Kategoriler :
Yazarlar :
Hakkın Hizmetine Adanmış Bir Ömür
Tarih : 02.11.2011 11:09:47
Kategori : Bezm-i Has
Yazar : Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri (K.s)
Okunma : 1182
Onun, evin bir köşesinde oturması yeterdi. Tabir caizse, o bir Cennet anaydı. Hızır aleyhisselam bir yere oturduğu zaman oralar yeşerirdi. Onun oturduğu yer de hakkı tavsiye etmesi, sabrı öğütlemesiyle nurlanırdı. Nasihatleri, gönlüne inen ledün ilmindendi. Hak Teâlâ tarafından ihsan olunan ilimdendi. Çünkü okuması yazması yoktu. Ümmilere nasıl hitap ediyorsa, âlimlere de hitap ederdi. İnsanların namaza devamlarını, âlimlerin gece gündüz İslâm'a davetlerini arzulardı. Vaiz ve sohbetleri candan dinlerdi. Dilden söylenenle, kalpten söyleneni çok iyi fark ederdi. İnsan sarrafıydı. Evinin köşesini cennet ettiği gibi, bulunduğu her mekânı da cennet ederdi.

EV İŞLERİNİN HANIMI OLARAK

Ailede nezaket ve nezahetin timsaliydi. Tavırları riyasız olduğu için, sözleri kimseye dokunmazdı. Çocuklarını severken ölçülüydü. Aşırılığa giderek sevgide şımartmazdı hiç kimseyi. İşlerindeki kusurlarından dolayı değil, şer'i emirlere riayetsizlikten dolayı kızardı. Ev işleri de, temizlik, yemek aş, düzen ve intizamda bir taneydi. Mutfağında tabakların, kaşık ve çatalların, kayıt ve kametin, odun ve kömürün konuluş tarzına imrenmemek mümkün değildi. Sofra teşkilatı, her şeyin besmelelerle alınıp verilmesi, israf ve lüksten kaçınması hiç unutulamaz. Akşam pilavdan artan taam, sabah çorba olarak önünüze gelirdi. Eskiyen elbise parçaları, dekoratif bir sanat olarak bir başka eksiği tamamlardı. Birbirinden kopan ipliklerin yumağı, iğne ve düğmelerin, ayna ve tarakların vs. artıkların saklanışı bambaşka bir levazım çantasını andırırdı. Biçki makasından tutun, tırnak makasına kadar bir ahenk vardı onda. Hac ve umre, piknik ve yayla çantası görülmeye değerdi.

ÇOCUKLARINA DİNÎ HASSASİYETİ

Sorumluluk taşıyan bir aile reisiydi. İbadet ve taate teşvikiyle manevi bir reis, evin ihtiyaçlarını gidermesiyle de maddi bir reisti. Bir gecede on bir defa abdest alışıyla, gece uykusunun hemen hemen hiç olmamasıyla, evrad ve ezkarıyla hem örnek, hem de izi takip edilecek bir örnekti. Kalemlerimizin ucunun sivriltilmesinden tutun, gece Kur'ân-ı Kerim okuyan evlatlarının lambasını elinde tutmasına kadar müşfikti. İlme teşvik için yavrularının arkasında adeta bir çobandı. Kur'ân-ı Kerim okuması için yavrusunun peşine  düşer. Onun bu gayretini gören biri, sırtındaki yüküyle yardıma koşar. Kız çocuklarına tesettürü, Fatımatüzzehra edebinde olmanın güzelliğini aşılamıştır. Erkek evlatlarını dişinden tırnağından artırarak okutmuş, görüp gözetmiştir. Ashab-ı Kiram'ın evlatlarındaki cihad şuurunu vermek için azami gayret göstermiştir. Evlad ü iyaline ve torunlarına hediyeler, altın ve kıymetli eşyalar almıştır. Kızlarına Salih bir koca, erkek evlatlarına da saliha bir eş bulmanın derdine düşmüştür.

ÜSTAZIMIZA HİZMETLERİ

Üstazımızın vakti, irşat ve ıslah için çokça seferlerde geçerdi. Böyle zamanlarda hayvanların yemlenmesi, evin ekmeği aşı, çocukların üstü başı, yatakların indirilip kaldırılması, sabah ocağın yakılıp bazlamanın pişirilmesi, kabın kaçağın yıkanması, evin hem iç hem de dış işleri ona bakardı. Bahçelerin suyu gübresi, ilaçlanıp budanması, harman işleri evin bütün ihtiyaçları onun gözetimindeydi. Zevce-i muhteremelerine pek şefkatli olan üstazımız, dış işlerinde kardeşlerimizi, iç işlerinde de hanım bacılarımızı yardımcı verirdi ona.

RESULULLAH'IN HUZURUNDA

Allah Teâlâya, Habib-i Kibriya'ya ve mürşidlerine çok bağlıydı. Sadece bizimle yirmi umresi, Üstazımızla sayısız hac ve umresi vardır. Çok mani olmalarına rağmen, bir defasında üç ay mübarek beldelerde kaldı. Ona hastasın diyenler hasta oldu, kendisi sıhhat buldu.Efendimizin hicrette gizlendiği mağaraya, bir buçuk saatlik mesafeyi katetti. İlerleyen yaşına rağmen, aleyhissalat ü vesselam Efendimize sevgi ve saygısından hiç üşenmedi. Geceleri onu hep elinde tesbihi, seccade üzerinde rüku ve secdelerde görürdük. Ona araba üzerinde tavaf yaptıranlar, adeta ruhen yıkanırdı. Bir veliy-yi kâmile hizmetin neşesi, feyiz ve bereketi yüzlerinden okunurdu.

SAMİ EFENDİYE HİZMETİ

Sami Efendi (K.S.) nin zevcelerinin, kuşlara yem olarak hazırladığı ekmek kırıntılarını, 'Yahyalı'nın âşık kuşları yesin' diye getirmiştir. Bereket olsun diye katıkların içine koymuştur o nimetleri. Eliyle hazırladığı peynirler, kayısı kurutmaları, elma ve ceviz içlerini İstanbul'a daha sonra Medine-i Münevvere'ye sandık ve paketlerle göndermiştir. Bereket nüzul ederek bitmeyen çorba ve yiyeceklerle, Yeşilhisar içmecesinde Sami Efendi ve misafirlere yıllarca hizmet etmiştir. Ayağına tutturulan sülükle, beşikteki yavruyla misafire hazırladığı çorbalar unutulmaz. Yaylalara teşrif eden misafirlere, o günkü imkânlar dahilinde doldurduğu kuzu etlerinden büryanlar hâlâ takdirle anlatılır durur. Develili İsmail Efendi son nefesinde, 'Anamın bazlaması ve elma hoşafından getirin' der. İçli köfte tadını, anamızın mübarek elinden alırdı. Yemeğin katıklarına uzanan el 'Besmele ve Fatıma anamızın eliyle' nameleriyle bereketlenirdi. Kocası, hem de üstazı olan Mürşid-i Kâmil'imize çok sadıktı. O'nu tavuk suyu çorbalarıyla, adeta kuş sütleriyle besledi. Çok zayıf olan vücud-ı âlîlerini hem maddi nimetlerle, hem de sıcak alaka ve sevgiyle kuşattı. Sırrını kimseye fâş etmedi, vermedi. Aile içinde konuşulan ihvanın halleri mahfuz kaldı. Şefkatin ve şecaatin timsaliydi. Bedirde babasına karşı duran Hz. Ömer, oğluna karşı kılıç çeken Sıddık-ı Azam gibiydi şecaatte.

KONU KOMŞU HAKKI

Kıtlık dönemlerinde aç ve sefillerin sığınağıydı. İstemekten utanıp, merkebiniz dağa gitti ifadesiyle açlığını belirtenlere ekmek arası verirdi. Evinden ayrılıp, kupkuru bir haneye konanların çaresiydi. Mahallemizde bulunan bir ahrazın bütün ev ihtiyaçlarını karşılamıştır. Evimiz herkesin evi, bağımız bahçemiz herkesin malı mülkü idi, onun cömertliğiyle. Her haliyle bütün güzellikleri kendisinde barındıran bir 'İSTİKAMET' abidesiydi. Cenazelere, taziye ve baş sağlığına giderdi. Davetlere icabet eder, hastaları ziyaret eder, komşularını görür gözetirdi. Cuma geceleri fakirlere un, şeker, çay, mantı, makarna, ne eline geçerse dağıtırdı. Ziyaretçilerine tesbih takke, seccade, baş örtüleri, çocuklara saat, kız çocuklarına bilezik boncuk vermek âdetiydi. Çantasındaki şekerleri, dert ve deva için dört gözle bekleyenler vardı.

ONDAN BİR HATIRA TAŞIYANLAR

Son zamanlarında bir hanım bacımız, 'Geçen hafta bana seccade ve birçok hediyeler verdi' diyerek ağladı durdu. Baktı onun yatağa bağlı kaldığını görünce. Cebinden tesbih çıkaranlar anamın tesbihi, mendiline yüzünü silenler, üzerinde evrad ezkar okuduğu, namaz kıldığı seccadeye, anamın seccadesi diyor. Şifaya kavuşanlar, dert ve elemden kurtulanlar, yola gelip hidayet bulanlar, vesile hep anam diyorlar. En çok ona komşuları ağlıyor. Ev, yayla, bağ bahçe, hac umre, ne münasebetle bir araya gelmişlerse, onlar gözyaşı döküyor. Çünkü o, hastalıklarında şifaya kavuşmaya vasıta bir tabip, bir eczaneydi. Seferlerde, kendilerini beklemeden konu komşusuna 'Allah'a ısmarladık' diyen o. Kocasıyla, evlatlarıyla geçinemeyenleri uzlaştıran da o. Rızkı artıran, ömre bereket getiren sıla-i rahmi çok yapardı. Evlerine gider, hediyeler yapardı. 'Dışı soğuk içi güzel. Böyle şahsı sevdik ezel' beytindeki ifadeydi o. Taatine şeytan ve meleği dahil etmeyen muhlisa bir hanım anneydi.

KERAMET EHLİ İDİ

Namazlarını vaktinde kılardı. Bir İstanbul yolculuğunda, kuşluk vaktinde, 'Öğle namazı geçiyor' demişti. Dizlerindeki romatizma rahatsızlığına rağmen, iki dizi üzerineotururdu. Şükreden bir dile, sabreden bir bedene sahipti. Esad-ı Erbili (K.S.) Hazretlerinin son halkasıydı. 'Meryem ana! Bizim böyle bir çocuğumuz olsa dereye atarız' diyenlere, 'Yarın kürsüye çıkıp konuşsun da bir görün' der. Yıllar sonu, Üstazımız bizi Cami-i Kebir'de yanına alıp konuşturunca, dediklerinden utanır kadın. Keramet ehliydi. Keramet sahibi analarla da görüşürdü. H. Ahmed Atasayar amcanın analığı, H. Fatma anamızdan kalben mantosunu ister. O da, 'Kızım! Biraz yakası eski ya', der, çıkarıp verir. Giydiğinde, manevi ağırlığına zor tahammül eder. Feyzin altında adeta inler durur. Resulüllah S.A.V. Efendimiz, 'Her asırda ümmetim içinde sabikun vardır. Bunlara 'büdelâ, kırklar' ve 'sıddıkun' adı verilir. Cenâb-ı Hakk'ın inayeti ve merhameti onlara o kadar boldur ki sizler de o sayede yer, içersiniz. Ehl-i arza gelmesi muhtemel olan bela ve musibetler onların hürmetine def edilip, üzerlerinden kaldırılır.'Mutfağında tabakların, kaşık ve  çatalların,kayıt ve kametin, odun ve kömürün konuluş tarzına imrenmemek mümkün  değildi. Sofra teşkilatı, her şeyin besmelelerle alınıp verilmesi, israf ve  lüksten kaçınması hiç unutulamaz. Akşam pilavdan artan taam, sabah çorba olarak  önünüze gelirdi. Kocası, hem de üstazı olan Mürşid-i Kâmil'imize çok sadıktı.  O'nu tavuk suyu çorbalarıyla, adeta kuş sütleriyle besledi. Çok zayıf olan  vücud-ı âlîlerini hem maddi nimetlerle, hem de sıcak alaka ve sevgiyle kuşattı.  Sırrını kimseye fâş etmedi, vermedi. Aile içinde konuşulan ihvanın halleri mahfuz kaldı.
Namaz Vakitleri
Şehir :