Makaleler > Dr. Mehmet SÜRMELİ > Akaid > Kur'ân-ı Kerim 'i Doğru Anlamak
Kategoriler :
Yazarlar :
Kur'ân-ı Kerim 'i Doğru Anlamak
Tarih : 07.07.2011 23:21:49
Kategori : Akaid
Yazar : Dr. Mehmet SÜRMELİ
Okunma : 1252

Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber’e (s.a.v) Arapça olarak

nazil olmuştur.1 Yüce Allah, kelamını vahyin ilk

muhataplarının dili ile indirmiştir. Hz. Peygamber

(s.a.v) gelen vahiyleri ezberlemiş2, ezberletmiştir.

Ezberlemeyi şu hadis-i şerifinde olduğu gibi teşvik

etmiştir: “Kur’ân-ı Kerim’i çokça okuyunuz. Asılı

olan (fakat istenildiği gibi okunup amel edilmeyen)

Mushaflar sizi aldatmasın. Allah-u Teala, Kur’ân-ı

Kerim’i ezberleyen bir kalbe azap etmez.”3 Ezberleme

ve ezberletme ameliyle Kur’ân’ı koruma altına

almak isteyen Resulullah (s.a.v); gelen vahiyleri vahiy

katipleri aracılığıyla kayda da almıştır. Kayda almış

olduğu Kur’ân metinlerinin bir nüshasını kendi

arşivinde muhafaza etmiştir. Kullanmış olduğu yazı

malzemeleri; kürek kemikleri, ince taşlar, işlenmemiş

deriler ve hurma dallarıdır.4

Hz. Muhammed’in (s.a.v) gelen vahiyleri okuma, ezberleme,

ezberletme ve yazma faaliyetinin sonucunda

ortaya bir metin çıkmıştır. Resullah’ın (s.a.v)

tüm faaliyetleri Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemek, anlatıp

tebliğ etmek, açıklayıp tefsir etmek ve ilahî emirleri

uygulamaktan ibarettir.5 Kur’ân-ı Kerim’i anlamada

tefsir çalışmalarından istifade etmek önemli olmakla

beraber, Kelam-ı Kadimi anlamanın değişmez

iki temel anahtarı vardır. Bu anahtarlar aynı zamanda

bir metni anlamanın da anahtarlarıdır. Bunlar;

dil ve tarihtir.

Kur’ân-ı Kerim’i anlama bağlamında kastedilen dil

Arapça’dır. Çünkü dil özelde de Arapça anlama faaliyetinin

en önemli elemanıdır. Dil, sadece kendisine

yüklenen anlamı taşımakla kalmaz, aynı zamanda,

ait olduğu kültürel ortamı, konuşulduğu toplumun

millî özelliklerini, o tarihin ve milletin dünya

görüşünü, ahlakını, edebiyat ve sanatını, dinini ve

felsefesini de bize nakleder. Dil, kendi yapısı itibarıyla

farklı anlamlara da imkân tanımaktadır. Kelimelerin

birçok anlamı beraber yüklenebilmeleri ve

kazandıkları izafi anlamlar itibarıyla, farklı anlamlar

kazanmaları mümkün olmaktadır.6 Dilin farklı anlama

ve anlamlar çıkarmaya elverişli olması nedeniyle

Kur’ân-ı Kerim dili olan Arapça’yı bilme hususunda

öncelikli zamanı bulmak gerekir. Bu öncelikli

zaman da Hz. Peygamber dönemindeki Arapça’dır.

Çünkü Kur’ân-ı Kerim o dönemin Arapça’sıyla inmiştir.

Hâliyle Kur’ân-ı Kerim’i anlama çabaları da

öncelikle o dönemin Arap dili vasıtasıyla olacaktır.

7 Sahabiler Arapça konuşan ve bu dilin yatağında

doğup büyüyen insanlar olmaları münasebetiyle

Arapça’nın deyimlerine ve dilde yapılan sanatlara

vâkıftılar. Kur’ân-ı Kerim’in indiği (dönemin) dilini

ayrıntılarıyla ve sanatsal özellikleriyle bilmeyen ve

garip kelimeleri anlamayan kimseler bugün de tefsir

yapamazlar.8 Anlam daralması veya genişlemesine

uğramış, ilmî disiplinlerin ve modern dönemin

felsefi etkisinde kalmış bir Arapça ile Kur’ân-ı Kerim

doğru anlaşılmaz. Kuşatıcı bir dil bilgisiyle beraber,

Resulullah (s.a.v) dönemi Arapça’sının lügatinin bilinmesi,

beyan, meânî, bedîinin öğrenilmesi, mübhem

lafızların belirtilmesi, mücmel (kapalı) lafızların

izah edilmesi, vahyin nüzul ortamının, nasih ve

mensuhun tanınması, mutlak, mukayyed, umumi

ve hususi ifadelerin kavranması, emir ve nehiylerin,

kıraat farklılıklarının, Allah (c.c) için caiz olan ve caiz

olmayan şeylerin bilinmesi Kur’ân-ı Kerim’i doğru

anlamak ve tefsir etmek için şarttır.9

Kur’ân-ı Kerim metnini anlayıp yorumlamada dilden

sonra ikinci anahtar tarih bilgisidir. Tarih bilgisinden

amaç; Hz. Adem (a.s) ile başlayıp devam eden insanlık

tarihi, Kur’ân-ı Kerim’in iniş sürecinden önceki

ve nüzul dönemindeki Arabistan; özelde ise Mekke,

Medine tarihleridir. Tarih bilgisinin içine ayetlerdeki

Mekkilik ve Medenilik, nasih mensuh, mutlak

mukayyed, esbabı nüzul, vahiy vakıa ilişkisini bilme

ilimleri de girer. Kur’ân-ı Kerim (610-632) yılları arasında

nazil olduğu için Hz. Muhammed’in (s.a.v) bu

dönem içerisinde Kur’ân-ı Kerim’den anladıklarını

hayata katması, yorumlaması ve bu çerçevede oluşturmuş

olduğu “dünya görüşü” olan hadis ve sünneti

bilmek de tarih bilgisi içerisinde değerlendirilir.

Çünkü Kur’ân-ı Kerim’in ilk muhatapları bunu kendi

kültür seviyeleri oranında anlayabilmişler, anlayamadıkları

kısımları Hz. Muhammed’e (s.a.v) sormuşlardır.

10 Sahabiler biliyorlardı ki Allah (c.c) ile aralarındaki

ontolojik farklılıktan dolayı onunla vasıtasız

iletişim kurmak (konuşmak) mümkün değildir. İletişim

ancak bir peygamber aracılığıyla kurulabilir.

Ayetlerdeki kapalılıkları açmak, mücmeli beyan etmek

bu iletişimi Kur’ân Peygamber’in (s.a.v) en büyük

görevlerindendir.

Mücmelin beyanı, garip lafızların izahı, müteşabih

ifadelerinin yerine göre açıklaması, hüküm olmayan

konularda hükümler konularak sorunların çözülmesi,

ritüel alanın pratik olarak gösterilmesi, tarih

içerisinde sünnet vasıtasıyla olmuştur. Sünneti

iyi bilmek Kur’ân-ı Kerim’i doğru anlamanın olmazsa

olmazlarındandır.

İlk dönemlerden itibaren Kur’ân-ı Kerim tefsir

edilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’in en önemli tefsiri yine

Kur’ân’la yapılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’in kendi kendisini

nasıl tefsir ettiğini ilim ehli bilir. Ayette kapalılık

varsa ya o ayetin içerisinde veya bir ayet sonra

ya da daha sonraki ayetlerde gerekli açıklamalar yapılmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’in bizzat kendisini tefsir etmesiyle

bağlantılı olarak bilinmesi gereken önemli

bir husus da Kur’ân-ı Kerim’e bir bütünlük çerçevesinde

bakabilmektir. Bu bakış gerçekleştirilemezse

Kur’ân-ı Kerim’in Kur’ân’la tefsiri çok iyi anlaşılmaz.

Kur’ân-ı Kerim’in ikinci müfessiri Hz. Peygamberdir.

Onun tefsirinin dayanağı Yüce Allah’ın şu emridir:

“Biz sana Kur’ân-ı Kerim’i indirdik. Böylece insanlara,

kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın…”

Resulullah’ın açıklamaları aynı zamanda bir tebliğdir.

Şu ayet onun tebliğ görevini hakkıyla yerine getirmesine

vurgu yapmaktadır: “Ey Peygamber! Rabbinden

sana indirileni tebliğ et.

Eğer yapmazsan onun verdiği peygamberlik göre vini yerine getirmemiş olursun…”19  Tebliğ görevinin

içerisinde hem Allah’ın Kitabını tebliğ hem de

ayetlerin anlamlarını açıklama görevi vardır.20 Hz.

Peygamber’in (s.a.v) tefsiri; Kur’ân-ı Kerim’in mücmel

ayetlerini tefsir, umumi hükümlerini tahsis,

müşkilini tavzih, neshe delalet etme, mübhem olanı

açıklama, garip kelimeleri beyan etme şeklindedir.

21 Hz. Peygamber’in (s.a.v) Kur’ân-ı Kerim’in ne

kadarını tefsir ettiği ulema arasında tartışılmış ve

farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hz. Aişe’nin (r.a): “Hz.

Peygamber (s.a.v) Cebrail’in kendisine öğrettiği, sayılabilecek

kadar mahdut ayet haricinde Kur’ân-ı

Kerim’den bir şey tefsir etmedi.”22 rivayetine dayanarak

Gazali (ö.505/111) ve Suyuti (ö.911/1505)

gibi âlimler Resulullah’ın çok az tefsir ettiklerini

söylemişlerdir.23 İbni Teymiyye (ö.728/1328) ise

Hz. Muhammed’in (s.a.v) Kur’ân-ı Kerim’in tamamını

tefsir ettiğini delilleriyle savunmuştur. Fakat Hz.

Peygamber’den (s.a.v) bize sistematik bir tefsir gelmemiştir.

Sahabiler döneminde de Hz. Peygamber’le (s.a.v)

başlayan Kur’ân-ı Kerim’i tefsir etme geleneği sürmüştür.

Resulullah’ın duasına mahzar olan Abdullah

b. Abbas (ö. 68/687), Hz. Peygamber’in hizmetinde

bulunan âlim sahabi Abdullah b. Mesud

(ö.32/652), Hz. Ömer (ö.23/644), Hz. Ali (ö.40/660)

ve Hz. Aişe (ö.58/677) ilk müfessir sahabilerdir. Bu

ve benzeri sahabiler baştan sona tüm ayetleri tefsir

ettikleri bir eser bırakmamışlardır. Görüşleri değişik

tefsir çalışmalarında dağınık olarak verilmiştir. Örneğin,

ansiklopedik bir tefsir olan ilk kaynaklardan

Taberi’nin (ö.310/922) Câmiu’l-Beyan’ındaki sahabi

nakillerinin % 70-75’i Abdullah b. Abbas’a, %15-20

oranında Abdullah b. Mesud’a aittir. Geride kalan

rivayetler ise diğer sahabilere aittir.

Hicri II. asırdan itibaren de yazılı tefsir çalışmaları

verilmeye başlanmıştır. Yapılan ilk çalışmalar özlü,

muhtasar, nakle dayalı ve daha çok ahkamı içeren

çalışmalardır. İslam coğrafyasının genişlemesiyle

beraber ihtiyaca binaen çeşitli tefsir çalışmaları yapılmıştır.

Bunlara Kur’ân-ı Kerim’i tefsirde ortaya çıkan

eğilimler de diyebiliriz ve yapılan çalışmaları şu

başlıklar altında toplayabiliriz:

1- Rivayet tefsirleri

2. Dirayet tefsirleri

2.1. Tek Yönlü Dirayet Tefsirleri

2.1.1. Dilbilimsel Tefsirler

2.1.2. Kelami Tefsirler

2.1.3. Fıkhi Tefsirler.

2.1.4. Tasavvufi Tefsirler

2.1.5. İlmî Tefsirler

2.1.6. İctimai Edebî Tefsirler

3. Konularına Göre Tefsir Çalışmaları.

Başlangıçtan günümüze kadar yapılan tefsir çalışmalarına

bakıldığında görülür ki Müslüman âlimler

gerek rivayet gerekse dirayet alanında birçok çalışmalar

yapmışlardır. Dönem içerisinde dil sorunu olduğunda

dil tefsirleri yazılmış; ilmî izahlar öne çıktığında

ilmî (bilimsel) yorumlara ağırlık verilmiş, fıkhi

ihtiyaçlara göre fıkhi tefsirler gündeme gelmiş,

ahlaki ihtiyaçlar ve buhranlar ise tasavvufi tefsirleri

gündeme getirmiştir.

Tasavvuf, kul ile Allah (c.c) arasında ihsan olayının

gerçekleşmesi veya kulun ihsan vasfını kazanmasının

yollarını gösteren bir ilimdir. Kur’ân-ı Kerim’den

ve sünnetten kopuk değildir. Kur’ân-ı Kerim’i Hz.

Peygamber (s.a.v) gibi yaşamaya çalışmaktır. Nitekim

Hz. Aişe de (r.a) “Onun ahlakı Kur’ân’dı.” buyurmak

sûretiyle bu gerçeğe işaret etmiştir. Kötü ahlaklı

insanların cennete giremeyeceğini”29 vurgulayan

Resulullah (s.a.v); “Müminin güzel ahlakı sayesinde

gecelerini ibadetle, gündüzlerini de oruçla

ihya eden kimsenin derecesine ulaşabileceğini”

30 belirtmiştir. Tasavvuf müminlerden, Kur’ân-ı

Kerim’deki; “Biz, size şah damarınızdan daha yakınız.”

31, “…Siz nerede olursanız olun o sizinle beraberdir.”

33, “O, kalplerde olan her şeyi bilir.” gibi ayetlerden

hareket ederek Allah’ın (c.c) sürekli kuluyla

beraber olması hâli olan murakabeyi34 daimî hâle

getirmelerini ister. Bu sayede insanda bir oto kontrol

oluşur.

Hz. Muhammed de (s.a.v) “Nerede olursan takvalı ol

(davran)…”35 buyurmak sûretiyle murakabeyi daimi

bir meleke hâline getirmeyi tavsiye etmiş ve murakabe

bir “makam” hâline getirilebilirse “meleklerin

bile o kişiyle musafaha edebileceğinin müjdesini

vermiştir.36

Tasavvuf, sûfîlerin söylem ve davranışlarında

Kur’ân-ı Kerim ve sünnet çerçevesinde kalmalarını

ister. Gazali (ö.555/1111) (rh.) başta olmak üzere

birçok tasavvuf (ahlak) bilgini, tasavvufi ifade ve

davranışların Kur’ân-ı Kerim ve sünnetle; bu iki asıldan

doğan fıkıh ilmi ile kayıtlı olduğunu söylemiştir.

İslam fıkhıyla kayıtlı olmayan tasavvuf batıldır.

İlk dönem sûfîlerinden Seri es-Sakatî (ö. 257/870)

yeğeni olan Cüneyd el-Bağdadi’ye (ö.298/910), “Allah

(c.c) seni önce muhaddis sonra sûfî yapsın.”38

demek sûretiyle nasların, tasavvufu kayıtlayan şer’î

kaynaklar oluşuna dikkat çekmiştir. Cüneyd (k.s.)

“Siz Kur’ân-ı Kerim’i okumayıp Hadis-i Şerifi yazmayan

ve dinde fakih olmayana sakın uymayın.”39 demek

sûretiyle nasların tasavvufi söylemi çerçevelemesindeki

önemine vurgu yapmıştır. Velilerin gönüllerine

doğan keşifleri Kur’ân-ı Kerim ve sünnete

arz edip onlardan onay aldıktan sonra ilhama

önem vermeleri; Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s.) gibi

sûfîlerin halifelerine, halka fıkıh öğretimi yaptırmalarını

emretmeleri oldukça manidardır.40 İlk dönem

sûfîlerinin çoğunun hadis hafızı olduklarını41 düşünürsek

onların İslami ilimlere vukufiyetlerini de

kavrarız. Hadiste mevzuat var, kelami ekollerde bidat

fırkalar var, tefsirde israiliyat var diye nasıl ki bu

ilimleri reddetmiyorsak tasavvufun içerisine sızmış

bazı batıl fikirlerden veya bidatlara garkolmuş tasavvufi

anlayışlardan dolayı tüm tasavvuf ilmini de

yok saymak tarihi inkar etmek olur. Genellemeci bir

yaklaşım doğru değildir. Bu konuyu iyi düşünmek

ve yanlış karar vermemek çok önemlidir…
 

DİPNOTLAR:
1. Bak: 12/Yusuf 2; 13/Râd 37; 16/Nahl 103; 39/Zümer 28 vd.

2. Bak: 75/Kıyame 17.

3. Darimi, Ebu Muhammed Abdullah b. Abdurrahman, es-Sünen, Çağrı Yay, İstanbul 1981;

Fedâilu’l-Kur’ân, I, 828.

4. Hanefi, Hasan, İslami İlimlere Giriş (terc: Muharrem Tan), İnsan Yay, İstanbul 1994, s. 15.

5. Erten, Mevlüt, Nas Yorum İlişkisi, Ankara 1998, Basılmamış Doktora Tezi, s. 2; Resulullah’ın Tefsir

görevi ile ilgili bak: 2/Bakara 129, 151; 3/Âl-i İmran 164.

6. Keleş, Ahmet, Kulislerin Kur’ân’a Arzı, İnsan Yay, İstanbul 1988, s. 123.

7. Şatıbî, İbrahim b. Musa, el-Muvafakat fî Usuli’ş-Şeriat, Beyrut trsz, s. 150; Cündioğlu, Dücane,

Kur’ân Çevirilerinin Dünyası, İstanbul 1999, s. 59; Garaudy, Roger, 20. Yüzyılın Biyografisi, Fecr

Yay, Ankara 1998, s. 344.

8. Dehlevî, Şah Veliyyullah b. Abdurrahim, Hüccetullahü’l-Bâliga, (Şerh ve Talik: Muhammed Şerif

Sukker), Beyrut 1990, I, 491.

9. Âlusî, Şihabuddin Mahmud, Ruhu’l-Meâni, Beyrut 1994, I, 7.

10. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Tarihi, D.İ.B. Yay, Ankara 1988, II, 41.

11. İzitsu, Toshihiko, Kur’ân’da Allah ve İnsan (terc: Süleyman Ateş), İstanbul 1992, s. 195.

12. El-Cabiri, Muhammed Abid, Arap-İslam Kültürünün Akıl Yapısı (terc: Komisyon), Kitabevi Yay,

İstanbul trsz, s. 35.

13. Konuyla ilgili olarak 7/Araf 157. ayetin çeşitli kaynaklardan tefsirine bak.

14. Bak: 2/Bakara 187.

15. Bak: 86/Tarık 2-3.

16. Bak: 1/Fatiha 6-7. ayetler 4/Nisa 69. ayette tefsir edilmiştir. Konuyu daha fazla uzatmamak

için bununla yetiniyoruz.

17. Kur’ân-ı Kerim’in bütünlüğü üzerine yapılmış en önemli çalışmalardan birisi Prof. Dr. Halis

Albayrak’ın çalışmasıdır: Kur’ân’ın Bütünlüğü Üzerine, Şule Yay, İstanbul 1996.

18. 16/Nahl 44. Ayrıca bak: 4/Nisa 105; 16/Nahl 64.

19. 5/Maide 67.

20. Şatıbî, el-Muvafakat, c. III, s. 26.

21. Yıldırım, Suat, Peygamberimizin Kur’ân Tefsiri, Kayıhan Yay, İstanbul 1998, s. 31.

22. Taberi, Camiu’l-Beyan, c. I, s. 84.

23. Yıldırım, Suat, Peygamberimizin Kur’ân Tefsiri, s. 53.

24. Yıldırım, Suat, a.g.e, s. 61 vd.

25. Sürmeli, Mehmet, Sahabenin Kur’ân Anlayışı, Mavi Yay, İstanbul 2006, s. 23.

26. Albayrak, Halis, Tefsir Usulü, Şule Yay, İstanbul 1998, s. 89-117; Turgut Ali, Tefsir Usulü,

M.Ü.İ.F.Yay, İstanbul 1991, s. 251-306.

27. Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Ankara 1997, ss. 689-696.

28. Ahmed, Müsned, VI, 91.

29. Tirmizi, Sünen, 29, Birr ve Sıla, Had No: 1946, c. IV, s. 334.

30. Ahmed, Müsned, VI, 64.

31. 50/Kaf 16.

32. 57/Hadid 4.

33. 57/Hadid 6.

34. Cebecioğlu, a.g.e, s. 517.

35. Ahmed, Müsned, V, 153; İbn Recep el-Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem, I, s. 395.

36. İlgili Hadis-i Şerif bak: Ahmed, Müsned, III, 175.

37. Bak: Gazali, İhyau Ulumiddin, (terc Ahmet Serdaroğlu), c. I, ss. 52-58; Muhasibi, Haris,

Risaletü’l-Müsterşidin, (tah: Abdulfettah Ebu Gudde) Beyrut 1995, s. 135.

38. Gazali, İhyau Ulumiddin, (terc: Mehmed A. Müftüoğlu), Çile Yay, İstanbul 1981, I, 74.

39. Muhasibi, Risaletü’l-Müsterşidin, s. 135.

40. Gündüz, İrfan, Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi, Hayatı, Eserleri ve Halidiyye Tarikatı, Seha Yay,

İstanbul, s. 37.

41. Konunun detayıyla ilgili bak: Tosun, Necdet, Bahaeddin Nakşibend, İnsan Yay, İstanbul 2003.

Namaz Vakitleri
Şehir :