Makaleler > Bezm-i Has
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Kanâat
Kanâat, az ile yetinmektir. Ama biz sonsuzluğa tâlibiz. Bitmeyen tükenmeyen nîmet istiyoruz Rabbimizden. “Doğrusu senin için tükenmeyen bir mükâfât vardır.”1 “Fakat îmân edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. Ancak îmân edip dünyâ ve âhiret için yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır.”2 “Duâ ettiğinizde çok isteyin, çünkü vereceği hiçbir şey Allâh’a ağır gelmez.”3 buyurur Peygamberimiz (sav) Dünyevî nîmetlerde, Sevgili Peygamberimiz (sav): “Zikrin hayırlısı hafî [gizli] olanı, rızkın hayırlısı ise kâfî olanıdır.”4 buyurur. Bedenin gıdâsı sınırlı bu âlemde. “Âdemoğlu, karnından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak kadar birkaç lokma kişiye yeter. Mutlakâ (çok) yemek gerekiyorsa, (mîdenin) üçte birini yemeğe, üçte birini suya, diğer üçte birini de nefesi için ayırsın.”5 Öbür âlemde ise had ve sınır yoktur nîmetlerde. “Amel defteri sağından verilenler; ne mutlu o sağından verilenlere! (Onlar), dikensiz sidir ağaç...
» Devamı için tıklayınız ...
Âfiyet
Af ve âfiyet kelimeleri sözlükte şu mânâlara gelir: Af, yapılan bir hatâdan dolayı cezâlandırmamaktır. Âfiyet ise dinde fitnelerden selâmette olmaktır. Vücûdun hastalık ve sıkıntıdan güvende olmasıdır. Âfiyet, affı da içine alan kapsamlı bir kelimedir. Ulemâ-i kâmilin, sulehâ-i sâlihin, hakîkat ehillerinin dilinde âfiyet şu anlamlara gelir: Allah Teâlâ’nın rızâsı ve O’nunla temin edilen huzurdur. Cenâb-ı Hakk’ın ve kullarının hizmetinde bulunmaktır. Dilin Allah Teâlâ’nın zikriyle, yâdıyla ıslı olmasıdır. Varlığının Allah Teâlâ ile olmasıdır. Cenâb-ı Hakk’a âsî olmamaktır. Âfiyetin Ekmeli Her şeyde Allah Teâlâ’ya güven. Allah Teâlâ’dan gelene râzı olmak. İnsanların şerrinden çekinmek. Âfiyet, Âfiyeti Bile İstememektir Hz. Ebû Bekir (ra) minberde ayağa kalkmış ve ağlayarak insanlara şöyle hitâb etmişti: “Rasûlullâh (sav) hicretin ilk yılında minberde ayağa kalktı ve ağladıktan sonra şöyle buyurdu: Allâhü Teâlâ’dan af ve âfiyet isteyiniz. Çünkü hiçbir kimseye yakînden sonra âfiyetten daha...
» Devamı için tıklayınız ...
Kişi Arkadaşının Dîni (huyu) Üzeredir
Kokusu güzel olan bir toprak, bu güzel râyihayı gül ile hem-dem olmaya bağlar. Karbon atomu, bir maddeyle kömür diğer bir maddeyle altın olur. Kabuğu ince tadı hoş olan üzümün değeri, bölgenin havasıyla ilgilidir. Bir meyve dahi bulunduğu toprak ve hava ile tatlanır. “(Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz âyetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.”1 Mizâca bile tesir eder içinde bulunulan şartlar. Bir koyunu otlatanla bir devenin çobanı dahi karakter olarak birbirinden farklıdır. Koyun çobanı deve çobanına nispeten başı biraz daha eğik olduğu için mütevâzidir. Bal küpünden bal, sirke küpünden sirke sızar. Sâlihlerle olan sâlih, huysuzlarla olan huysuz olur.Sevgili Peygamberimiz (sav) “Kişi arkadaşının dîni (huyu) üzeredir.”2 buyurur. Gönülde yatan yüze sirâyet eder. Mü’minin tanımı, yüzündeki secde eseridir. “Onlar; yüzlerin...
» Devamı için tıklayınız ...
Müslüman Ol, Kurtul!
Her şeyde bir tartı ve ölçü vardır. Su biraz katı olsa damarlar zorlanır. Rüzgâr şiddetini artırsa kasırga olur. Güneş mesâfe olarak yaklaşıp uzaklaşsa, âlem yanar ve donar. Toprağın kimyâsı, katı sıvı ve gazın dengesi bozulsa nebâtat bitmez. Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) birçok zararların oluşmasına sebep olmuştur. Hayvanlarda organ problemleri oluşturduğu, mahsüllerde canlı hayâta zarar verdiği tesbît edilmiştir. “Öyle ya, her şeyi Yaratan, yarattığı şeyi bilmez mi? Elbette bilir! Çünkü O latîftir, her şeye nüfûz eden ilmiyle bütün gizlilikleri en ince ayrıntısıyla bilir, her şeyden haberdardır.” (Mülk, 14.) “O hâlde, ey insan; sen bir hanîf olarak, yâni her türlü bâtıl inanç ve ideolojiden uzaklaşıp bir tek Allah inancına sımsıkı bağlanarak, yüzünü dosdoğru bu dîne, Kur’ân’ın ortaya koyduğu bu mükemmel inanç sistemine çevir! Yâni, Allâh’ın insan bünyesine nakşetmiş olduğu o saf, temiz ve doğal yaratılış hâline! Unutma ki, toplumlar ve çağlar ne kadar değişirse değişsin, ...
» Devamı için tıklayınız ...
Şehâdet
İbni Ömerradıyallâhu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullahsallallâhu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in, Allâh’ın elçisi olduğuna şehâdet edinceye, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmam bana emrolundu.” Mukâtelede esas, yakmak yıkmak, aç susuz bırakmak, savunmasız insanları tâciz, sapan taşına karşı fosfor bombası ve hakîkî mermi kullanmak, hastaları taşıyan ambulansları ve tedâvî gören hastaların bulunduğu hastaneleri vurmak değildir. Her hususta örnek olan dînimiz, düşmana saldırıda şu esâsı uygulamak sûretiyle cihâna ders verir: “Haram ayın karşılığı haram aydır; saldırmazlık kurallarına riâyet karşılıklıdır. Şu halde kim size saldırırsa, onun saldırısının dengiyle siz de ona saldırın. Allâh’ın hükmüne saygılı olun ve bilin ki Allah kendisine saygılı olanların yanındadır.” (Bakara, 194.) Binlerce örnekten biri târihten: “105 yıl önce Çanakkale Savaşı’nda yaralı Anzak askerini kucaklayarak tedâvisinin yapılması için ...
» Devamı için tıklayınız ...
Bir Kab Hacmine Göre Alır
Alış-veriş merkezine giderken parasız pulsuz gidilmez. Mânevî alış-verişin bol olduğu üç aylara giriyoruz. “ Muhabbet harçlığı alsam O cânın dâiresin bulsam” buyurduğu gibi Üstâzımızın. Her an öyle değil mi? Cenâb-ı Hakk’ın nefhası, rûhânî nîmeti her zaman yayılır. Gönül kapısı açık olanlar istifâde eder. Esad-ı Erbilî Hazretleri, “mürşid-i kâmiller şarkdan doğan güneş gibidir. İnanç penceresi açık olanlar faydalanır.” buyurur. Tecellîlerin, rahmetin ve mağfiretin sağanak hâlinde yağdığı günler elbette farklıdır. Büyüklerimiz, “pazarımızı açtık, müşteri olan alsın” demiştir. Abdülkâdir Geylânî (ks) buyurur: “Hazînemizden kişi, kâbiliyetine göre alır. Meselâ namazdaki huzur, kalbin nûruna göredir. Nefs-i emmârede olanla, mutmainne seviyesinde olan aynı değildir.” Keşfi açık olan sâlik, gönüllere akan feyzi görünce, Pîr Efendimiz der, “herkes kabiliyetine, kabının hacmine göre alır.” Şah-ı Nakşbend Hazretlerine üstâzı şöyle seslenir: “Evlâdım seni mânen kandırmak için gönül memelerim kur...
» Devamı için tıklayınız ...
O Hz. Sâmî (ks)
Sâmî Efendi’yi anlatmak, onun şahsında evliyâdan bahsetmek, kişinin kendi vüs’atine anlayışına göredir. Allah Teâlâ’yı senâda Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz: “Ben, Seni hakkıyla senâ edemem! Sen, kendini senâ ettiğin gibisin!” buyurmuştur. Sâmî Efendi velâyette en yüksek pâyeye erişmiştir. İlim ve hâl ehli olmakla birlikte, makam olarak aktâbiyyet sırrına mazhardı. Hâfız-ı hakîkî olan Cenâb-ı Hakk’ın muhâfazası altındaydı. Ma’sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma, peygamberlerde bulunması vâcip olan sıfatlardan biridir. Velî ise mahfuzdur. Allah Teâlâ peygamberleri günah işlemekten koruduğu gibi (ismet), velî kullarını da günah işlemekte ısrâr etmekten korur. Velînin bu şekilde korunmasına hıfz, onu koruyan Allah Teâlâ’ya Hâfız, korunan velîye de mahfûz denir. (Tehânevî) “Allah Teâlâ sâlih kullarının işlerini üstlenir.” (A‘râf, 196.) meâlindeki âyetle, şeytânın Hakk’ın dostu olan kulları azdıramayacağını belirtir. “Ve onlar, kötü bir şey yaptıkları veya kendilerine zulmettik...
» Devamı için tıklayınız ...
Nefis Kışını Tâatle Bahar Eylemek
Meryem vâlidemize Cenâb-ı Hakk ikrâmını Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde beyân eder: “Bunun üzerine Rabbi onu iyi bir rızâ ile kabûl etti. Onu güzel bir nebat gibi büyüttü. Zekeriyyâ’yı da onu (bakmaya) me’mur etti. Zekeriyyâ ne zaman (kızın bulunduğu) mihrâba girdiyse onun yanında bir yiyecek buldu: «Meryem, bu sana nereden (geliyor?)» dedi. O da: «Bu, Allah tarafından. Şübhe yokdur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir.» dedi.” (Âl-i İmrân, 37.) Yaz gününde kış, kış gününde yaz meyvesi lütfeder. Nefis kışından, emmâre soğuğundan mutmainne bahârını ihsân eder Mevlâ (cc) kişi hevâ-i nefsden kurtulursa. Güçlü bir duygudur nefsânî arzular. “Gördün mü hevâsını ilâh edinip Allâh’ın bir ilim üzerinde saptırdığı ve kulağı ve kalbi üzerine mühür koyup görme gücünün üzerine de perde çektiği kimseyi? Artık, Allah’tan sonra onu kim hürriyete erdirir? Düşünüp hatırlamaz mısınız?” (el-Câsiye, 45/23) “Allah’tan bir hidâyet olmaksızın hevâsına uyandan daha dalâlette olan kim vardır?” (el-Kasas, ...
» Devamı için tıklayınız ...
Vakıf İnsan
İnsan Allah Teâlâ’ya adanmıştır. “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslîm olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” (Bakara, 156.) Âlemde ne varsa O’na âid. De ki: “Benim duâ ve yakarışlarım, namaz, zekât, oruç, hac ve kurban başta olmak üzere bütün ibâdetlerim, kısacası hayâtım ve ölümüm, yalnızca âlemlerin yegâne sâhibi, efendisi ve Rabb’i olan Allah içindir!” Sadece O’nun rızasını kazanmak için ve yalnızca O’na yönelerek duâ ve ibâdet ederim; ancak O’nun egemenlik ve otoritesine boyun eğerek yaşarım ve ancak O’nun uğrunda canımı veririm! (En’âm, 162-163.) Rabbimiz buyurur. “Her şey O’na âiddir.” Bütün Peygamberlere tercümân olur İbrâhîm aleyhisselâm teslîmiyette Allâh’a (cc). “O, dedi ki: Doğrusu ben, Rabbıma gidiyorum. O beni hidâyete erdirir.” (Saffat, 99.) Sohbetinde Üstâzımızın şu mübârek sözünü kaydetmiştim: “Suyu suya, toprağı toprağa, ateşi ateşe, havayı havaya, kendinizi de Allâh’a verin.” Katıksız inanç, riyâsız amelle zarîf bir müslüman ...
» Devamı için tıklayınız ...
Gerçek Hayat
Sonbahar, yaprakların sararıp döküldüğü, bağ ve bahçenin bozulduğu, ticârî olarak işlerin yoğun olduğu mevsimdir. İnsan hayâtının da güz mevsimi olgunluk çağıdır ve âhirete hazırlığın daha yoğunlaştığı bir devredir. Ya’kûb (as)’a Azrâil (as)’ın “rûhunu kabz için haber veririm” dediği vakittir. Son gelişinde “neden haber vermeden geldin?” deyince, “çok haber yolladım” der Azrâil (as). “Dişin döküldü, belin büküldü. Saçlarına düştü ak, güçten kuvvetten kaldın bak.” Hep bunlar bir tarafa, ecel ansızın gelir. Sıddîk-ı Âzam’ın söylediği sözdür bizim için geçerli olan. “Ölüm gelse ne yaparsın?” suâline, “aynı hâl üzere kalırım” der. Çünkü her vakit uyanık, emr-i İlâhî’ye muntazır. Hem zâhir hem de bâtında muhâsebe etmeli kişi kendini. Muhyiddîn-i Arabî (ks) zâhirî muhâsebenin ötesinde, bâtınî, gönlünden geçen duyguların da muhâsebesini yapar. Kalbde beliren duyguları işleme koyma azmi mesûl tutar insanı. “Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allâh’ındır. Eğer siz içinizdekini açıklar, yâh...
» Devamı için tıklayınız ...
İletişim Dili
İlk insan, ilk peygamber Âdem (as)’dan Efendimiz’e (sav) kadar Rabbimizle iletişim vahy-i İlâhî’dir. Altı bin altı yüz altmış altı âyât-ı İlâhî bu vesîle ile inmiştir. “Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” (Yûnus, 109.) Efendimiz (sav) Mi’râc hâdisesinde direkt Rabbimizle mükâleme nîmetine mazhar olmuştur. Kimseye nasîb olmayan ruh maal-cesed buluşmuştur. Süleyman Çelebi: “Ermedi evvel gelen bu devlete Kimse lâyık olmadı bu rif’ate” der. Vâris-i Enbiyâ’ya ilhâm olarak gelmiştir haber Rabbimizden. “Sonra da ona hem kötülüğü, hem (ondan) sakınmayı ilhâm edene ki,” (Şems, 8.) İletişim dili Peygamberlerde aleyhimüsselâm vahiy, evliyâullahda ilhamdır. Bugünkü teknolojide de aynıdır. Söz ve fiil İlâhî ölçüye, sünnet-i seniyye ve gerçek ulemâya, ilimde rüsuh sâhibi ehlüllâha uydukça makbûldür. “Mü’minin kalbi Allâh’ın (kudret) parmaklarından iki parmak arasındadır”buyurulur. Vedâ hutbesindeki “burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerim...
» Devamı için tıklayınız ...
Seyahat
Allâhımızın yüce kudretidir ancak gördüklerimiz. Ekseriyetle yolculuğumuz hava yoluyla olmaktaydı. Bu sefer doğuya husûsî arabayla gittik. Geçtiğimiz her yerde dağların, taşların, semâvât ve arzın o güzellikleri Rabbımızın yüce nîmetlerini; bütün mahlûkât, kuşların cıvıl cıvıl ötüşü hep Rabbımızın kudretini gösteriyordu. Bir yazı okumuştum, orada kötülükten isyandan iyiliğe dönen, ibâdet ve tâate dönen birisi şunu söylüyordu: “Ben artık günâha vedâ ettim, ibâdet ve tâate başladım. Öyle bir hâldeyim ki baktığım dağ ve taş, semâvât ve arz gözümü yaşla dolduruyor. Bu Rabb-i Zü’l-celâlimize dönüş ne büyük bir nîmetmiş ki bir karıncaya dahi baksam, herhangi bir mahlûku temâşâ etsem benim gönlüme ilâhî bir sevgi doluyor.” Bunun gibi, Rabbımızın lütuf ve keremi olarak, akan sulardan tutun öten kuşlara her şey insana bambaşka bir zevk veriyor. Tabiî bu zevk maddî olan bir zevk değildi. Bu rûhânî bir zevkti, mânevî bir zevkti. Çünkü eserden müessire geçilecek olursa, baktığımız eşyâda onu yarat...
» Devamı için tıklayınız ...
Mahlûkâta Şefkat
Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet halketmiştir. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak enginliğe sâhiptir. Bunlardan sâdece bir rahmeti yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu sayede şefkat gösterir. Yabânî hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirlerine merhamet ederler. Allah Teâlâ kıyâmette bu biri doksan dokuza katarak rahmetini yüze tamamlayacaktır.' (Müslim, Tevbe, 8/2753.) Rahmetten gaye, Allah'ın kâinatta yarattığı mahlûklarına ihsânıdır. Yeryüzünde varlıklar arasında gördüğümüz şefkat ve merhamet, Allah Teâlâ'nın sonsuz rahmetinin çok küçük bir parçasının eseridir. 'Eğer kâfir, Allâh'ın katındaki rahmeti kavrayabilse, aslâ cennetten ümidini kesmez' buyurur Efendimiz (sav). Bu dünyâda tek bir rahmetten hâsıl olan İslâm, Kur'ân, tâatler, gönülden gelen şefkat, merhamet gibi bin bir çeşit nimetler düşünüldüğünde, yüz rahmetin tecellî edeceği âhiret diyârındaki nîmet hesâb edilemez. 'De ki: Ey nefislerine karşı haksızlık yapmakta aşırı giden kulla...
» Devamı için tıklayınız ...
Kâinât Bir Âile
Herşey O’na âid olduğuna göre âlem birbirine hısımdır. Nehir, göl, deniz, baraj, kuyu; çorak, kireçli, minerallere göre değişen suların hepsi nîmettir. Sıcaklığı, buharlaşmayı artıran, kar erimelerine neden olan, kokuşmayı önleyen, aşılanmayı temin eden, bitkilerin olgunlaşma ve hasat süresini kısaltan rüzgârlar bir ihsandır. Isı, elektrik, mekanik, kimyâsal, nükleer, manyetik, kinetik ve potansiyel enerji hayâtın bir parçasıdır. Kırmızı toprak, orman, çöl, bozkır, kahverengi ve kara topraklar, farklılık arzetmekle birlikte doğanın bir güzelliğidir. Dağ, taş, akik, yeşim, yıldız, amazon, amber, mercan, bakır, yakut, zümrüt, safir, mermer, granit, alçı vs. bir süstür. Milyonlarca canlı çeşidi, kara ve sudaki hayvanlar, havada uçan mahlûklar, çiftliklerde, ormanlarda yaşayan, bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok hayvanlar kıymettir. Canlıların ikinci grubunu oluşturan bitkiler, çam, köknar, ladin, kavak gibi ağaçlar, karada yetişen yosunlar, kamışlar, saksıdaki çiçeklerden tutun, damarsız, ...
» Devamı için tıklayınız ...
Doğa-Fıtrat Dengesi
“O´nun katında her şey bir ölçüye göredir.” (Ra’d, 8.) “Gerçekten Biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (Kamer, 49.) “Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’âm, 59.) “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’âm, 38.) Bu âyet-i celîlelerde her şeyin bir denge, düzen ve intizam içinde olduğu, hem de Kitâb-ı Kerîm’de hayatta olabilecek herşey îzah buyurulmuştur. Semâvât ve arzın muhteşem bir kudretin eseri olduğu beyân edilmiştir. “O ki, birbiri ile âhenkdâr yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allâh’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” (Mülk, 3.) Semâvât ve arzı ve içindekileri insanoğlunun hizmetine kulluk için veren Hâlik-ı Lemyezel, insanı madden ve mânen mükemmel yaratmıştır. “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 4.) Mükemmeliyeti aklında ve rûhundadır. Maddesi îtibâriyle de, rızkının temizliği ve endâmının düzgünlüğündedir. Herşeyi yerli yerince yaratan Rabbimiz kâina...
» Devamı için tıklayınız ...
Gâlibiyet Îmandadır
Altı Gün Savaşı, diğer adlarıyla 1967 Arap-İsrail Savaşı, Üçüncü Arap-İsrail Savaşı, Altı Günün Savaşı veya Haziran Savaşı, 5 Haziran 1967 Pazartesi, İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaş. Korkuya kapılan halka, İsrailyöneticileri şu târihî sözü söyler:“Müslümanların sabah namazına iştirâkine bakın. Eğer Cuma namazındaki kalabalığı görürseniz korkun.” Nusret, Yardım Dayanışmadadır Başarı mü’minlerintesânüdü, ibâdeti,evradveezkârıylaorantılıdır. Bu gerçeğiMevlâmız(cc) şu şekilde haber verirKitâb-ı Kerîm’inde: “Toptan Allâh’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allâh’ın size olan nîmetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nîmeti sâyesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece âyetlerini açıklar.” (Âl-i İmrân 3/103) “Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah’tan sakının ki siz...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :