Makaleler > Eğitim
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Sapkın Bir Tavır: Eğitimin Tersyüz Edilmiş Hali
İnsanların farklı görüşlerde olmasını yadırgayanlar az sayıda olmasa gerek. Aslında aralarında görüş ayrılığının bulunması, onların tam da diriliğine, canlılığına, sağlıklı oluşlarına ve sağlıklı düşünme yolunda bulunduklarına delâlet etmelidir. Ama durumu yadırgayanlar insanların tümünün aynı çarktan çıkmışçasına aynı görüş etrafında “yekvücut” olması gerektiğini öngörüyor. Oysa aynı temel ilkeleri paylaşan bir dînin sâlikleri bile farklı konularda farklı görüşe sâhip bulunabilir. Nitekim öyledir de. İslâm târihinde farklı görüşler çevresinde toplanmış insanlar her zaman var olagelmiştir. Durum böyleyken, günümüzde insanların tek bir görüş çevresinde “birleşmeleri gereği” üstünde duranlar oluyor. Aslında olmaması gereken ve sağlıksızlık işâreti olan husus, tam da budur! Aslında görüşlerin isâbetli olup olmaması o kadar önem taşımaz. İsâbetli olmasa bile, şâyet bir fikir silsilesi kendi içinde bir “görüş” (ictihâd) değeri taşıyorsa ona ödül vaad edilmiştir. O görüşte isâbet varsa ödül ...
» Devamı için tıklayınız ...
Mevlȃnȃ Diliyle Eğitime Duyulan İhtiyaç
Mevlânâ, hem kendi bakışlarını hem de Kur’ân tefekkürünün bakışını insana, özellikle yaşayan insana çevirmiştir. Mevlânâ, dînin kuru bilgi, şekil ve doktrin tarafından çok duygu, iç tecrübe ve aşk aktivitesi yönüyle kucaklaşmıştır. Hem o; îmânı, aşkı ve cezbesi bakımından sünnet-i Muhammediyye tâkipçisidir.3 Mevlânâ, üç yönlü bir eğitim-öğretim faaliyeti sürdürmekteydi: Medresede din ilimleri öğreticiliği, müridlerini mânen geliştirmek için zikir halkaları ve câmi kürsülerinden halka yaptığı vaazlar. Mevlânâ’nın eğiticiliği Şems’le buluşmasından sonra derinlik ve yoğunluk kazanır. Onun Şems ile olan ilişkisi, Hızır (as) ile Hz. Mûsâ’nın ilişkisine benzemektedir. Mevlânâ Şems’le buluşmasının sonunda öğretim kürsüsünü ve vaaz minberini terketti. Şems’in huzûrunda diz çöktü. Ona öğrenci oldu. Ondan aldığı feyizle öğrenciliğe devâm etti.4 İslâm düşüncesinin en önemli düşünürlerinden biri olan Mevlânâ, savunduğu fikir ve tezleri büyük bir titizlikle işlemekte ve dâimâ insan fıtratını hareke...
» Devamı için tıklayınız ...
Alîm Olan Allâh’ın Kuluna İlim Yolunda Olmak Yakışır!
Yüce Rabbimizin isimleri arasında el-Alîm, Âlimü’l Ğayb ve’ş-Şehâde, Allâmü’l-Ğuyûb gibi isimler vardır. el-Alîm, her şeyi ayrıntı ve incelikleriyle bilen, sonsuz ilim kaynağıdır. O’nun bu ismi âyetlerde 162 kere geçer. O, her şeyi bilendir, O’nun ilmi her şeyi kuşatmış ve her bilginin üstündedir. O’nun ilmi zaman ve şartlara göre değişmez. O’nun ilmi, kulların bilgisi gibi düşünerek ve çalışarak elde edilen bir ilim değildir. O, her şeyin önünü ve sonunu, her zaman ve tüm ayrıntılarıyla bilir. O, gizli açık, görünen görünmeyen her şeyi bilir. O’nun için bilinmez, meçhul olan yoktur. Gönüllerde olanı, insanların gizleyip saklamaya çalıştıkları şeyleri O bilir. Allâhü A’lem/Allah her şeyin iç yüzünü en iyi bilendir. Buna göre Yüce Mevlâ, ilmin kaynağıdır. O, her şeyi bütün yönleri ve ayrıntılarıyla bilir. Kullarının da bilgilenmesini ister. Elbette O’nun eşsiz ve sonsuz ilminden kullarının payına düşen çok az bir şeydir. De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bi...
» Devamı için tıklayınız ...
Dinde Kardeş Olmak
İslâm dîni kardeşliğe çok önem vermiştir. Bu öneme atfen kardeşlik anlamına gelen “uhuvvet” kelimesi ve türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de 96 âyette değişik biçimlerde kullanılmıştır. Ulemâ kardeşliğin tanımını şöyle yapmıştır: İki taraftan birinin doğumda ve sütte müşterek olmasıdır. Ayrıca kabîlede, dinde, sanatta, davranışlarda, sevgi ve benzeri konulardaki müştereklik için de aynı kelime kullanılmıştır.1 Kur’ân-ı Kerîm iki tür kardeşlik üzerinde durmuştur. Birincisi; soyda ve kabîlede kardeşliktir. Bütün insanlık Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın çocukları oldukları için soyda kardeştirler. Tevhid mücâdelesi veren bütün peygamberler; soylarına hakîkati hatırlatmak, yaratmada ve emretmede Allah Teâlâ’nın vahdâniyyetini öğretmek için gönderilmişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm bu peygamberlerle soyları arasındaki bağı “Kardeş” kelimesi ile ifâde etmiştir. Bu kelimeyi seçmekle Yüce Allah, dâveti yapan peygamberlerle soyları arasındaki yakınlığın duygusal boyutuna dikkat çektiği gibi; gönderilen peygamberlerin...
» Devamı için tıklayınız ...
İslamî Ölçülere Uygun Düğünler
Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Üç kişi vardır ki, onlara yardım etmek Allah’ın üzerine bir haktır. Bu üç kişi şunlardır: -Allah yolunda cihâda çıkan Mücahid -Hürriyete kavuşmak için belirli bir bedel ödemesi şart koşulan kişi (Mükâteb) -İffetli bir hayat yaşamayı arzu ederek evlenen kişi.”(1) DÜĞÜNLER, TAKVA VE İHLAS ÖLÇÜSÜDÜR Düğün, baba evinde onyedi yılı aşkın bir müddetle üzerine titrenerek titizlikle yetiştirilmiş taptaze bir gülfidanının yeni goncalar açması için bir başka bahçeye intikali münasebetiyle iki tarafın yaşadığı sevincin ve mutluluğun yakın akrabalar, samîmî dostlar, değerli arkadaşlar ve seçkin davetlilerle paylaşılması olayıdır. Yepyeni mutlu bir hayatın başlangıcı olan düğünlerimiz, gayet tabiî olarak İslâmî kişiliğin mânevî değerlerimizin, olduğumuz medeniyet anlayışının simgesi olmalı, haramla lekelenmemelidir. Kadının tesettür şekli; onu kimliğini, kişiliğini, hayat anlayışa, sosyal statüsünü, takvâ ve iffet anlayışını sergilediği gibi, düğünler de düğün sah...
» Devamı için tıklayınız ...
Dergâhı Gençlerin Sığınağı Oldu
Gençlerin Yahyalı Dergâhına rağbeti hep irdelenmiş ve üzerinde bir hayli olumlu kanaatler belirtilmiştir. Olumsuzluklar ise sadece belli çevrelerden gelmiştir. Bunun temeli ise ya dinsizlikti ya dengesizlik veya densizlikti. Yoksa aklı başında ve sağduyu sahibi olan birinden böyle şeylerin beklenmesi bile tahayyül edilemez. Umre ziyaretimiz esnasında Mekke-i Mükerreme’de merhum üstâdımızı rüyâmda görmüştüm. Baktım, gençlik hâli. Buna taaccü ettiğimin farkına vardı, “Oğlum gençleştim de geldim” buyurdular. Demek ki, âhirette hep genç olunacak ve hep genç kalınacak. İşte gençlik bize ilk önce âhireti hatırlatıyor. Zaten dünyada da bir insan en sıhhatli cevvâl ve verimli zamanı, en hoş ve güzel çağı, dikkat çeken ve rağbet edilen dönemi hep gençlik ânı oluyor. Gençlik bu anlamda hem bugün hem yarın demektir. Öyleyse geçmişi canlandıracak, bugünü ayakta tutacak ve yarını kuracak olan bu dönem çok önemlidir. Önemine binâen de insanlık gençliğe hep değer vermiş, veriyor ve verecektir de. Hem...
» Devamı için tıklayınız ...
Kardeşlik Duası
“Onlar, 'Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve çocuklar bağışla ve bizi müttakilere önder kıl' derler. (Furkan süresi ayet 74) Günümüz Müslümanlarının bu öğüte çok ihtiyacı vardır. Herkes kendi yaptığının iyi olduğunu zannediyor. Hâlbuki mihengimiz Kur'ân olmalıdır. Eşimiz ve çocuklarımız bizim gözlerimizin nuru olsun. Nasıl gözü­müzü tehlikelerden korursak eş ve çocuklarımızı da günahlardan koru­yalım. Yoksa yanarlar. İstikbalinin sınırı seksen yıl olmasın. Kabir ötesi için de çocuklarımızı hazırlayalım. Cennete layık hale getirelim. Allah’tan sakınan bir toplum meydana getirelim ve onlara önder olalım. Tarihte hiçbir zaman zalimlerin başına adil bir önder gelmemiş. Adil bir toplumda zalim bir önder gelmemiş. (Furkan sûresi ayet 18 ve Bakara 124) Emir ve yasaklara dikkat eden müttaki toplum, âhirette önderleriyle birlikte toplanırlar ve ebedi kalmak üzere Cennete koyulurlar. Bu kula kul olmayıp Rahman'a kul olmanın mükâfatıdır. Zaten Rabbimize kulluğumuzun dışında bizim değerl...
» Devamı için tıklayınız ...
İslâm' da Kardeşlik Ortak Paydası Ne Demek?
Bana öyle geliyor ki, biz Müslümanlar ne zaman kendimizi unutsak Allah bize bir uyarı göndermek suretiyle aklımızı başımıza devşirmemiz gerektiğini ferman ediyor. Bir Müslüman’ın kendini unutması ne demek oluyor? Bir Müslümanı Müslüman yapan hasletler her ne ise o hasletlerin unutulması veya dikkate alınmaması durumuna, ben kendini unutma diyorum. İslâm, onun ibadetlerinden ve hukukundan daha fazlasını içerir. İbadetlerini eksiksiz yerine getiren bir Müslüman acaba her zaman ideal bir Müslüman sayılır mı? Dahası, ibadetleriyle birlikte onun şeriatına da riayet hususunda hassasiyetini esirgemeyen bir Müslümana kâmil bir Müslüman dememiz mümkün müdür? Yoksa söz konusu ibadetler toplamının ve şeriat hükümlerinin birebir uygulanması bile iyi bir Müslüman olmaya yetmez mi dememiz gerekiyor? Fikrimi şöyle açıklamaya çalışayım. Kişi ibadetlerini eda etmekte kusursuz (öyle diyelim)... Artı, şeriatın buyruğu olan hükümlere riayet konusunda da sonuna kadar titizlik sahibi... Bu kişi söylenenden ...
» Devamı için tıklayınız ...
İbadet, Hava Gibi Bizi Sarmalı
“İbadet” deyince hemen aklımıza ‘Namaz, Oruç, Hac ve Zekâtın’ gelmesi iyidir ama yetersizdir. Kelime-i şahadetle beraber bunlar İslâm binasının ana direkleridir. Bina, dört duvar ve bir çatıdan meydana gelmez. Bunun sıvası, süslemesi, ihtiyaca göre donatılması, göz zevkimizi okşaması için görsel tarafına da ağırlık verilmesi gibi bu beş ana unsurun yürürken kibirlenmeden, kimseyi aşağılaman, dururken kimseye engel olmadan, konuşurken gönül kırmadan, selam verirken ayrım yapmadan, yediğinde haram, dediğinde yalan olmadan, seni gören herkesin güven duymasını sağlayarak bir hayat sürmeniz uykunuz dâhil her anınızın ibadet içinde olması demektir. İbadeti yalnız namaz kılıp oruç tutmakla ve şeyhin tarafından verilen zikirleri yerine getirmekle sınırlı tutanların ticarette, siyasette, komşuluk ilişkilerinde, sosyal hayatta kötülükler sergilemesi ve İslâm dışı yaşayanlarla bin konuda benzerlik arz ederken beş konuda Müslüman görülmesi hem “ibadet” kelimesini kirletiyor, hem toplumu kirletiyor...
» Devamı için tıklayınız ...
Kurban ve Kan
Kan, yemesi, içmesi haram veya mekruh olmakla birlikte, zatı itibariyle mukaddes ve mübarek, dirimsel bir sıvı, bir dokudur. Kanı, içinde yer aldığı bünyenin ırasını da belirleyen temel faktörlerdendir, diye kabul ediyorum. Kişinin nesebi onun kanının özelliği ile belirlenir. Kan ile ilgili sözler arasında kanı temiz veya kanı bozuk olma deyimleri, onun soyunun temizliği ile ilişkilidir. İmdi. Kimileri, kurban kesmenin, kurban bedelini sadaka olarak ödemek suretiyle yerine getirilebileceğinden bahsediyor. Gerekçe olarak da, tutulamayan oruçların yerine bu suretle bir kefaret ödemeyi misal gösteriyor. Aslında, burada iki husus karıştırılıyor. Oruç tutamamanın gerekçesi ile kurban kesememenin gerekçesi mahiyet itibariyle birbirinden farklıdır. Oruç, bedensel bir ibadettir, tutulamaması bedenin zafiyetiyle ilgili bir özellikten ileri gelir. Kurban ise, son tahlilde malî bir ibadettir ve yerine getirilememesi ancak malî yetersizlikle ilgili olabilir. Ve onu yerine getiremeyene bu bakımdan ...
» Devamı için tıklayınız ...
Dinin Direği Namaz
Namaz, Cennetin anahtarı (Nesai K. Işratün- Nisa 7/61), Gözlerin nuru (Müsned, Ahmed b. Hanbel, 3/340) Müslümanların can ve tenlerinin huzur bulup rahatlama yeri olan namaz (Ebu Davud K. Edep Hadis no:4985), dinin direğidir. Kötülüklerden alıkoyan namaz (K. Kerim Ankebut 45), inanmış gönüllerin tenleriyle yanyana geldiği, birbirine omuz verdiği, dirsek temasına geçtiği en değerli bir ibadettir. Mü’minlerin mi’racı olan namaz, günde beş defa halkın içinde Hak’la beraber olmak, ondan güç alarak halkın arasına selamla dönmek, Hakk’ın huzurunda halkla beraber olmaktır. Bir safta bizleri yan yana getiren namaz; yüzümüzü çevireceğimiz cephenin tek olduğunu, sırtımızı çevirecek tek cephenin küfür olduğunu, tatbiki olarak öğreten bir ibadetimizdir. Safları dağınık olanların gönüllerinin de dağınık olacağını haber verir Peygamber efendimiz (s.a.v) Yuvarlak bir dünyada Kâbe’ye günde beş defa yönelen Müslümanlar ay çiçeği gibi dizilirler. Mü’min için Rabbinden af dilerler. Kâfire de hidayet diler...
» Devamı için tıklayınız ...
Selamı Yaymak
Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinize sevgi ve saygınızın artacağı bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı ve selamlaşmayı yayınız.” (Müslim’den nakil, Riyâzü’s-Sâlihîn, 379 nolu Hadis). Bu Hadis-i Şerif’te şu unsurların ön aldığını görüyoruz: 1. İman etmedikçe cennete giremezsiniz 2. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız 3. Selamı ve selamlaşmayı yayınız;bu, birbirinize karşı olan sevgi ve saygıyı arttırır. Cennet, her Müslümana ufuk oluşturan İlahî müjdenin amilidir. Bir Müslümanın edimleri, onu cennete götürecek caddenin taşlarını döşemekten ibarettir desek yanılmış olmayız. İBADETLERLE BİRBİRİMİZE YÖNELECEĞİZ Allah Resulü ise bize her cümlesiyle bu caddenin taşlarının nasıl döşeneceğini öğretiyor. Her bir ibadet türünün kendine mahsus özelliklerinin her biri bizi cennete ulaş...
» Devamı için tıklayınız ...
Eğitimin Anlamı Bağlamında Din Eğitimi
Eğitim, bilginin, geleneğin ve alışkanlıkların nesilden nesile aktarılması olayıdır. Bu olay edilgen olmayıp bilakis etken bir işlemdir. Bu itibarla aktarılan bilgi, gelenek ve alışkanlık aynı zamanda yenilemeyi ve yenilenmeyi tazammun eder. Eğitim yalnızca edilgen yüzüyle geçerli olsaydı söz konusu bilgi, gelenek ve alışkanlığın aktarılması, başka bir söyleyişle onların öğretilmesi yeterli sayılabilirdi. Oysa eğitim etken bir faktörü içermektedir ve bu itibarla yalnızca öğrenimden ibaret kalan bir faaliyet değildir.Öğretilenlerin veya öğrenilenlerin öğrencide –ki, öğrenci kavramı yediden yetmişe veya beşikten mezara herkesi kapsar- içkinleştirilmesi sürecini de içine alır. Öyleyse eğitime bir kültürü meydana getiren tüm ögelerin bir nesilden ötekine aktarılması faaliyeti olarak bakabiliriz. KÜLTÜR NEDİR? Konu buraya gelince karşımıza “Kültür nedir?” sorusu çıkar. Kültürü insanın ihtiyacını karşılamak üzere ortaya çıkardığı her türlü el ve zihin ürünüdür diye tanımlamak mümkündür sanır...
» Devamı için tıklayınız ...
Çocuklara ve Gençlere İslâm’ı Nasıl Anlatmalıyız? (İslâm Bahçesi Benzetmesi)
A. GİRİŞ Bazı insanlar, özellikle gençlerden bir kısmı İslâm’ı bir bütün olarak kavrayamamaktan yakınmaktadırlar. Bu konuda, 1983-2010 yılları arasında derse gittiğimiz Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünde “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi ve Öğretim Yöntemleri” isimli dersi okuturken öğrencilerimizin çok sayıda ilginç sorularına muhatap olduk. Sorulardan biri de şöyle idi: - Hocam, ilk ve ortaöğretimde yıllarca Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi okuduk ama din / İslâm bir bütün olarak hâfızamızda yer etmedi. Bazen camide bir vaaz dinledik veya bir dinî sohbette bulunduk, hocalar hep güzel şeyler anlattılar ama her biri İslâm’ın bir yanını, bir yönünü dile getirmiş oldu. Çocukların ‘boz-yap’ oyunlarındaki gibi bölük-pörçük bilgiler hafızamızda var ama o parçaları bir bütün halinde birleştirmekte zorlanıyoruz. İslâm’ı bir bütün halinde hafızamıza yerleştirebilmemiz için bir anlatım yapar mısınız?.. Evet soru böyle idi… Zor bir soru idi. Bu zor soruya eskilerin d...
» Devamı için tıklayınız ...
Peygamber Efendimizin (sav) Medine’deki Eğitim Çalışmaları
Hz. Muhammed (sav) ilmini Allah’tan (cc) alan ve kendi devrindeki ve kendinden sonraki bütün zamanlara ve insanlara bu ilimle tebligât ve tedrisat yapan yegâne, eşi benzeri olmayan tek öğretmendir. Allah’ın(cc) O’na (sav) gönderdiği şu ilk ayetler; “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı alâktan yarattı. Oku Rabbin en cömert olandır. O kalemle öğretendir. O insana bilmediği şeyleri öğretti.” (Alâk,1-5) ve “O’na bunu çok kuvvetli olan öğretti.” (Necm-5) ve daha birçok ayet-i kerime O’nun (sav) bu özelliğini bütün insanlığa bildirmektedir. Bu güzide öğretmenin öğretisi de bir cümle ile, Allah’ın (cc) emir ve yasakları doğrultusunda insanı Allah’ın (cc) razı olacağı bir biçime sokma şeklinde ifade edilebilir. Bu öğretide iman; inanma, kabullenme boyutunu, islam; teslim olma, eyleme geçme, zahiri ibadetleri gerçekleştirme boyutunu, ihsan da; süsleme, manayı, ruhu, özü yakalama boyutunu oluşturmaktadır. Hz. Peygamber (sav) vahiyden önceki yaşantısıyla da bir örnek insan, bir rehber kişilikti...
» Devamı için tıklayınız ...
Süleyman Çelebi kimdir?
Süleyman Çelebi Bursa’da doğdu. Hakkında bilgiler kısa ve çelişkilidir. Bazı yazma nüshalarda yer alan, “Yiğitlik dahi geçti şöyle hoca/Erişti şastlık u oldu koca” beyti, müellifin 812’de (1409) nazmettiği Mevlid’i altmış yaşında iken kaleme aldığını gösterdiğinden onun doğum tarihini 752 (1351) olarak kabul etmek mümkündür. Süleyman Çelebi’nin, Ahmed Paşa’nın oğlu ve Orhan Gazi’nin silah arkadaşı olup Fusûsü’l–Hikem’e bir şerh yazan Şeyh Mahmud’un torunu olduğu, Orhan Gazi’nin bu zata İznik’te bir medrese yaptırmış bulunduğu şeklindeki kayıtlardan onun ilimle uğraşan kültürlü bir aileden geldiği anlaşılmakta, taşıdığı “Çelebi” unvanı da aynı zamanda ârif ve kâmil bir kimse olduğunu ortaya koymaktadır. Süleyman Çelebi’nin dinî ilimlere vukufunu eserinde işlediği konuları ayet ve hadislerle ustaca desteklemesi de göstermektedir. Kaynaklar onun Yıldırım Bayezid devrinde bir süre Dîvân-ı Hümâyun imamlığı yaptığını, 802’de (1400) inşası tamamlanan Bursa Ulucamii imamlığına Emîr Buhârî’nin ...
» Devamı için tıklayınız ...
«12»
Namaz Vakitleri
Şehir :