Makaleler > Hamdi BOYDAK > Maneviyat > Üstazımızın Mübarek Günlere ve Gecelere Dair Hayatı
Kategoriler :
Yazarlar :
Üstazımızın Mübarek Günlere ve Gecelere Dair Hayatı
Tarih : 09.08.2012 11:17:16
Kategori : Maneviyat
Yazar : Hamdi BOYDAK
Okunma : 1999
 Kur’ân-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde mübarekliği bildirilen yer ve zamanlar yanında kişiler ve nesneler gibi nelerin buna dahil olduğuna dair bir hayli geniş malumat bulunmaktadır. Bunlar içerisinde mübarek gün ve gecelerin ayrı bir önemi vardır.

Özellikle de bu gün ve gecelerin bizim milletimizin dinî ve millî hayatının vazgeçilmezleri arasında sayıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Oluşan coşku ve heyecanın maneviyatımızı desteklemesindeki payı çok yüksektir. Mübarek Üstazımızın hayatı Kur’ân ve Sünnet’in ışığında geçmiştir. Hayat ölçüsünü onlardan almıştır.Bu sebepledir ki, bir İslâm büyüğü olmanın şartlarını bizzat ve bîhakkın taşımıştır.

Onun hayat sahnesinde olduğu demlerdeki hatıralarını tespit ederken özel bir yer ve anlam ifade eden mübarek gün ve gecelerle ilgili olanları üzerinde söylenecek çok şey olduğunda hiçbir şüphemiz yoktur. Fakat biz deryadan bir damla mesabesinde olarak kabul edilebilecek bir miktar kadarcık bahsedeceğiz. Umulur ki nasiplenenleri çok olur, biiznillahi teâlâ…

HER GECEMİZ KADİR GECESİ GİBİDİR

Sözün başında şunu hemen belirtelim ki onlar için her gece Kadir’dir. Nitekim bir Ramazan umresindeki beraberliğimiz esnasında Medine-i Münevvere’de Ali Ramazan Efendimize, “Acaba bu gece Kadir gecesi olabilir mi?” diye sormuştum. Cevaben buyurdular ki: “Bizim her gecemiz Kadir gecesi imiş gibidir. Ayrıca Kadir gecesi mi değil mi diye özellikle aramayız.” Bu cevap beni uyandırdı.

Muhterem Üstazımızın ve nurlu yolumuzun eriştiriciliğine dair bir mutmainlik hali zuhur etti. Böyle olmakla beraber Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde Kadir gecesi vesilesi ile yapılan etkinliklere öteden beri devam edilmesinin hikmetini de herhalde ihvanların yetişmesine hizmettir, diye yorumladım.

Zira bir nefes alıp verecek kadar veya bir göz açıp kapatacak kadar bile gaflete düşmeyenlerin hali ile veya gaflet içinde ömür geçirenlerin hali elbette bir olmaz ve dahi olmayacaktır da. Zaman zaman gerek Hacı Hasan Efendimizin ve gerekse Ali Ramazan Efendimizin gece yarılarına kadar süren sohbetlerine katıldığımız olurdu.

Devlethanelerinden çıkınca kardeşler olarak birbirimize ilk sorduğumuz sual şu olurdu:

“Efendi Hazretlerinin hali ve sohbetin havası sanki bu gece Kadir gecesi imiş gibiydi, öyle değil mi?”

MÜBAREK GÜNLER VE GECELERDE

Mübarek günler denilince ilk akla gelenlerin şunlar olduğunu söyleyebiliriz: Cuma ve bayram günleri, aşure günü, arefe günü, üç aylar, haram aylar, pazartesi ve perşembe, eyyam-ı biyz ve diğerleri. Mübarek geceler ise Cuma gecesi, bayram geceleri, Regaip gecesi, Miraç gecesi, Berat gecesi, Kadir gecesi, Mevlit gecesi ve diğerleri.

Asıl konumuz bunların ayrı ayrı, tek tek tespiti değildir. Genel olarak bunları Merhum Üstazımızın nasıl değerlendirdiği ile ilgili bazı bilgiler vermektir. Sevgili Peygamberimizin, “Güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma’dır.” (Müslim), hadis-i şerifi vardır. Başka bir hadis-i şerifte ise bu günde yapılan duaların kabul edileceği anın (icabet saati) bulunduğunu haber vermiştir (Buhari).

Bugün boy abdesti almak bazı âlimlere göre farzdır. (Hanefilerce müstehaptır). Bu sebepten dolayı Üstazımız her Cuma boy abdesti almış ve cumayı kılmıştır. Diğer Cuma hazırlıklarının da hepsini muntazaman yapmıştır. Tırnaklarını keserken bir defasında acizane yanında bulunmuştum da bunun âdâbını hem anlatmış hem de göstermişti.

Cuma günleri Yahyalı Ulu Camii’de, son senelerinde ise genellikle Yahyalı Sanayi Camii’nde vaaz u nasihat etmiştir. Birçok insan onu bu Cuma vaazları vasıtası ile tanımış, görmüş, dinlemiş ve intisap etmeye niyet veya azmetmiştir. Namazdan sonra mihraptan kapıya kadar cemaat sağlı sollu dizilirlerdi.

Üstaz onların Cumalarını tebrikle birlikte ayrıca hayırlı dualarının alınması arzuları da böylece gerçekleştirilmiş olurdu. Hiç terk etmediği bir âdeti de cemaatle helalleşmesi idi. “Komşular! Haklarınızı helal edin! Ya bir daha görüşürüz ya da görüşemeyiz!” derlerdi. Kendisinin vâkıf olduğu bazı meseleleri vaaz konusu edinirdi.

Bazen de kalbî olarak veya pusula vasıtası ile sorulan sorulara cevap verirlerdi. Cumasızlar diye ortaya çıkan kişileri uyarır ve doğrusunu bir bir anlatırlardı. O hatalı görüşün düzeltilmesinde çok himmet ve hizmetleri olmuştur. Bidat ve hurafelerden uzak kalınması gerektiğini söyler, farz ve sünnetlere yapışılması lazım geldiği üzerinde ısrarla dururlardı.

HİCRET GÜNÜ

1 Muharrem Hicri Yılbaşı ile 10 Muharrem Aşure gününe has dualar teksir ile çoğaltılarak ihvana dağıtılırdı. Hicret üzerine sohbetinde Üstazımız onun serapa siyaset olduğu üzerinde çok dururdu.  Hz. Ali’ye cehrî zikrin, Hz. Ebu Bekir’e de hafî zikrin telkininin hicret esnasında olduğunu anlatırlardı.

Daha sonraları ise Hicrî yılbaşı ve hicreti Ali Ramazan Efendimiz, Erciyes Tekir Yaylasındaki programlarda “Hicret Günleri” adı altındaki uygulamalarıyla yurtiçi ve yurtdışında örnek alınmasına vesile olmuştur. 10 Muharrem Aşure Günü orucunu hemen hemen her ihvan tutmaya çalışır, devlethanede veya ihvan evlerinde toplu iftarlar yapılırdı.

Sohbetlerinde ise bugünde meydana gelen on hadiseyi ve peygamberler tarihinin daha bir nice ibret ve ders dolu sahnelerini gözler önüne sererlerdi. Tabii ki bu arada da Hz. Hüseyin Efendimiz ve Kerbela olayına da temas ederler, Ehl-i Beyt sevgisini işlerlerdi.

Pazartesi ve perşembe oruçlarına dair yaptıkları sohbetlerin ve teşviklerin semeresi olarak bugünlerde çok oruç tutanlar olurdu. Bu günlerin gecelerini uyanık geçirenlerin sayısı da bir hayli yekun tutardı. Böylece sünnetin ihyası ve insanımızın irşadı birlikte yürütülmüş olurdu. Gençlik yıllarında uzun seneler üç ayları Üstazımızın oruçlu geçirdiğini biliyoruz.

Bir defasında şöyle bir hatırasını anlatmıştı:

Hacı Sami Efendimiz bize Kayseri’de Ahmet Atasayar’ın annesi Fatıma anamızla görüşmemizi ve bazı mesajlarının ulaştırılmasını istemişti. Biz de yanımıza bir can yoldaşımızı alarak bu maksatla evlerine gittik. Perde arkasından görüşmelerimizi yaptık. Memur olduğumuz görüşmelerin akabinde bir miktar daha sohbetin uzamasını arzu etmiştim. Tasarruf buyurdular ve bir kelime dahi fazladan konuşulmadı.

Bu annemiz kocası îta memuru Hacı Abdullah Efendiden atmış derece daha yüksekti. Hacı Abdullah Efendi bizi yemeğe davet etti. Niyetli olduğumuzu söyledik. Üç ayların içi idi. Bize, bu orucun kefaret mi kaza mı adak mı yoksa nafile mi olduğunu sordu. Biz de nafile olduğunu ve yıllarca devam etmekte olduğumuzu söyledik.

Şimdi orucunuzu bozar sonra kaza edersiniz, ben size ikram etmekten büyük memnuniyet duyarım, buyurdular. Bunun caiz olduğunu bildiğimiz için dediğini yaptık. Bizi tebrik etti. İbadeti Allah için yaptığımızı, nefsi karıştırmadığımızı ve bir dostu da mesrur ettiğimizi söyledi.Taassuptan, riyadan ve nefsaniyetten uzak durmakla ilgili daha başka şeyleri de ilave ettiler.

RAMAZAN VE NASİHAT

Ramazan-ı şerifi vaaz ve nasihatsiz geçirdiği olmamıştır. Önceleri Yahyalı dışına çok gitmiş ve gittiği yerlerde sohbetlerini bir ay boyu devam ettirmiştir. Adana ve bazı ilçelerinde, Develi’de, Ürgüp’ün bir köyünde vs. bir ay kalmış ve irşat vazifesini vaazlarla ifa etmiştir. Vefatına yakın zamanlarda ise hastalığı sebebiyle kürsüye çıkamamış, devlethanelerinde ziyaretçilerine öğüt ve nasihatler vermişlerdir.

Askere gitmeden önce Ramazan münasebetiyle vaaz etmesi için Develi’nin Firaktın köyüne davet edilir. Vaazlarını dinleyenler hayran ve mest olurlar. Sen gitme, her vaazına bir koyun veya kuzu verelim, derler. Öyle yapmayın da teravihten sonra cemaate soğuk şerbet dağıtın, der ve onlar da öyle yaparlar.

Bunu bize anlattıklarında sözlerini şöyle tamamlamışlardı:

Aradan elli seneyi aşkın bir zaman geçti, hâlâ onlar bizi ve vaazlarımızı unutmazlar. Tekrar tekrar davetlerini yinelediler ama bir daha gitmek kısmet olmadı. Kozan’da 1963 veya 1964 yıllarında Ramazan’da vaaz ve nasihatlerini devam ettirirler fakat yapılan iftar davetlerine icabet etmezler. Caminin genç hafız hocasının bu dikkatini çeker.

Niçin gitmediklerini bir vesile ile sorarlar, zira kendileri davetlere gitmektedirler. Efendi Hazretleri; “Oğlum, onlar ziraatla uğraşıyorlar ama tarım krediden kredi çekiyorlar” deyince “Ben de gitmeyeyim öyle ise” demesi üzerine de “Hayır sen git, sen bekârsın ama ben ailemle beraberim, sizlere olur da bizlere olmaz” diye cevaplandırırlar.

Yahyalı’nın Sanayi Camii’ndeki Ramazan vaazları devam ederken cami cemaatinden varlıklı ve hatırlı biri ücret teklif eder. Şiddetle reddeder. Bunu bize anlatırlarken sanki o hali yaşadılar ve yaşattılar. “Biz Allah rızası için çalışıyoruz ve ücretimiz de Allah’tandır. Çok şükür bugüne kadar böylece geldik.

Ölene kadar da, inşallah, böylece devam edeceğiz.” buyurdular.Ayrıca da onların kötü niyet ve maksatlarını da deşifre ettiler. Malum olduğu üzere mürşitler aynı zamanda kalp casuslarıdırlar.

AĞLAYAN KALPLER

Benden evvel Yahyalı’da görev yapan bir mühendis hemşehrim vardı. Üstazın sohbetleri ile dinî inanış ve yaşayışında bir hayli merhale katetmiş olduğunu biliyoruz. Hatta bir cami yapımına önayak olduğunu ve başardığını, bu hususta delil ve hüccet olarak zikredebiliriz. İşte bu arkadaşımız bir Kadir gecesini Kavacık’ta geçirmek ister. Kavacık Camii’ne gelir.Cami tıklım tıklım doludur.

Üstazımız ise kürsüde konuşmaktadır. Zar zor kapı ağzında bir yer bulur ve oraya sıkışır. Sohbetin ilerleyen dakikalarında camide bir ağıt başlar ki sormayın. Ağlamayan kimse kalmaz. Ancak bir tek kişi vardır ki hiç tüyü bile kıpırdamamaktadır. Bir ara niye ben ağlayamıyorum diye hayıflanır. İşte tam bu sırada Üstaz şöyle demektedir:

İçinizde ağlamayan bir tek kişi kaldı. Haydin dua edelim, istiğfar edelim, bu kardeşimizin de kalbi yumuşasın, gözler ağlasın…

Bunları der demez bu mühendise bir hal olur. “Nasıl oldu bilmiyorum bir anda taş gibi kalbim pamuk gibi oldu, mum gibi oldu. Ben de başladım ağlamaya. Bir ara kendime gelir gibi oldum ve baktım ki herkes susmuş ve camide yüksek sesle ağlayan bir tek kişi benim. Kendimi zor zaptettim.”

diyen bu kardeşimiz gibi niceleri bu meclislerde irşat ve ıslah olmuşlardır.Teravih namazlarını son senelerinde hane-i saadetlerinde eda ettiler. İftar ve sonrası görüşmeleri çok tatlı ve hoş olurdu. Kur’ân-ı Kerim, ilahi ve kasideler dinlenir, çaylar içilirdi.

Teravih namazını kıymetli evlatları Hacı Hafız Tayfur ağabey kıldırırdı. Onun hem kıraati hem namaz kıldırma şekli Üstazımızın çok hoşuna giderdi. Bazen başka biri imamete geçerdi de, “Seninki yeter.” deyip Tayfur ağabeyin kalanını kıldırmasını istedikleri olurdu.

ZİKİR SOHBETLERİNİN VERDİĞİ TAD

Üstazımızla bir hatme nasip olsa diye çok arzu ederdim. Bir Berat gecesi davet edildim. Hane-i saadetlerinde geçirdiğimiz o geceyi hiç unutamam. Zikir sohbetlerinin verdiği tadı ve lezzeti kelimelerle anlatamam. Gece yarılarına veya sabah ezanlarına kadar süren zikirlerin yapıldığını çok duymuştum. Çok şükür fiilen yaşama saadetine eriştirilmiş oldum.Layık olmadığımız halde böyle bir lutfa nail eylediği için Rabbime sayısız hamd ü senalar olsun!

KURBAN BAYRAMI GECESİNİ İHYASI

Bilindiği üzere bayram geceleri de mübarektir. Bir Kurban bayramı vaazını yapmak üzere üstazımız Yahyalı’nın Kirazlı Köyüne akşamdan gider. Geceyi onunla geçiren Hoca Efendinin bize anlattıkları aynen şöyledir: Efendimiz gece hiç uyumadı ben  de ona hizmetle meşgul oluyordum. Bir ara uyuyakalmışım. Seher vakti olunca Efendimiz beni uyandırdı.Kalk abdest al, buyurdular.

Evrad ve ezkarımı ifa etmemi emir buyurdular. Kendileri zaten hiç boş durmuyorlar daima zikirle meşgul oluyorlardı. Bazen de bana bazı şeyler anlatıyorlardı. Namaz vakti gelince camiye gittik. Namazdan sonra kürsüye çıktılar. Dipdiri ve capcanlı idiler. Asıl kurban edilmesi gerekenin bizler olduğundan bahsederek vaaza başladılar. Millet kurbanlarını kesmeden adeta kurbanlık oldular.

Bu ve benzeri hatıralar bize gösteriyor ki geceleri ihya büyüklerimizin olmazsa olmazlarındandır. Bayram günleri neşe ve sevinç günleri, ziyaret ve ziyafet günleri, zikir ve şükür günleridir. Bir defasında Üstazımız bir bayramı İstanbul’da Hacı Sami Efendimizi ziyaretle geçirirler. Efendi hazretleri bir ara Üstazımıza derler ki,

” Hasan Efendi biz gidemeyeceğiz ama siz Süleyman Efendiye gidip bizim yerimize bayramını tebrik edersiniz ve şunları şunları da söylersiniz olmaz mı?” Hemen emir yerine getirilir. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri ziyaret edilir. Selam ve tebrikler iletilince etrafındaki talebelerine şöyle derler:

“Hacı Sami Efendi bizi üç defa ziyaret ettiler ama biz onu bir defa bile ziyaret edemedik.” Sonra Hacı Sami Efendinin faziletlerini ve büyüklüğünü belirten ifadeler kullanırlar. Fakat bir ara şöyle derler: Bizim size anlattıklarımızı ve ilmî malumatlarınızı Sami Efendi ihvanlarına anlatıyor ve onlar da bu malumatlara sahip oluyorlar mı ola?

Mesela hazır gelmişken bizi ziyarete gelen şu ihvanına birkaç sual soralım diye Üstaza yönelirler. Sorulan sorulara tam ve doğru cevaplar alırlar. Maşallah demek ki onun ilim ve irfanı herkesçe müsellemdir ama talebeleri de boş değilmiş diye takdir ve taltif dolu cümlelerle duygu ve düşüncelerini açıklarlar.

Üstazımız Hacı Sami Efendimizin evlerine döndüklerinde onu kapıda Ömer Kirazoğlu karşılar. Süleyman Efendi sana şunları şunları sordu da sen de şöyle cevaplar mı verdin, der. Üstazımız da Ömer Bey, sende bu halleri pek görmemiştik deyince işin aslını şöyle anlatırlar: Siz ayrıldıktan bir süre sonra Efendimiz beni karşısına oturttu.

Süleyman Efendi evladımıza şunları şunları sorarsa o da şöyle şöyle cevap verir değil mi, buyurdular. Anladım ki bu sorular size soruldu ve siz de cevap verdiniz.Üstazımız bu olayı bize aktarırken manevî telefonlar çalıştı ben sadece hoparlörlük yaptım, derdi.

TEKNOLOJİ DE TAKİP EDİLİYOR

Bayram, mübarek gün ve geceler münasebetiyle karşılıklı ziyaretleşmeler dışında mektup ve tebrik kartları ve dahi aracı kişiler vasıtasıyla da ilişkiler canlı tutulmuştur. Son zamanlarda ise telefonlaşma bir hayli kolaylık sağlamıştır. Ellerinde Üstazımızın yazdığı mektup ve tebrikler bulunanların onları büyük bir itina ile sakladıklarını duyuyoruz, az da olsa neşredilenlerine şahit oluyoruz.

Mübarek gün ve gecelerde yapılması istenenler teksir edilerek ihvana dağıtılırdı. Daha önceleri el hattı kullandığını biliyoruz. Bilhassa hattı güzel olan İpek Hocadan çok faydalanılırdı.Son zamanlarda ise fotokopi yapılarak dağıtılmaya başlandı. Hacı Sami Efendimizin Dualar ve Zikirler kitabı neşredilince ihvan ondan temin etti.

Kılınacak namazları, yapılacak duaları ve diğer hususları oradan takip ettiler. Günümüzde ise internet ve mesaj aracılığı ile muhterem Ali Ramazan Efendimizin talimatları kardeşlerimize ulaştırılıyor. Yılın her mevsiminde hediyeleşme ve ziyaretleşmeler olsa da bayramın apayrı bir yeri olduğunda hiç kimsenin şüphesi yoktur.

Fakir ve muhtaçlara, garip ve kimsesizlere, yetim ve öksüzlere özel ilgisi ve ikramları dikkat çekerdi. Komşu ve akrabalarını ihmal etmezdi. Onlara bol bol ihsanda bulunurlardı. Bilhassa zekât ve sadaka fonundan da el uzattıkları olurdu.

GENİŞ ZAMANDA ZİKRET Kİ, DAR ZAMANDA YETİŞİLSİN

Mübarek gün ve geceler öncesinde hazırlıklı olmaya önem gösterirler ve ihvanını da buna teşvik ve sevk ederlerdi. Gündüzlerini oruçlu geçirmeyi, gecelerini ibadetle değerlendirmelerini tavsiye buyururlardı. Resmi dairelerde işlemleri eksik olanların muamelesinin yapılmayışını örnek göstererek önceden tedarikli ve tedbirli olunmasının öneminin zihinlere zerk etmesi için konuyu özümseterek ve benimseterek işlerlerdi.

Dinleyicilerinin çoğunluğunun ümmî olmasıhasebiyle onların anlayacağı şekilde misaller verirlerdi. Konumuzla ilgili olarak verdiği misallerden birisi kısaca şöyle idi: Oğlum ibadetleri sadece bir gün ve geceye tahsis etmeyin. Allah’ın her gün ve gecesini icap eden ibadetlerle geçirin, gaflete düşmeyin.

Daima hazır ve uyanık olun. İki köylü merkeple dağdan odun getirirlerken tehlikeli bir yerden geçmeleri gerekiyormuş. Birisi hemen zikre başlamış ama yine de salimen geçememiş. İkincisi şiir vs. söylemiş ve geçmiş. Çünkü önceden beri Allah’ı zikredenlerdenmiş. Burada verilen mesaj gayet açıktır. Geniş zamanda Allah zikredilirse dar zamanda imdada yetişilir.

KİTAP VE SÜNNET ÇİZGİSİ

Normal zamanlarda dikkatli ve temkinli gelinip gidilmesini tavsiye buyururlarken mübarek gün ve gecelerde özellikle de bayram ziyaretlerinde kalabalık ve topluca gelinmesini arzu ederlerdi. Sair zamanlarda kötü niyetlilere ve fitnecilere fırsat verilmemesi gözetilirken özel gün ve gecelerde ise toptan Allah’ın ipine sarılmak lazım geldiği hakikatine sadakat gösterilmesi
ve ilan edilmesine itibar edilmiş olmalıdır diye durumu izah edebiliriz.

Edepten çok bahsetmesinin ve tertip düzene riayette titizlik göstermesinin sebebi ise her kulun ve her ümmet olanın Allah’ın ve Resulü’nün ahlâkıyla ahlâklanmasını can-ı gönülden temenni etmesidir diye biliriz. Kurban bayramında Üstazımızın iki koç kestiklerini öğrenince acaba nedendir, diye düşünmüştüm.

Kurban bahsini yeniden kitaplardan okurken gördüm ki Peygamberimiz de iki koç kurban kesermiş. O zaman anladım ki mübarek Üstazımız hiçbir şeyi kendiliğinden ve rastgele yapmıyor. Tamamen kitap ve Sünnet’e tâbi oluyor. Zaten onun hayatında Kitap ve Sünnet çizgisini takip ettiği ve katiyen Allah’ın sınırlarının dışına çıkmadığı bilinen meşhur özelliklerindendir.

Gecenin kalbi seher vakti ve gündüzün kalbi ikindi vaktidir, dedikten sonra bu iki vaktin iyi değerlendirilmesini sık sık dile getirirlerdi. Bu vakitlerde uyunmaması gerektiğinin üzerinde dururlardı.

Seher, gece melekleri ile gündüz meleklerinin nöbet değişimi sebebiyle bir araya geldikleri vakit;ikindi ise gündüz melekleri ile gece meleklerinin nöbet değişimi sebebiyle bir araya geldikleri vakit, diye tarif ve tebcil ederlerdi.
Namaz Vakitleri
Şehir :