Makaleler > Hamdi BOYDAK > Tasavvuf > Peygamber (sav) Günlüğü ve Biz - 1
Kategoriler :
Yazarlar :
Peygamber (sav) Günlüğü ve Biz - 1
Tarih : 22.04.2013 11:24:02
Kategori : Tasavvuf
Yazar : Hamdi BOYDAK
Okunma : 991
 Her birimiz hiç şüphesiz ki her peygamberin günlüğünü merak etmişizdir. Özellikle de Sevgili Peygamberimizin her bir günü veya her bir yirmi dört saatini nasıl geçirdiğinin bilgisine sahip olmak arzusunu taşımışızdır. Zîrâ peygamberler insanların rehberi ve örnek alınan imamlarıdırlar.

Peygamberler arasında Allah’ın yemin ettiği tek peygamber olan (Hicr, 72) Sevgili Peygamberimizin hayâtı apayrı bir önem taşımaktadır. O’nun hayâtı aynı zamanda bizlere Allah tarafından titizlikle izlenilmesi gereken en güzel örnek (Ahzab, 21) olarak takdim edilmiştir. Zikre değer ve işe yarar bir hayat sürmek isteyenlerin mutlaka O’na uyması gerekecektir (Enfal, 24).

Dünya kurulduğundan beri ayların sayısı on ikidir (Tevbe, 36). Bir gün ise bilindiği üzere yirmi dört saattir. Bu herkes ve hepimiz için böyledir. Ayrıca yüce Mevlâmızın Rahmân Sûresi’nin yirmi dokuzuncu âyetinde “O, her gün bir iştedir” buyurması bizim için çok mânidârdır. Demek ki her ânımızın, her günümüzün kıymetini bilip onu en verimli ve en güzel şekilde değerlendirmemiz şarttır. Allah’ın ve Resûlü’nün ahlâkı ile ahlâklanmak gayret ve hedefini güdenlerin başka türlüsüne îtibâr etmesi ve yönelmesi mümkün değildir.

Peygamberimizin sadece kendisine özel anları ve hâlleri vardır. Bu istisnâî durumlar ve bu durumların mâhiyetleri bizce tespit edilemez veya doğrudan bizimle ilgili değildir. O’nun örneklik tarafını alacağız ve uygulayacağız. “Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” buyurması ve benzerleri bu husûsu açıklığa kavuşturması bakımından önemlidir. Zâten Rabbimiz Ahzab,50’de buna işârette bulunmaktadır.

Peygamberimizin rüyâsının da vahiy olması sebebiyle O’nun yirmi dört saatinin hepsi aynıdır. Gündüz veyâ gece fark etmez. Bu sebeple gece hayâtı da çok önemlidir. Ayrıca O’nun münâsebeti sâdece biz insanlarla da sınırlı değildir. Her bir günü içinde cinler ve meleklerle  de ilgilendiği bilinmektedir. Sadece dünyevî olanlarla değil uhrevî olanla da ilgisi olmaktadır. Zîrâ O, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O’nun bir gününü incelerken canlı cansız her şeyle alâkası olduğunu bilerek hareket etmemiz gerekiyor. ‘Benim Allah ile bir ânım vardır’ buyurmasını anlamamız ve anlatmamız ise imkânsızdır.

‘Bugünün işini yârına bırakan helâk olmuştur’, ‘iki günü müsâvî (eşit) olan zarardadır’, ‘insanlar iki şeyin kıymetini tam olarak bilmezler, sağlık ve boş vakit’. Bu hadisler ve benzerlerini irâd buyuran Resûlullah yirmi dört saatini dolu dolu yaşardı. Vakit darlığı veya yokluğundan vs. hiç şikâyeti olmadı. Hiçbir bahane ileri sürmedi. Ânı yaşadı. O anda yapılması gerekeni yaptı, yapılmaması gerekeni ise yapmadı. Bugünün işini yârına da bırakmadı. O’nun günlük istiğfar etmesinin sebebini âlimlerimiz her gün bir makâmı geçmesindendir diye izah ettiler. Ne acele etti ne tehir etti. Emre göre hareket etti. Yaptıklarını tam yaptı. Eksik ve yanlış yapmadığı gibi fazla ve lüzumsuz da yapmadı. Hiç ölmeyecek gibi dünyâ işlerine, yârın ölecekmiş gibi de âhiret işlerine baktı. Bu arada yeri ve zamânı geldikçe de Rabbi tarafından uyarıldı. Böylece hiçbir işi diğerine engel olmadı. Hepsini yerli yerince yaptı. Bunu da Vedâ Haccı esnâsındaki hutbesinin sonunda ashâbının şâhitliğine sundu ve onaylattı.

Peygamberimiz ile birlikte diğer peygamberler de sorumlu kişilerdir. Sorumsuz tek varlık ise Cenâb-ı Allah’tır (Enbiya,23). Peygamberimiz’in (sav) melekler tarafından tutulan amel defterini biz bilemiyoruz. Ashâbı tarafından tespit edilen ve bizlere aktarılanları biliyoruz. Görüyoruz ki günlük hayatının büyük bir kısmı ashâbının gözü önünde geçiyordu. Gecelerini ise annelerimiz bize haber verdi. O’nun hayâtı saklı gizli değildi, açık ve netti. ‘Bâzen oruç tutarım bâzen tutmam’ dedi. ‘Bâzı geceler uyumam fakat bâzı geceler uyurum’ dedi. Yâni aşırılıklardan sakındı ve sakındırdı. Böylece ‘biz senin gibi değiliz’ diyenlere fiîlen ve kavlen cevap verdi.

Bir fert olarak yapması gerekeni yaptı ve ‘herkes kendi yükünü taşımaya daha lâyıktır’ buyurdu. Lâkin yardımlaşma ile yapılması gerekenlerde yardımcı oldu ve yardımcı edindi, yardımcı olunmasını tavsiye buyurdu (Maide, 2). Her günün son gün gibi yaşanmasını istedi. Her namazın son namazmış gibi kılınması lâzım geldiğini beyân buyurdu. Ayrıca da şunu bildirdi: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz.”

O’nun tüm hayâtı hayatların en güzeli olmakla birlikte bi’setten sonraki hayâtı daha câlib-i dikkattir. Bu yirmi üç yıllık hayâtın ilk üç yılında vahiy kesilmesi (fetret) zuhûr ettiği için o dönemin dışında kalan yirmi yıllık hayâtı inceden inceye tâkip edildi ve kayıtlara geçti. Nâzil olan âyetler tasnif edilirken şu farkedildi ki gündüz ve gece inen âyetler oldu. İkâmet ve seferde inenler oldu. Savaşta ve sulh ânında inenler oldu. Semâda ve yerde inenler oldu. Uykuda veya uyanık iken inenler oldu. Dağda ve sahrada inenler oldu. Bütün bunlar bize neyi anlatıyor? Demek ki Kur’ân hayatın hepsini kapsıyor. Demek ki Rasûlullâh her an kullukta dâim ve kâimdir. İster bolluk veyâ darlıkta, ister neşeli veyâ üzüntülü, ister sağlıklı veya hasta olunsun fark etmez, her yerde ve her zaman huzurda olma hâli içinde yaşantının devam etmesi lâzım geliyor. ‘İbâdetlerin en efdali az da olsa devamlı olanıdır’ diye buyurmasını iyi anlamak ve iyi uygulamak bizlere çok şeyler kazandıracaktır. Zîrâ O, ‘Allah’a şükreden ve Allah’a ibâdet eden bir kul olmayayım mı?’ demek ihtiyâcını duymuştur.

Ben yapıyorum sizin yapmanıza gerek yok demediği gibi tersini de söylemedi. ‘Ben ne yapıyorsam siz de yapın’ dedi. Allah’ın bu husustaki tâlimâtı “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. (Haşr,7)”
 şeklinde tecellî etmiştir. Postunda oturan ve oradan kalkmayan birisi olmadı. Tahtında oturan ve sarayından dışarı çıkmayan birisi de olmadı. Rahatını düşünen ve keyfine bakan birisi ise aslâ ve aslâ olmadı. Hep canlı ve hareketli, hep gayretli ve hazırlıklı oldu. Bunun doğal sonucu olarak da herkese ve hepimize en güzel örnek oldu. Ev işlerinde bir koca ve baba, devlet işlerinde bir başkan, askerî işlerde bir komutan, ticârî işlerde bir tüccar, eğitim ve öğretim işlerinde bir mürebbî ve muallim, adlî işlerde bir hâkim vs. oldu da biz o nîmetler sâyesinde insanca ve Müslümanca yaşamayı öğrendik.

O’nun hayâtında boşluk ve boş şey yoktur. O’nun hayâtında gevşeklik ve ihmâl yoktur. Zîrâ O zerre miktârı hayrın da şerrin de hesâbının görüleceğini (Zilzal,7-8) bize bildirmiştir. Yine, yârın âhirette her şeyi ve bu arada tüm organlarımızı da Allah’ın konuşturacağını, bu yüzden de onların aleyhimize şahitlik etmesinden sakınmamız lazım geldiğini bildirmiş, bunlara dâir âyetlerle bizleri uyarmıştır (Fussilet, 21-22). ‘Nefsim (cânım) kudret elinde olan Allah’a yemîn olsun’ diye başlayan hadîsi şeriflerinin bu meyandaki titizliğini göstermesi ve yine bizi bilinçlendirmesini hatırdan çıkarmamalıyız. Hayâtımızı anlamlandırmamız ancak bu sâyede mümkün olacaktır.

O’nun robot gibi monoton bir hayâtı yoktu. Her gün aynı olarak yaptıklarının yanında farklı ve değişik günlerde farklı ve değişik yaptığı şeyler de olurdu. Hayâtın hareketliliğine uyum sağlaması ile de biliniyor. Zîrâ Allah’ın ahlâkı veya Allah’ın ahkâmı tâbirleri ile ifade edilen gerçekle O’nun hayâtının tam bir mutâbakat içinde olduğunu söyleyebiliriz. “Allah dilediğini imhâ eder dilediğini sâbit kılar (Rad, 39)”.

‘Ben de sizin gibi bir beşerim’ diyor. ‘Beni aşırı övmeyin’ diyor. Bir kul gibi oturup kalkıyor, yiyor, içiyor, üzülüyor, seviniyor, alış veriş yapıyor, evleniyor vs… Ama O, peşi peşine iftar etmeden oruç tuttuğu halde ‘siz bu hususta benim gibi değilsiniz’ diyerek ashâbının bu şekilde oruç tutmasına müsâade etmiyor. ‘Beni Rabbim doyurur’ diyor. Yâni Peygamber yaşantısına mahsus şeyleri diğerlerinden ayırıyor. Teheccüd O’na farz iken ümmetine sünnet oluyor. Ölçü, sınır ve şartlara uymada kargaşaya meydan ve fırsat vermiyor.

Ölüm hastalığı hâriç, ciddî ve uzun süreli bir hastalığa yakalanmadı. Sıhhatini korudu, sıhhatin korunmasını tavsiye buyurdu. Günde bir veya iki öğün yemek yedi. Temizliğin her çeşidine uyulmasını istedi. Ahlâk güzelliğine durmadan temâs etti. Kamu düzenini bozacak her türlü fitne ve fesatlardan uzak durulması üzerinde ısrarla durdu. Açların doyurulması, hastaların ziyâret edilmesi ve yoksulların gözetilmesini istedi. Kısacası her şeye dikkat ederlerdi. Namazların câmide ve cemâatle kılınmasına titizlik gösterirlerdi. Gelen ve giden heyetlerle ilgilenirlerdi. Tâyin ve azlettikleri olurdu. Hayâtın her ânı ve her yanı O’nun ilgisi dâhilindeydi. Konuşurken de düzgün ve anlamlı yani fasih bir dil kullanırlardı. Tebliğ ve irşat faaliyetlerini hiç aksatmazlar ve sahabelerini yetiştirmeye çalışırlardı. Duâsız ve sadakasız, zikirsiz ve tefekkürsüz vs. günleri geçmezdi.

Resûlullah’ın, doğum ve ölüm, düğün ve bayram günleri, hastalık ve savaş günleri, yolculuk ve istirahatları gibi sahneleri ve ashâbı yanında diğer insanlarla olan münasebetlerini de içeren bir günlüğü tutulsa idi, şimdiki hadis mecmuâları ve benzerlerinin kim bilir kaç katı daha elimizde yazılı malzeme olurdu. Bunu ancak Allah bilir, bize düşen ise bizden önceki yetişmiş meşhur ve büyük kişilerin, bu yirmi dört saatlik bir gün içinde bu başarıları gerçekleştirdiklerini bilerek hareket tarzımız ve yönümüzü tâyin etmektir. Mâzeretler ve bahaneler üretmek yerine hizmetler ve hikmetlerle güzel bir ömür geçirmeyi hedeflemek ve buna kendimizi odaklamaktır.
Namaz Vakitleri
Şehir :