Kategoriler :
Yazarlar :
Uluslararası İlişkiler
Tarih : 05.11.2014 21:41:59
Kategori : Bezm-i Has
Yazar : Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri (K.s)
Okunma : 544
Hirak, Mukavkıs’a vs. gayr-i müslim melikleri mektupla İslâm’a dâvet eden Resûlullâh (sav), uluslararası ilişkiye en güzel örnektir. Kâfirlerin hidâyetini istemek zâten O’nun (sav) ahlâkıydı. Uhud’da, Taif’te hidâyet temennisinde bulunmadı mı? Anaya babaya, yakın akrabâya, konu komşuya, mahlûkâta şefkati bize öğreten Efendimiz Aleyhisselât u Vesselâm hemcinse iltifâtı tavsiye eder. Kâfirin kusuruna, münâfığın nifâkına, âsinin isyânına öfkenin dışında, yaratılanı Yaratan’dan dolayı sevme ahlâkını öğretir. Ebû Cehillerin inat ve küfrüne ğilzat ve şiddetle, mü’minlere şefkat ve merhametle muameleyi haber verir. Hep birlikte Allah Teâlâ’nın ipine sımsıkı tutunmayı emreder bize Kur’ân-ı Kerîm.

İslâm kardeşliğinin kopmayan sağlam bağı Kur’ân-ı Kerîm’dir. Temelinin harcı da îmândır. Müslüman olmayanlarla ilişki aynı vatanda aynı havayı teneffüs etmenin gereği, hidâyetlerini taleb etmektir. Irk, renk, bölge İslâm kardeşliğinin temel ilkeleri değildir. Irk ve desen farkı doğal yapıdır. Üstünlük takvâdadır. Sağdan ve soldan gelen haberleri kılı kırk yararcasına tetkik edip îmân kardeşliğini bozmamaktır. Taraflar arasında barış sağlamak kardeşliğin en mühim şartlarındandır. Barış ve adâlet mükellef olduğumuz sorumluluğumuzdur. Hâlık sıfatından dolayı insanlar ihtirâma lâyıktır. Bu sebeple birbirlerini küçük düşürecek tavırlar Kitâb-ı Kerîm’imizde yasaklanmıştır. Müslümanlar arasında, zihin dünyâlarında birbirlerine karşı ön yargılı olmamaktır. İslâm kardeşliği farz bir tâattir. Birbirlerini gıybet etmeyen, insanlara faydalı olandır.

Müslümanız demek pratiğe dökülmedikçe bir anlam ifâde etmez. Çünkü seven sevdiğini Allah için sever. Efendimiz Aleyhisselât u Vesselâm Medine’de evvelâ Müslümanlar arasında kardeşlik tesis etmiştir. Hadîs-i Şerîf’te, “Birbirine karşı muhabbet ve merhamette, müminler bir vücut gibidir. Vücûdun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut rahatsız, uykusuz kalıp, onun tedâvisi ile meşgûl olduğu gibi, müslümanlar da birbirlerine yardıma koşmalıdır.” ” Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki (azâba uğramaktan) sakınasınız (kurtulasınız). “

İnsanın şahsındaki fırtınayı Rabbimiz (cc), Bakara Sûresi’nin 21. âyetiyle durdurur. “Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki (azâba uğramaktan) sakınasınız (kurtulasınız).” Kötülüğün kaynağı olan nefisle, Allah Teâlâ’dan üflenen rûhun anlaşmasıyla huzur temin edilir.Yahya b. Muaz (ra) şöyle der: Her kim Allâhu Teâlâ’ya kulluk, hizmet etmekle mutlu olursa, bütün varlıklar da ona hizmet etmekten mutluluk duyar. Kimin de gönlü Allah ile huzur bulur, mutlu olursa, onu gören herkesin gözü ona bakmakla mutlu olur.

Ailede kopan vâveylâ, sükûnunu Kitâb-ı Kerîm’de bulur. “Ey îmân edenler, gerek kendilerinizi, gerek âilelerinizi öyle bir ateşden koruyun ki onun yakacağı insanla taşdır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır (me’murdur) ki onlar Allâh’ın kendilerine emretdiği şeylere asla isyân etmezler. Neye de me’mur edilirlerse yaparlar.” (Tahrim, 6.)Peygamber Efendimiz’in (sav) “Zevcenizden herhangi bir fenâlık görürseniz ondan nefret etmeyiniz. O zaman ona daha başka, daha güzel, daha iyi sözler söyleyiniz.” (Müslim) tavsiyesine uyarız. Bâzı durumlarda kalbi eşinden soğuyan kişi de “Onlara hoşça, güzelce muamele edin. Şâyet onlardan nefret edecek olursanız (tahammül edin). Belki Allah sizin nefret ettiğiniz şeyi büyük hayırlarla donatmıştır.” (Nisa, 4/18)

Konu komşu ve bütün halk huzûru şu Âyet-i Celîle ile sağlar. “Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hâriç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allâh’ın rızâsını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisâ, 114.)“Mü’min, geçimi güzel olan kişidir. Geçimsiz kişide hayır yoktur.”(Ahmed b. Hanbel) “Nimete kavuşmuş olanlardan, tevâzu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helâlden kazanıp hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti birleştirene, helâle harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun.” [Taberani]

Şahsında ve etrâfındaki insanlarla güzel geçinmeyen, âlemde huzûrun temini olamaz. Temeli sağlam olmayan binâ ayakta duramaz. Yapı taşları mükemmel olmayan kurumlar, erinde geçinde yok olmaya mahkûmdur. Efendimiz’in (sav) devrine asr-ı saadet denmesi, ashâbın semâdaki yıldızlara benzetilmesindendir. Bin yıl ecdâdımızın barışın sembolü olması, ordu, medrese ve dergâh üçlüsüne bağlıdır.

“Allah, gökleri ve yeri yaratandır, üstden (bulutlardan) su (yağmur) indirip onunla size rızk olarak türlü mahsuller, meyveler çıkarandır, emr (ve izn-i ilâhî)si ile gemileri denizde yürümek için size râm edendir, akarsuları da yine size, sizin (fâidenize) müsehhar kılandır.” (İbrâhîm, 32.) Kâinat emrine verilen ins ve cinnin vazîfesini de şu şekilde bildirir: “Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmete değil) ancak bana kulluk etsinler diye yaratdım.” (Zâriyat, 56.) Buhârî’nin Sahih’inde geçen hadiste Hz. Peygamber (sav) kendisine verilen özel şeylerden bahisle şöyle buyurur: “…Yer (yüzü) Bana temiz, temizlik sebebi ve mescit kılındı. Onun için kim olursa olsun namaz vakti gelip çatmış ise bulunduğu yerde namazı kılıversin…” Mûsâ kavmine dedi ki: Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Yeryüzü muhakkak ki Allâh’ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar ve âkıbet müttakîlerindir. (Araf, 128.) “Andolsun ki; Zikir’den sonra Zebur’da da yazdık ki: Yeryüzüne ancak sâlih kullarım vâris olur.” (Enbiya, 105.)

Yaratılışa uygun evrensel bir din olan İslâm tek doğrudur. Habîbullâh’da (sav) bu gâyeyle gönderilmiştir. “O, peygamberini hidâyetle ve hak dîn ile gönderendir. (Bu da) onu (o hak dîni) diğer bütün dîn(ler)e gaalib kılmak için (dir). (Senin bu sûretle gönderildiğine) tam şâhid olarak da Allah yeter.” (Fetih, 28.)Rabbimiz bize, “Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamâmen Allâh’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” emrini verir.

İslâm hayâtın her alanını kapsar. “Sana da (Ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitâb (Kur’ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allâh’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma.” (Mâide, 48.)

Medîne’de İslâm devleti kurulurken Mekke’de dâvet başladı. Üç senesi gizli, geriye kalanı açıktan devâm etti. Peygamberimiz (sav) “Nefsim elinde olan Zât’a yemîn ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten nehyedersiniz. Yoksa Allah Teâlâ size azab gönderir. Sonra Allah Teâlâ’ya yalvarırsınız, lâkin duânız kabûl olmaz.”

Yanlış düşüncelerin açtığı yaralar anlatılır. Bir kısmını zengin, bir kısmını fakir düşüren maddeciler, şekil ve biçime göre hareket edenler, emeğinin hakkını vermeyen zâlimler ortaya konur. Yüce dînimizin bu hastalıklara bulduğu çâreler sunulur.İslâm’da adâlet, hukuk önünde herkese eşit davranmak, kültür, bilgi ve mevkî farklılıklarından dolayı insanlara başka başka davranmamak demektir.Âdil Halîfe Hz. Ömer’in (ra) hilâfeti döneminde ashâbtan Übey b. Ka’b ile aralarında bir konuda anlaşmazlık meydana gelmiş ve bu anlaşmazlığı çözmek üzere o dönemin Medîne kadısı olan Zeyd b. Sâbit’e gitmişlerdi. Kadı olan Zeyd hemen devlet başkanı olan Hz. Ömer’e karşı saygılı davranıp ona oturması için yere bir minder sermişti. Fakat âdil insan Hz. Ömer bu davranış karşısında şöyle demişti:

“İşte bu davranışın, şimdi vereceğin hükümde yaptığın ilk adâletsizliktir. Ben dâvacımla beraber aynı yerde oturacağım.””Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.” [İbni Neccar] “Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dîniniz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takvâ bakımından biri diğerine üstün olur.” (Ramuz- İbni Neccar)

Her hususta en mükemmel olan Efendimiz’e (sav) uyulur. “Andolsun ki Resûlüllâh’da sizin için, Allâh’ı ve âhiret gününü umar olanlar ve Allâh’ı çok zikredenler için güzel bir (imtisal) numune vardır.” Yabancı ülkeden gelenlerin emniyet içinde olmaları tavsiye edilir dînimizde. “Eğer müşriklerden biri senden emân dilerse emân ver. Tâ ki Allâh’ın kelâmını dinlesin. Sonra onu emîn olduğu yere kadar ulaştır.” (Tevbe, 9/6) İbn Kesîr bu âyetin tefsirinde, yabancı bir ülkeden gelen elçinin, görevini yerine getirebilmesi için dokunulmazlık vasfının olması gerekir der. Peygamberimiz (sav) “elçiye zevâl olmaz” anlayışını uluslararası ilişkilerde eğemen kılar. Devleti temsîlen yapılan siyâsal, ekonomik ve kültürel münâsebetleri elçiler vâsıtasıyla gerçekleştirir.

Mü’minler arası birlik temin edilir. “Allâh’a ve Resûlü’ne itâat ediniz. Birbirinizle çekişmeyiniz. Sonra korku ile zaafa düşersiniz, kuvvetiniz gider. Bir de sabrediniz. Allah sabredenlerle berâberdir” (Enfâl/46) Bediüzzaman (ra), “Îmânlarından kaynaklanan samîmi sevgilerinden ve ihlâslarından dolayı, aynı bir fabrikanın çarklarının bir araya gelerek büyük bir güç oluşturması gibi, mü’minler de birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarıyla sarsılmaz bir mânevî kuvvet oluşturmalıdırlar” der.

Mü’minler düşmanlarına karşı, savunmada, enerjide, doğal kaynaklarda, kardeş olmada bir güç oluşturmalıdır.               “O halde, onlara karşı toplayabildiğiniz kadar kuvvet ve at/bi­nek hayvanı hazır edin! Ki bununla hem Allâh’ın ve sizin düş­manınız olan bu insanları, hem de sizin bilmediğiniz ama Al­lâh’ın bildiği başkalarını yıldırıp caydırabilesiniz; (ve bilin ki) Al­lah yolunda her ne sarf ederseniz size bütünüyle ödenecek ve si­ze haksızlık yapılmayacaktır.”(Enfal, 60.)“kuvvet hazırla­mak” gâyenin gerçekleşmesini sağlayacak genel hükümdür; “at bes­lemek” ise sâdece bir örnektir. Türkiye’nin bor madenini, Türkmenistan’ın doğal gazını vs ülkelerdeki yer altı ve yer üstü kaynaklarını çalıştırmak demektir. İhtiyaç içinde olanları koruyup gözetmeyi ve yardımlaşmayı emreden dînimiz, fakir ülkeleri kalkındırmayı bize öğütler. “Îmân edenlerin mallarında, ihtiyaç içinde olanlar için bir pay vardır.” (Zâriyat, 19.)

Namaz Vakitleri
Şehir :