Makaleler > Hamdi BOYDAK > Maneviyat > Yahyalı’da Bir Hak Kapısı
Kategoriler :
Yazarlar :
Yahyalı’da Bir Hak Kapısı
Tarih : 09.05.2012 11:55:11
Kategori : Maneviyat
Yazar : Hamdi BOYDAK
Okunma : 1248
Yahyalılı merhum ve mağfur Hacı Hasan Efendi Hazretleri dergâhını Babullah=Hak Kapısı olarak tavsif eder ve “Bu kapıyı açan Allah’tır.” derdi. “Allah bir kapıyı açtı mı o kapıyı kimse kapatamaz.” diye de ilave ederlerdi. İşte bu dergâhın en birinci ve en baş özelliği budur. Herkese açıktır ve herkesi kucaklar. Her şey Allah içindir ve Allah adınadır. Allah’a endekslenmeyen hiçbir şeyin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bu sebepledir ki dergâhta en çok okunan ayet-i kerimelerin başında Âl-i İmran Suresi’nin 31. ayetinin olduğunu söyleyebiliriz. “Resulüm de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.

Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir”. Hadis-i şerifler içinde de kulakların en çok duyduğu ve aşina olduğu: “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olanıdır. İnsanların en şerlisi de insanlara en çok zararı dokunanıdır.”

DERGÂH: ZİKİR VE EDEP

Dergâhlar dinî kuruluşlardır. Onların kapısına kilit vurulması bir nevi Allah demeyi yasaklamak şeklinde anlaşılmıştır. Malumdur ki dergâh denilince ilk akla gelen zikir ve edeptir. Dolayısı ile de Allah ile irtibatını kesenlerin edep namına nemalanacakları başka bir yer bulmaları ve göstermeleri mümkün olmamaktadır. Dinin en kısa tanımı Hakk’a tazim, mahlûka şefkattir. Dindar insanın yaratan ile yaratıklar arasını ayırması söz konusu olamayacağından onlar hep yaratılmışı severiz, Yaratan’dan ötürü demişlerdir. Yahyalı Dergâhı bu bağlamda kötü ve çirkin bakış ve söyleyişlere asla taviz vermemiş, hemen isim ve ifade değişikliğine gitmişlerdir. Çirkin Ali lakaplı biri varsa hemen Güzel Ali yapılır, Gâvur Dağı denmez Müslüman Dağı denilir, eşek arısı denmez merkep arısı denirdi.

ÖNCE İLİM GELİR

Medrese ve tekkeyi birbirinden ayırmak diye bir şey olamaz. Zira Allah nimetlerini zahir ve batın olarak ihsan etmiştir (Lokman, 20). Bu dergâhın mensupları hem medrese ehli hem tekke ehlidir. Şeriatsız tarikat olmaz. Şeriattan bir milim ayrılan tarikattan mağrip ile maşrık kadar ayrılır, ifadesini çok kullanırlar.Hocalara gösterdikleri saygıyı hiç kimseye göstermezler. Ve derler ki, bizim yolumuz hacegân yani hocalar yoludur. İlmiyle amil olmayı amelinde de ihlâs sahibi olmayı öğütlerler. Peygamberimizin; “İlmiyle amel edene Allah bilmediklerini öğretir.”Hadis-i şerifini sık sık sohbetlerinde zikrederler.

Ve derler ki;
“Allah birine manevî bir şey vereceği zaman önce ilim verir sonra o şeyi verir.” Zira Kur’ân’da Mevlâmız; “Cahillerden yüz çevir.” buyuruyor.

Yahyalı Dergâhı soy itibariyle Peygamberimize dayanan bir seyyidler ocağıdır. Temiz ve köklü bir aile geleneğine sahiptir. 1884 doğumlu Mustafa Hulusi Efendi son devrin ileri gelen bir müderrisi ve bir tarikatın halifesidir. Babası Hacı Ahmet Hoca ile dedesi Hacı Osmanzade Mustafa Efendi de âlim ve fazıl kişilikleri ile tanınmışlardır. Şeyh Mustafa Hulusi Efendi’nin 1914 doğumlu oğlu Hacı Hasan Efendi ise altın silsilenin halkasına girmiş bir Allah dostudur. Günümüzde ise dergâhın manevî sorumluluğunu taşıyan Ali Ramazan Dinç Hocaefendidir ki kendisi ilahiyat mezunu olup bir süre Diyanet’te merkez vaizliği de yapmıştır.

Dergâhın yakın tarihte alakası Esad Erbili (ks) ve Hacı Sami Efendi ile olmuştur. Daha önceden ise Kuddusi Baba ve Kadirilikle bağlantılarının da olduğu bilinmektedir. Burada şunu ifade edelim ki birçok kıymetli üstadın neslinden yerlerini dolduracaklar çıkmamış ve fakat burası istisnalardan olmayı–biiznillah- başarmıştır. Bu Allah’ın onlara bir lütfudür. Ümit ederiz ki kıyamete kadar da devam eder. Tasavvuf ve hayat bir bütündür.

Bu dergâh bunun en güzel örneği olmuştur. Hemen şunu belirtelim ki bu aileden gelen üstadların belli bir bina şeklinde sabit ve tapulu bir özel dergâhları olmamıştır.Başta hane-i saadetleri olmak üzere heryer onların dergâhlığını yapmıştır.Yerine göre bir piknik çadırı yerine göre bir otobüs koltuğu, yerine göre bir cadde veya sokak, yerine göre bir cami… Yani dünya bana mescid kılındı, buyuran Peygamberî bir uygulama ve hayatla iç içe olma hali…

ULEMA MİNNETLE ANILIR

Bu dergâh dost canlısı ve vefa numunesidir de aynı zamanda. Bilhassa bağlı bulundukları Üstada ve bağlılarına gösterilen sadakat kolay kolay başka bir başka yerde bulmak ve görmek mümkün değildir, dersek hiç de mübalağa yapmış olmayız. Hem Üstadına hem bağlısına canım kurban olsun diyebilenlerin ve bunu da bihakkın ispat edenlerin takdir edilmesi gerekir. Zira mü’minler bir vücut gibidirler. Birbirlerine kenetlenmiş tuğlalar gibidirler.

İslâm kardeşliği bizi birbirimize bağlayan en geniş ve en kuvvetli bağdır. İhvan olsun olmasın herkes sevilir ve sayılır. Hasetlik ve kindarlık gibi zararlı unsurlara katiyen müsamahakâr davranılmaz. İslâm’a hizmet eden herkes baş tacı edilir. Kimse yabancılık çekmez ve dışlanmaz. Tüm meşayıh ve ulema şükran ve minnetle anılır, eserleri okunur, sözlerine ve menkıbelerine yer verilir. Hayatta olanlarına selam ve hediyeler gönderilir, zaman zaman ziyaretlerine de gidilir. Onların evlatlarına kendi öz evladı gibi muamele edilir. Ayrımız gayrımız yok, biz Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz, denilir. Bazen ocaklarınınaleyhinde veya İslâm’a aykırı nitelikli söz ve fiiller kendilerine intikal ettirilecek olursa bu sefer de tevil ederler, dua ederler.

Tamamen çizgiyi geçmedikçe ve çizmeyi aşmadıkça bu usul terk edilmez. Bir şifahane özelliği taşıdığından da bahsetmeden geçmeyiz. Manevî hastalıklar için müracaat edilen bir yer olduğunda şüphe yoktur ama bir kısım maddi hastalıkların da doğrudan veya dolaylı olarak tedavisinin yapıldığına çok şahit olunmuştur. Kişisel ve toplumsal nice problemler çözülmüş ve işler yoluna konulmuştur. Doğumdan ölüme kadar hayatı kapsaması yanında önce ve sonrası ile de ilgilenilmesine dair nice misaller vardır. Kısacası insanı alakadar eden her şeyin o dergâhın ilgi alanı içine girmiş olması ayrı bir lütuf ve ikramdır.

İSTİKÂMET

Bu kapıyı bulanlar arasında yapılacak küçük çaplı bir çalışma bize gösterecektir ki kimi doğrudan Peygamberimizi işaret edecektir, kimi Hızır’ı işaret edecektir, kimi sadık bir rüyayı, kimi ricalden bir zatı, kimi de özel olarak Allah’ın ihsanından söz edecektir. Kimi bizzat kimi de eş ve dost kanalıyla diyecektir. Fakat sonunda hepsinin ortak paydası orası istikamet üzere olanların buluşma noktalarının başlıcalarındandır. O kapı olmasaydı çok ve önemli kayıplarımız olurdu. Kazancımızın ise haddi ve hesabı yoktur. Anadolu’nun ortasında mütevazı bir kasabada böylesine bir hazinenin olması bazı insanları hayrete düşürmüş, bazılarının da kabullenmesini güçleştirmiştir.

Zamanenin her türlü olumsuz etkilerinden uzakta bulunup da saflığını ve berraklığını koruduğu ise pek akıllara gelmemiştir. Hâlbuki asırlardır süregelen bir sağlam inanç ve yaşayıştan da bahsediliyor. İşin bir de bu yönüne bakılmalıdır. Samimiyet var ve rol yapma yoksa buna da itibar edilmeli ve kanaat oluşmasında göz önüne alınmalıdır. İşte o zaman görülecektir ki belki de Mevlâmız onları özel olarak muhafaza etmiştir. Eğer böyle olmasaydı Hacı Sami Efendi Hazretleri, Hacı Hasan Efendi Hazretleri için “Doğuştan evliya” der miydi?

HASBİLİK VARDIR

Yahyalı Dergâhının yakın ve uzak çevredekilere yapmış olduğu faydalar üzerinde konuşulurken bundan nasiplenemeyen çevrenin insanları sanki aralarında anlaşmış gibi hep şöyle demiştir: Size ne mutlu ki böyle bir nimete sahipsiniz. Bizler bundan mahrumuz. Sizdeki gibi keşke bizde de başvuracağımız bir kapımız olsaydı. Biz bu yokluğun acısını ve sıkıntısını çekiyoruz. Yahyalı Dergâhının kadın ve erkekleri hem suret ve hem siret bakımından çevresindeki insanların hiçbirine benzemezler. Hepsinde bir asalet ve bir vakar hemen kendini gösterir. Çok hayâlı ve tok gönüllüdürler. Onlardan zarar gören birisine asla rastlayamazsınız ama faydalananların sayısını da asla hesaplayamazsınız.

Onlarda hasbilik ve diğergâmlık zirvededir. Onların ahlâk ve seciyesinde Peygamber Efendimizin (sav) “Gelmeyene gitmek, vermeyen vermek ve kötülük yapana iyilik yapıp onu affetmek” şeklinde tarif buyurdukları hakikatlere tam bir teslimiyet ve tam bir uyum vardır. Sabır ve şükür, feraset ve basiret, metanet ve tahammül, af ve merhamet gibi nice güzelliklerin onlarda doğal olarak var olageldiği gözetlenmiştir. Kitap ve Sünnet’e tam mutabakatın mükâfatının bunlar ve benzerleri olacağına inanıyor; bu dergâhın ve benzerlerinin mensup ve müntesiplerine, seven ve sayanlarına minnet ve şükranlarımızı arz ediyoruz.

Hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a…
Namaz Vakitleri
Şehir :