Makaleler > Siyer
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Medine Devrinde Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem’in Vefatında Sehl ibn-i Sa’d es-Sa’dî’den mervidir ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-: - “Yâ Ebâ Bekir, ben makâmınızda, mihrabda sebât ediniz diye emretmiş iken niçin sebât etmediniz de geri çekildiniz?” buyurmuştu da buna karşın Ebû Bekir Sıddîk dahi: - “Yâ Rasûlallah! Ebû Kuhafezâde’ye yakışıyor mu ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-‘e namazda tekaddüm etsin?” diye i’tizâr eyledi. Özr-i mezkûr, nezd-i risâletpenâhîde makbûl oldu ki, takrir ve sükût buyurdular. Sonra Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- cemâate hitâben: - “Bana ne oldu, niçin ben sizin çokça el çırptığınızı gördüm? Her kim ki namazın içinde kendisine bir şey ârız olup işâret vermeğe mecbur kalırsa o kimse “Sübhânellah” desin. Zîrâ Sübhânellah denildikte nazar-ı dikkati celb ile ana iltifat olunur.”1 buyurdu. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz irtihâlinden dört gün evvel Müslümanları ihtilâftan korumak üzere bir şey yazdırmak isteyerek kalem, kâğıt istemişti. İb...
» Devamı için tıklayınız ...
Fedâke Ebî Ve Ümmî ve Nefsî Yâ Rasûlallâh (Sav)
Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim, Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim. (A. Ulvi KURUCU) Peygamberler Allah tarafından insanların kurtuluşu için gönderilen kimselerdir. Bütün peygamberler insanlar kurtulsun diye gayret etmişlerdir. Bu vazîfeyi yaparken her türlü fedâkârlığı yapmışlar ve her türlü zorluğa göğüs germişlerdir. Öldürülmüş, sürülmüş, işkence görmüş, hakâretlere mâruz kalmışlar ama onların ortak bir derdi olmuş: İnsanlar nasıl kurtulacak?!. Evet tek dertleri bu olmuş. Kelimenin tam anlamıyla söylemek gerekirse her bir peygamber kendisini insanların kurtuluşuna adamış birer “fedâî”dir. Menfaatleri için uğraşmamışlar, kendileri için birşey istememişler. “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfâtım ancak Allâh’a âittir.” (Hûd, 29.) demişler. Peygamber Efendimiz (sav) de kendisinden önceki diğer peygamberler gibi insanlar kurtulsun diye çalışmış, gayret sarfetmiştir. Ama bir farkla ki O rahmet elçisi bütün insanlara “Teslim olun...
» Devamı için tıklayınız ...
Sünnetin Rehberliğine Başvurmadan İslâm’a Ulaşılmaz
Müslümanca yaşamın gündelik hayâta geçirilmesi, etkinliklerimizin gündelik hayatta Müslümanca bir karşılık bulması husûsunda başat yol gösterici Allâh Resûlü’nün (sav) uygulamalarıdır. Allâh Resûlü’nün uygulamasını rehber olarak kabûl etmeden Kur’ân’ın öngördüğü ilkelerin hayâta nasıl aktarılması gerektiği husûsunda başka hiçbir kaynak, başka hiçbir yol gösterici bulmamız söz konusu olmasa gerek. Büyük İslâm yorumcularının hâlen yol gösterici olarak kabûl görüyor olması, onların Kur’ân-ı Kerîm yanında bilhassa Sünnete dâir yorumlarının öne çıkmış olmasıyla açıklanabilir. Onlar son tahlilde reylerini bu yönde rehber ittihâz ettikleri Sünnete dayandırmak sûretiyle oluşturuyor. Salt kendi kafalarının kendilerine telkin ettiği keyfî kanaatlere dayanarak değil… Resûlullâh’ın Sünnetinin belli bir parçasını oluşturan Hadîs-i Şerifler dünyâsında minicik bir gezinti bile bize şu husûsu telkin etmede yeterli olabiliyor: Bu Hadîs-i Şeriflerden her biri bir diğeriyle interaktif bir ilişki içinde b...
» Devamı için tıklayınız ...
İslâm Kardeşliği Versus Irkçılık
“Tüm mü’minler kardeştir, o halde her ne zaman araları açılırsa kardeşlerinizin arasını düzeltin...” (Hucurât, 10) 20. yy’ın sonlarına doğru dünyanın küreselleşme yolunda ilerlediği söylendi. Küreselleşme, Avrupa’nın evrensel site ülküsünün yeni koşullara uyarlanmasının sonucu olarak ortaya çıktı. Küreselleşme, Evrensel Sitenin temel ülküsü olan, 1789 Fransız Devrimi’nden tevarüs edilen eşitlik, özgürlük, kardeşlik ilkelerinin demokrasi, liberal ekonomi, insan hakları ilkeleriyle değiştirilmesi sonucu elde edilmiştir. Emperyalizm döneminde Avrupa’nın sömürgeci ülkeleri sömürgeleştirdiği ülkelere bu ilkeleri paravan olarak kullanarak giriyordu. Bu ilkeler de “uygarlık” ana başlığı altında toplanıyordu. Ne var ki, Avrupa, sömürgelerine götürdüğünü söylediği ilkeler çerçevesinde inandırıcı olamamıştır. Kendini arî ırk olarak gören Avrupalı insan kara derililere veya sarı derililere veya kızıl derililere ırkçı bir yaklaşımla tepeden bakıyor; onlara uygarlık getirdiğini, dolayısıyla onların...
» Devamı için tıklayınız ...
Dünyevileşme ve Kimlik Kaybı
Bir defasında kimliğin tanımı sadedinde şu belirlemeyi yapmıştık: “Bir kimseyi başka biri değil de kendisi yapan özelliklerin bütününe o kimsenin kimliği diyebiliriz.” (Düşünsel Duruş’ta “Müslümanın Düşünsel Özelliği ve Kimlik Sorunu” başlıklı yazı, İz Y. İst.). Bir kimse, yalnızca fizik özellikleriyle değil, ondan daha fazla onun moral (mânevî) özellikleriyle de belirlenir. Belki ilkin onun dış görünüşü dikkate alınır. Hele de polisiye konularda kişinin eşkâlinin belirlenmesi birincil öncelik taşır. Eşkâli belirlenirken giyim kuşamı da belirtilir. Kişinin üzerinde mont bulunması, gözlük takmış olması, şapkası bu tür belirlemelerde dikkate alınır. Böylece eşkâlin belirlenmesinde geçici ve kalıcı işaretlerin tümü sıralamada göz önünde tutulur. Bir kimsenin kimliğini belirlemede beden ölçüleri kadar, içinde yer aldığı kültürel özellikleri de hesaba katılır. Boyunun uzunluğu, teninin ve saçının rengi, tarama biçimi, yaşı, kilosu, ne kadar hızlı koştuğu gibi özelliklerinin yanı sıra o kims...
» Devamı için tıklayınız ...
Hadis-i Şerif Karşısında Şükür ile Nankörlük Sarkacındaki İnsan
Ebu Hureyre (ra) Peygamber (sav)’den işittiğini şöyle aktarıyor: “İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. Ala tenli: ‘Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların beni çirkin gördüğü ve iğrendiği şu halin benden giderilmesidir.’ dedi. Melek onu sıvazladı ve alaca tenlilik ondan gitti, rengi güzelleşti. Melek ona: ‘Hangi malı daha çok seviyorsun?’ dedi. Alaca tenli adam da: ‘Deve yahut sığırdır’ dedi. Allah ona gebe bir deve verdi. Melek: ‘Allah sana bu deveyi bereketli kılsın’ diye duâ etti. Melek sonra kel olan adama gelerek: ‘En çok ne isterdin?’ dedi. Kel de: ‘Güzel bir saç ve insanların benden uzaklaştıkları şu kelliğin benden giderilmesidir.’ dedi. Melek de onu sıvazladı, kelliği yok oldu, kendisine gür ve güzel bir saç verildi. Melek sordu: ‘En çok hangi malı seversin?’ Adam da: ‘İnek’ dedi. Allah tarafından ona gebe bir i...
» Devamı için tıklayınız ...
İnsan İlişkileri ve İletişiminde Hz. Muhammed (sav)
Allah Resûlü (sav), her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçakgönüllü idi. Aslâ sert, katı kalpli, kavgacı, hayâsız, kusur bulucu ve kıskanç değildi…(1) ŞEMÂİL HADİSLERİ Sevgili Peygamberimiz’in (sav) ahlâkî özellikleri ve yaradılış güzellikleri ile ilgili hadisleri konu alan ve “Şemâil” adı verilen eserler, Allah Resûlü’nü daha yakından tanıma, gözümüzün önünde canlandırma, O’nu model alma ve O’nun ideal hayat ölçülerini hayatımıza yansıtma konusunda bize yardımcı olmaktadır. İlk Şemâil kitabı, İmam Tirmizî’nin “eş-Şemâilü’l-Muhammediyye” adlı değerli eserdir. (2) Şemâil hadisleri konusunda Ümmü Ma’bed, Enes b. Malik, Bera b. Âzib, Cabir b. Abdillah, Cabir b. Semüra (r. anhüm) gibi sahabîler yanında bilhassa O’nu daha yakından tanıyan Ehl-i Beytinin, Hz. Ali (ra) ve Peygamberimiz’in sevgili torunlarının rivâyet ve tespitleri çok anlamlıdır. Bu makâlede bu konudaki bir hadisi açıklayarak “İnsan İlişkileri ve İletişimde Peygamberimiz’in Örnek Kişiliği”ni ele almaya çalışalım. Peygamb...
» Devamı için tıklayınız ...
Affetmekle Emrolunan Peygamber Hz. Muhammed(sav)
Peygamberler, kendilerini bu yüce vazife ile insanlara gönderen Allah Teâlâ’nın ilahi gözetimi altında görevlerini ifa ederler. Vahiy bağıyla onlar hatalara düşmekten ve yanlış davranışlarda bulunmaktan alıkonulurlar. Yine onlar, nasıl hareket edecekleri konusunda da vahiy yoluyla bilgilendirilirler. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) Efendimiz de, Kur’ân-ı Kerim aracılığıyla bahsi edilen hususlarda bilgilendirilmiştir. Allah Teâlâ tarafından ona yapılan telkinler, aynı zamanda bütün mü’minler için çağlar üstü bir özellik taşır; ve kıyamete kadar tazeliğini korur. Sözü şu ayet-i kerime’ye getirmek istiyorum: “Ey Habibim! Sen affa sarıl, iyi ve güzel olan şeyleri insanlara emret ve cahillerden de yüz çevir.” (A’râf, 199) Bu ayet, Peygamberimizin şahsında aynı zamanda, tüm mü’minlere, günlük işlerinde, farklı zaman ve zeminlerde affetme yolunu tercih etmelerini tavsiye eder. Öfkeli anında nefsine hâkim olarak kendini tutan ve ardından affetme yolunu tercih eden kişiler de başka bir ayette ...
» Devamı için tıklayınız ...
Peygamberimiz ve Gençler
İnsanoğlunun hayatında önemli bir dönüm noktası olan ergenlik çağının, çocukluktan gençliğe geçiş döneminde yaşanmış olması, gençlik yıllarını ayrıca önemli hâle getirmektedir. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, ümmetinin elini hiç bırakmadığı için gençlik çağındaki mü’minler de O’nun ilgisine mahzar oldular asırlar önce… Şimdi de günümüzde her bir genç ümmeti için, O’nun yol gösterici, ümit bahşeden sözleri ve tavsiyeleri yolumuzu aydınlatıp duruyor. Yeter ki, yaşanmış olaylara ibret nazarıyla bakıp, anlatılanları can kulağıyla dinleyelim. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (sav), toplumu içinde gençleri en iyi anlayan, onlara verilmesi gereken değerin en mükemmelini sunan bir yaklaşım tarzına sahipti dersek, mübalağa etmiş olmayız. Kıymetli okuyucum, Hayatının her safhasında “mü’minler için en güzel örnek” olma özelliğine sahip bulunan Peygamberimizin gençlik yılları da gençlere örnek güzelliklerle doludur. Ahlâksızlığın ve kötülüklerin kol gezdiği bir toplumda yaşamış olmasına rağmen, Rabbimiz...
» Devamı için tıklayınız ...
Asr-ı Saadet’te Bayram Heyecanı
Yüce dinimizde, asırlardır kutlana gelen Ramazan ve Kurban adında iki bayramımız vardır. Asr-ı Saadet’te bu bayramlar Iydül-Fıtr ve Iydül-Adhâ isimleriyle, hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Kurban Bayramı namazı ve Kurban kesilmesi de yine bu yıldan itibaren yerine getirilmiştir. Bu yazımızda, Asr-ı Saadet’te Kurban Bayramının nasıl kutlandığını, Tarih, Siyer ve Hadis kaynaklarına dayanarak aktarmaya çalışacağız. AREFE GÜNÜ ve BAYRAM GECESİNİN FAZİLETLERİ Kıymetli okuyucum. Kurban Bayramı’nın kutlandığı günler, aynı zamanda hicri 9. yıldan itibaren farz kılınan Hac ibadetinin ifa edildiği günlere denk gelmektedir. Hadis-i Şerif’lerde “Günlerin en faziletlisi” olarak bildirilen ve “Duâların en faziletlisi Arefe günü yapılan duâdır” tavsiyesinde bulunulan Arefe günü ise -bilindiği üzere- Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Bu günün sabahından itibaren bayramın 4. günü ikindi namazına kadar, 23 vakitte farz namazlardan sonra tekbir okunur. Bu tekbirlere Teşrik tekb...
» Devamı için tıklayınız ...
Asr-ı Saadet’te Çocuk Eğitimi
ASR-I SAADET: İnsanlık tarihinde son peygamberle birlikte yaşanılan mutluluk çağı... Asr-ı Saadet: Hz. Muhammed (sav)’in gerek yaşadığı dönemde ashabına ve gerekse sonradan gelecek ümmetlerine her yönüyle örnek teşkil edecek uygulamalarına sahne olan devir... Asr-ı Saadet: Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin her konuda olduğu gibi, çocuk eğitimi gibi önemli bir alanda tavsiye ve tatbikatını bağrında taşıyan huzur ve sürur yılları... Aslında oldukça geniş bir konu olan çocuk eğitimini, Asr-ı Saadet’le sınırlayarak ele almayı düşündüğümüz bu yazımızda belki sadece yüzeysel olarak o dönemin şartlarından ve bu şartlar çerçevesinde bize sunulan örneklerden ve tavsiyelerden bahsetmiş olacağız. “MEDİNE’DE ÇOCUKLARLA İLK KARŞILAŞMA...” 622 yılında, Resûl-i Ekrem (sav) ve Hz.Ebû Bekir (ra), günler sonra Seniyyetü’l-Vedâ tepelerinde Medineli Müslümanlara kavuştuklarında karşılamaya gelenler içinde kızlı-erkekli, en güzel elbiselerini giyinmiş, ellerindeki defleri büyük bir coşkuyla çalarak bir mutlu...
» Devamı için tıklayınız ...
Bedir Savaşına Doğru
Hz. Peygamber aleyhisselamın hayatında kâfirlerle karşılaştığı ilk savaş, ilk yer olan Bedir’deyiz. Hicretin 2. yılı Ramazan ayının 17’sinde cereyan etmiş, Kur’ân-ı Kerim’in unutulmasın diye zikrettiği, zor günlerin ardından gelen, mü’minlerin o parıldayan yüzlerininin ölümsüzleştirildiği bir savaştır Bedir. Zayıfın güçlüye üstün olduğu yerdir Bedir. Her zaman mü’minlerin kalbinde bir ilham kaynağı olarak dursun diye, Rabbimizin haber verdiği mekândır Bedir. Göklerden, semalardan meleklerin indiği, yakınındaki tepelere üç bin meleğin peş peşe biner biner bölükler halinde indiği yerdir Bedir’dir. Kuyularıyla ve sakladığı hatıralarıyla bize, önden yürüyenlerden nice hatıralar anlatır. Bedir savaşına nasıl gelindi? Önce bunu arz edelim. Ebu Süfyan Şam tarafına ticarete gitmişti. Şam civarından ticaretten yüklü bir kervanla dönerken, Şam ticaret yolu Medinelilerin daha yakınında olduğu için Peygamber Efendimizin keşif kuvvetleri kolaylıkla bunları fark edebiliyordu. Efendimizin bu kervanı ...
» Devamı için tıklayınız ...
Komşuluk İlişkilerinde Peygambirimizden Tavsiyeler
Aziz okuyucum, Peygamberler, insanları hidayete ulaştırmak, bilmediklerini öğretmek, doğrulara yöneltmek ve yanlışlardan uzaklaştırmak için gönderilen rehberlerdir. Bu anlamda her peygamber, yaşadığı toplumda insanlarla başarılı ilişkiler kuran ve beşeri münasebetleri bulunan kişidir.Hatta onları birer Halkla İlişkiler mütehassısı olarak da kabul edebiliriz. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) Efendimizin de risalet zincirinin son halkası olması yönüyle bu özelliklere sahip olması tabiidir.Bizler, Sevgili Peygamberimizin “Âlemlere rahmet” özeliği ile nasıl bir merhamet ve sevgi pınarı olduğunu, “En güzel kul” özelliği ile ibadet hayatında ne denli farklı bir kulluk hayatı yaşadığını biliyoruz. Yine O’nun (sav), ailesi içinde her bakımdan örnek teşkil edecek, evlat, akraba, eş, baba ve dede olarak da bize verdiği eşsiz örneklerden haberdarız. Bu yazımızda sizlere Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin, toplumun hemen her kesimini kucaklayan beşerî münasebetlerinde, komşuluk ilişkilerine dair tavs...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebubekir' in Efendimize (s.a.v.) Duyduğu Sevgi
Hazret-i Ebubekir’in fedakârlığı, malını mülkünü feda etmek, Allah Resulü’nün uğruna her şeyini ortaya koymak, hicrette O’nunla (sav) yürümek sadece bunlar değildi. Hazret-i Ebubekir’in içi başka manevî güzelliklerle doluydu; mesela Kur’ân-ı Kerim okuyuşu. Zilzal Suresi geldiğinde Hazret-i Ebubekir saatlerce ağlamış, bu sureyi baştan sona okuyamamıştı. Sanki kendi döneminde bir büyük deprem olacak, kıyamet kopacakmış gibi düşünmüş ve ağlamıştı. Ebubekir Efendimizin Kur’ân-ı Kerim okuması çok meşhurdu. Bir gün Habeşistan’a hicrete niyet edince, İbn-i Dugunne elinden tuttu ve dedi ki: “Senin gibi birisi Mekke’den giderse Mekke’nin prestiji sarsılır. Ebubekirler gitmemeli, Müslüman da olsanız Mekke’de kalmalısınız.” Zira, ticarî açıdan önemli bir simaydı Hazret-i Ebubekir. İbn-i Dugunne Mekkelilere geldi, onların anladığı dilden, para dilinden konuştu: “Siz deli misiniz? Bunca büyük sermayenin sahibini elinizden kaçırıyorsunuz.” dedi. Müşrikler Hazret-i Ebubekir’in sermayesinin hatırına, ...
» Devamı için tıklayınız ...
Sahabe Kardeşliği Nasıl Yaşadı?
Tarihin manevî açıdan en güzel dönemi, iman, ahlâk ve kulluğun en güzel örneklerinin sergilendiği altın nesil dönemidir. “En hayırlı ümmet” gibi en güzel vasfa sahip bu örnek nesil, asra “saadet asrı” denilmesine sebep olacak imanî, Rabbanî, ahlâkî, ulvî, insanî faziletlerle bütün nesiller için ideal bir toplum modeli olmuştur. Bu seçkin nesil, Allah Resûlünün rehberliğinde Mekke’li muhacirlerle Medineli Ensar’ın öncülüğünde İslâm medeniyetinin temelini atmış, yeryüzüne manevî değerleri yaymayı en büyük görev olarak telakkî etmiştir. EFENDİMİZİN KARDEŞLERİYİZ Saadet Asrı Müslümanları iman ve takva yanında, sevgi ve kardeşlik, ülfet ve muhabbet, şefkat ve rahmet, emanet ve adalet gibi ulvî değerlerin öncülüğünü ve bayraktarlığını yapmışlardır. İman ehlini can kardeşi, kan kardeşi gibi kendisine son derece yakın görme anlayışı Kur’ânî ve Nebevî bir anlayıştır. Peygamberimiz (sav), İslâm’a davetin ilk gününden itibaren İslâm’a gönül verenleri kardeş kabul etmiş; ırk, renk, kabile ayrımını...
» Devamı için tıklayınız ...
Bir de Baktım ki Rumeysa
Ebu Talha,Ümmü Süleym (Rumeysa) Hz. Peygamber devri… Ebu Talha henüz Müslüman olmamış idi. Ümmü Süleym’e (Rumeysa) evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi: — Doğrusu ben de sana hevesliyim. Senin gibisi kaçırılmaz. Lakin sen kâfir bir adamsın, bense Müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz. Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma cereyan etti. Ebu Talha: — Sana ne oldu Rumeysa? — Ne olmuş bana? — Sarı ve kırmızıdan ne haber? — Ben altın ve gümüş aramıyorum. Sen bir adamsınki işitmeyen, görmeyen, sana hiç faydası dokunmayan şeylere tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği yerden biten odun parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen Müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim. — Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa? — Resulullah (s.a.) telkin eder, ona git. Ebu Talha, Hz. Peygamber’in bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Resulullah, ashabı ile oturuyorken: “Ebû Talha, İ...
» Devamı için tıklayınız ...
«12»
Namaz Vakitleri
Şehir :