Makaleler > Adnan ÇELİK > Akaid > HER TÜRLÜ ŞİRK, BASKI VE POPÜLİST YAPILANMAYA KARŞI ORUÇ
Kategoriler :
Yazarlar :
HER TÜRLÜ ŞİRK, BASKI VE POPÜLİST YAPILANMAYA KARŞI ORUÇ
Tarih : 02.08.2011 09:40:21
Kategori : Akaid
Yazar : Adnan ÇELİK
Okunma : 1029
Hocam, okuyucularımıza Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ve Oruç bağlamında neler söyleyebilirsiniz?

Kaynaklara baktığımızda, Kur’an-ı Kerim, Şaban-ı Şerif ayının on beşinci gecesinde Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indirilmiştir. Burada Kur’an-ı Kerim’in yeryüzüne inmesiyle ilgili olarak, “tenzil” ifadesini kullanıyoruz. Tenzil ifadesinin özel bir anlamı var. Mesela “tenzil ehli” denildiği zaman, yeryüzündeki olaylara çözüm bulmak, fıkhî sorulara cevap vermek anlaşılır. Eğer Kur’an-ı Kerim’in “tenzil” olmuş bir kitap olarak, insanlığın yaşamış olduğu sorunlara çözüm üretmesini; gerek Peygamber (s.a.v.) döneminde, gerekse sonrasında kıyamete kadar meydana gelecek her türlü soruna Kur’an-ı Kerim’in çözüm bulduğunu anlamalıyız.

Yani bütün sorunlara hem yerel hem de evrensel bağlamda çözümler sunduğunu söyleyebiliriz?

Tabi ki… Bildiğiniz gibi “Şerefül mekân bil mekin” şeklinde bir ifade vardır. Yani mekanın şerefli olması, mekanda bulunanla ilgilidir. Ramazan-ı Şerif’in değerli olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi de; Kur’an-ı Kerim’in dünya semasından yeryüzüne nüzulünün, Ramazan-ı Şerif Ayı içerisinde başlamasıdır. Yani yeryüzüne Kur’an-ı Kerim’in gelmesi, Peygamber (s.a.v.)’in bütün sorunlara yerel ve evrensel bağlamda tefsir ve sünnetle çözüm sunulması ve ardından bütün Müslümanların olası bir mukatele öncesinde -cihat öncesinde demiyorum seçerek söylüyorum mukatelenin farz kılınmasından evvel- sabır eğitiminden geçilmesi…

Bu bir sünnetullahtır. Cenab-ı Allah insanlara teknik olarak da bir değer verdiği düşünülürse; Allah, önce insanları bu teknikleri taşımaya layık hale getiriyor, sonra teknikleri yüklüyor. Bu çerçevede en tipik örnek olarak Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi 124. ayetindeki İbrahim (a.s.)’ın denenmesi olayı örnek verilebilir. Cenab-ı Allah, İbrahim (a.s.)’ı, bazı müfessirlere göre 30 konuda, bazı müfessirlere göre 40 konuda denemiştir. İmtihandan geçirip onu hazır hale getirdikten sonra yeryüzüne önder kılmıştır. Buradan hareketle Peygamber Efendimiz(s.a.v.); Kur’an-ı Kerim sayesinde etrafında “İbrahimî bir ümmet” oluşturmuştur.

İbrahimî Ümmet denildiğinde ne anlaşılmalıdır, biraz açabilir miyiz?

Şöyle ifade etmek mümkün: “Her türlü şirke, baskıya karşı ya da zaman içerisinde insana/ümmetlere sunulan popülist yapılanmaya karşı, insanın tevhid konusunda “sabit kadem” olması… Tevhidî konularda azimetle amel etmesi, her türlü baskı dahil olmak üzere insanın savrulmamayı tercih etmesi… Hak-batıl mücadelesinde tercihini Allah’tan yana kullanması… Olayları, gelişmeleri değerlendirirken Allah merkezli olarak değerlendirmesidir… Gaye Allah’tır, Allah’tan başka hiçbir gayemiz yoktur. Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in Mekke’de bulunan arkadaşlarına baktığımızda bunu görüyoruz. Mesela Muaz b. Cebel (r.a.)… Kendisiyle ilgili Abdullah b. Mesud(r.a.)’un güzel bir ifadesi var. Abdullah b. Mesud (r.a.), Bakara Suresi’nin 124. ayetini okumuş ve şöyle demiştir: “Nasıl ki İbrahim (a.s) Allah’ın övdüğü tek başına bir ümmetse Muhammed(a.s.)’ın ümmetinin içerisinde tek başına ümmet olanlar vardır. Bunlardan birisi de Muaz(r.a.)’ dır” diyor. Muaz (r.a.)’ın, Kur’an ehli olduğunu göz önüne alırsak; bu meseleyi çok daha güzel bir şekilde anlamış oluruz.

Peygamber Efendimiz veya Sahabe-i Kiram Ramazan-ı Şerif’te, Kur’an’la nasıl bütünleşirdi, Ramazan Ayı’nda, Ashab’ın Kur’an-Oruç ilişkisi nasıldı?

Tilavet kavramı, kıraat kavramından daha fazla kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’i açıp yüzünden, ya da hızlı bir şekilde metin olarak okumak, kıraatin içerisindedir. Diğer taraftan mesela “Telaa”nın Araplar tarafından kullanılan bir biçimi var. Deyim olarak ta kullanılır: “Telaa Raculu El Racule”… Yani siz bir adamın izine basarak çölde veya karda takip ediyorsanız, adam kuma basmış, sizde izine basarak gidiyorsunuz: “Telaal Raculu El Racule” diyor. İzine basarak adım adım takip etmek… Tilavet buradan geliyor. Ayetlerin böyle üzerinde durarak, tabir yerindeyse üzerine basa basa, ayetler üzerinde ağır ağır düşünerek okumak tilaveti ifade ediyor. Saff Suresine bakacak olursak; “Oku, düşün, ayetlerden anla, yaşa ve paylaş”… Bunu; “daha çok oku, düşün, anla, yaşa” diye formüle edenler olabilir. “Yaşa”manın bir tarafı açık, ama yine içe dönük bir tarafının olduğu kanaatindeyim. “Oku, düşün, ondan sonra anla” bunların hepsi kısmen pasif eylemlerdir. Ondan sonra “yaşa”… Aktiviteye geçiyor, burada da kalmıyor başkasıyla “paylaş”acaksın. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) öyle buyuruyor: “Belliğun velav kane ayeten”… Bir tek ayet bile olsa sürekli paylaşacaksın. Yani “kıraatün meyyitetün” ölü okuma veya “kıraatün hayyetün” diri/canlı okuma… “Ölü okuma” dediğimiz şey; manada yoğunlaşmadan, manasını düşünmeden, aksiyona dönüştürmeye gayret etmeden, ürettiklerini, anladıklarını diğer insanlarla herhangi bir şekilde paylaşmadan Kur’an-ı Kerim okuma dediğimiz şey; “ölü okuma”dır. Belki daha iyi anlaşılır diye iki örnek verelim:

Bunlardan bir tanesi Ümmü Eymen annemizle ilgilidir. Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde, Ümmü Eymen annemizi teselli edelim diye ziyarete geliyorlar. “Galiba siz beni Peygamberimizin vefatından dolayı teselli ediyorsunuz. Ben Peygamberimizin vefat edeceğini zaten biliyordum, bu kadar idrakim var, benim esas üzüldüğüm şey; Allah, Peygamber(s.a.v.)’in vefatıyla beraber bizimle canlı iletişimi kesti, ben bundan dolayı üzülüyorum.” diyor. Yani Kur’an Kerim, Allah’la kul arasındaki bir iletişimdir ve Allah’ın, kulun hayatına bir müdahalesidir. Diğer bir örnek ise Muhammed İkbal ile ilgili. “ Babam her sabah namazından sonra gelir, kapıyı açar ve bana “ne yapıyorsun?” derdi. Ben de “Baba, Kur’an okuyorum.” derdim. Tam bir yıl bana bu soruyu sormaya devam etti. Sabah namazından sonra, ben de bir yıl aynı cevabı verdim. Bir gün dedi ki, “Evladım, Kur’an-ı Kerim kendine nazil oluyormuşçasına bir bilinçle oku.” Demek ki burada Ümmü Eymen hadisesinde olduğu gibi Cenab-ı Allah ile bir konuşma var. Hatta bizim klasik fıkıh kitaplarımızdaki yemin bahsin- de; “bir insan Kur’an-ı Kerim okurken veya okuduğu için “Vallahi ben Allah ile konuştum.” diyecek olursa ve burada da Kur’an-ı Kerim kastedilirse, bundan dolayı yemininden bir sorumluluk olmaz. Evet… Cenab-ı Allah ile konuşmak böyle bir şey.

Ama “İdeal okuma bu değil” diyerek, kimsenin elinden Kur’an Kerim’i alma hakkımız da yoktur.

Kesinlikle… Şimdi buradan şunu söylemek gerekir; kişi dil bilmiyor, esbab-ı nüzul bilmiyor, kelimelere, sanatlara vakıf değil, tefsir kitabı okumamış, hiçbir ayetin manasını da bilmiyor. Elindeki Kur’an Kerim’i alıp, onu kendi haline bırakmak diye bir şey yok. Peygamberimiz(s.a.v.); “Kur’an-ı Kerim’i okuduğumuz zaman, okunan her harften dolayı on sevap verildiğini müjdeliyor. “Elif bir harftir, lam bir harftir, mim bir harftir” buyuruyor ve “bundan dolayı otuz sevap alacağımızı” müjdeliyor. Diğer taraftan, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in Kur’an okumakla ilgili bir ön hazırlığı var. Allah ile konuşmak dedik ya… Evvela temiz olmak gerekir, Rasulullah bu ön hazırlığı yapıyor. Peygamberimiz(s.a.v.) ağzını misvaklamadan Kur’an-ı Kerim okumuyor. “Müslüman –özellikle seherlerde- Kur’an-ı Kerim okumaya başladığı zaman, bir melek ağzını ağzına dayar ve ondan her dediğini alır.” cümlesi çok önemli. Ağız temizliğine özellikle dikkat ediliyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Kur’an-ı Kerim okuması noktasında, Ümmü Seleme annemizin söylediği cümle çok ilginç: “Rasulullah Kur’an-ı Kerim okurken, ağzından çıkan harfleri sayabilirdiniz”… Bakın kelimeleri değil, harfleri diyor… O kadar ağır okuyor ki ve arkasından azap ayeti geldiğinde; duruyor, ağlıyor, Allah’a yalvarıyor. Rahmet ayeti geldiği zaman ellerini açıyor, Cenab-ı Allah’tan kendisi ve müminler için aynı şeyleri istiyor. Peygamber Efendimiz(s.a.v.); günde bir hatim yapan Abdullah bin Amr (r.a)’ı ziyaret etmiş ve “Kaç günde Kur’an-ı Kerim’i okuyorsun?” demiştir. “Günlük” cevabını alınca, “15 günde bir oku, 10 günde bir oku, haftada bir oku, 3 günde bir oku” buyurduğunda Abdullah bin Amr; “Ya Rasulullah 3 gün de geç olur” dediğinde, “Hayır, üç günden kısa süre içerisinde Kur’an-ı Kerim okuyacak olursan bir şey anlamazsın” buyuruyor. Demek ki Kur’an-ı Kerim; iletişim, şuur ve arkasındaki Kur’an metnini anlamak, hissedilenleri düşünmek, yaşamak, yani “Kıraatün hayyetün” dediğimiz diri okumayla ilgili kısımdan bunlar kastedilmiştir. Çünkü ibadet yaşayarak olur. “Namaz kılınız” ayetini okumakla, namaz kılınmış olunmaz, uygulama gerekir, “faiz yemeyin” ayetini okumakla, faizden kaçınılmış olunmaz, onunla ilgili şartları yerine getirmek gerekir, haramdan kaçınmak gerekir, “zekât verin” ayetini okumakla, zekât verilmez, zekâtı siz verirseniz ibadeti yapmış olursunuz. Furkan Suresinin 30. Ayetinde kovulmuş anlamına gelen “mahcura” ifadesi geçer. İnsan Kur’an-ı Kerim’i sadece kıraat ediyor ama ayetleri hayatına katmıyorsa, hayatının genişlik alanında ayetlere göre bir anlam vermiyorsa, Kur’an-ı Kerim’i hayattan kovma var, mahcur etme var.

Peygamber-Sahabe-Kur’an-Ramazan ilişkisine değinebilir miyiz biraz da?

Kur’an-ı Kerim’de, “Sizden öncekilere farz kılındığı gibi…” buyruluyor. Hz. Adem (a.s.)’dan size gelinceye kadar farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Genel kaynakların birçoğunda, Peygamber (s.a.v.)’in, henüz Mekke’de iken, Medine’ye hicret etmeden evvel, Muharrem ayı içinde Müslümanlarla beraber, o dönemin Arapları tarafından da bilinen “Aşura Orucu” rivayet edilirken; diğer bazı rivayetlerde, Peygamber (s.a.v.)’in, her ayın içinde üçer günlük oruçlar tuttuğu belirtiliyor.

Amaç nedir? İnsanların oruç vasıtasıyla takva sahibi olması. Birçok hikmetlerden dolayı, Mekke dönemi içerisinde farz kılınmamış Müslümanlara. Medine’ye hicret ediliyor, bir İslam toplumu oluşturuluyor. Hicretten yaklaşık olarak bir buçuk sene sonra, Bedir savaşı öncesinde, Müslümanlara oruç farz kılınıyor. Peygamber Efendimiz(s.a.v.), Medine’de sekiz yıl kadar oruç tutuyor. Yani sekiz Ramazan-ı Şerif geçiriyor Medine’de. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve arkadaşlarının Ramazan-ı Şerif’i nasıl geçirdikleri, gün içinde yaptıklarına, Hazreti Ömer(r.a.) başta olmak üzere diğer sahabenin anlattıklarına bakacak olursak; Kur’an ve Sünnetle hemhal olan bu insanların çok standart bir hayatları vardı. Bu standartlık durağanlık anlamında değil, Kur’an’dan, Sünnet-i Seniyyeden kopuk, arada önemli bir gün olduğu zaman ibadetleri yığan bir anlayış değil. Hani bizim kültürümüzde şöyle bir ifade vardır: “Her geceyi Kadir bil, her gördüğünü Hızır bil”… O dönem Müslümanları, adeta her geceyi Kadir bilinciyle, her ayı Ramazan bilinciyle değerlendirmişler ve gün içindeki bütün zamanı çok değerli geçirmişlerdir. İbadetleri sadece belli bir ay içinde yoğunlaştırmak değil, belli bir gecede ibadet yapmak değil… Peygamber Efendimiz(s.a.v.) arkadaşlarına ayrı ayrı bilgiler veriyor; yatmadan önce şu hizipleri okuyun, sabah namazında şunları okuyun, şu kadar süre içinde hatim indirin… Yani onları Kur’an-ı Kerim ile iç içe getirmiştir. Hepsinin hayatında Kur’an-ı Kerim yoğunluğu söz konusu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bazen bir rekatta; Bakara Suresi, Al-i İmran Suresi, Nisa Suresi, Maide Suresi’ni okurdu. Dikkat edilirse Ramazan Ayı’na has bir yığılma yok. Yalnız burada şöyle bir fetvaya değinmek gerekir:

Ebu Hanife (r.a.)’den bir görüş var. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kur’an-ı Kerim’i, Cebrail (a.s.)’a iki defa arz etmiştir. Buradan çıkış yaparak, bir Müslüman’ın, yılda iki defa hatmetmesi gerekir. Bu hatim Ramazan Ayı’na has değil, yıl içerisinde olacaktır. Diğer taraftan, Peygamberimiz (s.a.v.); Cebrail (a.s.)’a Kur’an-ı Kerim’i Ramazan’da arz etmiştir. O halde ben de en az iki defa hatmedeyim şeklinde bir düşünce olursa güzel bir şeydir, buna da katılmak gerekir.

Teravih ve İtikaf hakkında neler söylersiniz?

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatında teravih var. Çünkü Teravih’de daha çok Kur’an-ı Kerim okunuyor. İlk yıllarda buna çok fazla bir teveccüh olunca, vacip olur düşüncesiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) birkaç günden sonra katılmamıştır. Ama Peygamber (s.a.v.), bir defa yapınca, bu artık sünnet olmuştur. Hz Ömer (r.a.)’in “Bu ne güzel bid’attir.” demesini, “Belli süre ara verilmişti, ne güzel bir yenilik oldu.” şeklinde yorumlamak gerekir. Hz Ömer (r.a.), teravih hususunda erkekler ve kadınlar için iki ayrı imam tayin etmiştir. Mesela erkekler için teravih imamı olarak Ubey bin Kâb (r.a.)’ı tayin etmiştir. Yani Hazreti Ömer (r.a.)’in hilafet dönemi ve teravihler cemaatle 20 rekat kılınıyor. Demek ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den alınan uygulama ile sürekli bir Kur’an-ı Kerim tilaveti var. Efendimiz (s.a.v.)’in Ramazan-ı Şerif içinde yaptığı müekked sünnet vardır: İtikaf. Peygamber (s.a.v.), oruç farz kılındıktan sonra, her Ramazan’da on gün itikafa girmiştir. İtikaf dediğimiz şey, bir insanın kendisini büyük bir mescide hapsetmek suretiyle, orada sadece Kur’an Kerim’le, ilimle, tefekkürle, zikirle meşgul olması demektir. İtikâf başka zaman dilimlerinde de yapılır ama sünnet olan Ramazan-ı Şerif’in son on günü yapılmasıdır. Neden? Çünkü Ramazan-ı Şerif içinde “Bin aydan hayırlı Kadir Gecesi”nden bahsediliyor. Hadis-i Şerif ise Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son 10 gününde aranması belirtiliyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu gecenin tam gününe dair önce “söyleyeceğim” ama daha sonra “unutturuldu” buyurmasında da hikmetler vardır. Ebu Hanife (r.a.)’e göre; son on gününde değil, yılın herhangi bir gecesinde aranması söz konusudur. Yani 365 gün Kadir Gecesi’ni arayacağız. İtikaf’ı bir beldede yapan insanların mutlaka olması lazım. Yapılmadığı takdirde müekked bir sünnet terk edilmiş olur. Bu durumda Peygamber (s.a.v.)’in dostluğundan, yakınlığından, özellikle de uhrevi yakınlığından mahrum olunur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in derin bir tefekkür hayatı olduğuna dikkat etmek gerekiyor. Efendimiz (s.a.v.) ömrünün son döneminde itikafı, Ramazan’ın son 20 günü yapmıştır. Ashab da, -o kadar bağlılar ki- Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i model olarak kabul ediyorlar. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yaptıklarının, sahabe için bağlayıcılığı söz konusudur. İtikafta kaldıkları süre içinde; daha çok Kur’an Kerim tilavetiyle, daha çok tefekkürle, daha çok ilmi müzakerelerle, daha çok tezekkürle meşgul oluyorlar

Bu istifadesi bol söyleşi için çok teşekkür ederiz

Ben teşekkür ederim.
Namaz Vakitleri
Şehir :