Makaleler > Doç. Dr. Salih KARACABEY > Fıkıh > Resulullah’a (sav) Salât-ü Selam Getirmek
Kategoriler :
Yazarlar :
Resulullah’a (sav) Salât-ü Selam Getirmek
Tarih : 09.08.2012 10:42:41
Kategori : Fıkıh
Yazar : Doç. Dr. Salih KARACABEY
Okunma : 1552
Peygamberler öncelikle, Allah’ın varlığı ve birliği başta olmak üzere inanılması gereken bütün değerlere imanı; Yüce Allah’a kulluk görevlerini yerine getirmenin yollarını ve kişinin kendisi ve birlikte yaşadığı diğer insanlarla birlikte yeryüzünde huzurlu bir hayat yaşamanın prensiplerini insanlara öğretmek üzere Allah tarafından seçilip gönderilmiş insanlardır.

Diğer insanlardan farkı, insanlığın saadetini temin edecek kuralların Allah tarafından kendilerine vahiy yoluyla bildirilmesidir. Bu yüzden Allah tarafından da “Ve selam bütün peygamberleredir.” (37 Saffât, 181) ayeti gibi benzer ayetlerle, ayrıcalıklı olarak selamlanmışlardır.

Resulullah (sav) tarafından da “Nebi ve resul bütün peygamberleri selamlayın; çünkü benim gibi, onları da Allah göndermiştir.” (Abdurrazzak, el-Musannaf, II, 216) hadisi ile bütün peygamberlerin selamlanması tavsiye edilmiştir.

SALÂT, SALAVÂT

Salâtü selam, Hz. Peygamber’in manevî şahsiyetini selamlama anlamında bir tabirdir. Salât kelimesi dua, tâzîm, rahmet gibi anlamlara gelir. Çoğulu salavât kelimesi ile ifade edilir. Salât kelimesi bu anlamlarda bazı ayetlerde de geçmektedir. “Bedevilerden, Allah’a ve ahiret gününe inanan, sarf ettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamberin dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır.

Bilin ki, verdikleri onlar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.” (9 Tevbe, 99) ayetinde peygamberin onlar için duası salât kelimesi ile ifade edilmektedir. Nitekim “Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.” (9 Tevbe, 103) ayetinde de aynı anlam bulunmaktadır. Salavât kelimesinin rahmet mânâsı da vardır.

“Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O’nun yolunda olanlar da onlardır,” (2 Bakara, 157) ayetinde Allah’ın bağışlaması anlamını ifade etmektedir. Benzer anlamda başka ayetlerde de (bkz. 33 Ahzâb, 43) yer almaktadır. İnsanların gıyabında iken dua etmek, karşılaştığında selam vermek aralarındaki sevgiyi artırır ve dostluk bağını güçlendirir.

Allah, kalbinde ve dilinde kendisini sıkça zikreden kulunun yanında olur. (Buhârî, Tevhîd, 15;)Farz ibadetleri yerine getirerek Rabbine yaklaşan ve nafileler ile bu yakınlığı artıran kulunu Allah sever. Allah kulunu sevdiği zaman daima onun yanında olur. (İbn Hıbban, Sahîh, II, 58) İnsan en çok sevdiklerini hatırlar ve onları dilinden düşürmez. Allah ve peygamber sevgisi bir mü’min’in imanının kemâlini yansıtır. (Ahmed, Müsned, III, 103)

Selam insan ilişkilerinde diyaloğun başlangıcıdır. Kelime anlamı itibariyle karşıdakine “esenlik dilemek” olduğu için öncelikle selam veren tarafından iyi niyet ve samimiyet ifadesidir. Resulullah’ın (sav) ifadesiyle de din; öncelikle Allah’a ve Resulü’ne samimiyettir. (Buhârî, Îmân, 40)

PEYGAMBERİMİZE SELAM ALLAH’IN EMRİ

Kur’ân’ı Kerim’de pek çok ayette Resulullah’a (sav) itaat emredilmektedir. “Resulüm de ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir,” (3 Âl-i İmrân, 31) ayetinde ise Allah’ın sevgi ve rızasını kazanmanın yolunun Hz. Peygamber’e kemâl-i inkiyâd ile uymaktan geçtiği ifade edilmektedir.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (sav) Habîbullah’tır. Allah onu sever onu sevenleri de sever. O (sav), Allah katında öyle bir yüce değere sahiptir ki, hiç bir peygamber o seviyeye ulaştırılmamıştır. “ Şüphesiz Allah ve melekleri peygambere çok salavât getirirler: Ey mü’minler! Siz de ona salavât getirin ve tam bir teslimiyetle ona selam  verin.” (33 Ahzâb, 56) ayetiyle açıkça ifade edildiği gibi Hz. Muhammed (sav), Allah’ın sonsuz rahmetine; meleklerin sürekli övgülerine ve dualarına muhataptır.

İşte bu ayetle Allah bütün mü’minlere, peygamberine salât ve selam getirmelerini emretmekte ve O’na (sav) saygı göstermelerini istemektedir. Bu emrin ilk muhatapları olan sahabe ayette emredilen selamı; “Esselamu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtuhû” (Buhârî, İstizân 3) Lafızlarıyla söyleyeceğini yine Resulullah’tan (sav) öğrenmişlerdi.

Şimdi samimi bir îmân ve büyük bir sevgi ile bağlı oldukları Rasûlullah’a (s.a.v.) müracaat ederek; kendisine nasıl selam vereceklerini bildiklerini, Allah’ın emrettiği “salât” kısmını nasıl yerine getireceklerini sorduklarında Habîbullah’tan (sav) şu cevabı almışlardı: “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammedin kemâ salleytte alâ İbrâhîme ve âl-i İbrâhîme inneke hamîdün mecîd ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve âli İbrâhime inneke hamîdun mecîd” (Müslim, Salat: 18;İbn Mâce, İkametü’s Salat: 25)

Hz. Peygamber’e karşı yerine getirilmesi istenen “salât-ü selam” mü’minin mi‘râcı olan namazın teşehhüd bölümünde yerini aldı. Ayrıca Müslümanlar, bu dünyadan ayrılan din kardeşlerini ebedî hayata yolcu ederlerken kıldıkları cenaze namazlarında, vefat eden için dua etmeye Rasûlullah’a (sav) salavât getirerek başlarlar.

SALAVÂTIN KAZANDIRACAKLARI

Allah’ın emrini yerine getirmek her mü’min’in öncelikli işidir. Nitekim bütün peygamberler gibi Habîbullah’ın da inananlardan öncelikli istediği Allah’ın emrinin yerine getirilmesidir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’e salavât getirmenin ehemmiyetini anlamaya sadece yukarıdaki ayet kâfîdir. Kur’ân’ı tebliğ ve onu açıklamakla görevlendirilen Resulullah (sav) bu konuda da açıklayıcı bilgiler verip bazı tavsiyelerde bulunmuştur.

Ezan okunurken, “Müezzini işittiğiniz vakit, onun dediğini siz de söyleyin. Sonra bana salavât getirin.Çünkü kim bana bir defa salavât getirirse, Allah da ona o salâvat sebebiyle on sevap verir. Sonra Allah’tan benim için vesîle’yi isteyiniz. Vesîle cennette, Allah’ın kullarından sadece birine nasip olacak bir makamdır. Umarım ki o bir kişi ben olurum. Her kim benim için vesîleyi isterse, ona şefaatim vacip olur.” (Müslim, Salât, ll; Ebû Dâvud, Salât, 36; Nesâî, Ezan 37; Tirmizî,Menâkıb I, İbn Huzeyme, Sahîh, I, 218.)

Yüce Allah, Kur’ân’ı Kerim’de bir çok özelliğine işaret ettiği Hz. Muhammed’in (sav) mü’minlere karşı yaklaşımını ve duygu dünyasını “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir,” (9 Tevbe, 128) ayeti ile açıklamaktadır.

Hz. Peygamber’in hayatı ve olaylar karşısındaki tutumu incelendiğinde her zaman mü’minlerin öncelikli olduğu açıkça görülür.Kendisine salavât konusunu işlerken de aynı duyguların öne çıktığını görmek mümkündür. Nitekim sahabe diyor ki: “Resulullah (sav) bir gün geldi, yüzünde sevinç alametleri vardı. Biz de: “Yüzünde sevinç alametleri görüyoruz.” dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Bana bir melek gelerek (Cebrail); Ey Muhammed! Rabbin şöyle buyurur: “Sana bir salavât getirene benim on rahmet etmem, bir selam gönderene benim on defa lütuf ve yardımda bulunmam seni memnun eder eder mi?” (Nesâî, Sehv, 47; Dârimî, Rikâk, 58) Hz. Ömer Resulullah’ın (sav) “Bana Cebrail gelip şöyle dedi: “Sana kim bir defa salât getirirse, Allah ona on
rahmet eder ve onun için on derece yükseltir.” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, s. 223 No: 642)

Bir başka hadiste Resulullah (sav) “Her kim benim üzerime bir “salât” getirirse, Allah ona on rahmet eder (Müslim Salât, 70; Ebû Dâvûd Vitir 26) ve onun on günahını siler,” buyurdu.(Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, s. 224 No: 643)

DUA İLE SADAKA

Bütün mü’minler her zaman iyilik yapmakla ve iyiliği emretmekle mükelleftirler. Ancak insanların işleri, meslekleri ve kabiliyetleri farklı olduğu gibi yapabilecekleri de farklıdır. Ekonomik açıdan iyi durumda olan maddî yardım yaparak insanlara destek olabilirken, ilim sahipleri bilgi desteği sağlayabilirler. Halk arasında olumlu davranışlar sergilemek de insanlara iyiliğin yollarından biridir.

Allah’a ibadet ve Hz. Peygamber’in Sünnet’ini yaşatma yolunda gösterilecek çaba kişinin kendisine iyilik olduğu kadar iyi örnek olma adına da olumlu bir davranıştır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in (sav); “Herhangi bir Müslüman kişinin yanında verecek bir sadaka yoksa duasında ‘Allahumme salli alâ Muhammed’in abdike ve rasûlike, ve salli ale’lmü’minîn ve’l-mü’minât ve’l-müslimîn ve’l-müslimât’ ‘Allah’ım! Kulun ve Resulün Muhammed’e rahmet et.Mü’min er-keklere, mü’min kadınlara ve Müslüman erkeklere, Müslüman kadınlara da rahmet et.’ desin.Şüphesiz bu dua, dua eden için bir sadakadır.” buyurduğunu nakletti. (İbn Hıbban, Sahîh, III, 185)

Kur’ân ve Sünnet’te genel beyan olarak belirtildiği gibi, Allah iyiliği on veya daha fazla katları ile mükâfatlandırır. Hz. Peygamber’e getirilen salavâtların da bu kapsama girdiğini Resulullah (sav) birçok hadiste beyan etmektedir. Hatta bunun da ilerisinde karşılığının olduğu, “Bana salavât getirin, şüphesiz bana salât size zekâttır (günahlardan arınmadır). Allah’tan benim için vesileyi isteyin.” (İbn Râhûye, Müsned, I, 315) hadisinden anlaşılmaktadır.

SALAVÂT GETİRMEYEN

İyilik yapma fırsatı doğunca kaçırmamak Hz. Peygamber’in ısrarlı tavsiyeleri arasındadır. Çünkü aynı şartların her zaman oluşması mümkün olmayabilir. İşte bu çerçevede değerlendirilebilecek bir hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Yanında ismim anıldığı halde bana salavât getirmeyen kimseye; Ramazan ayına eriştiği halde günahları bağışlanmadan Ramazan’dan çıkan kimseye; anne ve babasından biri yanında ihtiyarlayıp da onları razı etmediği için cennete giremeyen kimseye yazıklar olsun.” (Tirmizî, Deavât, 101)

Hadiste belirtilen hususlar kişilere belli dönemlerle sınırlı imkânlardır. Ramazan ayı çıkmadan af ve mağfirete vesile olacak güzel amelleri ihlas ile yerine getirmek; ömürleri sınırlı olup, sona erdiğinde tekrar hayata dönmeleri mümkün olmayan ebeveyne, onların hoşnutluğunu ve dualarını alacak şekilde davranmak; adı anılınca Resulullah’a salavât okumak ihmal edilmemesi gerekenler arasındadır.

Bunlar Allah’a karşı samimiyetin, ana-babaya saygının ve Resulullah’a (sav) beslenen sevginin test edildiği yerlerdir. Peygamber’i (sav) anmayan ve ona salavât getirmeyen büyük bir fazileti kaçırmıştır. Resulullah (sav), “Yanında ismim söylendiği halde bana salavât getirmeyen kimse cimridir.” (Tirmizî, Deavât, 101) Hadisin bir başka rivayetinde kişiye cimrilik olarak yanında adım anıldığı halde salavât getirmemesi yeter buyurulmaktadır.

NETİCE OLARAK

Kendisine düşman değil dost olduğunu bildirmenin en kestirme ve en samimi göstergesi selam vermek; onu sevdiğini, samimi olarak derin bir muhabbetle gönülden bağlılığını ifade etmenin yolu gıyabında da onun için dua etmek ise, bir mü’min için buna en başta layık olanlar peygamberlerdir ve bu konuda en öncelikli olan da Habîbullah Muhammed Mustafa’dır (sav). Hz. Peygamber’e salavât getirmenin kişinin hatalarının affına ve derecesinin yükselmesine vesile olacağı yine hadislerle bildirilmiştir.

Hz. Peygamber’i (sav) anmayan ve O’na (sav) doğrudan doğruya salavât getirmeyen büyük bir fazileti kaçırmıştır. Bundan daha büyük bir mahrumiyete düşen kimse ise, yanında Peygamber anıldığı halde, ona salât-ü selam getirmeyendir. Böylesi büyük bir fazilete kavuşma imkânı varken onu yitirmek en büyük zarar sayılır.
Namaz Vakitleri
Şehir :