Kategoriler :
Yazarlar :
Güzel Ahlak
Tarih : 07.07.2011 23:08:14
Kategori : Bezm-i Has
Yazar : Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri (K.s)
Okunma : 1074
Hak Teâlâ (c.c) ile muamelede en güzel ahlâk, teslimiyet ve rızadır. Öyle ki, ateşe atılan Hz. İbrahim (a.s) ve boğazını bıçağa feda eden Hz. İsmail (a.s) gibi teslimiyet ve rıza göstermektir. Bir başka yönüyle; müşrikler, miraç gerçeğini inkar ettiğinde, 'Bunu söyleyen Rasûlullah (s.a.v) ise, daha da fazlasına inanırım.' diyen Sıddık (r.a.) gibi Allah Teâlâ (cc) ve Habib-i Kibriya 'ya (s.a.v) teslimiyet ve rıza göstermektir. Rabbimiz Teâlâ (c.c), 'Ben sizi meleklere şikâyet etmediğim halde, siz Zâtımı, neden insanlara şikayet ediyorsunuz?' buyuruyor.

Güzel ahlâk için ârifler şöyle buyurur:
• Nebilerin sıfatıdır.
• Sâdıkların en makbul amelidir.
• Dîn'in kemalidir.
• Muttakilerin, meyvesini topladığı, en büyük cihadıdır.
• İbadet eden, âbidlerin riyazatıdır.
• Mü’minlerin nefislerine yaptıkları en büyük darbedir.
• Dünyada güzelliktir.
• Âhirette kurtuluştur.
• Dînin kemâlidir. Allah Teâlâ’ya (cc) yakın olma sırrıdır

Bir başka yönüyle güzel ahlâkı ne güzel beyan eder halis kullar:
• Yüzün güleç olmasıdır.
• Sebepsiz yere kimseye eza etmemektir.
• Herkese ikram etmektir.

Fakirlerin, gönlü aşk-ı Mevlâ ile yanan, aczini itiraf edenlerin ahlâkı, ihtiyacını arz etmemektir. Ferahlık anında muzdarip olmaktır. “Rabbim beni unuttu mu diye?” dertleri, Allah Teâlâ (c.c.) ile ünsiyet, dostluktur. Kendilerini görmekten elem ve ızdırap duymaktır.

Hakîki ahlâk, intikam almaya gücü yettiği halde bağışlamaktır. İnsanlardan gelen ezaya katlanmaktır. Şefkat ve merhametli olmaktır. İkram gördüklerine, aşırı iltifatı terk etmektir. Mukarrebûnun diye ifâde edilen, Allah Teâlâ’ya yakın kulların beş güzel huyu vardır:

1. İyi ve kötü hallerde rıza, hoşnutluk.
2. Sevdiğini Allah (c.c) için sevmek.
3. Hak Teâlâ’dan (c.c) utanmak
4. Mevla (c.c) ile ünsiyet
5. Gönle Hak Teâlâ (c.c)’dan başka muhabbet koymamaktır.

O AHLÂK ÂBİDESİ…

Gerçek büyüklük, Cenab-ı Hakk'a şikayet olur düşüncesiyle, rahatsızlıklarını bile kimseye açmayan Sami Ramazanoğlu’nun ahlâkıyla ahlâklanmaktır. O (k.s), edebinden, yataklarında ayaklarını bir defa dahî uzatmamıştır. Annemizle konuştuğunda annemize,

- Sizin iffetinizden dolayı bize, Sami Efendi diyorlar deyince, Valide Sultan da,

- Sizin İslam ahlâkına riayetinizden dolayı da bize Valide Sultan, diyorlar, demiştir.

O (k.s), kâğıt ve kalemi, abdestsiz olarak eline almamıştır. Edeb-i Muhammediyyesi’nden evlatlarının yüzüne dikkatle bakmamış, sürekli başları önlerinde sohbet etmiştir. Def-i hâcette sürekli olarak temiz bez kullanmış ve buradan her çıkışında abdest almıştır. Evrad ve ezkârını gusül abdestsiz yapmamıştır. Edeb-i İlahi’den Ravza-i Mutahhara’da mübarek ellerini kimseye öptürmemiştir. On beş yaşındaki çocuğa bile, isminin sonuna Efendi ifadesini ekleyerek hitap etmişlerdir.

O SÜNNET-İ SENİYYE ÂŞIĞI…

Yine gerçek büyüklük geçirdiği büyük bir tehlike karşısında, 'Hiç üzülmediniz mı?' diyen doktora, 'Biz Hak Teâlâ’dan gelene keder etmeyiz' cevabını veren H. Hasan Efendi (k.s) gibi teslimiyet ve rıza hali göstermektir. Bir gün istirahate geçtiklerinde üzerlerine battaniyeyi örtecek kimse avizeye dokununca avize olduğu gibi yere dökülür, lambalar kırılır. Az bir sesten uyanan Üstadımız (k.s), bu büyük gürültüye rağmen uyanmamış, bu hal avizeyi düşüren kimseyi memnun etmiştir. O kimse ayrıldıktan sonra kendileriyle konuşurken, “Evladım! Biliyorsunuz, biz hemen uyanırız. Sizi mahcup etmemek için, kendimi uyuyor gibi gösterdim.” buyurmuştur.
Mânevî evlatlarından birinin sakal bırakmasını arzu eder. Fakat bunu evladının yüzüne söylemekten hicap eder, utanır. Evladına benzeyen sakallı birinin fotoğrafını bir zarf içinde evladına takdim eder. Huzurlarından ayrıldıktan sonra zarfı açan evladı gözyaşlarını tutamayıp ağlar. “Ne kadar edepli bir Üstadımız var.” der.

Evlatları olarak biz âile içerisinde burunlarını temizlediğini görmedik. Yirmi dört saatine şahit olan biri olarak Sünnet-i Seniyye’den ayrıldığını bir an görmedik.

Banyolarda iç elbisesini hiçbir zaman çıkarmamıştır. Edebe muhalif bir tavır karşısında, edeb-i İlahi ve Muhammediyye’leri ile karşısındakilere örnek olmuştur. Allah’a tazim, mahlukata şefkatte eşsizdi. Rabbimizin evidir diye, inşaat halinde olan mescide, bütün ısrarlara rağmen ayakkabısız girmiştir.

Ömründe camiye bir defa gelmemiş birini, bir bayram vaazlarında cemaat arasında görünce “Gönlünde iman vardır.” diye onun, Cenab-ı Hak’tan hidayetini dilemiştir.

İsyanda olan kimselere daha çok iltifat eder, hürmet gösterirdi. Onun bu şefkatini görenler, istikamet bulur tevbe ederlerdi. İsimleri muvafık olmayan kimseler incinmesin diye onlara en güzel tarzda mukabelede bulunurlardı.

Mevlâ'dan (c.c) dileğimiz, bizleri gönül sultanlarının izlerinde gittikleri Sünnet-i Seniyye doğrultusunda ahlâklandırmasıdır.
Namaz Vakitleri
Şehir :