Kategoriler :
Yazarlar :
İmanda İhlas Esastır
Tarih : 07.07.2011 23:22:56
Kategori : Akaid
Yazar : Dr. Mehmet SÜRMELİ
Okunma : 1098

Kur’an-ı Kerim, medeni surelerde münafıklıktan sakınmanın önemi ve nifak ehlinin vasıfları üzerinde çok

durmuştur. Özellikle; Bakara, Âl-i İmran (Uhud savaşı sahnelerinde), Nisa, Enfal, Tevbe ve Münafikun surelerinde

onlardan sıkça bahsetmiştir.
 
Tevbe suresinde
münafıkların sıfatları ve rezaletleri ayrıntılı olarak ortaya konduğu için bu sureye “münafıkların çirkinliklerini açığa çıkaran” anlamında sure-i fadâha da denilmiştir.
1 Münafikun suresi ise müstakil olarak münafıklardan bahseder ve ilginç tahliller yaparak mü’minleri bu inkarcı gruba karşı uyanık tutar. Hatta Resullullah (s.a.v), Münafikun suresi nazil olduktan sonra Cuma namazlarında bu sureyi okumuş ve sahabilerini nifak ehline karşı teyakkuz halinde tutmuştur.

Arapçada, münafık kelimesinin türediği nefekun قفن kelimesi, alt geçit ve tünel anlamlarında kullanılır. Nasıl tünelin bir tarafından girilip diğer tarafından çıkılırsa; istiare yollu münafıklar için de kullanılan

bu kavramla, nifak ehlinin

dine bir taraftan girdikleri

diğer taraftan da

çıktıkları hatırlatılmıştır.

Nitekim münafıkın tanımında

da bu durum

göz önünde bulundurulmuş

ve şöyle tarif edilmiştir:

“İslama (şeriata) bir kapıdan

girip, diğer bir kapıdan

da çıkmak suretiyle dini

inkar eden kimsedir.”2 İmanlarını

dille söyleyip küfürlerini

kalpte gizlemek; hayır yönlerini

gösterip şerlerini saklı tutmak3 diye

de tanımlanan münafıklık en anlaşılır biçimiyle

Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanmıştır:

“İnsanlardan öyleleri de vardır ki (kalpleriyle)

iman etmedikleri halde (dilleriyle) Allah’a

ve ahiret gününe inandıklarını söylerler.”4

İman ettiğini söyleyen kimse hem inancında samimi

olup yalnızca Allah’ın (c.c) rızasını gözetmeli hem

de imanının gereği olarak Allah (c.c) için salih ameller

yapmalıdır. Bu durum; iman ve salih amellerin yalnızca

Allah’a (c.c) özgü kılınması anlamına gelen dinin

derinlik boyutuyla alakalıdır. Dinin derinlik boyutu olmadan,

sadece dille ikrar edilen bir inançla kişi kurtulacağını

iddia ederse yanılır.

Şu ayet konuyu yeterince vuzuha kavuşturmaktadır:

“Halbuki onlara her türlü batıl inançtan uzak olarak

tüm kalpleriyle yalnız Allah’a kulluk/ibadet etmeleri,

namazı özenle kılmaları, zekatı hakkıyla vermeleri

emredilmişti. Zaten dosdoğru din de budur.”5

İman sadece bir temenni veya dille ifade edilen bir

söz olsaydı münafıklık belki de hiç olmayacaktı. İman,

inançtaki samimiyetin salih amellerle hayata yansımasıdır;

Allah’ın emirlerine ve yasaklarına içtenlikle

teslimiyettir. Bu teslimiyet amelî olarak ispat edilmelidir.

“(İbadet- ler dahil) sıkıntı ve zorluklarla sınanmadıkça,

mü’minler sadece

‘inandık’ demekle bırakılacaklarını

mı sanıyorlar.”6 ayeti

iman için ödenmesi gereken

zorunlu bedele işaret etmektedir.

Bu bedeli ödemek

istemeyen münafıkların imanı

pragmatiktir. Allah’a (c.c) karşı

pazarlık (!) halindedirler. İmanları

işlerinin rast gitmesine bağlıdır.

Onların bu halini şu ayet-i kerime

veciz bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Kimi insanlar da vardır ki bunlar Allah’a

şartlı kulluk ederler. (dolayısıyla böyle bir insanın

inancı pamuk ipliğine, ibadeti de hayatta

rahat etme şartına bağlıdır.) Bu yüzdendir ki

işleri rast gittiğinde bu durumdan; Allah’a kulluktan

memnuniyet duyar. Bir sıkıntıya maruz kaldığında

ise Allah’a küsüp ona ibadetten vazgeçer ve böylece hem dünyayı hem ahreti kaybetmiş olur. İşte

esas kayıp da budur.”7

Cihad ibadeti olmasa ve İslam dini, iman ettiğini iddia

eden kimselerden yerine göre canda ve malda fedakarlık

istemeseydi belki de münafıklar zümresi tarihte

hiç olmayacaktı. Onları ortaya çıkaran esas sebep,

cihadın mukatele boyutunun farz kılınması ve

dinin onlardan canlarıyla ilgili fedakarlıkta bulunmalarını

istemesidir. Pragmatik bir anlayışa sahip olan

kimse elbette ki bu isteğe olumlu cevap vermemiştir

ve vaziyeti idare etme yoluna gitmiştir.

Münafıkların pragmatik imanları şu ayette daha

da açıktır: “Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer size

Allah’tan bir fetih nasip olursa: ‘Biz de sizinle beraber

değil miydik?’ derler. Eğer savaşta kafirler kazanırsa,

onlara: ‘Biz, size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden

kurtarmadık mı?’ derler. Kıyamet gününde Allah, aranızda

hükmedecek ve mü’minlere karşı kafirlere asla

üstünlük tanımayacaktır.”8 Bu ilahi buyruk; mü’minleri

egemenlikleri altına sokmak, onların hakimiyet mücadelesini

baltalamak, kendilerini zillete düşürmek,

maneviyatlarını bozmak, birliklerini çökertmek, servetlerini

talan etmek, özgürlüklerini kısıtlamak, Allah

yolunda davette bulunanları yasaklamak için çalışan

kafirlere karşı Müslümanların takınması gereken siyasi,

sosyal ve ekonomik tavrı belirlemektedir.9

Yüce Allah Müslümanlara karşı hain planlar hazırlayan

münafıklara karşı somut hedefler göstermiş ve

onlarla ortak meclisleri paylaşmayı bile yasaklamıştır:

“Allah, size Kur’an-ı Kerim’de şu hükmü bildirmiştir:

‘Allah’ın ayetlerinin inkar edilip alay ve eğlence konusu

yapıldığını işittiğiniz zaman, bu çirkefliği yapanlar

başka bir konuya geçmedikçe onların yanında oturmayın.’

Aksi takdirde siz de onlar gibi olur, onlarla aynı

kefeye konursunuz. Hiç şüpheniz olmasın ki Allah,

münafıkları da diğer bütün kafirleri de topluca cehenneme

tıkacaktır.”10 Bu ayete göre münafık meclislerinde

oturup onların küfürlerine razı olanlar da küfre girerler.

Bir günahın işlenmesine rıza gösterip bu günahı

işleyenlerin içine karışan kimse de günahta onlar

gibidir.11 Çünkü münafıklar günah işleme hususunda

birbirlerini ayartan kimselerdir. Kur’an-ı Kerim onların

bu çirkin niteliklerini mü’minlere şöyle anlatır: “Münafık

erkekler ve münafık kadınlar birbirinden (yanadır

ve hepsi aynı)dır. Onlar birbirlerine dince uygun görülmeyen

davranışları emrederler, iyi ve güzel olanları

ise yasaklarlar. Çok da cimridirler. Onlar Allah’ı unuttular,

Allah da onları kendi hallerine terk etti. Şüphesiz

ki münafıklar (Allah’a) itaat etmeyen (azgın) kimselerdir.”

12

Günah noktasında; “Konuştukları zaman yalan söylemek,

vaat ettiğinde caymak, emanete ihanet etmek”

13 onların karakteri olmuştur. “Ahdine riayet etmeyenin

dini yoktur, emaneti yerine getirmeyenin

imanı yoktur.”14 Gerçeğini kavrayamayan münafıklar

din ve dini sembollerle alay etmeyi çok severler.

Şu ayet onların bu çirkin davranışlarını ortaya koymaktadır:

“Müslüman görünerek İslam’a karşı gizli eylem

planları ve eylem yapan münafıklar, kafalarındaki,

kalplerindeki nifakı ve iki yüzlülüklerini ortaya dökecek

bir surenin mü’minlere indirilmesinden çekinirler.

‘Siz dilediğiniz şekilde alay edin! Allah çekindiğiniz

şeyi, iki yüzlülüğünüzü kesinlikle açığa çıkaracaktır.’

de. Eğer onlara niçin alay ettiklerini sorarsan ‘Biz sadece

lafa dalmış şakalaşıyorduk.’ derler.

Allah ve O’nun ayetleriyle; onun peygamberiyle mi

alay ediyorsunuz.’ de.”15 Ayet-i kerimede de görüldüğü

gibi ayetlerle alay etme gibi bir günahı bile çok basite

indirgeyen münafıkların bu kötü durumunu Abdullah

b. Mes’ud (r.a) şöyle tefsir etmiştir: “Mü’min, günahlarını

(o kadar büyütür ki) sanki üzerine düşecek

bir dağ gibi görür. Facir bir insan ise günahlarını burnunun

üzerine konan küçücük bir sinek gibi görür.”16

Konuşmuş olduğu o mizahi kelimeler sebebiyle Nebinin

diliyle ayıplandığının17 ve “Doğu ile batı arasından

daha uzaklıktaki cehennem çukuruna yuvarlanacağının”

18 farkında bile değildirler. Yüce Allah (c.c),

mü’minlerle alay eden ve onları dillerine dolayan münafıkları

şu rivayette olduğu gibi bazen tehdit bile etmiştir:

“Ey dilleriyle iman edip fakat kalplerine imanın

girmediği güruh! Müslümanların gıybetini etmeyin

ve onların mahrem durumlarını araştırmayın. Sizden

kim onların gizli şeylerini araştırırsa, Allah (c.c) da onun gizleyip bilinmesini istemediği hallerini ortaya

çıkarır ve evinin ortasında rezil eder.”19

Mekke döneminde olmayıp Medine döneminde mukatelenin

farziyeti ile ortaya çıkan bu grubun çıkış nedenini

Kur’an-ı Kerim merkezli olarak şu başlıklar halinde

ortaya koyabiliriz:

1. Menfaatperestlik. Medine’de mü’minlerin sayıca az

olduğunu gören Abdullah b. Übey ve arkadaşları şartların

aleyhlerine dönmesinden endişe etmişler ve her

iki tarafı da idare etme yoluna gitmişlerdir. Güya Allah

Rasulünün risaletini tasdik etmişler ama bunu gönülden

yapmamışlardır. Herhangi bir yaptırıma uğrama

endişesiyle İslam’ın getirdiklerini tasdik eder

gibi gözükmüşlerdir.20 Mü’minlerin zaman içerisinde

bir felakete düşmeyeceklerinden emin olamadıkları

için21 menfaatperest bir davranış şeklini seçip münafık

olmuşlardır. Kur’an-ı Kerim onların bu hastalıklı ruh

hallerini şöyle anlatır: “Kalplerinde hastalık olanların

(kendi kendilerine) ‘şansımızın kötü gitmesinden korkuyoruz’

diyerek onların (kafirlerin) işine yarayan bir

tavır sergilemekte yarıştıklarını görebilirsin…”22

2. Cihad korkusu ve buna bağlı olarak ölüm endişesi.

Cihadın mukatele boyutu ile ilgili emirler gelince

Medine’de mü’minler ile münafıklar birbirinden ayrıştı.

Bu emirler gelmezden önce münafıklarla gerçek

mü’minler arasında görünüşte hiçbir fark gözükmüyordu.

Mü’minlerle namaz kılıyorlar ve oruç tutuyorlardı.

İsteksiz de olsa İslam’ı kabul ediyor görünüyorlardı.

Fakat İslam uğruna canları feda etme vakti gelince

münafıklar açığa çıkmaya başladı. Göstermelik imanları

üzerindeki perde açıldı.23 Bu durum Nisa suresinde

şöyle dile getirilmiştir: “İman etmiş olanlar ‘Keşke

cihad hakkında bir sure indirilmiş olsaydı.’ derler. Ama

hükmü açık bir sure indirildiğinde

onda savaştan söz edilince kalplerinde

hastalık olanların ölüm baygınlığı geçiren

kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını

görürsün. Onlara yakışan da budur.”

24 Münafıklara en ağır gelen ayetler

cihad ayetleridir.25 Bu ayetler onların

kalplerindeki hastalığı ortaya koymuş

ve Müslümanlardan imanî noktada

ayrılmalarına neden olmuştur.

3. Cehalet. Allah’ı hakkıyla bilip takdir edememe ve

risalet davasını anlayamamaları. Eğer Allah Teala’yı

Kur’an’dan ve Rasulullahtan gereği gibi öğrenebilselerdi

kalplerindeki bu hastalığı tedavi edebilirlerdi. Fakat

cehaletleri ve cehaletteki ısrarları onları iki yüzlü

bir hayatı tercihe itmiştir.

4. Riyaset Davası. Hz. Peygamberin (s.a.v) hicreti öncesinde

Medine’deki Hazrec ve Evs kabilesi bir araya

gelerek Abdullah b. Übey’in devlet başkanı olması

hususunda anlaşmışlardı. Hz. Muhammed (s.a.v),

Medine’ye teşrif edince onun riyaseti suya düşmüş ve

bunun üzerine ibni Übey Resulullah’a bitmeyen bir

düşmanlık sergilemiştir. Etrafındakileri de aynı düşmanlığa

sevk ettirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de onların bu

hırslı durumu şöyle hikaye edilmiştir: “Onlar (münafıklar)

‘Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için (hiçbir

şey harcamayın ki dağılıp gitsinler)’ diyenlerdir. Oysa

göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar

bunları anlamazlar…”26

5. Çekememezlik. Riyaset davasında bulunan ve kavmi

tarafından çok sevilen Abdullah b. Übey, tüm Evs

ve Hazreçli mü’minlerin sevgisi Rasulullah (s.a.v)’a

kanalize olunca bundan dolayı büyük bir rahatsızlık

duymuştur. Bu rahatsızlığın oluşturduğu haset ve

çekememezlikle Hz. Peygambere düşman olmuş ve

kendisi gibi kimselerle ayrı bir cemaat oluşturmuştur.

6. Dinin infak talebi. Kur’an-ı Kerim’de infak ve türleri

sıkça dile getirilir ve mü’minler Allah yolunda cömert

olmaya çağırılır. “Ençok sevdiklerini Allah için vermeye”

27 davet edilirler. İslam’ın infak talebi münafıklara

her zaman ağır gelmiş ve dine karşı cimriliği tercih etmişlerdir.

Kur’an onların bu cimri davranışlarını şöyle

haber vermektedir: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar

birbirlerinin velileridirler. Onlar

birbirlerine kötülüğü emreder ve iyi

davranışları yasaklarlar. Cimrilik ederler…”

28

7. Şahsiyetsizlik ve Siliklik. Kişiliği oturmayan

insanlar kararsız olurlar konjektöre

göre vaziyet ederler. Bu tip şahsiyetsiz

insanların çokluğu Abdullah b.

Übey gibi bir kişinin etrafında toplanmaya

zemin hazırlamıştır. Bu kimse- ler Müslümanlarla kafirler arasında mekik dokumak

suretiyle silikliğin en ilginç örneklerini vermişlerdir.

Kur’an bu şahsiyet yoksunu insanları şu önemli benzetmeyle

dile getirmiştir: “Münafıklar, mü’minlerle kafirler

arasında bocalayıp dururlar. Ne mü’minlere ne

de kafirlere bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa ona asla

çıkar yol bulamazsın.”29

8. Dinin, hayatın tüm alanlarına hitap etmesi ve kendisine

inananlardan kuşatıcı bir iman talebi. Münafıklar

sıradan bir hayatı tercih eden kimselerdir. Hayatın

tüm boyutlarını vahye teslim etmeyi istemezler. Hele

de dinin toplumsal ve siyasal alana kurallar koyması

onların işine gelmez. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’e ve

Hz. Peygambere yeri geldiğinde düşmanlıklarını göstermişlerdir.

Yukarıdaki saymış olduğumuz veya sayamadığımız

daha başka sebeplerle varlık sahnesine çıkan bu insanlara

karşı yüce Allah bizleri uyarmıştır. Hz. Peygamber

de benzeri uyarıları hadisleriyle yapmıştır. Kaçınmamız

gereken nifak alametlerini Kur’an-ı Kerim’e

göre şu başlıklar altında sıralayabiliriz:

1. Dilleriyle iman edip kalpleriyle inkarı tercih ederler.30

2. Fesatçıdırlar fakat fesatçılığı kabul etmezler.31

3. Mü’minlere karşı alaycı bir tavır sergilerler.32

4. Cihadın, eceli öne alacağına inanırlar.33

5. Cihada engel olurlar ve kendileri de isteksiz davranırlar.34

6. Cimridirler.

7. Kafirlerin hükümleriyle muhakeme olmayı severler.35

8. Kafirleri veli edinirler.

9. İzzeti kafirlerin yanında ararlar.36

10. Menfaatlerini her şeyin önünde tutarlar.37

11. Namaza karşı çok üşengeçtirler.38 Yatsı ve sabah

namazları ise onlara en ağır gelen namazlardır.39

12. Allah’ı (c.c) çok az anarlar, hatırlarına bile getirmezler.

40 Rasulullah (s.a.v) mü’minleri Allah’ı (c.c) çok zikretmeye

çağırmış ve şöyle buyurmuştur: Allah’ı çokça

zikreden nifaktan beri olur.”41

13. Kişiliksiz ve kararsızdırlar.42

14. Korkaktırlar.43

15. Mü’minlerin başına gelen musibetlere sevinirler.44

16. Hz. Peygamberi üzmekten zevk alırlar.45

17. Kötülüğü emredip iyiliğe engel olurlar.46

18. Müslümanların arasına fitne sokup onları birbirine

düşürmek isterler.47

19. Hz. Peygamber dahil insanların namusuna iftira

edebilirler.48

20. Yahudi dostudurlar.49

21. Yalan yere yemin etmeyi alışkanlık haline getirirler.

50

22. Mü’minlere karşı süslü laflar etmeyi severler.51

Yukarıda sayılan kötü sıfatlarla donanan kalpleri hastalıklı,

gönülleri inkarla dolu, yalanı şiar haline getiren

ve kafir tasallutunu her şeyin üzerinde tutan nifak ehli

tarihin her döneminde olmuş ama en yoğun çalışmalarını

Hz. Peygambere karşı vermişlerdir. Tüm bu kötü

durumlarına rağmen Resulullah, onlara karşı her zaman

siyaseten güzel davranmıştır. Onları İslam toplumunun

samimi bir üyesi yapmak için çok çalışmış, Abdullah

b. Übey dahil olmak üzere onları zaman zaman

ziyaret etmiştir. Bu yakınlığın neticesinde bir çoğunu

kazanmıştır. Fakat nifakta direnenler için ise Müslümanlara

toplu tavır koymayı öğreten Kur’an-ı Kerim,

“onlara istiğfar etmemeyi (rahmet ve bağışlanma duası

yapmamayı)”52 emretmiş; en son olarak da “Hiçbir

münafığın cenaze namazını kılmayın”53 emrini vermiştir.

Mü’minler bugün sadece bu ilahi emri yerine

getirse, münafıklara tavır koyabilse çoğu hizaya gelecektir.

Gelmeseler bile toplumda bir saflaşma olacak

ve gerçek mü’minlerle münafıklar birbirlerinden ayrılacaklardır.

 

1. Sabunî, Muhammed Ali, Kıbes min Kur’an,

c. IV, s. 8.

2. İsfehanî, Rağıb, Müfredât, s. 819.

3. Cürcanî, Târifât, s. 245.

4. Bakara 2/8.

5. Beyyine 98/5.

6. Ankebut 29/2.

7. Hac 22/11.

8. Nisa 4/141

9. Fadlullah, Hüseyin, Min Vahyi’l-Kur’an, c.

VIII, s. 317.

10. Nisa 4/140.

11. Hazin, Ali b. Muhammed, Lubabu’t-Te’vil,

c. II, s. 111

12. Tevbe 9/67.

13. Buhari, 25, iman.

14. Ahmed, Müsned, c. III, s. 135.

15. Tevbe 9/65-66

16. Tirmizî, 38, Kıyamet, 49, Had. no: 2497, c.

IV, s. 658.

17. Ebu Davud, Edep, Had. no: 4990, c. V, s.

265.

18. Müslim, 54, Zühd, 6, Had. no: 2988, c. III,

s. 2290.

19. Ebu Davud, Edep, Had. no: 4880, c. V, s.

195.

20. İbni Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, c. IV, s.

368.

21. Zemahşerî, Keşşaf, c. I, s. 629

22. Maide 5/52

23. Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, c. V, s. 360-1.

24. Nisa 4/77; Ayrıca bak: Muhammed 47/20;

Tevbe 9/86.

25. Zemahşerî, Keşşaf, c. IV, s. 316

26. Münafikun 63/7

27. Al-i İmran 3/92

28. Tevbe 9/67.

29. Nisa 4/143.

30. Bak: Bakara 2/8.

31. Bak: Bakara 2/11.

32. Bak: Bakara 2/14; Tevbe 9/65.

33. Bak: Al-i İmran 3/156, 168.

34. Bak: Al-i İmran 3/167-8.

35. Bak: Nisa 4/60, 65

36. Bak: Nisa 4/139.

37. Bak: Nisa 4/14.

38. Bak: Nisa 4/142; Tevbe 9/54.

39. Müslim, 5, …………, 42, Had. no:

252, c. I, s. 451-2.

40. Bak: Nisa 4/142.

41. Camiu’s-Sağir, c. II, s. 518.

42. Bak: Nisa 4/143.

43. Bak: Enfal 8/49; Tevbe 9/49, 56.

44. Bak: Tevbe 9/50.

45. Bak: Tevbe 9/61.

46. Bak: Tevbe 9/67.

47. Bak: Tevbe 9/107.

48. Bak: Nur 23/11-13.

49. Bak: Haşr 59/11.

50. Bak: Münafikun 63/1-2.

51. Bak: Münafikun 63/4.

52. Bak: Tevbe 9/80.

53. Bak: Tevbe 9/84.


 
Namaz Vakitleri
Şehir :