Makaleler > Hamdi BOYDAK > Tasavvuf > Kur’ân’dan Al Haberi!
Kategoriler :
Yazarlar :
Kur’ân’dan Al Haberi!
Tarih : 22.03.2013 10:47:20
Kategori : Tasavvuf
Yazar : Hamdi BOYDAK
Okunma : 744
 İnsanın her şeyden haberdar olma merakı vardır. Birbiri ile karşılaşanın bir diğerine ilk sorduğu sorulardan biri mutlaka ne var ne yok, ne haber vs. olmaktadır. Müjdeli haber ile karalı haber ayrımı yaparız. Habersiz yaşamaya iyi gözle bakmayız. Bir şeyden haberi yok deriz.

Kur’ân bize bizden haberler verir. “Allah’tan geldik ve Allah’a döneceğiz (Bakara,156)” haberinin hemen ardından aklımıza Rabbimizle münasebetimiz gelir. Bunu ifade için de yeni bir haberle karşılaşırız. Bu aynı zamanda haber ve insan ilişkisinde izah sadedinde önemli bir yere sahiptir. “Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler (Araf,172)”. Sıra neden ve niçine gelir. Onun cevabı da şu âyeti kerime ile verilir: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım (Zariyat,56)”.

Sufiler en yüksek manevi makamın kulluk makamı olduğunu söylerler. Kulluğun gerekleri ise Kur’ân ve hadiste bildirilmiştir. Kur’ân ve hadiste anlatılan konular içinde kıssalar ve tarihi bilgiler de vardır. Bu sebeple onlar haberi kaynağından almaya çok önem atfederler. Kaynak vahy-i metluv olan Kur’ân ile gayr-ı metluv olan hadislerdir. “De ki: Bu (Kur’ân) büyük bir haberdir. Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz (Sad, 67-68)”. “O (Muhammed), arzusuna göre de konuşmaz. O (bildirdikleri ve haber verdikleri) vahyedilenden başkası değildir (Necm, 3-4)”. Nitekim Cenabı Hak Yusuf Suresi’nin üçüncü âyetinde şöyle buyurur: (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin. Ve bu ve diğer peygamberler ve kavimleri ile ilgili “kıssaları anlat; belki düşünürler (Araf, 176)”. Bu emre uyarak Sufiler peygamberler tarihine dair haberlere ve onlardan çıkarılacak ders ve ibretlere çok itibar ederler. Onların tarih anlayışlarında ve anlatışlarında bu temele bağlı kalırlar ve bunu hayatlarına da yansıtırlar. Üstadımızın kardeşlerimize tavsiyelerinden birinin de mutlaka peygamberler tarihine dair bir kitabı okumalarının olması bunun göstergesidir. Ayrıca Hacı Hasan Efendimizin Teselliname isimli şiiri de bu hususta en güzel örneklerden biridir. Orada ağırlık ders ve ibrete verilmiştir. Kuru bir tarihi kişiler ve olayların anlatılışı değildir.

Zaman en kuvvetli nimetlerdendir. Geçmiş geri getirilemez ancak ibret alınır. Gelecek elimizde değildir ancak hazırlık yapılır. Bu sebeple sufiler gün bugün, saat bu saat derler. Ebu’l-vakt ve İbn’ul-vakt terimleri ile anlatılan ise içinde bulunulan zamanın kadir ve kıymeti bilinmesi, onu en iyi  ve en faydalı şekilde değerlendirmelidir prensibine sıkı sıkıya bağlı kalmaktır.

Tarih hak batıl mücadelesi, tevhid mücadelesi, ahlak ve fazilet mücadelesi olarak görürüz. Lakin bunu başka türlü görenler de olagelmiştir. Şurası bir gerçektir ki tarih aynı zaman da bir kardeş kavgası ve bir çıkar kavgasıdır. İşte sufiler bu olumsuzluğu yenmek ve ortadan kaldırmak için kardeşliğe ve kardeşini kendine tercih etmeye azami gayret gösterirler. Hataya düşmemeye çalışırlar ve hataya düşenleri elinden tutup çıkarırlar. Bu hal onların insanlık tarihine sundukları en büyük armağan olmuştur. Onların menkıbeleri hep bu olgunluk ve yücelik örnekleriyle doludur. Medeniyet tarihinin gerçek kahramanları peygamberler ve velilerdir. Kendilerini yaratanın emri altına girmişler ama asla kendilerinin emrine verilenlere meyletmemişlerdir. Başka bir ifade ile maddeyi putlaştırmamışlar ve onurlarının ayaklar altına alınmasına müsaade etmemişlerdir. Onlar dünya işlerini de ahret işlerini de en iyi yapmışlardır. Onlar kitabın kavli üzere olmuşlardır. “Andolsun Zikir’den (Tevrat) sonra Zebur’da da: Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır diye yazmıştık. İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır (Enbiya, 105-106)”. Kur’ân yolundan ayrılanların, Kur’ân’ı dinlemeyenlerin yani Allah’ın kendilerine nimet verdiklerini kâle almayanların ahretteki akıbetlerinin haberini de Kur’ân’dan alıyoruz: Kâfirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım diyecekler (Fussilet,29)”.

Yaratılışımızdan beri cin ve meleklerle aynı tarihi yaşıyoruz. Âdem, İblis ve melekleri anlatan âyetlerden bunu anlıyoruz. “Şeytan onların (Âdem ile Havva’nın) ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı.” (Bakara, 36) “(Âdem ile eşi Havva ) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan(zarar ve iflas) edenlerden oluruz.” (Araf, 23) İnsanın şeytan ve cinler ile, melekler ile münasebetleri laikler, seküler ve pozitivistlerce gündeme getirilmez ve bunun târihî tarafı hiç işlenmez. Fakat bunlarla yarın ahirette yüz yüze geleceklerdir. Bunlardan bir kısmı ise gerçekleri bile bile gizlerler. “…Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler.” (Bakara, 146), “Gerçek olan, Rabbinden gelendir. ”(Bakara, 147)...

Tarihi olaylardan inanç esasları çıkarılamaz. Bidat ehlinin en bariz hatalarından biri de tarihi olaylarla inancı birbirine karıştırmasıdır. İnanç esasları ise Hz. Adem’den beri aynıdır ve hiç değişmez. Tarih ve olaylarla bunun hiçbir alakası yoktur. “Allah’ın, öteden beri süregelen kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın (Fetih, 23)”. “…Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim (Maide,3)”.

Geçmişin övgü ve yergileri bizim inancımızı olumsuz yönde etkileyemez. Selman-ı Farisi, ben İslâm’ın oğluyum demiştir. Aynı mecliste sıra kendine gelince Hz. Ömer de aynısını söylemiştir. Bizim için asalet dindir. Zira Cenabı Allah “Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır (Ali İmran, 27)”. Yani iyi insanların kötü, kötü insanların iyi nesilleri olabilir. Ayrıca biliyoruz ki “Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez (İsra,15)”. “Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın (Lokman,33)”.

Tarihten kopmak da tarihte kalmak da risklidir. Denge ve ölçüyü kaçırmamak gerekir. Aşırılığın her türlüsü sevimsizdir. “Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez (Bakara, 190)”. “Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever (Hucurat, 9)”.

Ölünün de dirinin de gıybetini yapmak, iftira atmak veya yalan ve yanlış haberle onları şöyle ya da böyle rencide etmek kesinlikle doğru değildir. “Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez (Bakara, 276)”. İşin doğrusunu ve güzelini yapmak lazımdır. “Allah güzel davranışta bulunanları sever (Ali İmran, 134)”.

Habir isminin tecellisine mazhar olanlara ne mutlu! “O yarattığını bilmez mi? O Latif’tir, Habir’dir (Mülk, 14)”.
Namaz Vakitleri
Şehir :