Makaleler > Maneviyat
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Kalp Soğukluğuna Mânevî Reçete: Zikrullâh
“Öyleyse yalnız beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” 1 Sözlükte “bir şeyi anmak, hatırlamak” anlamındaki zikir kelimesi dînî literatürde “Allâh’ı anmak ve unutmamak sûretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş” anlamında kullanılır. Zikir dil veya kalp ya da her ikisiyle berâber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur.2 Zikir için herhangi bir vakit belirlenmemiş olup her zaman yapılabilir. En önemli ibâdet olan namaz bile kerahet vakitlerinde yerine getirilemezken, zikirde böyle bir vakit sınırlaması söz konusu değildir.3 Zikirle iştigâl etmek her müslüman için gerekli dînî bir vazîfedir. “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allâh’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azâbından koru’ derler.”4 Zikri; dilin zikri, kalbin zikri ve tüm organların zikri olmak üzere üç çeş...
» Devamı için tıklayınız ...
Zekat
Zekâtın kelime mânâsı: Artmak ve temizlemektir. Verenin malı artar ve temizlenir. Gül cömertçe koku vermeseydi neslini devam ettiremez, artamazdı. İnsanlar onu bahçelerinin süsü yapmazlardı. Ciçek arıya aşkla bal vermeseydi çiçek döllenemez ve neslini devam ettiremezdi. Anne kendi özünü bembeyaz süte dönüştürüp yavrusuna vermeseydi çoğalamazdı. Erik ağacı hoş kokulu çiçeğini ve meyvesini vermeseydi ocakta yanarak bir anda tükenirdi. Ciçekler güzel koku, güneş ısı ve ışık verirken yüzleri gülüyor, veremediklerinde kararıp kalıyorlar. Kararmamak, kurumamak, tükenmemek için vermek; ilmimizden, sevgimizden, tecrübelerimizden, canımızın yongası malımızdan ve canımızdan vermek. Sonbaharda can verip ağaç yapraklarını kendine kefen yapan bir çiçek, baharda binlerce çiçek oluyor. Bir ölüp bin dirilme vardır can vermede. Elimiz dilimize, dilimiz midemize, midemiz tırnağımıza, tırnağımız saçımıza, saçımız kemiğimize, kemiğimiz iliğimize, iliğimiz beynimize ve sinirlerimize; hâsılı her hücremiz di...
» Devamı için tıklayınız ...
Müseddes Na'tı Şerif-i Nebevî
Sultan-ı rûsül şâh-ı mümeccedsin efendim Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim Divân-i ilâhide ser-âmedsin efendim Menşur-ı “le-amrük”le müeyyedsin efendim Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim Hutben okunur minber-i iklim-i bekâda Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-ı cezâda Gülbank-i kudümün çekilir arş-ı Hudâ’da Esmâ-i şerifin anılır arz ü semâda Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim Bir gün ki dalup bahr-ı gama fikrete gittim İlden yitürüp kendümi bî-hodlıga yitdim İşyânım anıp âkıbetimden hazer etdim Bu matlaı yâd eyledi bir seyyîd işittim Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim Ümmideyiz ye’s ile âh eylemeyiz biz Sermaye-i imanı tebâh eylemeyiz biz Babın koyup agyâre penâh eylemeyiz biz Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim Bîçâredir ümmetlerin isyânına bakma Dest-i red ur...
» Devamı için tıklayınız ...
Yardımlar Çok Yönlü Olmalıdır
İnsanın doyan yeri yalnız midesi değildir. Gözümüzün doyması, burnumuzun güzel kokuya doyması, gönlümüzün güzel sohbetlerde hikmete doyması gibi her organımızın doyumu vardır. Hatta hayvanlar bile karnını doyuran sahibinin sevgisini beklemektedir. At ve katırlarımız, biz ahıra indiğimizde doğrudan elimizdeki yeme bakmadan önce gelenin gözlerine bakarlardı. Yalnız paraya, yemeğe, kürke, arabaya, makam ve rütbeye bakan insanlar âyetin ifadesiyle hayvanların mertebesinden aşağıya düşmüş insanlardırlar. Bugünlerde yardım ettiğiniz insanlara söz, göz, kaş, el işaretiyle dahi olsa eziyet etmemeye dikkat edilsin. Sonra sizin ona verdiğiniz şey, onun hakkıdır. Rabbimiz: 'Onların malında dilenme durumunda olan fakir ve mahrumların hakkı vardır' buyurmuş. Yalnız sevgi yetmediği gibi, yalnız karın doyumu da yetmez. Yanlış yapan eşini, çocuğunu, çalışanını, memurunu tenkit eden kişiler 'aç bırakmadım, susuz bırakmadım, harçlıksız bırakmadım bunu bana neden yaptı?' diye şikâyette bulunurlarken aslı...
» Devamı için tıklayınız ...
İnsanlık İslâma Muhtaç
Her Kur’ân okuyuşumuzun arkasından Saffat suresinin 181’inci ayetini okur ve “Selamün alel mürselin/ Bütün peygamberlere selâm olsun” deriz. Bu peygamberlerin içine Hazret-i Âdem’den, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar hepsi girer. Ve her gün yatsı namazından sonra Bakara süresinin 286’ıncı ayetini okuyarak bütün peygamberlere iman ettiğimizi ve peygamberler arasında ayırım yapmadığımızı duyururuz bütün dünya insanına. Her namazımızın son oturuşunda salli, barikleri okurken Hz. İbrahim (as)’e ve onun nesline duâ eder, bereketli olmasını isteriz. Peygamber Efendimizin nesline de duâ ederken ona “Ebter” diyenlerin kendilerinin sonunun geldiğini ve sevgili Peygamberimizin hem neslinin hem O’nun yolunda oldukları için O’nun ailesi sayılan her ırk ve renkten insanların nesli için duâ ederiz. Yine her namazımızın son oturuşunda biz, Hz. İbrahim (as)’in yaptığı “Rabbenağfirli velivalideyye.../ Rabbimiz, bizi, anne ve babamızı ve bütün mü’minleri kıyamet gününde affet” diye duâ okuruz. Yani her Müs...
» Devamı için tıklayınız ...
Mutluluk Kapısını Açık Tutun
İleriye doğru attığınız her adımın tadını çıkarın. “Zirveye çıkınca mutlu olacağım” demeyin. Her zirvenin bir üstü vardır. Aldığınız her nefesin tadına varın. Biraz sonra nefes sayınız bitebilir veya nefes darlığı başlayabilir. Nefeslerim bitiyor diye de huzursuz olmayın, nefesleri verene doğru gidiyorsunuz. Mutluluğunuzu yarına bırakmayın. Mutluluğu yaşlılığa bırakanlar, yemeyip artıranlar emekli olunca şekeri çıkar bal yiyemez, kolesterolü çıkar yağ yiyemez. Gülünecek bir şey gördüğünüzde veya duyduğunuzda nasıl yarına bırakmıyorsanız bir iyilik yaptığınızda, bir gülücük gördüğünüzde o mutluluğu yarına bırakmayın ve hemen etrafınızdaki insanlarla paylaşın. Mutluluk paylaştıkça artar. Güldürücü bir fıkrayı yalnız okuduğunuzda yalnız gülümsersiniz ama arkadaşlarla beraberseniz kahkahalarla gülersiniz. Mutluluk da öyledir. “Bende belanın bin bir çeşidi var. Nasıl mutlu olayım?” deme. Acı biberin de kendine göre tadı vardır. Gündüz gün ışığında hayatın tadına vardığımız gibi gecenin zifi...
» Devamı için tıklayınız ...
Kabrin Düşündürdükleri
İnsan yaratılışı gereği bilmediği ve görmediği bir şeye karşı şartlıdır. Hatta ondan korkar ve ürker. Ünsiyet peyda edinceye kadar bu hâl devam eder. İşte bu tedirginlikten dolayı insan, ana rahminden dünyaya geldiği zaman bilmediği bir ortama geldiğinden dolayı gözünü dünyaya açar açmaz ağlamaya başlar. Gıdasını bir damarla annesinden aldığı ve hiçbir geçim derdinin olmadığı o, sıcacık ve daracık ana rahmine göre geniş bir dünya ve Allah’ımızın annesinin göğüslerinden ikram ettiği tatlı içeceği içip sıcak bir kucak ve alâkayla karşılaşınca susuyor insanoğlu. “Oh be! Dünya varmış” diyerek derin bir nefes alıyor. Ruhlar âleminden ana rahmine, ana rahminden dünya âlemine, dünyadan kabir âlemine yani berzaha oradan da son durak âhiret âlemine yolculuğumuz devam ediyor. Dünya hayatımızdan sonra şimdi sırada ve önümüzde kabir hayatı var. Bu yolculuğa başlamak elimizde olmadığı gibi, devam etmemek de elimizde değil. Mecburi istikamet yani yol tek yönlüdür. Yönü belirleyen ise âlemlerin mutas...
» Devamı için tıklayınız ...
İslâm Medeniyetinin Şerefli Öncüleri : Âlimler
İSLÂM MEDENİYETİ; İLİM VE İRFAN MEDENİYETİDİR. İslam Medeniyetinin en önemli dinamiklerinden biri ilimdir. İslam Medeniyeti, ilim, hikmet ve irfan medeniyetidir. İlim, Allah’ın kemal sıfatlarından biridir. İlim bütün peygamberlerin en birinci özelliğidir. İlim, Müslüman’ın en güzel vasfıdır. İslâm; bilgisizliğin, cehaletin ve cahiliyyenin düşmanıdır. İnsanlık ilimle yükselir, bilgisizlikle alçalır. İlim aydınlık, cehl (bilgisizlik) ise karanlıktır. İlim, manevî ve ahlakî değerlerden biridir. İlim, manevî ve ahlâkî mertebelerden biridir. İlim adamları, İslam Medeniyetinin öncüleri olmuş, bu medeniyetin gönüllere ve hayata hâkim olmasında âlimler en büyük rolü oynamışlardır. İlim öğrenme ve öğretmeyi, ilmî inceleme ve araştırmalar yapmayı “ibadet” telakki eden Müslüman ilim adamları, ilim dalları arasında ayrım gözetmeden her dalda ilim dünyasına muhteşem eserler hediye etmişlerdir. Dolayısıyla bütün ilimler, Allah’ın azamet ve kudretinin daha iyi bilinmesini temin etme açısından mübarek...
» Devamı için tıklayınız ...
Mânevî Eğitim ve Esasları
Mü’minin mânevî terbiyesi ve gelişimi sadece kendi azmi ve gayreti ile gerçekleştirilemez. Onun bu alanda bir mürebbiye ihtiyacı vardır. Bu hususun altını çizen Hacı Hasan Efendi (ks)şöyle derlerdi: “İman mü’minin tek dost kuvveti iken, nefis ve şeytan ise iki düşmanıdır.” Bu iman kuvvetinin yanına bir de mürşid-i kâmili katmalıdır ki, o iki düşmana galebe kolay ve kesin olsun. Bakınız mürşitsiz kemale erenler çok nadirattan iken, dergâhlardan sayısı bellisiz nice mürşid-i kâmiller çıkmıştır. Ayrıca konuya açıklık getirmek üzere kendi kendine yetişen ağaçların ve meyvelerinin durumu ile bahçıcan nezaretinde aşılanan ve yetiştirilen ağaçların e meyvelerin durumunu misal verirlerdi. Dağ eriği ve dağ armudu ile bahçelerde aşılanıp yetişenlerin bir olamayacağını herkesin bildiğini söylerlerdi. Bu konuyu anlatırken mutlaka kolunu abdest alır gibi sıvazlar ve aşı yapılmasını gösterirlerdi. Efendimizin konuyu işlerken böyle yaptığını da mutlaka ifade etmeden sözü bitirmezlerdi. Daha sonra da ...
» Devamı için tıklayınız ...
Üstazımızın Mübarek Günlere ve Gecelere Dair Hayatı
Kur’ân-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde mübarekliği bildirilen yer ve zamanlar yanında kişiler ve nesneler gibi nelerin buna dahil olduğuna dair bir hayli geniş malumat bulunmaktadır. Bunlar içerisinde mübarek gün ve gecelerin ayrı bir önemi vardır. Özellikle de bu gün ve gecelerin bizim milletimizin dinî ve millî hayatının vazgeçilmezleri arasında sayıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Oluşan coşku ve heyecanın maneviyatımızı desteklemesindeki payı çok yüksektir. Mübarek Üstazımızın hayatı Kur’ân ve Sünnet’in ışığında geçmiştir. Hayat ölçüsünü onlardan almıştır.Bu sebepledir ki, bir İslâm büyüğü olmanın şartlarını bizzat ve bîhakkın taşımıştır. Onun hayat sahnesinde olduğu demlerdeki hatıralarını tespit ederken özel bir yer ve anlam ifade eden mübarek gün ve gecelerle ilgili olanları üzerinde söylenecek çok şey olduğunda hiçbir şüphemiz yoktur. Fakat biz deryadan bir damla mesabesinde olarak kabul edilebilecek bir miktar kadarcık bahsedeceğiz. Umulur ki nasiplenenleri çok olur, biiznil...
» Devamı için tıklayınız ...
Ya Rabbi!
Seherde açılan güller hürmetine Zikrinle dönen diller hürmetine Rükuya bükülen beller hürmetine Hacalet nârına yakma ya Rabbi! Yolunda kâim kullara bağışla Rızana giden yollara bağışla Arşına açılan ellere bağışla Cahîm’in içine sokma ya Rabbi! Secdeye kapanan başlar hürmetine Aşkınla sızlayan döşler hürmetine Gecelerde dökülen yaşlar hürmetine Gazabınla bize bakma ya Rabbi! Uhud’da yarılan yüze bağışla Miraç’ta gören göze bağışla O anda geçen söze bağışla Sırattan aşağı dökme ya Rabbi! Cemi peygamberlerin canı hürmetine Cihar-ı yâr-i güzînin dini hürmetine Uhud şehitlerinin kanı hürmetine Suçlarımızı başa kakma ya Rabbi! Muhammed Mustafa’nın özüne bağışla Fatımatü’z-Zehra adlı kızına bağışla Yetim yetemanın yüzüne bağışla Huzurunda boynumuzu bükme ya Rabbi! Kur’ân-ı Kerim’de geçen kelam hürmetine Mekke, Medine’deki alem hürmetine Arş, kürsi, levh ü kalem hürmetine Sualde fazla sıkma ya Rabbi! İsmi isminle bir yazılana bağışla Din uğrunda kan döken gazilere bağışla Kerbela’da can veren...
» Devamı için tıklayınız ...
Manevî Sofralarından Doyamadan Kalkılırdı
Akl-ı selim ve kalb-i selim sahibi olan ve doğuştan veli diye tanınan merhum ve mağfur Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (ks) Hazretlerinin duygu ve düşünce ufkunu tespit, tayin ve tarif etmek bizler için oldukça zordur. Onlar için postunda oturur ama kâinattan haberdar olur, derler. Kendi tabiri ile de sanki dünya bir tepsi gibidir, onlara göre. Müridanının tavsifine göre de kendi yerde, ruhu arşta gezinir. Afakî ve enfüsî hakikatlerin usta bir avcısı ve savunucusudurlar. Ehliyet ve liyakatle birlikte salahiyet sahibidirler de. Onlara verilen tasarruf hak ve yetkisi vardır, onlar Hak canibinden devamlı desteklenirler. İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır ki onlara ehl-i hak ve ehl-i marifet denir. MANEVÎ SOFRALAR Onu dinleyen herkes onun konuya hâkimiyetine ve ifade gücüne hayran kalırdı. İkna kabiliyeti fevkalade idi. Derinlik ve genişlik boyutu yanına insicam ve sürükleyicilik katılınca ortaya çıkan tablo paha biçilmez oluyor. Dönüşüm ve oluşum bir arada yaşanıyor, doyamadım denilerek bu man...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’ın, İnsanın Söz ve Davranış Dünyasını İnşâ ve İhya Etmesi
SÖYLEM DÜNYASININ İNŞASI Kur’ân’ın davası kuru bir söz ve ideoloji davası değildir. Onun gayesi kuru sözlerle, sadece teorik bilgiler vermek hiç değildir. Aksine Kur’ân, söz ve davranış dünyasına yansımak ister, teorilerinin hayata geçirilmesini arzu eder. İçerisindeki cümlelerin güzelim hareketlerle müşahhas, mücessem ve müheykel hale dönüşmesini ister. Ruh bedenle, mânâ madde ile bütünleşirse Kur’ân’ın asıl hedefine ulaşılmış olur. Bu yüzden Kur’ân insanı, hayra doyumsuzdur, iyilik ve güzelliklere açtır. O hep iyilik güzellik düşünür, hayır projeleriyle dolar, iyilik ve güzel işlere doğrulur. Hayatını bu güzelliklerle inşa eder, değişir, gelişir ve güzelleşir. Değiştirir, geliştirir ve güzelleştirir. O, her coğrafya ve şartta, her zaman iyilik ve güzellik meyveleri üretir. O, bu hayırları çevresiyle de paylaşır. Bütün bunlar için önce söylem dünyasının inşası gereklidir. Bu iman ile başlar. Mü’min, kalbinde kökleşen imanı, önce diliyle söyler, ikrar eder. Kişinin imanını ikrar etmesi...
» Devamı için tıklayınız ...
Yahyalı’da Bir Hak Kapısı
Yahyalılı merhum ve mağfur Hacı Hasan Efendi Hazretleri dergâhını Babullah=Hak Kapısı olarak tavsif eder ve “Bu kapıyı açan Allah’tır.” derdi. “Allah bir kapıyı açtı mı o kapıyı kimse kapatamaz.” diye de ilave ederlerdi. İşte bu dergâhın en birinci ve en baş özelliği budur. Herkese açıktır ve herkesi kucaklar. Her şey Allah içindir ve Allah adınadır. Allah’a endekslenmeyen hiçbir şeyin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bu sebepledir ki dergâhta en çok okunan ayet-i kerimelerin başında Âl-i İmran Suresi’nin 31. ayetinin olduğunu söyleyebiliriz. “Resulüm de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir”. Hadis-i şerifler içinde de kulakların en çok duyduğu ve aşina olduğu: “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olanıdır. İnsanların en şerlisi de insanlara en çok zararı dokunanıdır.” DERGÂH: ZİKİR VE EDEP Dergâhlar dinî kuruluşlardır. Onların kapısına kilit vurulması bir nevi Allah de...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’ın Düşünce Dünyamızı İnşa ve İhya Etmesi
İnsanın en önemli özelliklerinden biri de onun düşünen ve akleden bir varlık olmasıdır. İşte Kur’ân ayetleri, ikna edici üslubu ile, apaçık delilleri ile, anlatım gücü ile beyinleri donatır, kuşatır ve onları harekete geçirir. Öyle doldurur ve harekete geçirir ki beyinlerden fışkıran enerji söz ve davranışlarla dış dünyaya yansımaya başlar. Bunun için Kur’ân sürekli çalışan, hareket halinde olan ve kullanılan bir akıl ister. Sürekli insanı düşünmeye çağırır, hem de derinlemesine ve ince ince düşünmeye, “taakkula, tefekküre, tedebbüre, teemümle” çağırır. Bu yüzden de akıl kelimesi yalın olarak Kur’ân’da geçmez, Kur’ân’da akletme ile ilgili kavramlar fiil kalıbında geçer.Kur’ân’ın bu yönünden yararlanabilmek için gönüller gibi, akılların da ona açılması gerekir. Akılların ön yargıların bağından kurtularak özgürce çalışması, Kur’ân’ın berrak ilkeleriyle donatılması, düşüncelerin onunla kurulması gerekir. Bunun için akılların nefis ve şeytanlara kiraya verilmemesi gerekir… DÜŞÜNEN KALPLER,...
» Devamı için tıklayınız ...
Hayat Kitabıyla, Hayatı Anlamlandırmak
Kur’ân, ne edebiyat kitabıdır, ne de oku-yat kitabıdır. Kur’ân hayat kitabıdır. O, hayatı planlamak ve onu anlamlı hale getirmek için gelmiştir. Bazıları Kur’ân’ı ahiret kitabı sanır, oysa Kur’ân, bu dünya hayatını planlamak için gelmiştir. Ondaki bütün emir ve yasaklar, bu dünya hayatı ile ilgilidir. Kur’ân’ın çağrısı, Allah ve Rasülünün çağrısıdır. Bu konuda Kur’ân şöyle seslenir müminlerine: Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. PEYGAMBERİN HİTABINA CEVAP VERMEK Rivayete göre bir defasında Peygamberimiz Hz. Übey b. Ka’b’ın evine gidip ona seslendi. Übey, o sırada namaz kılıyordu, bu yüzden Peygamberin çağrısına cevap vermedi. Bunun üzerine Peygamberimiz bu ayetle onu uyardı ve her halükarda peygambere icabetin gereğini ona hatırlattı. Evet, bugün bizler için namaz kılarken Peygamberimizin çağrısı söz konusu değildir. Ancak bu olay, Allah ve ...
» Devamı için tıklayınız ...
«12»
Namaz Vakitleri
Şehir :