Makaleler > Tasavvuf
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Muhabbet-i Rasûlillah (sav)
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Âl-i İmrân sûresinin otuz birinci âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor: ‘Habîbim Ahmed, Resûlüm yâ Muhammed de ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’ Hadîs-i şerifte de buyurulur ki: ‘Bir defa bana salavât gönderene, Cenâb-ı Allah on defa rahmet eder.’[1] Tek bir salavât okuyacağız, Hâlik-ı Zül-Celâl on defa rahmet edecek. Niçin böyle? Peygamberimiz (sav) çok büyük olduğundan, Allah yanında çok sevgili olduğundan; Resûlullâh’ı (sav) memnûn edenlerden Allah da memnûn oluyor. Galip Efendi şöyle vasfediyor Peygamberimizi (sav): Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda, Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda, Gülbank-ı kudûmun çalınır arş-ı Hüdâ’da, Esmâ-ı şerîfin anılır arz u semâda, Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin Efendim, Hakk’tan bize Sultân-ı müeyyedsin Efendim Molla Câmî de: ‘Bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış gördüm. Gül bahçesinden Hz. Muham...
» Devamı için tıklayınız ...
Berekete Mazhar Olmuş Bir Ömür: Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (ks)
İnsanı yaratıp yeryüzünde halîfe1 kılan Allah Teâlâ, yaratılış gâyesine uygun bir ömür sürmesi için onu sorumlu tutmuştur. Ömrün müddeti kişiden kişiye kaderleri nisbetinde değişiklik arz edebilir. Ancak, insanın buluğ çağından son nefesine kadar geçirdiği süre ne kadar olursa olsun, Allâh’ın her türlü emir ve yasağına muhâtab olma süreci devâm eder. Ömrün uzunluk ya da kısalığından ziyâde, nasıl geçirildiği önemlidir. Çünkü hayâtın netîcesinde ebedî âlemin nasıl olacağı, ömrün nasıl geçirilmiş olmasıyla yakından ilgilidir. Bu bağlamda isyanla geçirilen uzun ömürdense ibâdet ve tâatte geçirilen kısa bir ömür aslında daha bereketli geçirilmiş demektir. Yapılan sâlih amellerin Allah Teâlâ tarafından bire on, bire yüz veya bire yedi yüz olarak mükâfatlandırıldığı2 göz önünde bulundurulacak olursa, kulluk şuuruyla geçirilmiş kısa bir ömrün, gafletle geçirilen uzun ömürden daha bereketli olduğu anlaşılacaktır. Yetmiş iki yıllık ömrünün her ânını îman, ibâdet ve ihsan bereketiyle geçirmeye ç...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet-i Muhammed ve Şefâatçileri
Günlerden bir gün, Rasûlullâh (sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- ile oturmakta idiler. Hepsi de Rasûlullâh’ın huzûrunda bulunuyorlardı. Rasûlullâh (sav) birden şiddetle ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ki, dayanılmaz. Bunu gören Hz. Ebû Bekir şöyle dedi: – Anam, babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Niçin ağlıyorsun? Rasûlullâh (sav) buyurdular ki: – Ümmetimin önünde uzun ve zor bir yol, omuzlarında ağır bir yük ve birçok da mâ’sıyetleri bulunmaktadır. Âhirette azâba girerlerse ben nasıl ağlamıyayım! Hz. Ebû Bekir bundan duygulanarak: – Yâ Rasûlallah! Sen gönlünü hoş tut! Allah bana izin verirse, -kıyâmet gününde ümmetinin âsîleri hakkında durum vahimleşirse- günahlarının taşınmasını hafifleştirmek için onların günahlarının yarısını yüklenirim. Rasûlullâh (sav), Ebû Bekir’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti. Sonra Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ömer’e teveccüh ederek şöyle buyurdu: – Yâ Ömer! Ebû Bekir ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’de Allah Sevgisi ve Rızâ
Hz. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- Allah ve Rasûlullah yolunda malını ve ıyâlini fedâ etmiş; ciğerpâresi kızını Rasûlullâh’a nikâhlamıştır. İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- anlatıyor: – “Biz Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyorduk. Hz. Ebû Bekir de orada idi ve yırtık bir abaya bürünmüştü. O sırada Cebrâil -aleyhisselâm- nâzil oldu. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e selâm verdi ve ona şöyle dedi: – Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir’i niçin yırtık bir abaya bürünmüş görüyorum? Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu: -Fetihten önce malını bana getirdi. Hz. Cebrâil -aleyhisselâm- Rasûlullâh’a şöyle dedi: – Ona Allâh’ın selâmını tebliğ et ve de ki; Allah Teâlâ sana şöyle buyuruyor: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den râzı mısın? Yoksa dargın mısın? Bunun üzerine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’e döndü ve buyurdu ki: – Yâ Ebâ Bekir! İşte Cibrîl, sana Allâh’ın selâmını söylüyor ve diyor ki: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den...
» Devamı için tıklayınız ...
Şerîat ve Tarîkat
Şerîatsız tarîk olmaz Câhil sofu dînin bilmez Belki câmiye de gelmez Bu kavimden kaçmak lâzım Kıymetli kardeşlerim! Sözü söylemek kolaydır. Fakat o sözde zikredilen vasıflara hakkıyla hâiz olmak ve o sözü yaşamak çok zordur. Beni dinlemek için bu mecliste toplanan cemâatin ayağının türâbıyım ben. Söylüyorum ama kendimde söylediklerim bulunuyor mu diye hep düşünüyorum. Televizyon ekranında seyreder gibi eski kusurlarımı seyrediyorum. Tâ âkil bâliğ olmazdan evvelki kusûrum Erciyes Dağı gibi gözüme görünüyor. Kendim iyi olmadan size nasıl öğüt veririm diye kendi kendime dertleniyorum. Bir defasında Sâmî Efendimiz’e bu hâlimi arz etmiştim. Efendimiz, ‘Hasan Efendi, sohbetlere devâm ediniz. Hâliniz iyi olmasa bile ihvânın gönüllerini yaptığınız için Allah sizi tefeyyüz ettirir.’ buyurdular. Doktor değilim. Hâzık tabîbin eczânesindeyim. Kim bir reçete getirirse o ilaçları veriyorum. Zamânında kullanın ölçüyü şaşırmayın da iyi olun, diye nasîhatte bulunuyorum. Kâmil bir mürşide bağlandınız mı...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halîfe Seçilmesi
Halîfe Olarak Yaptığı İlk İş Muhyiddîn-i Arâbi hazretlerinin “Muhâdaratü’l-Ebrar” ve “Müsâmerâtü’l-ahyâr” kitabında ve Hâmid-i İmâdi’nin “Dav’ul-Misbah fî tercemeti Seyyidinâ Ebi Ubeydeti’l-Cerrâh” nam kitabında yazıldığı üzere Hz. Ebû Bekir (ra) evvelâ Hz. Ömer Fârûk (ra) ile mahremâne müzâkere ve müşâvere ettikten sonra Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı (ra) çağırmış. Ebû Bekir ve Ömer birlikte otururken Ebû Ubeyde yanlarına girdikte Hz. Ebû Bekir Sıddîk ona hitaben: – “Yâ Ebâ Ubeyde! Senin nâsıyen ne metindir, yüzünde hayır nasıl âşikardır. Rasûlullâh’ın (sav) indinde gıpta olunacak bir mertebede idin. Bir yevm-i meşhûd’da yâni cemiyyet-i aleniye’de Rasûlullah (sav) senin hakkında: “Ebû Ubeyde bu ümmetin eminidir” buyurdu. Cenâb-ı Hakk nice defa seninle İslâm’ı aziz ve fesadı defetmiştir. Sen dâima dîne melce ve müminîne rûh ve ihvanına muıyn olagelmişindir. Seni bir iş için istedim ki, hali üzere bırakılırsa sonunda korkulur. Islahı vâcibtir. – Ey Cerrah oğlu! Bu yara senin meylin, rifk ...
» Devamı için tıklayınız ...
Îmânın Lezzetini Tadanlar
Kıymetli kardeşlerim! Mü’minler birbirine kenetlenen parçalardan meydana gelmiş bir binâ gibidirler. Mü’min, Allah için sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur. Mü’min, kardeşini çok, kendini az düşünür, buyuruyor Resûlullah Efendimiz (sav) ve devâm ediyor: ‘Allâh’a yemîn ederim ki îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil mü’min olamazsınız.’1 Cennete girmenin ilk şartı îmandır. Elektrik îcâd etseniz de; taksiler, arabalar, uçaklar yapsanız da; füzelerle gökyüzüne çıksanız da îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Size bir şey söyleye­lim mi, onu yaptığınız takdirde sevişirsiniz. Aranızda selâmı yayı­nız. Hediyeleşiniz, muhabbetleşirsiniz. Diğer taraftan Allah Teâlâ bir hadis-i kudsî’de şöyle buyuruyor: ‘Benim için ziyâretleşen, sevişen, birbirine ikramda bulunan­ları müjdele Habîbim! Benim için birbirine itimâd edip de dost olanlara benim de muhabbetim tahakkuk etmiştir.’ Onun için, kardeşlerimizi çoğaltalım, birbirimizle muhabbetle­şeli...
» Devamı için tıklayınız ...
Erkeğin Vazîfesi
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Nisâ sûresi on dokuzuncu âyet-i kerîmede şöyle buyuruyor: ‘Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanma-dıysanız bile, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur.’(Nisa, 4/19.) Âile yuvasının saâdeti için kocanın da hanımına karşı sorumlulukları vardır. Bunları maddeler hâlinde kısa kısa izah edelim: 1. Dînini öğretmek: Farz, vâcip, müstehap olan din işlerini belletip, bid’atlerden muhafaza eylemek. 2. Rıfk, hilm ve güzel ahlâkla muamele eylemek. 3. Eve girince selâm verip, hatırını hoş eylemek. 4. Ev işlerinde yardım eylemek. 5. Hanımının, çoluk çocuğunun yiyecek ve giyeceklerini ve ev ihtiyaçlarını temin etmek. 6. Ayıplarını kapatmak ve dünyâ işlerindeki kusurlarını bağışlamak. 7. Kötü huylarına sabretmek. 8. Öfkelendiği zaman sükût ile karşılamak, kadını büyük günaha yetirmemek. 9. Ailesine son derece muhabbet göstermek ve sevgisini izhâr etmek. 10. Ev işlerinde müşâvere etmek. Evde ekmeğimiz, yağımı...
» Devamı için tıklayınız ...
Salavât-ı Şerîfe
Gelip kaldırdı dumanı Kula öğretti îmânı Resûldür etme gümânı Salavâta devam lâzım Kıymetli kardeşlerim! Cuma günü hutbede okunan meşhur âyet-i kerîmede Rabbimizin biz kullarına emrü fermânı şöyledir: ‘Hiç şüphesiz Allah ve melekleri Nebiy-yi Zîşân’a çokça salât ederler. Sizler de O’na salavât getirin ve tam bir teslimiyetle O’na selâm verin.’1 Âyetin önemini daha iyi bellememize yardımcı olacak birkaç da hadîs-i şerif nakledeyim sizlere. Resûlullah (sav) buyurdular ki: ‘Kim bana bir kere salavât okursa, Allah da ona on salât okur ve on günâhını affeder ve onun mertebesini on derece yükseltir.’2 ‘Kıyâmet günü bana insanların en yakını bana en çok salavât okuyandır.’3 ‘Gerçek cimri adım anıldığı zaman bana salavât okumayandır.’4 ‘Kim bana salavât getirmeyi unutursa ona cennetin yolu unutturulur.’5 Allah demek, tevhîdi zikretmek, salavât-ı şerîfe getirmek, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîf okumak bizleri mâlâyânîden alıkoyan ‘Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halife Seçilmesi
Hz. Ebû Bekir riyâset-i İslâmiye’yi deruhte etmekle pek müşkil ve mühim vazîfeleri yüklenmiş oldu. Bir tarafta sahte nübüvvet iddiasında bulunan müddeîler türemiş, ve diğer tarafta mürtedler, zekât münkirleri zuhur etmişti. Hz. Âişe, babasının deruhte ettiği vazifenin ağırlığını şöyle tasvir ediyor: - “Babamın karşılaştığı buhranlar dağlar başına inse idi onlar erirdi.” Hz. Ebû Bekir’in buhrandan, tehlikelerden zerre kadar yılmadığını gösteren bir hâdise de; en muhataralı vaziyet içinde önce Resûl-i Ekrem —sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin, Zeyd bin Hârise’nin oğlu Üsâme’nin kumandası altında ihzâr buyurduğu ordunun Şam’a doğru azimetini emretmesidir. Bu ordunun Medine’de kalması için müracaat vuku bulmuş ise de Hz. Ebû Bekir -radıyallahu anh-: - “Arslanların gelip beni kapacağını bilsem yine Üsâme’yi bekletmem.” demiştir. Diğer taraftan bazı Ensar, Üsâme’nin genç olduğunu, ashabdan yaşlı bir kumandanın tayin olunmasını münasip gördüklerini Hz. Ömer’le Hz. Ebû Bekir’den istemişl...
» Devamı için tıklayınız ...
Sadaka
Kıymetli kardeşlerim! Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: ‘Sırf Allah rızası için verilen bir sadaka, bir zekât, sahibinin elinden çıktığı zaman, sâil eline almadan, Allah Teâlâ Hazretleri kudret eline alıp kabul buyurur.’ Yani o sadakayı alan ile veren arasında Allâh’ın eli var. Cismaniyetten münezzeh olan Rabbimiz, önce alıp kabul buyuruyor. Yine Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde mealen şöyle buyuruyorlar. Can kulağıyla dinleyelim: Verilen sadaka şu sözleri sahibine söyler: Küçüktüm, büyüttün. Ben kıymet bakımından küçüktüm, beni feyiz ve bereketçe büyüttün. Hem dünyevi hem uhrevi olarak Allâh’ın fazlıyla bereketlendim. Düşman idim, dost ettin. Önce sana düşman idim. Çünkü zekâtı verilmeyen mal, ahirette yılan olup dilini sokacak. Ateşten çivi olup vücuduna çakılacak. Şimdi beni kendine dost ettin. Fani idim, bâki kıldın. Dünyaya sarf edilmekle fani olacaktım, mahvolup gidecektim. Allah için vermekle beni bâki kıldın. Seninle cennete bera...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir'in Halife Seçilmesi
Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Ensar, Sa'd bin Ubâde’yi reis tayin etmek üzere “Sakıyfe”de toplanmışlardı. Hz. Ömer’i daha Resûl-i Ekrem’in (sav) hânesinde iken çağırmışlardı. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Ubeyde ile birlikte Sakıyfe’de içtimâ eden Ensar yanına vardılar. Hazrec kâbilesi, Sa’d bin Ubâde’yi tayin ile ona bey’at etmek istiyorlardı. Ensar hatibi: - “Biz İlâhi davanın yardımcıları Ensârız. Siz muhacirler bizim içimizde bir tâifesiniz. Bizi kökümüzden bir tarafa atmak, bizi bu işten bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz?” dedi. Hz. Ömer cevab vermek istediyse de Hz. Ebû Bekir geri çekti, kendisi merdâne metanetiyle ilerleyerek söze başladı: - “Ey Ensar! Siz kendi namınıza yâd ettiğiniz fezâili hâizsiniz. Fakat hakîkat şudur ki, Araplar Kureyş’in riyâseti ve hükümeti etrafında toplanırlar. Bu işi başkasına vermezler, size bir iki zattan birisini intihab etmenizi tavsiye ediyorum.” dedi. Bir eliyle Hz. Ömer’i diğer eliyle Hz. Ebû Ubeyde’yi tuttu, ikisini ileri sürdü ve...
» Devamı için tıklayınız ...
Kadir Gecesi
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, Kadir sûresinde buyuruyor: ‘Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana haber veren oldu mu? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Zira o gecede her iş hakkında birtakım emirler alarak Rablerinin izniyle melekler ve Cebrail yeryüzüne iner. O gece, ta güneşin doğuşuna kadar selâmettir.’ Bu gecede Rabbimizin rızası, hızlı yağan yağmurlar gibi akıyor, insanlığı cehalet karanlıklarından kurtaran Kur’ân'ımız bu gecede nazil oldu. Bin aydan hayırlı. Bin ayı hesap ettiniz mi? Tam seksen üç sene yapıyor. Kadir’imiz mübarek olsun. Cibril-i Emin ve melekler de âmin diyorlar. Şimdi yeryüzüne indiler, aramızdalar. Seslerini duyamıyoruz. Yalnız, Adana’da vaaz ederken, emekli bir cephe kumandanı: ‘Vallahi Hocam! Ben o gece meleklerin sesini duyuyordum’ dedi. Allâh’ın öyle kulağı açık kulları da var. Melekler, mü'minlerin namazlarını, teravihlerini, vaaz dinleyişlerini, zikirlerini seyretmeye gelir ve onl...
» Devamı için tıklayınız ...
Peygamberimizin İrtihalinde
Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizin (sav) cesed-i mübarekini gördükten sonra hücreden çıkarken kendini teessüre kaptırmadı. İslâmiyetin vücûda getirdiği inkılâbı yaşatmak ve yükseltmek ve vahdeti muhafaza etmek, islâmiyetin ilga eylediği câhiliyeti tekrar diriltmemek, İslâmiyetin nefhettiği hayatı idâme ve inkişâf ettirmek gayesinde idi. Hz. Ebû Bekir de bu işin tam ehli idi. Hz. Ebû Bekir’in ilk vazifesi cemaat-i müsliminin galeyânını teskin etmekdi. Bu sırada Hz. Ömer kılıcını sıyırmış, “Hz. Peygamber (sav) Efendimizin öldüğünü söyleyenlerin kellesini keseceğim, Resûl-i Ekrem’in (sav) ölmediğini, bayıldığını” ilân etmişti. Hücreden Hz. Ebû Bekir çıkarken Hz. Ömer hâlâ bunları söylüyordu. Hz. Ebû Bekir ona: “Sus!!!” dedi. O da sustu. Sonra kendisi konuşmaya başladı. Evvelâ Cenâb-ı Hakk'a hamdeyledi. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize salât ve selâm getirdi ve sonra şu kıymetli sözleri söyledi: - Ey nâs!.. Muhammed’e tapan bilsin ki, Muhammed (sav) ölmüştür. Hz. Allâh’a tapanlar i...
» Devamı için tıklayınız ...
İnsanlık Âleminin Mürşidi: Hz. Muhammed (sav)
Kıymetli kardeşlerim! Sizlere nebîlerin ser-tâcı, velîlerin rehberi Hz. Muhammed Mustafâ’dan (sav) söz etmek istiyorum. Âlem-i mânâda Allah Teâlâ, peygamberlerine teker teker şöyle sorar: - Sen kimsin yâ Âdem! - Ben Âdem safiyyullâh’ım. - Sen kimsin yâ İbrâhîm! - İbrâhîm halîlullâh’ım. - Sen kimsin yâ Mûsâ! - Mûsâ kelîmullâh’ım. - Sen kimsin yâ îsâ! - îsâ rûhullâh’ım. -Sen kimsin yâ Muhammed! - Ene fakîru’l-fukarâ (Ben fakirlerin fakîriyim). Bu cevâba binâen Mevlâmız buyururlar ki: - Sen kazananlardan oldun yâ Muhammed! Bütün peygamberlerin serdârı sensin! Muhammed Mustafa (sav), Rabbü’l-âlemînin biricik sevgilisidir. Cenâb-ı Mevlâ, sevdiklerini hep O’nun (sav) için seviyor; O’nun (sav) yüzü suyu hürmetine kullarına rahmetiyle muâmele ediyor. Âhirette de mü’minler O’nun (sav) şefâati ile Cennet’e girecekler, biiznillâhi Teâlâ. Rasûlullâh (sav), bütün vasıflarında tek ve eşsizdir. Diğer peygamberlerde de o vasıflar var elbette. Ancak bütün bu güzellikler en kâmil anlamıyla Peygamber Efe...
» Devamı için tıklayınız ...
Cemiyette Huzûrun Şartı
Kıymetli kardeşlerim! Madden ve mânen huzurlu bir cemiyet için gerekli şart fitneden kaçınmaktır. Âyet-i Kerîme’de Allah Teâlâ: “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara, 191.) buyurmaktadır. Rasûl-i Zîşan ise fitne hakkında şöyle buyurur: “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lânet etsin!” Fitne insanları sıkıntıya, belâya düşürmek, insanlar arasında ayrılık çıkartıp arabozuculuk yapmaktır. Kim fitneyi söz veya davranışla uyandırırsa Allah (cc) ona lânet etsin buyuruyor Peygamberimiz (sav). Şeytâna lânet okur gibi fitne çıkarana lânet okuyor Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Ekrem. Neden acaba? Çünkü fitne çıkaran fitnecilik yaparak cemiyetin huzûrunu bozuyor, din kardeşlerinin arasına giriyor, düşüncelerine fesad karıştırıyor. Fitneye sebebiyet verileceği anlaşıldığı zaman sükût etmek gerekir. Allah rızâsı için, fitneye sebebiyet vermeyelim, böyle durumlarda sükût edelim. Olgun olalım, olgun olalım, olgun olalım! Olgunluk ise ibâdet ü tâatle mümkündür. İnsan ibâdetle yaşar...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :