Makaleler > Hüseyin AKIN > Güncel > Efradını Cami Hatıralar
Kategoriler :
Yazarlar :
Efradını Cami Hatıralar
Tarih : 08.12.2011 11:31:22
Kategori : Güncel
Yazar : Hüseyin AKIN
Okunma : 969
İlk tokadımı mahalle camiinde yedim. Laubalilik olmasın diye bizden ismini bile sakınan bir Kur’ân hocamız vardı. Elif cüzünü güç bela sökmüş Kur’ân’a geçmiştim. Ne olduysa ondan sonra oldu. Bakara sûresinin ilk âyetlerinde biraz da yeni Kur’ân’a geçmenin heyecanıyla ancak heceleyerek okuyabiliyordum. Ben her heceyi ikinci kez tekrarladığımda sakalları bütün bir rahleye hâkim olacak kadar gür olan hoca parmakları arasına kıstırdığı demir anahtarla başımı zonklatıyordu. Yine de ben bunu dayak yemişten saymıyordum. Asıl dayağımı ilkokul dördüncü sınıfa giderken Kafi run suresinin sonunu bir türlü getiremediğim için yemiştim bu hocadan. “Vela entüm abidune mâ a’bud”den öteye gidemiyordum bir türlü. Bu durum hocayı fena halde sinirlendirmişti.

Caminin ortasında bütün arkadaşların huzurunda beni evire çevire dövmüş, siniri geçince bir de o zamanın çocukları için iyi para olan madeni iki buçuk lirayı cebime sıkıştırıvermişti. O parayı reddetmeye cesaret edemedim. Çünkü biliyordum ki parayı kabul etmeseydim bir fasıl daha geçebilirdi. Ben de o iki buçuk lirayla Kur’ân hocamızın hiç hoşuna gitmeyen Teksas, Tommiks, Zagor gibi kitaplar almıştım. Bu alışveriş bana hocadan intikam almak gibi gelmişti. İlk azarı nerede işittiğimi merak ediyorsanız onu da söyleyeyim: Mahalle camisinde!

GÖZLERE GÜLSUYU

İmam-Hatip Lisesinin ortaokul 1.sınıfındayım. Bugünkü anlamıyla 6. sınıf. Camide mevlit var. İki arkadaş cemaate gül suyu ve mevlit şekeri dağıtıyoruz. Ön safl ara doğru gelince heyecanlanıyorum. Çünkü meslek dersleri öğretmenlerimiz ve müdür muavinimiz orada. Arkadaşımın işi kolay o şeker dağıtıyor. Bense avuçlara gül suyu döküyorum. Bu sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Hele bir de plastik gülsuyu şişesinin ağzında iki delik bulunuyorsa. Müdür muavinimize kadar kazasız belasız gül suyu servisini yaptım. Tam müdür muavinimizin yanına geldiğimde elim ayağıma dolaştı. Müdür muavinimiz kocaman iki avucunu birleştirmiş gözlerini bana dikmiş halde bekliyordu. Aksilik bu ya, bir türlü gülsuyu akmıyor şişeden. Birazcık hızlı bastırayı
belki açılır diye parmağımı bastırır bastırmaz şişenin ağzında farkına varmadığım bir kaçak delikten gülsuyu müdür muavininin gözüne tam isabet olmasın mı! Ne yapacağımı şaşırmıştım. Muavinimiz bir yandan gözünü ovuşturup silmeye çalışırken bir yandan da bana ağzına geleni sayıyordu. Ne beceriksizliğimiz kalmıştı ne de aptallığımız.

İLK TAKUNYA GİYİŞİM

İlk maddi kaybımı da camide yaşamıştım. Namazı cemaatle kılmanın 27 derece sevabına ön safta kılarak yeni sevaplar eklemekten başka maksadım yoktu. Namaz bittiğinde herkes camiden çıkmış ben ihtiyar amcalarla musafahaya takıldığım için biraz geç davranmıştım. Tam çıkış kapısına yöneldiğimde ayakkabımın yerinde yeller esiyordu. Cami imamına durumumu arz ettimse de yapılacak bir şey yoktu. Oradan ödünç aldığım bir takunyayla evin yolunu tuttum. Benim ilk takunya giyişim de bu şekilde olmuştur.

BAŞIM CAMİDE OKŞANIYOR

Ailemin dışında ilk başımın okşandığı yer yine mahalle camisi olmuştur. Yine Ortaokul sıralarındayım. Akşam namazının sonunda okunan aşr-ı şerifi de dinledikten sonra kapıya yönelmiş tam çıkıyordum ki bir de göreyim, okul müdürümüz ve aynı zamanda Kur’ân hocamız Hazmi Bey! Onu gördüğüme nasıl sevinmiştim bilemezsiniz. Ne de olsa Kur’ân dersinden ikmale kalmıştım ve şimdi hocamızla iyi yerde karşılaşmıştım. Beni yanına çağırdı, saçlarımı okşayıp yüzümden makas aldı, sonra minbere yasladığı çantasını getirmemi söyledi. Bir çırpıda koşup getirdim. “Aferin sana 19” demişti. İsmimi değil okul numaramı hatırlıyordu. Çocukluk ve ergenlik çağımız cami avlularında geçti. İmam-Hatip Lisesi öğrencisi olmamız da işin cabası. Şunu itiraf etmeliyim ki cami tarafından kucaklanmadık. Bu tam gerçekleşecekken birileri buna mani oldu. Her kurumun bir gençlik ve çocukluk birimi vardır.

Camiler hariç. Ne yazık ki camilerimiz yaşlı erkeklerin inisiyatifi ne terkedilmiş gibi. Camiler coşku ve heyecan yerleri olmalı, çocuklar en güzel çocukluk hatıralarını orada yaşamalı. Kadınlarımızın da en az erkekler kadar camiye dair hatırladıkça mutlu olacakları anıları olmalı. Demem o ki camiler de efradını cami, ağyarını mani olmalı. Camilerin ağyarı omuzları birbirine değdiği halde kalpleri birbirine ulaşmayanlardır. Ehl-din birbirini bilmemek insaf değil!
Namaz Vakitleri
Şehir :