Makaleler > Dr. Halil İbrahim KUTLAY > Maneviyat > İslâm Medeniyetinin Şerefli Öncüleri : Âlimler
Kategoriler :
Yazarlar :
İslâm Medeniyetinin Şerefli Öncüleri : Âlimler
Tarih : 05.09.2012 10:58:50
Kategori : Maneviyat
Yazar : Dr. Halil İbrahim KUTLAY
Okunma : 1572
 İSLÂM MEDENİYETİ; İLİM VE İRFAN MEDENİYETİDİR.

İslam Medeniyetinin en önemli dinamiklerinden biri ilimdir. İslam Medeniyeti, ilim, hikmet ve irfan medeniyetidir. İlim, Allah’ın kemal sıfatlarından biridir. İlim bütün peygamberlerin en birinci özelliğidir. İlim, Müslüman’ın en güzel vasfıdır. İslâm; bilgisizliğin, cehaletin ve cahiliyyenin düşmanıdır. İnsanlık ilimle yükselir, bilgisizlikle alçalır. İlim aydınlık, cehl (bilgisizlik) ise karanlıktır. İlim, manevî ve ahlakî değerlerden biridir. İlim, manevî ve ahlâkî mertebelerden biridir.

İlim adamları, İslam Medeniyetinin öncüleri olmuş, bu medeniyetin gönüllere ve hayata hâkim olmasında âlimler en büyük rolü oynamışlardır. İlim öğrenme ve öğretmeyi, ilmî inceleme ve araştırmalar yapmayı “ibadet” telakki eden Müslüman ilim adamları, ilim dalları arasında ayrım gözetmeden her dalda ilim dünyasına muhteşem eserler hediye etmişlerdir. Dolayısıyla bütün ilimler, Allah’ın azamet ve kudretinin daha iyi bilinmesini temin etme açısından mübarek ve faydalı ilimlerdir. Ancak Kur’ân merkezli İslamî İlimler, hiç şüphesiz çok daha faziletli ve değerli olup ilim dalları arasında apayrı bir yere sahiptirler.

İLİM ÖĞRENCİSİ

İlim yolculuğu gibi “ideal hizmet” yoluna adamış ilim öğrencisi, övgü ve takdire değer, fazilet timsali bir kimsedir. İlim yolculuğu gibi; zor, problemli, sıkıntılı, uzun vadeli bir yola giren kimse; gayet tabiî olarak madde, çıkar, makam ve şöhret talibinden çok daha farklı olarak değerlendirilmeli, layıkıyla takdir ve tebcil edilmelidir. İlim yolculuğu, Cennet yolculuğudur. İlim yoluna giren Cennet yoluna girmiş olur. Cennet yolu, ilim yolcusu için Allah’ın izniyle kolaylaştırılmıştır:”Kim ilim öğrenme amacıyla bir yola girerse Allah ona Cennet’e giden yolu kolaylaştırır.”

İlim yolcusu, meleklerin övgü ve takdirine, dua ve himayesine mazhar olmaktadır. Melekler, ilim öğrencisi için şefkat kanatlarını yayar, onun için Allah’a niyaz ve ilticada bulunurlar. İlim öğrencisi, meleklerle kuşatılmış halkalarda ders görür: “Melekler, ilim talibinden razı olmaları sebebiyle ilim talibi için kanatlarını yayarlar.”

İlim yolculuğunda asıl gaye, Allah rızası olmalıdır. İlim Allah rızasını kazanmak için öğrenilir. Dünya çıkarları ön plana alındığında, öncelik dünyalık elde etme olduğunda ilim yolculuğu basitleşir, değersizlesin “Kim Allah rızası gözetilmesi gereken bir ilmi, sadece dünyalık elde etmek için öğrenirse; kıyamet günü Cennet’in kokusunu duyamaz.”

İlim yolculuğu, hayat boyu devam eden bir yolculuk olup ilim yolcusu sürekli ilim elde etmeye gayret edecek, bildikleriyle yetinmeyecektir. İlim talibi, “(Ey Habibim!..) Ey Rabbim!.. Benim ilmimi artır!, diye dua et,” mealindeki âyette Peygamberimiz’e tavsiye edilen duaya devam edecek, ilmini artırması için Cenab-ı Hak’tan niyazda bulunacaktır. İlme, ilim öğrenmeye doymak bilmeyen ilim öğrencisi, bu yolda açgözlü ve hırslı olacaktır.

“İki açgözlü vardır ki doymak bilmez. Biri ilim talibi, diğeri ise dünyayı talep eden kişidir,” hadisinde dünya malını elde ederken hırslı olan kişi gibi; ilim talibinin de ilim yolunda hırslı ve gayretli olması gerektiği vurgulanmaktadır. İlimde kanaat caiz değildir. İlim yolcusu kesinlikle; “Bu kadar ilim, benim için yeterlidir,”demez, diyemez, dememelidir. İlim yoluna giren kişi, sonu gelmeyen bir yola girmiş demektir. Âlim, ömür boyunca ilim yolunda yürüyen kimse olduğuna göre; beklenen gerçek âlim üç-beş senede yetişmeyecektir.

 İLİM SAHİBİ

Bugünün ilim talibi, yarının âlimi olacaktır. Bugün ilim yolunda ders alan, yarın ders verecektir. Allah Rasûlü (sav), ilmiyle veya malıyla Allah yolunda hizmet edenleri takdir etmiş, ilim ve infakın imrenilecek manevî hizmetler olduğunu ifade buyurmuştur: “Şu iki kişiye imrenilir: Allah’ın mal verip de malını hak yolunda harcayan kimse. Allah’ın ilim verip de ilmiyle hükmedip başkalarına öğreten kimse.”

Âlim pusula gibidir, yol ve yön gösterir. Âlim, doğru yolu bulmamıza vesile olan kutup yıldızıdır. Hayat, ilim erbabıyla değer kazanır. İlim erbabı yok olduğunda hayatın anlamı kalmaz. İmam Ahmed b. Hanbel (ra) diyor ki: “İnsanlar, ancak üstadlarıyla hayat bulur. Âlimler gidip kaybolduğunda, hayat kimlerle birlikte devam edebilir ki!?” Âlim, ıslah ve tecdid görevlisi olup dünyanın birlik ve beraberliğine, huzur ve saadetine vesiledir. Âlim, ilim ve irfanıyla hayrın kökleşmesine, şerrin dağılıp yok olmasına gayret eder.

Dolayısıyla bütün varlıklar âlim için dua eder, istiğfar ederler. “Göklerde ve yeryüzünde bulunan her şey, sudaki balıklar bile, âlim için istiğfar eder. Âlimin sadece ibadetle meşgul olan (abid) kişiye üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.” Âlim, şerefi ve sorumluluğu yüksek bir makamdadır. Âlimler; irşad, tebliğ ve davet görevlerini yürütmeleri sebebiyle Peygamber makamının vekilidir:”Âlimler Peygamberlerin varisleridirler. Peygamberler, altın ve gümüş miras bırakmazlar. Onlar ilmi miras bırakırlar. Kim bu mirası elde ederse bol bir nasib elde etmiş olur.”

İLİM, SAHİBİNİ ALLAH’A YAKLAŞTIRIR

Gerçek ilim, takvanın artmasına, Allah sevgisi ve Allah korkusunun gönle hâkim olmasına, İslâmî hassasiyetin tekâmülüne sebep olur. İlim yolunda ilerleyen kişi, takva derecelerinde de ilerler. Bu gerçek, şu âyette gayet açık ifade edilmiştir:”Kulları arasında âlimler, gerçekten Allah’tan korkarlar,” İlim sahibi ile cahili aynı keyfe koymak, aynı muameleye tabi tutmak ilmin değerini yok saymaktır. Ticaret ve siyaset erbabına değer verip ilim erbabına gereken değeri vermemek, ilmi basit görmek demektir.

İlim adamı, ticaret ve siyaset adamlarına da yol gösterme makamındadır. Dolayısıyla ilim adamı başkalarıyla eşit görülemez, eşit muameleye tabi tutulamaz. Bu konuda Kur’ân şöyle der: “(Ey Habibim!..) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” İman ve ilim erbabının manevî ve uhrevî dereceleri çok yüksektir. Âlimin derecesini yükselten bizzat Allah’tır. İlim, Allah’ın bir lütfü olduğu için ilim sahipleri Kur’ân-ı Kerimde “kendilerine ilim verilenler” ifadesiyle taltif edilmişlerdir:”Allah sizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir,”

İLMİN KALDIRILMASI, BİLGİSİZLİĞİN YAYGINLAŞMASI KIYAMET ALÂMETLERİNDENDİR.

Bazı kıyamet alâmetlerinin zikredildiği hadislerde;”İlim kaldırılır, bilgisizlik yaygınlaşır,” ifadeleri yer almaktadır. Bu ifade sa habenin dikkatini çekmiş; Peygamberimiz (sav)’e: -Ya Rasûlallah!.. İlim nasıl kaldırılır? Sorusunu yöneltmişlerdir. Peygamberimiz (s.a.v) de bu soruya ilimin insanların gönlünden sökülüp alınmayacağını, âlimlerin vefatı ve yerlerinin dol-durulamaması sebebiyle ilmin ortan kalkacağını ifade ederek cevap vermiştir. Bu konudaki bir hadiste ise aynı mânâda şöyle buyrulmuştur:

“Allah, ilmi insanları gönlünden söküp almaz. Âlimlerin canını alarak ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca, insanlar “cahil liderler” edinirler.

Bu cahil kimselere sorular sorulur. Onlar da bilgisizce fetva verirler. Hem kendileri sapıklığa düşer, hem de başkalarını saptırırlar.” Kıyamete yakın ilim, bir anda insanların zihninden, gönlünden kaldırılmaz. Vefat eden âlimlerin yerini dolduracak gerçek ilim erbabının yetiştirilememesi, müttakî âlimlerin yerinin dol-durulamaması, onların yerini bilgisiz kimselerin işgal etmesi sebebiyle giderek ilim ortadan kalkacaktır.

İLİM ERBABI, BÜYÜK SORUMLULUK TAŞIR

İlim, Allah yolunda başkalarına şirin görünmeyi, hatır için muhatabı memnun edici fetva vermeyi, Hak dâvasında hatır için konuşmayı yani “mücâmele” tavrını kabul etmez. İlim, asıl düşünceyi gizleyip çevreye uyumlu davranmayı, toplumda “kamufle”olmayı kabul etmez. İlim, sahibine vakar, şahsiyet ve izzet verir. İlim, zalimin önünde eğilme ve bükülmeyi, “zillet” tavrını reddeder. İlim; şan, şöhret ve gösterişi “riya”yi reddeder. İlim, şiddet ve asabiyeti, sertlik ve acımasızlığı reddeder. İmam Şafiî’nin ifadesiyle;”Hilim sahibi (yumuşak huylu) alim, ne güzel kişidir!.”

İlim sahibi, ilmî gerçekleri gizleme hakkına sahip değildir. Tıp yemini gereği, tıbbın hatırını hastanın hatırından üstün tutarak gerçekleri söyleyen doktor gibi; ilim erbabı ilminin gereğini ortaya koyacak, başkalarının hoşuna gitmese bile gerçeği

söylemekten çekinmeyecektir. “Kime ilmî bir mesele sorulur da gerçeği gizlerse, kıyamet günü boynuna ateşten bir gem vurulur.”

İlim erbabının günümüzdeki sorumluluğu çok büyüktür. İlim adamı susmaz ve susturulamaz. İlim sahibi kalemi ve kelâmıyla, eseri ve lisanıyla gerçekleri haykırır. İlim silâhı en faydalı, en bereketli ve en merhametli silahtır. İlim erbabı, bu silâhı yerinde ve zamanında kullanır. İlim adamı, hakikatin temsilcisi ve savunucusu olmalıdır. Güncel politik ve medyatik kaygılar, konjüktürel durumlar ilim adamını gerçeklerden uzaklaştırmamalıdır. İlim adamı hayalperest olmadığı gibi; realitenin kurbanı da olmamalıdır. İlim adamı Hakkın rızasını en büyük gaye kabul etmelidir.

İlim adamı, ihtisasıyla ilgili konularda gerekli projeler ortaya koyma görevini üstlenmiştir. İlim adamı; bilgi ve zekâsını, alın teri ve göz nurunu Hakka hizmet yolunda kullanacak; dolayısıyla halkın refah ve saadet çıtasını yükseltecek plan, program ve metotlar ortaya koyacaktır. Yöneticiler de bunu günlük hayatta tatbik ve icra ederek halkın ve ülkenin ıslahı için gayret edeceklerdir.

Makamı şerefli olan ilim adamının sorumluluğu da büyüktür. Kur’ân ve Sünnetin mübarek mesajlarını göz ardı eden, hangi gerekçe ile olursa olsun Hakkı söylemeyip susan ilim adamı, Allah’ın huzurunda sorumludur. İlmî ve İslamî sorumluluğunu müdrik olup toplumu aydınlatma ve şuurlandırma, toplumun bilgi, refah ve saadet seviyesini yükseltme görevini ihlâsla yürüten ilim adamlarını gönülden tebrik ediyoruz.

 Kaynaklar:

Buharı: ilim 10; Müslim: Zikr 37; Ebu Davud: ilim 1;Tirmizî: ilim 19; ibn Mace: Mukaddime 17

Ebu Davud: ilim 1;Tirmizî: ilim 19; ibn Mace: Mukaddime 17

Ebu Davud: ilim 12; ibn Mace: Mukaddime 23

Tâ-Hâ: 114

Buharî: ilim 15; Müslim: Müsafirîn 268; ibn Mace: Zühd 22

Orijinal ifadesi: (innemen-nâs bi-şuyûhıhim. Fe izâ zehebeş-şuyûh fe-maa men el-ayş) bkz. Ebu Musa el-Medînî, Letâifu’l- Maârif fî Ulûmi’l-Huffazı’l-Eârif; imam Ahmed b. Hanbelln bu güzel sözünü, 28.Haziran.2008 Cuma günü Şam’daki evinde ziyaret ettiğimiz Prof. Dr. Nureddin ITIR hocaefendi nakletmiş ve kaynağını o vermişti.

Ebu Davud: ilim I.Tirmizî: ilim 19; ibn Mace: Mukaddime 17

Ebu Davud: ilim 1;Tirmizî: ilim 19; ibn Mace: Mukaddime 17

Fatır: 29

Zümer:9

Mücadile: 11

Buharî: Fiten 5; Tirmizî: fiten 31; ibn Mace: Fiten 25

Buharî: ilim 34; Müslim: ilim 13; Tirmizî: ilim 5; ibn Mace: Mukaddime 8

Ebu Davud: ilim 9; Tirmizî: ilim 3; ibn Mace: Mukaddime 24
Namaz Vakitleri
Şehir :