Makaleler > Hasan Hafif > Röportaj > Nezaketli Bir Velî II
Kategoriler :
Yazarlar :
Nezaketli Bir Velî II
Tarih : 09.02.2016 14:17:49
Kategori : Röportaj
Yazar : Hasan Hafif
Okunma : 587
“VEKİLİM DOĞDU.”

- Efendim, bir Kutb-ı Cihan’ın oğlu olmak nasıl bir duygu, bunun sorumlulukları nelerdir? Sizlerle nasıl ilgilenirdi?

Şimdi bazı sözler olurdu da üstazımız “Sırrımı açmayın” derdi. Bize kullandığı ifade şu: “Oğlum, sen benim kalbimden doğdun.” Şimdi ona gelen manevî iltifatlarda bizde hiçbir değişme olmadı. Meselâ başkaları “Hacı Hasan Efendimize Hırka-i Saadet getirilmiş, Hacı Hasan Efendimize şöyle manevî iltifatlar olmuş, Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimizden Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini seyreden bir veli, çok haberler geliyor şu şekilde bir nûr-i Muhammedî (sav), ona kavuşan bir nur, onlar birbirleriyle kucaklaşıyor; hiç değişmezdi. Çünkü şeytan da inanmıştı, nefis de inanmıştı. Şeytanın kandıracağı o noktada hiçbir şey yoktu, nefsin de yoktu; tamamen kabullenmiştim böyle.

Hatta bize bu noktada çok kızdıkları olmuştur. Derdim “Hâl bu, durum şu”, bir türlü sırrını açmazdı. Açmak istenirse de derhâl mâni olurdu. Biz doğduğumuzda halamızı çağırmış, “Gel Hatça” demiş, “Vekilim doğdu.”

Bu Develi’de bir hoca efendi var, ona demiş “Üstâzının elini öp.” Bununla iftihar mı ediyorsun? Zerre kadar iftihar etmiyorum ve üzülüyorum. Onların bu kadar iltifatı karşısında bu keselan, bu tembellik, bu uyuşukluk bizi mahvediyor. Çok mahcubum, tarif edilmez şekilde mahcubum bu iltifatlara karşı. Çok tabii seviyordum. Bir de ona yapılan hareketlere, yanlış davranışlara hiç tahammül edemiyordum. Onu da bildiği için diyordu, “Oğlum bizi canı gibi sever, canından fazla sever.” Ona olan muhalif hareketler canımı alıyordu benim. Mahvoluyordum. O büyük dedikleri insanları üstazımıza olan sevgilerinden dolayı severdim, aksi halde yok. Çünkü O bizim pirimiz, sonra bütün âleme mâl olmuş bir kimse. Nasıl ki Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz kââffetellinnâs, bütün insanlığa gönderilmişse velâyet ölçüsü içerisinde bütün insanlığa gönderilmiş. Doğuda vazife yaparken geldiğimde “Oğlum” dedi, “Bir kimse geldi ricâlul ğaybdan, Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz bize doğu, batı, kuzey, güney her ciheti göstermiş”; irşadda böyle. Tahammül edemiyorum. Seveni kadar da muhalifi vardı, daha fazla görünüyordu. Onlara çok üzülüyordum. Şimdi hâlâ üzülüyorum. Bunu bildiği için bizim bu üzüntümüzü, bir gün çağırdı “Develi, Yahyalı, etraftan duyan yeter oğlum.” dedi. Çünkü üstüne çok büyük bir hücum vardı. Sebebi de gençler çok başında toplanıyordu. İkinci olarak, insanlara siyasi noktada yön gösteriyordu. Bir üçüncüsü, basında yayında müspet olanları haber veriyordu. “Aman ha yanlış gazeteler dergiler almayın ahlâkınız bozulur. Gençlerin düzelimi için bir kere hayırlı kimselerle buluşup görüşülecek, okuduğu eserler önemli.” diyordu. Ondan dolayı farklıydı üstâzımız; çok farklıydı.Her noktada yol gösterirdi, Allâh’ın izniyle.

- Hacı Hasan Efendimizin görüştüğü özel kişiler var mıydı?

1973 yılında Ashâbı Suffe’deyim. “Oğlum rical taifesi var, sen de git bir elini öp.” dedi. Mersin Erdemli’den Ahmet Şahin (rh.a), onun oğlu Mustafa. Onunla gittik. Daha sonra haber aldım Konya’dan Ahmet Efendi diye sıvacı bir zât ile -o da büyüklerden bir insan Allâhu a’lem bu rical taifesi haber gönderiyor: “Hasan Efendi’yi ziyaret edeceğiz” deyince üstâzımız “Ahmet onları eğer ayağıma getirirsen hakkımı helâl etmem.” diyor. Böyle dediğinde “Ne nezaketli veli, ne nezaketli veli Hasan Efendi” diyorlar. Üstâzımız varıyor üçlerden bir zattı Paşa Hazretleri,
yanında Dörtyol’dan Mehmet Efendi Hazretleri yedilerden, hâlbuki o yedilerden zatın letaiflerini kendisi geçirmiş, üstâzımız geçirmiş. Evine girmiş üstâzımız, manen bunu Sâmi Efendi hazretlerine anlatmış. “Efendim, Hasan Efendi geldi elektrik düğmesine bastı, 5 tane lamba yandı.” deyince “5 letaifiniz o vesileyle çalışacak.” diye buyurmuş.

- Genç hanımefendi annelerimize / kardeşlerimize örnek olması hasebiyle, muhterem annemizden de bahsedebilir misiniz?

En önemli özelliği tesettür. Şu ağız kısmını çok yaşlı olmasına rağmen örtüyordu. Bir de oturuşu diz çökmüş vaziyetteydi. Diz çökülü vaziyette ayağını sağa sola kıpırdattığını pek görmedim gibi geliyor. Çok dikkatliydi, meselâ namaz vakitlerine. Biz İstanbul’dan geliyoruz, gelirken saat daha 10’du. O zaman 1 ’e doğru namaz kılınıyor, hemen 'Namaz” diyor. Namazda çok hassastı, vakitlerine çok riayet ediyordu; arabayı mümkün değil hareket ettirmezdi namaz vakti geldiği zaman. Bir de gelen misafirler hususunda hassastı. Meselâ bahçeden nohut, fasulye toplanıyor; patatesti, domatesti ne olursa olsun “Misafirlerime, misafirlerime, gelecek olan misafirlerime hazırlayacağım.” diyordu. Bütün kafası gönlü Üstâzımızın misafirlerini memnun etmek. Meselâ o tarihte ve hele bulunduğumuz yer itibariyle sabunlar vs. bulmak mümkün değil. Hep onlar için sabunları saklar; havlular, ondan sonra yatakları, yatağın örtüleri, nevresimler vesairler hep onlar misafir için. “Hacı babanızın yüzünü ağartacağım.” derdi, öyle hizmet ederdi. Ayağına, tabii rahatsızlıkları da var, sülük tutturur. Evlâdını, o büyük ağabeyimizi köşeye bir yere -daha çocuk- oturtur, kendisi yiyecekler içeceklerle meşgul. Çorbalarını, yemeklerini hazırlar, bugünkü gibi havagazları, milangazlar filan hiç yok. Odunlarla, böyle onu üfleye üfleye kendisi hazırlar ve yaptığı yemekler de çok tatlı olurdu, bunu söylerlerdi. Yavrularına da helâl lokma yedirmenin bir aşkı, bir şevki vardı. Çok ciddiydi. Öyle başkaları gibi sevme hâli yoktu, severken bile Cenâb-ı Hakk’ın muhabbetiyle seviyor, şımartmıyor katiyen şımartmıyor. Bir de çok doğruydu, o doğruluğundan dolayı eğriler tahammül edemezdi.

‘ONLARIN AHLÂKI KUR’ÂN’DIR’

- Efendim, Hacı Hasan Efendimizin (ks) ahlâkından bahsedebilir misiniz?

Tasavvufun tarifinde ‘Onların ahlâkı Kur’ân’dır’ denilir. Yâni Kur’ân’ın edebiyle edeplenmek. Şimdi Kur’ân-ı Azîmuşşân bizim hayatımızla alâkalı her konuyu ele almaktadır, hem dünya hem uhra. Yemeği nasıl yiyeceğimizi bile haber veriyor. Meselâ 'kulû min tayyibâti mâ razaknâkum’, ‘rızkın temiz olanlarından yiyiniz’ buyuruluyor.

Bir de onlardaki davranış “Kur’ân-ı Azîmuşşânı okuyup ona göre hareket edelim.” demekten ziyade tabiatları çok düzgün olduğu için, Cenâb-ı Hakk’a olan saygı, sevgi, muhabbetleri - yaşantıları hep Kur’ân-ı Azîmuşşân’a uygun olurdu. Yâni Evliyâullâh’ın edebine de muvafık düşerdi çünkü çok düzgün. Necip Fazıl (rh.a) “Sâmi Efendi nasıldı?” denince 'İdrofil pamuk” der, “Her yaraya iyi gelir.” Her derde devaydı onlar. Her hâlleri de Kur’ân’a muvafıktı şüphesiz. Gönlü o noktada olduğu için, Cenâb-ı Hakk’ta benliğini erittiğinden dolayı meselâ fenâfi’l-ihvandır. Allah için seviyor. Allah için sevmede Allah için kardeş olmanın bütün özelliklerini taşıyor çünkü bunu gerçek mânâda yaşıyor. Fenâfiş-şeyh hâlinde bir büyüğe olan, ulemâ-i kirâma olan tazimde son derece hassas. Meselâ Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimizin muhabbetinde yok olunca hep sünnet-i seniyyeye uygun davranışlar zuhur ediyor. Allahımızın sevgisinde, fenâfillah ve bekabillâh gibi hallerde hiç şüphesiz Kur’ân’a uygun düşüyor halleri, yaşadığı; okusa da okumasa da.

“BANA HARFLERİN TALİMİNİ MÂNÂ ÂLEMİNDE RESULULLAH (SAV) YAPTIRDI.”

- Hacı Hasan Efendimizin Ledünnî İlminden bahseder misiniz?

Bunu İbrahim Eken hoca bir dergide yazmış, gördüm. Diyor ki “Ledün ilmi ancak ehline anlatılan bir husustur, herkese verilmez.” Çünkü kendisi söylüyordu; buyururlar ki “İlmimi gizliyorum.” Şâhidim buna, “ilmimi gizliyorum çünkü bilen yok.” diyordu. Yâni o bezde tarağı olacak, bilecek ki anlatabilsin; bilmiyor. Meselâ konuşuyor konuşuyor bir yerde duruveriyor, ötesine geçmiyor. Çünkü cemaatin kabiliyet noktasına göre konuşuyor. Ancak onu halleştiği kimselerle yapıyordu. Zaten ilm-i ledün olmasın misalleri çok veriyordu. Meselâ kendisini tevazuan ‘Ben misalciyim’ diyordu.

O misalciyim deyişi Mevlânâmız vesairlerinde görülen hep misallerle anlatmak; zaten doğuştur o, gönlüne Allah' ımızdan gelen bir ilhâmât-ı İlâhî o, o misalleri vermek. Dedemde de öyle (rh.a), o da çok misal veriyordu. Meselâ vaaz u nasihatinde, şukka denir vaiz için hazırlanan notlara, bir ayet-i celîle iki hadis-i şerif, inanın çoğu zaman okumuyordu. Açıyordu meselâ, Hacı Sâmi Ali Ramazanoğlu (k.s) Hazretleri.

“Tarikat dört esas üzerine bina kılındı. Teslimiyet.” Bunu dedi değil mi? Şimdi binayı anlatırdı. Binanın temelleri kazılacak, ondan sonra pabuçlar denir onlar oturtturulacak, kolonlar vesairler. Öyle bir anlatıyor ki. Meselâ “İslam beş temel üzerine bina kılınmış.” derken bunu dört tane temel direkler, beşincisini kubbesi olarak kelime-i şehadeti anlatıyor. Yâni bunlar insanın kafasında gönlünde kalıyordu. Ondan dolayı diğer hocaların daralmalarına hiç gerek yok, boş yere çırpınış o. Adana’da 1955’te çok câmi olmasına rağmen camilerin boşalmış olduğunu görüyorlar. Kendisi küçük bir cami olan Tepebağ’da Şeyhoğlu Camii’nde vaaz edecekleri zaman vaaza başlamadan saatler öncesinde adliyenin önüne kadar duvarların üzerine varana kadar her taraf doluyordu derlerdi. Adana olduğu gibi akmış zaten. Bu ilmi ledündür başka bir şey değildir o cemaati oraya toplayan. Yoksa ayet hadis okumuyor değildiler, okurlardı. Allahımız gönlüne verdiği için, insanlar arı ve duru olan suyu kaynağından içiyorlar. Bir depolarda bekletilmiş suyu içmek var bir de suyu asıl kaynağından içmek var. Bundan dolayı damadına “Oğlum Mahmud, bizi herkes dinliyor sebebi nedir?” “Nedir Efendim?” deyince “Bana harflerin talimini mânâ âleminde Resulullah (sav) yaptırdı.” diyor. Yâni onun önüne duruş olur mu, mümkün değil.

- Günümüzde İslâm coğrafyasının neresine gidersek gidelim, orada bir güzellik varsa H. Hasan Efendimizin (ks) izlerini görüyoruz. O yayılan nûr her geçen gün artarak devam ediyor. Bunda H. Hasan Efendimizin yapmış olduğu sohbetlerin etkisi çok büyük. Efendim sevenlerine sohbet ederlerken nelere dikkat ederdi?

Hiçbir şeye dikkat etmiyordu. Gönlüne ne doğuyor onu söylüyordu. İşte şunu konuşacağım, şunu hazırlayacağım yok. Bak buradaki notları -en azından- başta ayetler almış. Meselâ Furkan Suresi’ndeki son ayetleri almış. Bunu alıyor ama Allah (cc) tarafından gelen bir ilim olduğu için bitmiyordu. Meselâ burada; “Gökte 12 burçlar yaratan, onların içinde güneşi bir çerağ (ışık) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı ne yücedir.” (Furkan 25/61) derken şimdi ele alır, geceyi tarif eder. Semada on iki tane burç var. İnsanın kalp semasında da ilim var, hikmet var, sabır var, şükür var, kanaat var, tevazu var, rıza var anlatırdı. Şimdi bu ayet-i celileyi alıyor ya semada on iki burç, kalp semasında da on iki güzel ahlâkı sıralar. Ondan sonra on iki peygamberden alır, o peygamberlerden Musa (as)’ın kavmi için Kızıldeniz’e asasını vurduğunda on iki yolun açılmasından girer, Nükabâ on iki kişidir, bundan bahseder, sonra Uhud dağında Aleyhissalât u Vesselâm Efendimizi Uhud Muharebesi’nde koruyan on iki kişiyi anlatır, gündüzün on iki saat olduğunu anlatır, sonra tevhîdin bir kısmının on iki harf olduğunu; anlatır da anlatır. On iki sayısından devam eder gider.

- Hiç şüphesiz H. Hasan Efendimizi sevenler onun birçok himmetine mazhar olmuşlar. “Yaşarlarken üzerimizde hissettiğimiz himmetleri, destekleri vefatlarından sonra artarak devam etti” ifadelerini birçok defa duyuyoruz.Bu konuda ne dersiniz efendim?

Sâmi Efendi Hazretlerinin Kayseri’de bir halifesi vardı Hacı Şaban Kavafoğlu diye, “Şeriat iki kişiden incinmedi birisi de Şaban Efendi.” dedikleri zât. İlkokulu bitirdim, İmam Hatip’e girdim. Üstâzımız onun hanelerine gittiler, elini öperken çok saygıyla öpmüşüm, öptüğümde bir değişme oldu zaten bunu hissettim. Sonra kendileri buyurdu “Himmet etti oğlum.” diye. Himmet derken o kimse onu hissediyor. O anda ellerine vardığında hissediyor. Meselâ birçok insan “Bütün organlarımız yıkandı gibi oldu.” diyor. “Alnımdan bir öptü, bütün ciğerlerim söküldü zannettim” diyor. Ondaki teveccüh ve himmet, müşahede hallerinin neticesidir, herkeste olmaz o. Allahımız ona bahşetmiş.

- Efendim, Hacı Hasan Sultanımızın çok müstesna şiirleri var. Şiirleri hakkında neler söylersiniz?

Sene 1947’de en çok bizi etkileyen de bu. Hacca hazırlanır, 47’de gitmiş. 1963’te hazırlanır, tansiyon yüksek çıktığından dolayı sağlık kurulundan müsaade çıkmaz.

Sağlık raporu alınıyor. Gidemeyince aşkını muhabbetini kâğıda döküyor bakın. Hatta arkadaşlarını ayarlıyor ve onlarla gidecek; onlar gidip de kendisi kalınca yazdığı şiir şu:

Rıza-yı Hakk idi, maksudum-kasdım

Olup pervane gürleyip estim

Gidin selâmetle, ihvanım dostum

Fahr-i Kâinat’a selâm götürün!

Çok müteessir oldu kalb-i viranım Gidiyorlar mahzun kardeş erenim Durunca huzura bütün yâranım Fahr-i Kâinat’a selâm götürün!
Bunun gibi.

- Efendim şiirlerinde hep bir mesaj var.

Meselâ gençler hakkında yazmış. Bugün en çok gençliğimizin helâk olduğunu, isyânını görüyoruz.

Genç var ki anneyi kırmaz

Babasına karşı durmaz

Sigaraya para vermez

Adam olacağı belli

Genç var ki babasını döver

Din, iman, anneye söver

Para için insan boğar

İnsan olmayacağı belli

Besbelli şimdi, yaşlılara, insanlara yaptıkları ezâları görüyoruz. Dediğiniz gibi aynen hep bir mesaj var şiirlerinde, gönlüne doğuyor öyle yazıyor, bir zorlanma da yok.

- Efendim, son olarak Hacı Hasan Efendimizin (ks) bugün bizlere vereceği en net mesaj ne olurdu?

O cemaate göre değişirdi, durumlara göre de değişirdi. Çok dar bir vakitte gelenler olurdu, hemen onlara şunu söylerdi: “Dört tane düşmanımız var. Birisi nefis, ona muhalefetle kurtuluruz. İkincisi şeytan. Ondan da eûzu besmeleyle, adımlarına uymamakla. Üçüncüsü dünya. Dünyanın da geçiciliğini bilmek suretiyle, ahiretin ebedî olduğunu tanımakla. Dördüncüsü de insan şeytanları. Onlardan da kurtulup salihlerle beraber olmaya bağlı.” diyordu. Daha böyle çok. Sekiz öğüt var Lokman’ın (a.s) “Dört bin nebiyi tetkik ettim, onlardan sekiz öğüt seçtim.” Bunu çok söylerdi. ‘Namazdaysanız kalbinizi muhafaza edin, başkasının evindeyseniz gözünüzü, cemiyetin içerisinde dilinizi, yemekteyse boğazınızı.’ ‘İki şeyi unutun, başkasına yaptığınız iyilik, başkasının size yapmış olduğu kötülük. Sonra izah da ediyor tabii. Yedi ve sekiz, iki şeyi unutmayın: Allah’ı ve ölümü. Marmaris Köyceğiz’de öyle bir sohbet buyurdu ki. Toplandılar, bir ormanın içerisiydi, o gelmeden önce oranın idarecisi durumunda bulunan güzel zikirler yaptırdı. Kendileri geldiler, bu nasihatlerden bir tanesini, ‘namazda iseniz kalbinizi muhafaza ediniz’i aldı, ikindiden sonra başladı akşam bitti. Sonra ötekileri sıralayıverip geçiyorlar. Çok derin bir vukûfiyet var. Allah gönlüne vermiş, kitap okumak yorar onu. O kitap olduğu gibi kalbine nakşolmuş onun, inmiş.

- Rabbim şefaatlerine nail eylesin inşâallah.

Âmin, âmin ayırmasın Mevlâyı zülcelâlimiz.

- Efendim, çok teşekkür ederim.

Asıl biz teşekkür ederiz, duygulandırdınız. Defterini getirdim buraya, hep Sâmi Efendimiz açılıyor, çok sevdiğimi biliyor herhalde biiznillah.
Namaz Vakitleri
Şehir :