Makaleler > Ebubekir SİFİL > Söyleşi > Kur’ân-ı Kerim’den İlham Almak
Kategoriler :
Yazarlar :
Kur’ân-ı Kerim’den İlham Almak
Tarih : 05.09.2012 10:52:41
Kategori : Söyleşi
Yazar : Ebubekir SİFİL
Okunma : 983
 Akif merhumun “asrın idraki” dediği şeyin neye tekabül ettiği konusunda zihinlerimiz arzu edi­len seviyede net olmasa da bir şeyi yakından biliyoruz: Bu idrakin temel taşlarını modernite döşemiştir. Onun oluşturduğu idrak ve algı du­rumuyla bakıyoruz Din’e ve onun kaynaklarına.

Bu tavrın en görünen tezahürünü Kur’an’la irtiba­tımız oluşturuyor. Ortalıkta öyle yoğun bir Kur’an vurgusu var ki, sanırsınız bu ümmet, Yüce Kita­bımızla irtibatını koparalı yüzyıllar olmuştur da, şimdi birileri bu arızayı düzeltmek için çırpınıyor. Oysa daha önce de farklı vesilelerle vurguladığı­mız gibi Kur’an’la irtibat Ulumu’l-Kur’an ve Usul ile sağlanır. Bu, işin olmazsa olmazıdır ve böyle olduğu için tarih boyunca Ümmet, Kur’an’la ir­tibatını bu zemin üzeninde inşa etmiştir.

Bunu yapmadığımız zaman ne olur?

Hicrî birinci asrın sonlarından itibaren yaşadığı­mız ve yüzyıllarımızı alan tecrübeyi yeni başta yaşamaya kendi kendimizi mahkûm etmiş olu­ruz. Yani yeniden bid’at oluşumlar, yeniden iç çatışmalar... Enerjimizi emmekten ve bünyeyi zayıf düşürmekten başka bir netice hasıl etmeyen bu vartaya yeniden ve yeniden düşmek gafletle değilse neyle izah edilebilir?

Biz ne zaman ki bu dini ve kaynaklarımızı “dünyevî” amaçları öne alarak anlama yanlışı­na düçar olduk, maddî varlığımızı da, manevî varlığımızı da, uhrevî encamımızı da o zaman tehlikenin kucağına ittik. Mevcut haliyle İslamî ilimlerin hangisine ait olursa olsun, herhangi bir kaynağın kapağını kaldırın, size, münhasıran “Allah rızası”na ve “uhrevî selamet”e götürmek amacıyla kaleme alındığını söyleyecektir. Bu elbette sebepsiz ve anlamsız değildir. İnsanın biricik var ediliş amacı ve hedefi Allah rızasını tahsildir çünkü. O halde şu noktada bir “bilinç tazelemesi” yapmak durumundayız, hem de “acilen”: İslam, bizi bu dünyada rahata erdir­mek, hayatı konforize etmek, ne durumda bu­lunuyorsak o durumumuzu onaylamak... için gönderilmemiştir.

Biz bu dinin hükümlerine riayet ettiğimiz ve bunu münhasıran Allah Teala’nın rızasına nail olmak amacıyla yaptığımız zaman bunun maddî/ somut semerelerini bu hayatta görürüz. Deter­minist bir anlayış içinde bunun hiç aksamayan bir sebep-sonuç ilişkisi olduğunu söylemiyoruz elbette. Ama el-Hakîm olan Rabbülalemin’in, bize gönderdiği her hükmün içinde, arkasında bizim muttali olabildiğimiz ya da olamadığımız sayısız sırlar, hikmetler vardır. Biz o hükümlere riayet ettiğimizde o sır ve hikmetlerin tecellilerini ha­yatta görürüz. Ama bu, o hükümlerin illa bizi bu hayatta mutlu/mesut kılmak için gönderildiği anlamına gelmez.

Öyle durumlar olur ki, mükellefiyetlerimizi yerine getirmek bizi birtakım sıkıntılara sokar. Nitekim Kur’â n’da, “Kıtal size farz kılındı. Gerçi o hoşunuza gitmez...” buyurulur. Ancak hemen arkasından bir noktaya dikkatimiz çekilir: “Bazen birşeyi kerih görürsünüz, oysa o sizin hakkınızda hayırlıdır ve bazen de bir şeyi seversiniz oysa o sizin hakkı­nızda şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”1

Şimdi soru şu: “Klasik ulemanın görüşüdür/ yorumudur” diyerek kategorize edilen İslam ahkâmının - Sahabe’den bu yana üzerinde icma edilenler de dahil olmak üzere- reddi, zatî değe­rini kaybettiği için mi, yoksa bizim algılarımızla örtüşmediği için mi böyle bir bakış açısına mu­hataptır?’

Bizim Kur’ân’dan aldığımız ilhamın murad-ı ila­hiye seleften tevarüs edilenlerden daha uygun olduğuna delilimiz var mı gerçekten?..

1 2/el-Bakara, 216.
Namaz Vakitleri
Şehir :