Makaleler > Hamdi BOYDAK > Fıkıh > Düğünlerimiz Nasıl Olmalı?
Kategoriler :
Yazarlar :
Düğünlerimiz Nasıl Olmalı?
Tarih : 07.07.2011 23:17:06
Kategori : Fıkıh
Yazar : Hamdi BOYDAK
Okunma : 1404

Bir yere vardığım zaman, sizin burada düğün ve cenaze
merasimleri nasıl olur, diye sorarım. Toplumun sevinçli
ve üzüntülü günlerdeki hal ve hareketleri içlerinin
dışa vurması sadedinde bize bir hayli ipucu verir.

Elbette ki sevinme ve üzülme sadece düğün ve cenazeye
mahsus değildir ama bunlar geneli ilgilendirdiği ve gelenekselliği
olduğu için daha derin ve daha geniş
kapsama sahiptirler. Bu yüzden de araştırma
ve inceleme yapacaklara hem kolaylık
hem de fırsat sağlanır. Genel
kanaat ve genel yapının fotoğrafına
ulaşmış olur. İnsanın dünyaya
gelişi düğün-nikah ile
evlenen anne-baba iledir. Bu sebeple de birçok ayetlerde
Allah’a ibadetten sonra anne-babaya itaat emredilmiştir;
çocukların diri diri gömülmesi ve öldürülmesi
ise yasaklanmıştır. Bütün bu açıklamalar ışığında düğün
olayına baktığımız zaman bunun ne kadar gerekli,
önemli ve hassas bir konu olduğu gün ışığı gibi ortaya
çıkmaktadır.

MÜSLÜMAN KİTAB’A GÖRE SEVİNİR VE ÜZÜLÜR

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki
Müslüman’ın sevinci ile üzüntüsü
yüce dinimizin kuralları
ile sınırlıdır. Nefsani ve şey tani unsurlara orada yer yoktur.
Bilhassa sevinç hali
daha da dikkat edilmesi gerekenidir. Çünkü insanın azması
ile nimet bolluğu arasında çok yakın bir ilgi vardır.
Geçmiş kavimlerin helaki daha çok varlıktan kaynaklanan
isyanları yüzünden olmuştur. Yokluktan dolayı
başlarına bela ve musibetlerin gelmesinden çok az olarak
bahsedilmektedir. Müslüman darlıkta ve bollukta,
sevinçli ve üzüntülü anlarında, kazanç ve kayıpta, seferde
ve hazerde, sağlık ve hastalıkta, tek başına ve toplum
içinde, gecede ve gündüzde vs. hep kulluk bilincini
taşır. Çoğu defa da aynı tepkiyi gösterir. Mesela düğünde
de ölümde de akraba, komşu ve dostlarının yanında
olur. Düğünde davet eder; ölümde haber verir.
Hem sevinç ve hem üzüntülü durumlarda sadaka verir,
namaz kılar. Kur'an-ı Kerim okur ve dua eder. Tebrik
ve tesellide Allah’ı çok çok zikreder. Nefsin ve şeytanın
aldatma ve ayak kaydırmasından da Allah’a sığınır. Şükür
ve sabır ile hayatı dengede tutar, hayatın akışını engelleyecek
anormalliklere yer vermez, bir şeye saplanıp
kalmaz, “bu da geçer ya hu” der.

ELGÖRDÜLÜK AMELİN FATURASI AĞIRDIR

Kafirlere benzememek ve onları taklit etmemek, sevinç
ve üzüntü bahsinde de geçerlidir. Düğün ve cenaze
merasimlerinde görülen bir kısım bidatler -maalesefgözlenmektedir.
Tebrik ve taziye şekil ve usulünde, kılık
ve kıyafette vs. bidatlere rastlanmaktadır. Bunlar ayıklanmalı
ve sünnete uygun hale getirilmelidir. Başkaları
ne der, kaygısı terk edilmeli, Allah ve Resulü ne der
hükmü hayata geçirilmelidir. Bilhassa kınayıcının kınamasına
fırsat ve imkan verilmemelidir. Elgördülük amelin
acı ve ağır faturaları hesap edilmelidir.
Ankara’ya gelen yabancı bir tıp öğrencisini gezdiren
birisinin hatırasını burada nakletmek istiyorum: “Yıllar
önce ülkemize gelen bir tıp öğrencisini bana emanet
ettiler. Çarşı-pazar dolaşırken öğrencinin duraklayıp bir
yere dönüp dönüp baktığını görünce neye ve nereye
bakıyorsunuz, dedim. Meğer öğrencinin dikkatini bir
fotoğrafçının vitrinindeki resimler çekmiş. Bunlar Hıristiyan
mı dedi. Hayır, dedim. Fotoğraflardaki damat ve
gelinler bizim oradakilerin kıyafeti içinde de, deyiverdi.
Biz modernlik adına gayrı müslimlerin batıl ve bozuk
yaşantılarını taklit etmekle elimize ne geçiyor diye hayıflandım
ve utandım” demiştir. Onlar bizi bozduklarına
ve kendilerine benzettiklerine seviniyor diyelim ama
pekiyi biz bunları yaparken neye seviniyoruz. Bunu hiç
düşündük ve hesap ettik mi? Nerede kaldı milli ve manevi
değerlerimize sahip çıkmak ve onları yaşatmak?

BİD’ATLER OLMAZSA OLMAZ OLDU

Bazı yerlerde düğün ve cenazeler hatta hac ve umreler
oradaki insanların korkulu rüyası olmuş. Bazı bidatler
örf ve adet olmuş, olmazsa olmaz olmuş, kaçmak ve
kaçınmak da neredeyse imkansız olmuş. Şu kadar hayvan
kesilecek, şu kadar pilav pişirilecek, şu kadar helva
dağıtılacak, şu kadar hediye paketi hazırlanacak... İnsan
düğününe sevinemiyor, ölüsüne ağlayamıyor, hac
ve umre yapmaya cesaret edemiyor.
Diğer taraftan da ya usulen geçiştirmeler ya da kız kaçırmalar
oluyor. Topluma önderlik yapanlara ve yapacaklara
çok iş düşüyor. Bir zamanlar Yahyalı’da kız kaçırmalar
başlık parası yüzünden çoğalmıştı da merhum
üstadımızın himmetiyle iş halledildi ve her şey normale
döndü. İnsanlar da ayıptan kurtuldular. Şerefle düğün
ve derneklerini yaptılar. Mutlu ve töhmetsiz yuva kurdular.
Bu işe mübaşeret edenler de bol bol dua aldılar.

 

ŞEYTANI SEVİNDİRMEYELİM

Nikah veya düğün vesilesi ile bize bazen konuşma yaptırıyorlar.
Gençlere diyorum ki; “bakınız bu kadar insan
sizin ikiniz için burada. Kim bilir hangi işlerini bir tarafa
bırakıp ve hangi şartlar altında geldiler. Hem de hediyeleri
ile. Hepsi sizin için gülüyor ve sizi tebrik ediyorlar.
Ömrünüz boyunca baş başa kaldığınız zamanlarda
dahi olmak üzere bu sahneleri unutmayınız. Onları
her an yanınızda hissedin. Sakın yanlış yapmayın. Yanlış
yaparsanız bunlardan hiçbirini yanınızda ve arkanızda
bulamazsınız. Şeytanı sevindirmeyelim, dostları yerindirmeyelim.''
Aşımıza zehir, hayatımıza leke katmayalım”. Düğünlerin
yetiştiricilik yönü vardır. Milli ve dini kültürün gerekleri
üzerinde çok durulur. Yerleşmiş ve yaygın olan adetlerin
canlılık ve süreklilik kazanmasını sağlar. Şöyle olsun
veya olmasın değerlendirilmesi yapılır. Bilirkişilere
birçok şeyler sorulur. Çok değerli öğütler verilir. Takdir
yanında tenkitler hiç eksik olmaz. Böylece yetişkinler
ile yetişenler arasında düğünler ortak noktalar oluşturur.
Görgü ve bilgi bir arada bulundurulur. Günümüz
şartları ve ihtiyacı göz önünde bulundurularak eğitici
ve öğretici, aşk ve heyecan verici, sevgi ve saygıyı kuvvetlendirici,
neşe ve sevinci helâl sınırları içinde gönüllere
yerleştirici, geliştirici ve ilerletici özelliklere sahip
programlar düğün ortamına uyarlanmalıdır. Hem fertler
hem gruplar hem de herkes aradığını ve umduğunu
bulmalıdır.

KOLAYLAŞTIRINIZ ZORLAŞTIRMAYINIZ

Realite ile dilek ve temenni, teklif ve tenkit, görüş ve
düşünce, zan ve tahmin vs. arasındaki fark hepimizce
malumdur. Hayatın akışına dur denemeyeceğine göre
yapılacak şey hayatı okşayacak, hayatı kolaylaştıracak,
hayata anlam katacak ve hayat seviyesi ile kalitesini artıracak
şeylerin önü daima açık bulundurulacaktır. Hayatı
boğacak, daraltacak, sıkacak ve zora sokacak şeylere
ise şans tanınmayacaktır. Helâl dairesinin genişliği
tüm zevk ve neşemizi içine alacak kadar geniş ve derindir.
Harama gitmeye hiç gerek yoktur. Hatta şüphelilerden
de uzak durulmalıdır. Peygamberimiz(s.a.v), ben
muallim olarak gönderildim, diyor.
Mesele O’na talebeliği iyi yapmak ve hayırlı işlerde yarış
yapınız ilahi fermanını hayata geçirmektir. Dolayısıyla
da bir cihetten tüm insanlar ve onları oluşturan milletler
ve devletler bu konuda seferber olmalı, Peygamberin
en iyi talebesi biz olmalıyız, demelidir. Bizim, devletimizi
ve milletimizi sevmemiz buna binaendir. Bu kardeşliği
körleştirmez tam aksine pekiştirir. Haset yerini
gıptaya terk eder. Tembellik çalışkanlığa, cimrilik cömertliğe,
cehalet ilme, kirlilik temizliğe, isyan da itaate
dönüşür. Taşıdığımız değeri bilsek inanın, bize her günümüz
düğün, bayram olur.

MÜSLÜMANA İNCELİK YAKIŞIR

Milletimiz ağaç kesmeye giderken baltasına bez bağlar.
Kurbanlık hayvanların gözünü bağlar. Bunlar çok
ince işlerdir. Çarşıdan alış veriş yaptığında torba, çuval,
heybe kullanır; açıktan taşımaz. Düğünlerde
gelinlerin yüzü duvakla örtülür.
O duvağı kocası açar. Buradaki
inceliği ve içtenliği gelin anlar. Kocasının
takdirini kazanır ve takısını (hediyesini)
alır. Gözünü haramdan koruyanlar,
ahirette uyandıkları zaman, Rableri onları
gözlerin görmediği şeylerle mükafatlandırır.
Gelin kul olalım, kul gibi yaşayalım.
Sevinci ve üzüntüyü Yaratana,
“hoştur bana senden gelen” diye niyazda bulunalım.
Efendimiz (s.a.v.) dikkat edilirse kendisi oyun ve eğlence
türünden şeyleri pek yapmamış ancak yapanlara
müdahale edilmesini istememiş ve onların nasıl ve
ne şekilde yapacaklarına dair bilgi ve talimat vermiştir.
EBEDÎ CENNETLER KİME VA’D EDİLDİ?
Hacı Sami Hazretleri, Osman Karabulut’a İslam’da Evlilik
ve Mahremiyetleri ile İslam’da Çocuk Terbiyesi kitaplarını
yazdırdı. Bu çok önemli bir hizmettir. Hacı Hasan
Efendimiz ise sesi ve edası yerinde olan çocuk ve
gençlerden, önce güzel ve anlamlı türkü ve şarkılar dinler,
sonra da onları Kuran hafızı ve karisi olmaya teşvik
ederdi. İlahi ve kasideleri söyleyenlere zaman zaman iştirak
ederdi. İslam şuraya karışır buraya karışmaz denilemez.
Allah kullarını kuşatır, bu çerçevenin dışına nasıl çıkılır?
Oyun ve eğlenceyi meslek edinme ve ömrü onunla geçirme
ne kadar değer ifade eder? İnsanlığa ne kazandırır?
Eğlence düşkünü olanların hayatları hiç örnek alındı
mı? Kötü, örnek olmaz değil mi?
Kendini arîyye verenlere üzülmemek elde değildir. İslam
düşüncesi ve ahlakının ölçü alınması ve din kurallarına
uyulması gerektiğinde şüphe yoktur. Konumuzla
yakın alakası olan Lokman Suresi’nin 6. 7. 8. ve 9. ayetlerini
örnek olarak ele alabiliriz. Bunlardan 6. ve 7. ayetler
yapılmaması gerekeni, 8. ve 9. ayetler ise yapılması
gerekeni haber verir. Önce yanlış yapanları tanıyalım:
“ İnsanlar arasında öyleleri vardır ki bilgisizlik yüzünde
başkalarını Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlence
vesilesi kılmak için eğlendirici sözleri alıp kullanırlar.
İşte bunları alçaltıcı bir azap bekliyor. Böyle birine ayetlerimiz
okunduğunda sanki kulaklarında ağırlık varmış
da onu işitemiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir.
Ona acıklı bir azabı müjdele (Lokman
Suresi, 6–7)”.

Şimdi de işin doğrusunu yapanları ve
durumlarını görelim: “ İman edip hayırlı
işler yapanlara gelince onları da nimetlerle
dolu, içinde ebedi kalacakları
cennetler bekliyor'' Bunu Allah gerçek
olarak vaat etmiştir. O, Aziz’dir,
Hakim’dir(Lokman Suresi, 8-9).

Namaz Vakitleri
Şehir :