Kategoriler :
Yazarlar :
Deprem Ne Dedi?
Tarih : 08.12.2011 11:49:36
Kategori : Güncel
Yazar : Berat DEMİRCİ
Okunma : 981
Deprem hakkında da yorum yapmak hürriyeti elbette vardır. Ama Allah’ın, fi zikî sebepleri hazır bir tabii olayın gerçekleşmesine verdiği izinle ne murat ettiği hakkında yorum yapmak, hürriyetle değil cehaletle alakalı bir durumdur. “Neden böyle istedi?” isyana, “Şöyle isteseydi!” en hafi fi nden şükürsüzlüğe, “Şunun için istedi!” ise yine en hafi fi nden patavatsızlığa delildir. En son yapacağım şey, bu konularda konuşmaktır ama daha önce de, henüz yaşananda da deprem hakkında geliştirilen teolojik söylemlerden rahatsız olduğumu da ehl-i sünnet ve’l fert olmanın sorumluluğuyla bildirmek isterim. Tanrı kimsenin memuru değildir!

Van depreminin, diğer depremlerden farkı, ırkçılığın oluşturduğu fay hattının derinliğini de ihtar edişidir. Bu deprem öncekilerden farklı olarak bunu demiştir. Depremden sonra enkazın üzerine çıkarak, “Devlet nerede!” diye bağıran, hükümete, valiye ağız dolusu küfredenler bir yanda; “Belanızı buldunuz!” diyenler diğer yanda... Münferit hadiseler denilse de, bazen acı ve öfke anında söylenen kontrolsüz sözler, katı gerçeği ifade edebilmektedir. Van depremi başka neler dedi? Deprem konuşur ve o dili anlamak gerekir. Biz insanlar tabiatın dilini anlamayı tamamen terk ettik; küstah bir tavırla ona hükmetmenin, kırbaçlayarak diz çöktürmenin hazzına daldık! Depremi savaş felaketinden, evreni kirletme felaketinden ve bütün barbarlık ürünü felaketlerden ayıran en önemli özellik: Açık sözlü oluşudur.

EVİN DİLİNİ BİLMEK GEREK

Adam, hane halkıyla sofrada, muhabbetle yemek yerken aniden sesler gelmeye başlamış ve tavandan topraklar dökülmeye başlamış. Kendilerini dışarıya zor atmışlar ve çatı uçmuş, duvarlar yarılmış; ev kısa bir anda harabeye dönmüş. Adam, perişan bir vaziyette “Ey evim bunca yıllık hatıramız, hukukumuz var, ne olurdu yıkılacağını önceden haber verseydin!” diye şikayetlenmiş. Ev dile gelmiş “Be adam, duvar yarıldı bir külek çamur alıp sıvadın örttün, dam aktı delikleri çamurla tıkadın. Ne zaman konuşmaya çalıştıysam, ağzıma çamur teptin!” demiş.

DEPREMİN KONUŞTUKLARI

Depremler de konuştu, hep birşeyler söyledi ama dinletemedi. Söyledikleri, felaketin acıları hafi fl edikten sonra unutuldu yahut gündem değişti. Gündemle ilgili olmayan, sırtımızda kader gibi yapışmış bir hakikatin, kısa zamanda gündemden düşmesi de enteresandır. Deprem evvela, “Oluş sebebim yerkürenin hareketliliğidir, Türkiye’nin pek çok şehri benim hareket hattımdadır ve ben arada bir gelirim!” demektedir. Mahiyet itibarıyla depremin; gök gürlerken evden çıkan, iki adımlık yer deyip şemsiyesini almayan birini yirmi saniyede sudan çıkmış balığa çeviren bir sağanak yağmurla farkı yoktur. Oluş tarzı itibarıyla da deprem, iki ucundan kıvrılarak katlanan bir çubuğun, sonunda kendini büken nerjinin tesiriyle çaaat diye kırılmasıyla aynı fi zik kaidelere tabidir. Ev, yani evler, yani şehir, yani şehirler dedi ki: Bizleri çürük temeller üzerine nşa ettiniz! Deprem dedi ki: Bu temeli çürük şehirler bana dayanmaz, bir de benim hareket hattıma koyarsanız hiç mi hiç dayanmaz!

UCUZA GETİRİLEN MODERNLEŞME

Merhum başbakanlardan biri, bir şehrin belediye başkanına “Bizim partiye geç, Avrupa’dan bir kent modeli beğen, onu senin şehrine uygulayalım!” demişti. O belediye başkanı kabul etmemiş ama başka bir şehrin belediye başkanı bu teklifi anında kabul etmiş ve modern şehir nasıl olur cümle âlem de görme şansına nail olmuş. İsimler ve yerler önemli değil, onları incitmek gibi bir niyetim de yok... Başbakanın teklifi ni kabul etmeyen belediye başkanının şehri de, kopya bir kent olmaktan kurtulamamıştır. Modernleşme projesinin tamamında da, kentleşme konusunda da derin bir düşünce ve planlama safhası yoktur; “ucuza mal etme” temel zihniyettir.

Arsayı ucuza getirme, planı ucuza çizdirme, binayı ucuza getirme zihniyetiyle geldik bu günlere... İmarlı yapılar ve kamu binaları ucuza getirilme esasına göre yapıldığından, dıştan heybetlidir, içi ise çürüktür. Bu çürüklük sadece teknik aklın yetersizliğinin değil, ahlakî çürüklüğün de delilidir. Dakikalık fotoğraf aceleciliğiyle gerçekleştirilen kentleşme talihsizliği, “malı hızlı götürme ekonomisi” çabucak uyum sağlamıştır.

KENTİN KENDİ ÇÜRÜK

Modern medeniyet; şehir merkezli bir medeniyet değildir, şehir merkezlerine bağlı üretim ve yerleşim birimlerinin nüfusun çoğunu barındırdığı bir dünyada da değiliz. Bu bizlerin tercihiyle gerçekleşen bir oluş değil, kendimizi içinde bulduğumuz bir “oldu-bitti”dir. Bütün dünyanın kentleştiği, eskiden şehir denilen yerlerin kente dönüştüğü bu tatsız dünyada, kentleşme süreçleri birbirine benzer. Kentleşme –bence- sağlıksız bir süreç, kent de sağlıksız bir yerleşim birimidir ama Türkiye ve benzeri ülkeler, bu sağlıksız süreci bile başaramamışlardır. Kentleşmenin sağlıksızlığı ayrı bir şey, “sağlıksız kentleşme” ayrı bir şeydir. Sağlıksız kentleşme; kentte yaşayan/kente sığınanları adam gibi yaşatmaya yetersiz altyapı yetersizliğidir. Bugünün barbarlıklarla dolu uygarlığı içerisinde bizi hala insan olarak tutacak tek hususiyetimiz: İnsanı yaşatmak arzusu ve yaşatmak için olanca gayreti göstermektir. Deprem dedi ki: Öyle çürük temelli kentler inşa etmişsiniz ki, tamiri, yeniden inşa etmekten daha zor!

BİR DE TURGUT CANSEVER’E SORUN, DEDİ

Merhum, “insanı yaşatmak” için çabalayarak son nefesini verdi... Deprem için, bir kurulla beraber müstakbel İstanbul depremi başta olmak üzere olağanüstü inceliklerle dolu bir rapor hazırlamıştı. İstanbul’dan dört buçuk milyon kişinin yeni yerleşim birimlerine taşınması gerekiyordu; sağlamlaştırma çalışmaları hem maliyeti yüksek, hem de hiçbir çözüm getirmeyecek bir çabaydı. Bu raporu ve çalışmaları “Sanal âlem”den okuyabilirsiniz; sanal âlemin Rabbine hamdolsun, yazılan hiçbir şey kaybolmuyor; yazılıyor. Maliyet hesapları bile tamamdı, devlete de büyük bir yük getirmiyordu.

VATAN İNSANDIR

Çağrım şudur: İkinci İstanbul Boğazı hâlâ düşünülüyorsa, deprem raporuyla bütünleştirilerek, yapılacak uydu kentlerin bir felaketin önüne geçmesi. Ben de tek başına modern teknolojik meydan okuma stratejisizliği olarak değerlendirdiğim, İkinci Boğaz projesine “insanı yaşatmak” düşüncesi merkezinde belki deste verir, savunulabilir bulurum. Sözlerimin, arz üstünde sadece garantili iki yahut üç metrekarelik arsası bulunan bir vatanperverin düşüncesi olarak değerlendirilmesini isterim. Vatan benim için, bağrında yaşayan insan/insanlar demektir. Ben sözü bitirdim ama deprem, “Son bir şey daha...” diyerek söze girdi... Ve dedi ki: “Öyle kötü şehirler inşa ettiniz ki, sonrakilere yapacak bir şey bırakmadınız!” Bu deprem bayağı kültürlü bir şahsiyet olmalı, çünkü son söylediği, Nietzsche’nin kelam-ı kibarındandır.
Namaz Vakitleri
Şehir :