Makaleler > Eşref AYDOĞMUŞ > Güncel > Gözyaşlarımızı Tutamadık
Kategoriler :
Yazarlar :
Gözyaşlarımızı Tutamadık
Tarih : 07.09.2011 18:12:47
Kategori : Güncel
Yazar : Eşref AYDOĞMUŞ
Okunma : 1076
Fahrettin Bey siz gönüllü doktorlar olarak oralara gittiniz. Afrika’da yüzlerce ameliyat yaptınız. Coğrafya’yı iyi biliyorsunuz. Öncelikle oraları bize anlatır mısınız? Ne tür insani yoksunluklar var?

Şimdi nasıl tasvir edeyim. Bunu anlatmaya kelimeler, cümleler, dünya’nın en zengin dili bile yetmez. Kelimeler, sıfatlar, fiiller burada aciz kalır. Ancak onu yaşamanız lazım. Yok kelimesinin anlam bulduğu, ‘Yok’un şekillendiği yerler oralar. Gördüğümüz manzara gerçekten yürek parçalayıcı, inanılır gibi değildi. İnsanlar üç öğün yemek yemeyi çoktan unutmuşlar. Bir öğün yediklerinde mutluluktan uçuyorlar. Dillerini bilmiyor, ama gönül diliyle, beden diliyle anlaşıyorsunuz. Size dokunarak teşekkür ediyor. Ne demek istediğini anlıyorsunuz. Oraya gidince, anladım ki bir yere yardım etmeye gitmek için dilini bilmek ya da bilmemek avantaj ya da engel değil. Önemli olan niyetiniz ve kalbiniz.

Orada yaşamış olduğunuz, hatırınızdan silinmeyen, içinizi burkan bir anınızı paylaşır mısınız bizimle?

Çok uzaklardan bağırsak düğümlenmesi olmuş bir çocuk getirdiler. Adı Hüseyin. Dokuz yaşında. Bu çocuğu anestezi yapma şansımız, yani uyuşturma şansımız yoktu. Çocuğu da ameliyat etmek zorundaydık. Muayene ettik, ameliyat etmezsek ölebilir. Kendisine dedik ki: ‘Biz seni ameliyat edemeyeceğiz Hüseyin.’ Hüseyin, çok uzaktan geldiğini, bir daha ömrü boyunca doktor bulamayacağını söyledi. Ne olursa olsun ameliyat etmemizi istedi. O zaman mutlak ve mutlak bu çocuğu ameliyat etmemiz lazım. Bir masamız vardı yatırdık. Lokal anestezi yaptık, cildi kesmeye başladık. Çocuk çok acı duyuyor. Kollarını sıkıyor. Doktor arkadaşım dedi ki biraz daha uyuştur çocuk çok acı duyuyor. Biraz daha uyuşturucu yaptım. İlacın dozu fazla geldi, çocuk fenalaştı. Nabzı yükseldi. Solunum bozuldu, çocuk kötüye gidiyor. Yanımızda da öyle çok alet ve çok da ilaç yok. Elimizde olanlarla bir şeyler yapmaya çalıştık. Bacağını kaldırdık, serumu hızlandırdık. Sonra duvarın kenarına çekildim. Rabbime dua ettim. ‘Yarabbim. Eğer bize yardım edersen, bundan sonra buralara gelecek doktorlar daha kolay gelirler. Şayet bize yardım etmezsen, (Hikmetinden sual olunmaz) buralara gelecek doktor arkadaşları zor bulurum. Hastanın ölmesi sonucunda kabilelerin bize ne yapacağını da bilmiyoruz. Onun için nolur bize Şafi isminle tecelli et.’ dedim. Gerçekten Cenab-ı Hakk’ın Şafi isminin tecellisi ile ve yaptığımız tedavilerle çocuk biraz sonra kendine geldi. Fatih Bey dedi ki ameliyata devam edelim. Geçti karşıya. Ameliyatı yapmaya devam ettik. Çocuk biraz kendine geldi bir şeyler mırıldanıyor. Başta ne dediğini anlamadık. Aynı şeyi tekrarlayınca bunun bir dua olabileceğini düşündüm. Beş altı kez yasladım kulağımı anlayabilmek için. Sonunda anladım ne dediğini. Çocuk bir ayet söylüyordu: ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.’ Allah’tan geldik, tekrar Allah’a döneceğiz mealindeki bu ayeti söylediğini duyunca , gözyaşlarımızı tutamadık. Hem ağlıyoruz, hem ameliyat yapıyoruz. O esnada oradaki bir mühendis arkadaşımız İrfan, o fenalaştı yere yığıldı. Kolonyayla ayıldı. Yerde hıçkırıklarla ağlarken dedi ki: ‘Yemin ediyorum masada yatan çocuk benden daha tevekküllü, daha sabırlı. Daha imanlı bir çocuk.’ Gerçekten bu çocuktan çok şey öğrendik. Bu çocuğun ameliyatını bitirdik, yandaki odaya yatırdık.

AH Kİ AH!

Bir çocuk daha geldi. Onu da ameliyat edip Hüseyin’in yanına yatırdık. Bize bunlar geldiklerinde tamamen çıplak geldiler. Biz de Türkiye’den birisinin verdiği beyaz külotları giydirdik. Yarım saatte bir kontrole gidiyorum çocukları. Her gittiğimde çocuklarının külotları çıkmış annelerinin elinde duruyor. Giydiriyorum, yarım saat sonra geliyorum külotlar yine çıkmış. Tekrar giydiriyorum yine çıkartıyorlar. Dördüncü kez gittiğimde tercümanla annelerine neden çıkarttıklarını sordum. Anneleri çocuklarının çıkarttığını söyledi. Çocuklara sordu tercüman niye çıkartıyorsunuz diye, sormaz olaydı. Çocuklar annelerine şöyle diyorlarmış: ‘Anne biz bu beyaz ve güzel elbiseleri şimdi giyip eskitmeyelim. Onu Bayramda giyelim.’ İçerinin sıcaklığı 55 dereceydi. Ben heralde 65 derece hissettim. Cehennemi bir sıcaklık. Ve ilk defa beyaz bir insan olduğuma orada çok utandım. Keşke bende zenci olsaydım dedim. Çünkü onun o şekilde aç ve sefil olmasında beyaz insanın suçu var. Bende bir beyazım… Ama ben Avrupalı’dan farklı bir beyazım. Biz ilk gittiğimizde bize ‘kötü beyaz adam’ manasında bir kelime kullanıyorlardı. Ben 8-9 defa gittim. Son gittiğimizde artık bize ‘iyi beyaz adam’ diyorlardı. Dilimizi bilmeseler de niyetimizi okumuşlardı. Herhalde Afrika’ya gitmeseydim, şükür kelimesinin anlamını öğrenemezdim. Neler değişti neler bir bilseniz…

Efendim şu anda aciliyetten dolayı gıda yardımı vs yapılıyor ama, uzun vadede kalıcı olarak neler yapılıyor, yapılabilir?

Kalıcı olarak burada yapılacak en önemli şey su kuyularının açılması. Biz Nijer’e de gittik. Şimdiye kadar Türk halkı Nijer’e bine yakın kuyu açtırdı. Toplamda da üç bine yakın kuyu açıldı. Suyun olduğu her yerde hayat var biliyorsunuz. Temel problem burada susuzluk. Problem ancak su kuyularının açılmasıyla düzeltilebilir.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Türk milleti büyük bir millet. Bu neden Anadolu insanının üzerinde, bana göre insanların bunu düşünmesi lazım. Hizmet etme felsefesi Anadolu insanının omzuna niye verilmiştir. Nerede yardım olsa biz koşuyoruz. Haiti’de olsa Pakistan’da olsa neresi olursa olsun biz koşuyoruz. Bizim en cimrimiz bile başka ülkelerin en cömertlerinden daha bonkördür. Ben bunu biliyorum. Bizim insanımız gönülden veriyor.
Namaz Vakitleri
Şehir :