir halkaları cennet bahçesine benzetilmiştir. Peygamberimiz (sav): “Cennet bahçelerini gördüğünüz zaman bolca (mânevî meyvelerden yiyiniz) istifâde ediniz” buyurmuş, ‘Cennet bahçeleri nedir?’ sorusuna, ‘Zikir halkalarıdır/meclisleridir’ cevâbını vermiştir.15

Toplu halde zikir yapmak İslâm’a sonradan girdirilmiş bir âdet değildir. Resûlullâh’ın (sav) ashabdan bir gruba, “Ellerinizi kaldırın ve hep birlikte ‘lâ ilâhe illallâh’ deyin” buyurarak zikir yaptırdığı16, mescidde yüksek sesle zikir yapan bir kimse için, “Âh edip inleyerek gönülden yakarıyor” deyip onu engellemediği17 rivâyetleri vardır.18 Öte yandan Allâh’ı (cc) bir toplulukta zikreden/anan kişi için mükâfât, Allâh’ın kendisini daha hayırlı bir toplulukta anacak olmasıdır.19

ZİKİRDE OLMASI GEREKEN KALİTE VE SONUÇ

Herhangi bir amel Allah (cc) için yapılacaksa O’na lâyık bir şekilde olmasına özen göstermek gerekir. Gelişigüzel ve lâkayd yapılacak tüm ameller gibi zikrin de kişiye pek faydası olmaz. Zikri gerçekleştirecek kişinin evvelâ nasıl bir varlığı zikrettiğinin şuurunda olması gerekir. Böyle bir bilinç husûsunda nasîbine düşeni almış bir kimseyi Serî-i Sakatî (ks) (v. 257/870) şöyle anlatır: “Sahrada yolculuk yaparken bir zenciye arkadaş oldum. Allâh’ı (cc) zikrettiğinde zencinin renginin değiştiğini ve benzinin solduğunu gördüm. ‘Arkadaş, sende acayip şeyler görüyorum. Bunun sebebi nedir?’ diye sordum. Zenci; ‘Dostum, Allâh’ı (cc) hakkıyla zikretsen senin de şeklin başkalaşır ve rengin değişir.’ cevâbını verdi.”20

Netîce olarak; hâlis bir zikrin yapılabilmesi için kişide öncelikle takvânın gerçekleşmesi gerekir. Gerçek takvâ ise haramların tamâmından sakınıp faydasız ve boş şeyleri terketmekle, sâlih amellerin tamâmını ihlâs derecesinde yerine getirmeye çalışmakla mümkündür. Zikrin sıcaklığıyla hemhâl olmayan kalp, mâsivâ kışlarında donmakla karşı karşıya kalır. Allâh’ı anmak dışında hiçbir şeyle huzûra eremeyecek olan kalbi kararma ve katılaşma hastalıklarına karşı koruma altına alabilmek için, zikri bir mânevî reçete olarak görmek gerekir. Dil ile zikir yaparken kalbi gaflet karanlığında bırakmamak gerekir. Kalpteki gaflet sebebiyle de dil zikrini ihmâl etmekten kaçınmalıdır. Yüksek bir yerden beton üzerine damlayan su damlaları zamanla beton üzerinde oyulmalara sebep olur. Bu netîceyi doğuran şey su damlalarının kuvveti değil sürekli bir şekilde damlamaya devam etmesidir. Aynı şekilde bir kimse dil zikrinde devamlılığı esas alırsa, zamanla bu zikrin tesiri kalbi de etkisi altına alarak gafletten kurtuluşa vesîle olacaktır. Sûfîlere göre îman ve namazdan sonra en kıymetli amel olan zikir, seyrü sülûk boyunca nefsin tezkiyesini gerçekleştirmek için kullanılan bir ilaçtır. Günde alıp verdiğimiz nefes sayısınca ve kalbimizin günlük atışı adedince bizi hatırlayan Rabbimizi acaba bizler ne kadar hatırlıyoruz? Bu soruyu her müslümanın kendisine her gün sormasında fayda vardır.

İdris Kocabaş / Ocak 2016

Dipnotlar:

[1] Bakara, 2/152.

2 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “Zikr Mad.”, Pınar Yay. İstanbul 2012, s. 575.

3 Abdulkerim Kuşeyri, er-Risale, Haz. Dilaver Selvi, Kuşeyri Risalesi, Semerkand Yay. İstanbul 2013, s. 436.

4 Âl-i İmrân, 3/191.

5 Reşat Öngören, “Zikir”, DİA, TDV Yay, İstanbul 2013, c. 44, s. 409

6 Buhârî, Deavât, 67.

7 Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

8 Reşat Öngören, a.g.m. s. 409; Ayr.bkz., Lisânüddin İbnü’l-Hatîb, I, 304-307.

9 Abdulkerim Kuşeyri, a.g.e. s. 439.

10 Bakara, 2/152.

11 Abdulkerim Kuşeyri, a.g.e. s. 437.

12 Kaf, 50/22.

13 Necmeddin Kübra, Risâle İle’l-Hâim, çev. Mustafa Kara, Tasavvufî Hayat, Dergâh Yay., İstanbul 2013, s.83.

14 Hâkim, Müstedrek, 1/149; Tirmîzî, Deâvât, 6; İbn Mâce, Edeb, 53; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/190.

15 Tirmîzî, Deâvât, 82; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/150; Ebu Ya’lâ, Müsned, nr. 3432.

16 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 124.

17 a.g.e., IV, 159.

18 Reşat Öngören, a.g.m. s. 410.

19 Buhârî, Tevhîd, 15, 43; Müslim, Zikir, 18, 19.

20 Kelâbâzî, et-Ta’arruf, Haz. Süleyman Uludağ, Doğuş Devrinde Tasavvuf, Dergâh Yay., İstanbul 2013, s. 159.

Namaz Vakitleri
Şehir :