Makaleler > Hamdi BOYDAK > Tasavvuf > Yardım ve Organizasyon
Kategoriler :
Yazarlar :
Yardım ve Organizasyon
Tarih : 04.10.2013 13:37:49
Kategori : Tasavvuf
Yazar : Hamdi BOYDAK
Okunma : 863
 Allah insanları birbirlerine muhtaç olarak yaratmıştır. Hiçbir yardım almadan ve hiçbir yardım yapmadan bir insan ömrünün geçmesi mümkün değildir. Bu yardım işinin kişisel ve toplumsal yönleri ve diğer meseleleri üzerine çok şeyler söylenebilir ama biz bu yazımızda organizasyon ağırlıklı bazı açılımlar üzerinde durmak istiyoruz. Zîrâ bir vücûdun organları arasında nasıl bir bütünlük ve uyum varsa; yapacağımız yardım işlerinin de düzenli, dengeli ve yeterli olmasına dikkat edeceğiz. Şunu aslâ unutmayacağız:

Zaman ve imkân çok önemlidir. Bu ikisini çok iyi kullanmak mecburiyetindeyiz. İşte bu mecburiyet karşımıza organizasyonu çıkarıyor, yardım organizasyonculuğunun meseleleri ve çözümleri üzerine kafa yormamızı ve güç ortaya koymamızı gerektiriyor. Yardımın en yakından en uzağa veya en acil ve muhtaç olandan en son ve en az muhtaç olana doğru sıralanması esastır. Bu sebepledir ki önce kendimizden ve âilemizden başlayacağız.

İnsan, hayvan, bitki ve diğer varlıklara sırasıyla uzanacağız. Zîrâ bütün mahlûkat bizden himmet ve hizmet bekler. Veren, alan ve aracı olan üçlüsünün bir araya gelmesi için yapılması gereken tüm faaliyetleri şöyle bir gözümüzün önüne getirelim. Maddî ve mânevî taraflarını hem ayrı ayrı hem de birlikte mercek altına alalım. Görülecektir ki bu iş sâdece dindaş ve soydaşı ilgilendirmiyor, bu iş tüm insanlığı ilgilendiriyor. Öyleyse bu işte temel zihniyet şu olmalıdır: İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası dokunandır. İnsanların en şerlisi ve kötüsü ise insanlara zarârı dokunanıdır. Çocuğa yapılacak yardım ve bunun şekilleri ile yetişkin insana yapılacak olanlar aynı olmayabilir.

Fakire yapılacak yardım ile zengine yapılacak olanı birbirinden ayırt etmek gerekir. Âlimin ihtiyaç duydukları ile câhilinkiler örtüşmez. Yöneticilere uzanacak yardım eli ile yönetilenlere uzanacak elde aynı şeyler olmayabilir. Örnekleri çoğaltmak yerine, bu konuda sözü şöylece bağlayabiliriz: Herkes yardıma muhtaç. İhtiyaçların tespiti ile bunların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için neleri nasıl ve ne şekilde yapacağımız üzerine çalışmalar yapıldı, yapılıyor ve ileride de yapılacaktır. Bizler bugünün insanları olarak, geçmişlerin tecrübelerinden faydalanarak bugün en iyiyi ve en verimliyi yaparken gelecek nesillerimize de ışık tutacak öneriler ortaya koymalıyız.

İhtiyaçları tam olarak bilen ve tam olarak karşılayan Allah’tır. Bize düşen ise vâsıta ve vesîle olmaktır. Bunu da kendi istek ve arzularımıza göre değil de Allâh’ın rızasını esas alarak usûlüne uygun olarak yapmak durumundayız. Boşa gidecek çabalardan uzak durmalıyız. Başa kakmak, riyâ, gösteriş ve dünyevî menfaat hesapları yapmak gibi töhmet ve istismar unsurlarından sıyrılmalıyız. Zekât memurlarının ücret almasını garip karşılayanlar olabilir. Hâlbuki zekât âyeti bu kişilerin ücret almalarında bir mahzur olmadığını göstermektedir. Ancak fahrî ve gönüllü çalışanlar için kapılar her zaman açıktır. Biz ücretimizi Allah’tan alacağız diyenlerin fazîletine gıpta ile bakmaktayız. Genelde sevaplar da günahlar da başkaları ile yapılır. Tek başına yapılanları çok az ve sınırlıdır. Olaya bu açıdan bakacak olursak yardımlaşmanın temel mantalitesini (zihniyetini) kavramış oluruz. Zâten bu konudaki âyetin mesajı çok açıktır:

“İyilik ve takvâ sahibi olmada yardımlaşın, günah ve sınırı aşmada yardımlaşmayın! Allah’tan korkun, çünkü Allâh’ın cezâsı çok çetindir.” (Mâide, 2) Veren mi daha çok memnun alan mı? Alacak birini bulamayan mı daha dertli verecek birini bulamayan mı? Hangisi daha kolay? Vermek mi, almak mı? Bu ve benzeri soruları kendi kendimize sorup cevaplamaya çalışalım. Bir de şöyle bir soru daha soralım: Şu âna kadar yardıma karşı çıkan bir tek insan çıkmış mıdır? Herhalde cevap şu olacaktır: Ne kadar bencil olursa olsun, insan yine de insandır, yine de umar. Bir kez düşmeye görsün…
 
  Alamadığı için kıvranan ve kahırlananların hâli mi daha acı ve zor, veremediği için uykusu ve rahatı kaçanlarınki mi? Fakir görünen zengin, zengin görünen fakirler de var. Hâlden anlayanlar da var, hâl ve hatır sormayanlar da…
 
  Yardımlaşma ve dayanışmanın önemi, yeri ve değeri üzerinde durmak yanında onun fiiliyâtı ile ilgili verilere ve bunların yeterli seviyeye ulaşıp ulaşmadığı ve umulan neticenin elde edilip edilmediğine dâir bilgi ve belgelere göre konuyu güncelleştirmek üzerinde de çok durulmalıdır. Yardımların şöyle ya da böyle çarçur edilmesine ise aslâ meydan verilmemelidir. Karşı ve kasıtlı propagandalara aldanılmamalı, fırsatçı ve fesatçılara göz açtırmamalıdır.

Tuzu kuruların ahkâm kesmesine kulak asmamalıdır. Moral bozukluğu ve ümitsizliğe düşmekten daha kötü bir durumun olmadığı da kesin olarak bilinmelidir. Kargaşa ve karışıklığa meydan vermemek için elden gelen gayret gösterilmeli, kişilere birebir ulaşmanın yoluna ve çâresine bakılmalıdır. Durumu düzelen veya bozulanların listesi dâima güncelleştirilmelidir. Aracılık hizmetlerinin yatkınlık ve uzmanlık istediği aslâ unutulmamalıdır. Nimetler bize aracılar vesile yapılarak geliyor, külfetler bizden aracılar vâsıtası ile defediliyor.

Hayra vesile olan onu yapan gibidir. Şerre vesile olan da öyledir. Bu temel espriler çerçevesinde hareket edilmelidir. İnsanlık târihi yanında özel olarak İslâm târihinin yardımlaşma konusundaki başarıları, insanlığın ve insanımızın önüne güzel örnek olarak sunulmalıdır. Zîrâ üzüm üzüme baka baka olgunlaşır. Bu tip çalışmalara itibâr ve iştirâk edilmelidir. Vakıf, dernek ve fonlarla sınırlı olan bir yardımlaşma eksik ve yetersiz olacağından her bir kişinin de özel kumbarası veya fonu olmalıdır. Kayda geçenlerin yanında gizli ve kayıt dışı yardımlar da devam etmelidir.

İtimat ve kontrol mekanizması birlikte çalıştırılmalıdır. Tembellik ve hazıra konma ile hayâta tutunma ve kurtulma bir tutulmamalıdır. Çözüme dâir bâzı pratik şeyleri zikredebiliriz. Yardıma muhtâca banka ve tefecinin yolunu göstermek yerine kişi elini cebine atmalı ve bu durum yardımseverlere duyurulmalıdır. Faydasına inanılan plan, proje ve teklifler, ilgili kişilere ve kuruluşlara bildirilmelidir. Çözüme yönelik seminer, konferans, sempozyum, panel ve benzeri programlar aralıklı ve düzenli olarak yapılmalıdır. İyiliğe kötülük maalesef her devirde rastlanan bir ahlâki hastalıktır.

Şunu bilelim ki Allah nankörleri ve hâinleri aslâ sevmez. Yardım ile alâkalı bir şeyler yapmadan bir günümüz geçmemelidir. Önce kendi içimizde ve âilemizde, sonra da merkezden muhite doğru bir organizasyon yapmalıyız. Yardımlaşmanın duâ boyutu ile ilgili olarak Abdullah bin Abbas’ın şu tavsiyesini her zaman tutalım, hiçbir zaman ihmâl etmeyelim: Müminlerin sâlihleri sâlih olmayanlarına, sâlih olmayanları da sâlihlere hayır duâda bulunur. Sâlih olmayan, Hz. Muhammed’in (sav) ümmetinden sâlih birine bakınca “Allâh’ım, ona ihsân ettiğin hayrı arttır, onu bunda müdâvim kıl ve bizi de ondan faydalandır.” niyâzında bulunur. Sâlih bir mü’min ise günahkâr bir kimseye baktığında şöyle duâ eder: “Allâh’ım, ona hidâyet nasîp eyle, onun tövbesini kabul buyur ve günahlarını bağışla!”
Namaz Vakitleri
Şehir :