Makaleler > Tasavvuf
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Belâ ve Musîbetlere Sabır
Mevlâm’dan geliyor bizlere dertler Sabredersen kuzum, sevâbın katlar Peygamberi nasıl yemişti kurtlar Hazreti Eyyûb’a olanı düşün Kıymetli kardeşlerim! ‘Men arafe’ (Nefsini bilen Rabbini bilir)1 hadîsinin sırrına mazhar olanlara O’ndan gelen her cefâ, gül bahçesinde gül koklamak gibidir. Allah belâyı, mihneti, sıkıntıyı sevdiği kullarına verir. Bugüne kadar bu hep böyle oldu, böyle de olacak. Menkîbe kitaplarımızda Râbiatü’l-Adeviyye annemizin bir menkîbesi vardır. Naklederler ki, Râbia annemiz bir defa yedi gün yedi gece üst üste oruç tuttu ve de uyumadı. Yâni tam yedi gün; gündüz sâim, gece kâim oldu. Sekizinci gece, açlık belini bükünce nefsi feryâdı bastı: ‘Ey Râbia, bana neden bu kadar zahmet çektiriyorsun?’ Tam bu esnâda kapı çalındı. Komşulardan biri, bir çanak aş getirdi. Râbia çanağı aldı, bir tarafa koydu ve çırayı yakmaya gitti. Bu esnâda içeri giren bir kedi çanaktaki yemeği döküverdi. Râbia Sultan, bâri gideyim de su testisini getirip orucumu açayım diye düşündü. Testiyi a...
» Devamı için tıklayınız ...
Namazın Fazîletleri
Bihterîn-i ibâdât ve mu’teber-i tâât namazdır ki, sütûn-i dîndir. Müslim ile kâfirin meyânını müfârik, mübeyyindir. Beş vakit namazı cemâatle, cem’iyyetle ve ta’dîl-i erkân ile ve isbâğ-ı vudû’ ile müstahâb olan evkatta edâ eylemek lâzımdır. Hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: “Beş vakit namaz sizin birinizin dergâhında cereyân eden nehir gibidir ki, ondan her gün beş kerre gusledilse onda denes (kir) kalmaz.” Namaz, cemî mukarrebât-ı a’mâlin fevki olmuştur. Ol server-i Âlemiyân -aleyhi ve âlihi’s-salevâtü ve’t-teslîmât- Mi’râc gecesinde cennette müyesser olan devlet-i rü’yet, nüzûlden sonra o devletin neş’esine münâsib olanlara namazda müyesser olmuştur. Onun için buyurmuşlardır ki: “Namaz mü’minin mi’râcıdır.” ve “Kulun Rabbine en büyük yakınlığı namazda husûle gelir.” Ve onun kümmel-i tâbi’lerinin ol devletten bu neş’ede büyük nasibleri vardır. Eğer namaz ile emir buyurulmasaydı çehre-i maksûddan nikâbı küşâde ve tâlib-i matlûba delâleti edâda kim kâim olurdu? Namaz vardır ki, lezzet-...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikrullâh ile Îman Kuvvetlenir
Kıymetli kardeşlerim! Cenâb-ı Mevlâ, Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor: ‘Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir; kendilerine O (cc)’nun âyetleri okunduğunda (bu, onların) îmanlarını artırır ve (onlar yalnız) Rabblerine tevekkül ederler.’ (Enfâl 8/2.) Hakk’a inananları göstermek için bu âyet-i celîle kâfî. Hakk’a inanan kim, inanmayan kim, besbelli oluyor. Hakk’a inananlar Mevlâ’yı, berâber veya gizli bir şekilde, seher vaktinde hâcet kapıları ardına kadar açık olduğunda ‘Allah! Allah!’ diyerek, boyunlarını bükerek, gözlerinden yaşlar dökerek zikrederlerse, Arş-ı Âzam’ın gölgesinin altında gölgelenecek yedi sınıftan biri olmaya hak kazanırlar. Onun için Mevlâmızı zikredelim, boynumuzu bükelim, acziyetimizi idrâk edelim. Allah korkusundan kalblerimiz ürpersin. Allah (cc) zikredildiğinde, Allah lafza-i celâl’i duyulduğunda Hakk’a inananlar hemen belli oluveriyor. Hâlik-ı zü’l-Celâl’in âyet-i kerîmeleri okunduğunda -hele bir de ehil birisi tarafından tefs...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
İlk iki “Oku” emri, Kur’ân değil, kırâat denilen fiile yaklaşmak için heceleme kabîlinden bir ihzâr ve teklîf idi. Üçüncü tazyikten sonra olan (Oku!) Cenâb-ı Hakk’ın emriyle, adı ile başlamıştır. Oku emri ilk nüzûlünde hem tekvînî bir mâhiyette Hazret-i Peygamber -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz’i okumaz, ümmî iken kudret-i İlâhî okur kılmıştır. Bir tefsîre nazaran ilk âyetlerin meâli: “Oku! Rabbının adıyla, Allah İsm-i Celîl’i ile başlayarak oku. İşte yaratmak denilen fiilin sâhibi olup kâinâtı yaratan ve seni yaratıp yetiştiren ve her işine mâlik bulunan Rabbin seni kudretiyle bir anda okur yaptı. Okunacak bir Kur’ân, bir Kitâb indirmeye başladı. Böyle ta’lîm olunduğu gibi O Rabbinin ismi ile başlayarak oku!” Pıhtılaşmış, katılaşmış kandan bir insan halk eden ve halk etmek kudret ve kuvvetinin sâhibi olan Rabbin hiç okumamış olanı da böyle okutur. Kalem ile yazıyı öğreten ve o vâsıta ile ilim belleten de O’dur. Yoksa bir kan pıhtısından yaratılmış olan insanlar ne kalem ...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikirle Geceleri İhyâ Eden Kalb
Kıymetli kardeşlerim! Ârifler ‘İnsan, âlem-i ekberdir’ demişlerdir, yani insan en büyük âlemdir. İnsanın bedenindeki kalb ise merkez-i umumîdir. Bir misalle bu meseleyi biraz izah etmeye çalışayım. Bir topluluğun karşısına konan büyük bir ayna düşünün, bu ayna binlerce insanı içinde çok rahat gösterebilir. O aynaya bakıldığında, karşısında on bin kişi de olsa hepsi onun içinde gibi görünür. Bütün ağaçlar, yer-gök, onlar da aynanın içinde yer bulurlar kendilerine. Nasıl ki ayna çok geniş bir alanı içine alıyor. İşte âlem-i ekber olanın insanın içindeki kalb de tıpkı bu ayna gibi âlemleri içine alacak denli bir büyüklüğe sahiptir. Sâmî Efendimiz (ks), ‘Kalpte, süveydâ-yı derûn noktası, göz bebeği gibi bir nokta bulunur’ buyurmuştur. O nokta Arş’ı, Kürsü’yü, Kalem’i, dünyayı, âhireti gösteren bir noktadır. Kardeşlerim, bizim kerâmete hiç meylimiz yok. Üstadımız (ks), bize bunu emretmedi. ‘Derslerinizi çekerken mânevî olarak bazı hallere erişirseniz, gözlerinizi açın. Şayet açmazsanız, ald...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
Hadîs-i Şerîf’te: “Erkek ve kadın her müslim için ulûm-i dîniyyesini taleb edip öğrenmek farzdır.” “Velev ki Çin’de dahî olsa ilmi taleb ediniz.” buyurulmuştur. Efendimiz (sav)’in bu hadîs-i şerîfte tahsîlini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zâhirî ilme tahsîs etmek de doğru değildir. Çünkü ma’rifetullâh’a ve havf-i İlâhîye mukârin olmayan ve dünyâdan zühdünü artırmayan ilim, ind-i İlâhî’de şâyân-ı kabûl bir ilim sayılmaz. Nitekim hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: “Bir kimse ilmini tezyîd eder de o kimsenin iktisâb eylediği ilim o kimsenin dünyâ muhabbetinden zühdünü tezyîd etmezse, o, Cenâb-ı Hakk’tan uzak kalmaktan başka birşey kazanamaz.” Hakk Teâlâ Hazretleri: “Halbuki size ilim verilmedi, ancak az birşey verildi.” (İsrâ, 85.) buyurmuştur. Sahâbeden birisi; “Yâ Rasûlallâh! Bu âyet-i celîlede siz de muhâtab mısınız?” diye suâl edince “Evet” buyurulmuştur. Cemî’ enbiyâ ve evliyânın ilmi, Hakk Celle ve A’lâ Hazretlerinin ilmine nisbetle bir nokta kadar bile değildir. Hadîs-i Şerîf; kavlî...
» Devamı için tıklayınız ...
Her Nefeste Hakk’ı Zikretmek
Kıymetli kardeşlerim! Kalb, hayâtımızı idâme ettiren bir organımızdır. Ancak benim size anlatmak istediğim kalb, o kalb değil. Kalbin üzerinde gönül var. Gönlün içinde süveydâ-yı derûn noktası var aynen gözbebeği gibi. Güzel sesler işittiğin zaman gözünden yaş gelir. Tesirli sözler duydun mu hislenirsin. Bunlar süveydâ-yı derundandır. Gönül dediğimiz Âlem-i Emir’dendir, Âlem-i Halk’tan değildir. Âlem-i Halk’tan olsaydı et parçası olurdu. Bu konuda Üstâzımız Sâmî Ramazanoğlu’ndan (ks) öğrendiklerimi sizlere nakledeyim. Böyle gaflet ile on bin defa ‘Allah Allah’ demek hiçbir şey ifâde etmez. Kalbini, dilini ve kulağını bir edeceksin. Zikrederken baktın ki gaflet hâli geldi, başladın boş yere ‘Allah Allah’ demeye, hemen kendini kontrol edeceksin. İllâ ki gönlüne dikkat edeceksin. Gönlünü, süveydâ-yı derûnu gözetirsen Allâh’ı (cc) unutmazsın. Kalbin üzerinde lafza-i celâl yazılıdır. Sürekli olarak Allâh’ı hatırlatacak bir nokta var orada. Kalb, ‘Allâh Allâh’ demeye başlar. Kalb zikreder, s...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
Bir kimse bir melikin hizmetine tâlib oldu. Melik de, “Git ilim ve edeb öğren ki, hizmetin sâlih olsun” dedi. O kimse de ilim tahsîline şurû’ eyledi ve ilmin zevkini, lezzetini tattı. Sonra Melik haber gönderdi ki: “İlmi terk etsin de artık gelsin, benim hizmetime ehil oldu.” İlim tahsîl eden kimse de dedi ki: “Beni senin hizmetine ehil görmediğin vakitte her ne kadar ben kendimi senin hizmetine ehil görmüş idiysem; şimdi sen beni kendi hizmetine ehil görüyorsun, lâkin ben nefsimi Allah Azze ve Celle Hazretleri’nin hizmetine devâma daha ziyâde ehil gördüm. Buna da sebep, evvelce cehâletimden dolayı zannediyordum ki kapı ancak senin kapındır. Fakat el’ân, şimdi bildim ki tahkîka kapı ancak Rabb-i Hakîkî olan, şerîki ve nazîri olmayan, Rabbü’l-erbâb, mün’im-i hakîkî Hâlık Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nin kapısıdır.” Böylece ilmi tahsîl ile hakîkî kapıyı fehm ü idrâk etmek saâdetine nâil oldu. İlim tahsîlinin senin üzerine suûbetli, meşakkatli olması, senin dünyâya fart-ı muhabbetinden nâ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hakk’ı Zikir ve Ölüm Tefekkürü
Kıymetli kardeşlerim! Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allâhu zü’l-Celâl Hazretleri şöyle buyuruyor: ‘Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak Bize döndürüleceksiniz.’ (Ankebût 29/57.) ‘Nerede olursanız olun, (hattâ) yüksek kalelerde bile olsanız, ölüm size yetişir.’ (Nisâ 4/78.) ‘Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin!’ (Ahzâb 33/41.) ‘Bilesiniz ki, kalpler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur.’ (Ra’d 13/28.) Bedenimizin hastalıkları olduğu gibi kalbimizin de hastalıkları vardır. Kalbî hastalıklar, Allâh’ı (cc) çokça zikir ve ölümü dâimâ tefekkür etmek sûretiyle şifâ bulur. Tarîkat-ı Âliyye’de ölüm tefekkürü, sâlikin âlî makâmlara yükselmesine vesîle olur. Ölüm tefekkürü; bizleri, daha bu dünyâda iken ‘ölmeden önce ölmenin’ sırrına vâkıf kılar. Dünyâ muhabbeti ile hastalanan kalbin şifâsı için âriflerin reçetesi, ölüm tefekkürüdür. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadîs-i şerîflerinde ‘Kalpten dünyâ muhabbetini sökücü ölümü çokça zikredin.’ (Tirmizi, Zühd 4; İbn Mace, Zühd 31.) buyur...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikredenleri Arayan Melekler
Kıymetli kardeşlerim! Hz. Ebû Hureyre (ra) rivâyet ediyor: Rasûlullah (sav) buyurdular ki: ‘Allâh’ın, yeryüzünde dolaşıp Kendisini zikredenleri araştıran melekleri vardır. O melekler, Allâhu Teâlâ’yı zikreden bir cemâate rastlarlarsa, birbirlerini ‘Aradığınıza gelin!’ diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semâsına kadar orayı doldururlar. Allah, -kullarının hallerini en iyi bilen olduğu halde- meleklerine sorar: – Kullarım ne diyorlar? – Seni tesbîh ediyorlar. Seni zikrediyorlar. – Onlar Beni gördüler mi? – Hayır, yâ Rabbi! – Peki ya görselerdi ne yaparlardı? – Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta’zim, çok daha fazla tesbihte bulunurlardı. – Kullarım Ben’den ne istiyorlar? – Sen’den, Cennet istiyorlar. – Onlar Cennet’i gördüler mi? – Hayır, ey Rabbimiz! – Ya görselerdi ne yaparlardı? – Eğer görselerdi, Cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi. – Neden istiâze edi...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikrin Hayırlısı Gizli Olanıdır
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm: Reddolunmuş, kovulmuş şeytânın şerrinden Sana sığınırız yâ Rabbi! Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ımızın ismi ile başlarız sözlerimize. Besmelenin on dokuz harfi var. Besmelenin hürmetine Allâhımız, on dokuz zebânînin azâbından besmele çekenleri kurtaracak. İşlediğimiz küçük günahları; kıldığımız namazlar, çektiğimiz besmeleler affettirecek -inşâallah-. Lâ İlâhe İllallâh: Allah’tan başka ilâh yoktur. Tevhîdin harfleri yirmi dörttür. Okuduğumuz tevhîd, yirmi dört saatte işlediğimiz günahları mahvedecek; ateşin, kalayın içinde bakırı erittiği gibi eritecek inşâallah. Tevhîdi okurken, lafzatullâhı tekrâr ederken dudaklarımız hiç birbirine değmiyor. Çünkü tevhîdin içinde noktalı harf yok. Arapça’da birçok noktalı harf var ancak tevhîdin harfleri içinde hiçbir noktalı harf yok. İçimizden söylediğimizde kimse Allâh’ı (cc) zikrettiğimizi bilmez. Dudaklar yapışmaz. Efendimiz (sav): ‘Zikrin hayırlısı gizli olanı, rızkın hayırlısı kifâyet edeni...
» Devamı için tıklayınız ...
Allah Dostlarından Tavsiyeler
Kıymetli kardeşlerim! Allah dostlarının en büyük tavsiyesi budur: ‘Size tavsiye ederim ki gizlide ve açıkta, yalnız başınıza iken de insanlar arasındayken de Allah’tan sakınıp takvâ sâhibi olunuz!’ Çünkü Allah (cc), Sem’, Basar, Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Kelâm, Tekvin sıfatlarının sâhibidir. O (cc), gecenin karanlığında kara taş üzerindeki kara karıncanın ayağının tıkırtısını bile duyar, görür, bilir. O karıncaya hareket kudretini veren de yine O’dur. Kişinin kalbinde gizlide ve açıkta Allah korkusu tahakkuk ettikten sonra, ona şu tavsiye edilir: ‘Az yemeyi, az söylemeyi, az uyumayı tavsiye ederim!’ Efendim, az yemek ne demek? Çok oruç tut demek. Az söyle ne demek? Çok zikret demek. Az uyumak ne demek? Çok gece namazı kıl demek. Gece namazının feyzi kalplerimize sinmeli ve gönüllerimizin yumuşamasına vesîle olmalıdır. Bu sâyede ne kadar merhametli, şefkatli, Raûf, Rahîm bir Rabb’in kulu ve yine aynı vasıfta bir peygamberin ümmeti olduğumuzu idrâk etmiş oluruz. Bilinen menkîbedir: Zât...
» Devamı için tıklayınız ...
Sadaka
Kıymetli kardeşlerim! Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: ‘Sırf Allah rızâsı için verilen bir sadaka, bir zekât; sâhibinin elinden çıktığı zaman, sâil eline almadan, Allah Teâlâ Hazretleri kudret eline alıp kabûl buyurur.’ Yâni o sadakayı alan ile veren arasında Allâh’ın eli var. Cismâniyetten münezzeh olan Rabbimiz, önce alıp kabûl buyuruyor. Yine Habîb-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde meâlen şöyle buyuruyorlar: Verilen sadaka şu sözleri sâhibine söyler: “Küçüktüm, büyüttün. Ben kıymet bakımından küçüktüm, beni feyiz ve bereketçe büyüttün. Hem dünyevî hem uhrevî olarak Allâh’ın fazlıyla bereketlendim. Düşman idim, dost ettin. Önce sana düşman idim. Çünkü zekâtı verilmeyen mal, âhirette yılan olup dilini sokacak. Ateşten çivi olup vücûduna çakılacak. Şimdi beni kendine dost ettin. Fânî idim, bâkî kıldın. Dünyâya sarf edilmekle fânî olacaktım, mahvolup gidecektim. Allah için vermekle beni bâkî kıldın. Seninle cennete berâber gireceğiz. Bir fakîre...
» Devamı için tıklayınız ...
Muhabbet-i Rasûlillah (sav)
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Âl-i İmrân sûresinin otuz birinci âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor: ‘Habîbim Ahmed, Resûlüm yâ Muhammed de ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’ Hadîs-i şerifte de buyurulur ki: ‘Bir defa bana salavât gönderene, Cenâb-ı Allah on defa rahmet eder.’[1] Tek bir salavât okuyacağız, Hâlik-ı Zül-Celâl on defa rahmet edecek. Niçin böyle? Peygamberimiz (sav) çok büyük olduğundan, Allah yanında çok sevgili olduğundan; Resûlullâh’ı (sav) memnûn edenlerden Allah da memnûn oluyor. Galip Efendi şöyle vasfediyor Peygamberimizi (sav): Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda, Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda, Gülbank-ı kudûmun çalınır arş-ı Hüdâ’da, Esmâ-ı şerîfin anılır arz u semâda, Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin Efendim, Hakk’tan bize Sultân-ı müeyyedsin Efendim Molla Câmî de: ‘Bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış gördüm. Gül bahçesinden Hz. Muham...
» Devamı için tıklayınız ...
Berekete Mazhar Olmuş Bir Ömür: Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (ks)
İnsanı yaratıp yeryüzünde halîfe1 kılan Allah Teâlâ, yaratılış gâyesine uygun bir ömür sürmesi için onu sorumlu tutmuştur. Ömrün müddeti kişiden kişiye kaderleri nisbetinde değişiklik arz edebilir. Ancak, insanın buluğ çağından son nefesine kadar geçirdiği süre ne kadar olursa olsun, Allâh’ın her türlü emir ve yasağına muhâtab olma süreci devâm eder. Ömrün uzunluk ya da kısalığından ziyâde, nasıl geçirildiği önemlidir. Çünkü hayâtın netîcesinde ebedî âlemin nasıl olacağı, ömrün nasıl geçirilmiş olmasıyla yakından ilgilidir. Bu bağlamda isyanla geçirilen uzun ömürdense ibâdet ve tâatte geçirilen kısa bir ömür aslında daha bereketli geçirilmiş demektir. Yapılan sâlih amellerin Allah Teâlâ tarafından bire on, bire yüz veya bire yedi yüz olarak mükâfatlandırıldığı2 göz önünde bulundurulacak olursa, kulluk şuuruyla geçirilmiş kısa bir ömrün, gafletle geçirilen uzun ömürden daha bereketli olduğu anlaşılacaktır. Yetmiş iki yıllık ömrünün her ânını îman, ibâdet ve ihsan bereketiyle geçirmeye ç...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet-i Muhammed ve Şefâatçileri
Günlerden bir gün, Rasûlullâh (sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- ile oturmakta idiler. Hepsi de Rasûlullâh’ın huzûrunda bulunuyorlardı. Rasûlullâh (sav) birden şiddetle ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ki, dayanılmaz. Bunu gören Hz. Ebû Bekir şöyle dedi: – Anam, babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Niçin ağlıyorsun? Rasûlullâh (sav) buyurdular ki: – Ümmetimin önünde uzun ve zor bir yol, omuzlarında ağır bir yük ve birçok da mâ’sıyetleri bulunmaktadır. Âhirette azâba girerlerse ben nasıl ağlamıyayım! Hz. Ebû Bekir bundan duygulanarak: – Yâ Rasûlallah! Sen gönlünü hoş tut! Allah bana izin verirse, -kıyâmet gününde ümmetinin âsîleri hakkında durum vahimleşirse- günahlarının taşınmasını hafifleştirmek için onların günahlarının yarısını yüklenirim. Rasûlullâh (sav), Ebû Bekir’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti. Sonra Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ömer’e teveccüh ederek şöyle buyurdu: – Yâ Ömer! Ebû Bekir ...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :