Makaleler > Güncel
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Resûlullâh’ın (sav) Şahsında Babaca Tavır
Birileri bizim hâlâ ulusça olgunlaşmadığımız kanısını taşıyor. Biz, hâlâ özgürlüğümüzü elimize alacak denli özgürleşmiş değiliz. Biz hâlâ kendimizi yönetecek olgunlukta değiliz. Bu yüzden asla kendi başımıza bırakılmamamız gerekiyor. Çünkü çıkarımızın ne olduğunu bilemeyeceğimiz için özgürlüğümüzü nerelerde har vurup harman savuracağımız da belli olmaz. Biz özgürlüğün değerini bilemeyeceğimiz için başımıza onun değerini bilecek birileri dikilmelidir. O birileri hem özgürlüğün değerini bilir, hem bizim değerimizi bilir. Ve bu değerlerle bizim çıkarımızı uzlaştırmanın da üstesinden gelir. Biz ise zihinsel yorgunluk halini yaşarız. Biz, kendi değerimizi bilmediğimiz gibi, elimizdeki özgürlüğün değerini de bilemeyiz. Olay yeni değildir: Bu milletin henüz özgürlüğe alışık olmadığı, özgür bırakıldığı takdirde başını hangi taşa vuracağı belli olamayacağı için başına bir vasi atanması gereği yüzyıllardır söyleniyor. Karşımızda ne kadar kalın kafalı bir millet olmalı ki, olayı hâlâ kavrayabilmi...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’a Göre Baba Yüreği Ya Da Yürekli Babalar
Yürek denince hep anneler akla gelir. Haddizâtında öyledir de. Peki ya babaların yüreği yok mu? Aslında mangal yürekli olanlar onlar. Ama bunu yansıtmayı pek beceremedikleri için arka planda kalıyorlar. Anneler hislerini ya da yüreklerinin derinliklerinde olanları gözyaşlarıyla ifâde ederler. Ama babalar bu gözyaşlarını içlerine akıtırlar. Onun için çok fazla yürekle anılmazlar. Hâlbuki annelerin gözü babaların ise yüreği yaşlıdır. Kerîm kitâbımızda Hazreti Meryem ve Mûsâ (as)’ın annelerinin evlatları için yaptığı mücâdele ve çektiği ızdırapdan bahseder Rabbimiz. Ancak Kur’ân evlatları için çırpınma konusunda annelerden daha çok babalardan bahseder. Onların Allâh’a yalvarışını ve yanık yüreklerini bize haber verir. Neyse biz sözü fazla uzatmadan Kur’ân’daki “yürekli babalar”la ya da “baba yüreği”yle sizi başbaşa bırakalım. NÛH (AS): EVLÂDI ALLÂH’A ÂSÎ OLAN BİR BABA Dokuz yüz elli sene insanların kurtuluşu için gayret sarfeden ulu’l-azm bir peygamber. İşkence görmüş, hakâret edilmiş, dı...
» Devamı için tıklayınız ...
Genç Müslümanın Enerjisi
Geleceğin kapısını genç Müslümanın enerjisi açacak… Saklamaya gerek yok. Müslümanların egemen olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Dünyada birbuçuk milyar Müslümanın yaşadığı doğrudur. Fakat bu birbuçuk milyar Müslümana rağmen Müslümanların egemen olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Gelecek gençlerindir. Ancak dünyanın kurulu düzeni (dünyaya egemen olan sistem: barbar kapitalizm) bu geleceği karartıyor. Sahte avuntular, sahte mutluluk reçeteleri, geçici ikramiye vaatleri bilinci köreltiyor; dahası yanlış bir bilincin inşasına yol açıyor. Bu yanlış bilinç eşitsizliği, baskıyı, kötülüğü görünmez hale getiriyor. Görünmeyen kötülüğe karşı savaşım vermenin imkânsızlığı aşikârdır. Bir yandan her türlü eşitsizliği, baskıyı, kötülüğü yürürlükte tutan dünya sistemi, bir yandan da İslâm’a karşı büyük bir saldırı yürütüyor. Bu nedenledir ki, dünya genelinde genç Müslüman kuşaklar, dünya sistemini çökertmek üzere harekete geçtiklerinde sahip olacakları muhteşem gücün farkında olmaksızın gün dolduruyor. Müs...
» Devamı için tıklayınız ...
İslâm Hesaplaşmaya Değil Helalleşmeye Çağırır
İnsanlığı kurtaracak kaç saadet şekli varsa yalnız İslâm’da, felaketten kurtaracak kaç yol varsa o da İslâm’da… Çünkü İslâm nimeti muhataplarla, külfeti en yakınlarla paylaşmayı emreder. Allah Rasûlü bir avuç sermayedarın elinde Arab’ı köleleştiren fâiz sistemini kaldırırken Amcası Abbas’ın fâiz alacağı ile başlamış, “Cailiyye fâizi bütünüyle kaldırılmıştır.” buyurmuştu. Kimse itiraz etmedi. Olmaz, bu, ekonominin gerçeklerine aykırı demedi. Zarar varsa en büyük zararı amcası çekecekti. Amca sustu, fâiz alacağı olan herkes de sustu. İslâm’la dünyâya eman geldi. Kan davaları son buldu. Orada yakınlarından başladı. Amcazadelerinden Rabia’nın kan davasını kaldırdı. Babalarının ya da oğullarının katillerinden intikam alacağı günü bekleyenler Allah Rasûlü (sav)’in kendi ailesinden başlayan uygulamasına teslim oldu. Hasımlar kardeş oldu. İSLÂM SORUN ÇÖZER İslâm sorun çözer. Dolayısıyla İslâmsızlık da seraba sorun demektir. Tanzimat sonrası yer yer hukuki tezahürler gösteren intelijansiyanın B...
» Devamı için tıklayınız ...
Tv Dizilerinin Kültürel Yayılmadaki ve Yozlaşmadaki Başat İşlevi
Modern çağ, kadim dönemlerde görülmedik biçimde kültürlerin yayılma, birbirinin içine girme halinin yaşandığı bir ortam yarattı. Ancak baskın kültürler kendi kültürel değerlerini başka kültürler üzerinde etkili kılmanın üstesinden gelmesini de bildiler. Medya, hele de televizyon bu alanda dikkate değer bir “başarı” gösterdi. İlkin Amerika’da başlayan TV dizileri, oradan bütün dünyaya yayılmakta gecikmedi. 1950’li yıllarda daha çok Hollywood filmlerinin yaptığı iş, 1960’lı yıların ortalarından itibaren TV dizi filmleri marifetiyle yürütüldü. Türkiye’ye televizyon yoğun biçimde özellikle 1970’li yılların ortalarından itibaren boy vermeye başladı. Aynı yıllarda –dönemin tek kanalı olan TRT ekranlarında- Amerikan TV dizileri, arkasından Brezilya’nın “sabun köpüğü” (soap opera) dizileri ekranları kaplamaya başladı. 1970’li yılların son çeyreğinde bir Amerikan TV dizisi, Dallas, yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada fırtınalar koparttı. O dizinin gösterildiği pazar geceleri, insanlar sırf o...
» Devamı için tıklayınız ...
Bana Gençliğin Yardımı Verildi
Peygamberimiz’in (sav) başlattığı İslâmî hareketin gençlerle başladığı ve gençlerle devam ettiği bir gerçektir. O’nun etrafında öncelikle gençler ve garibanlar toplanmış ona önce onlar îmân etmiş, O da onlara büyük değer vermiştir. “Bana gençliğin yardımı verildi, Yüce Allah kendisine ibâdet eden gençleri ayrı/özel sever, Allâh’a ibâdette yetişen genç, hiçbir korumanın olmadığı kıyamet gününde Allâh’ın koruması altında olacaktır” buyuran Peygamberimiz, kendisini hiç yalnız bırakmayan gençleri hiç yanından ayırmamış ve onları hep onura etmiştir. Mekke’nin ilkleri gençler: Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir, babası Ebu Kuhafe’den çok önce dine girmiş ve hareketin en ön safında yerini almıştı. Yine o ilklerden olan Zeyd b. Harise, Sad b. Ebî Vakkas, Talha b. Ubeydullah, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Musab b. Umeyr, Ebuzer, Abdullah b. Mesud, Ebu Seleme, Erkam, Osman b. Mazun, Ubeyde b. Haris, Hz. Ömer’in kız kardeşi Fatıma, Ebu Bekir’in kızları Esma ve Ayşe, Habbab, Umeyr...
» Devamı için tıklayınız ...
Fitneye Karşı Strateji
Türkiye’nin dış politika alanında her türden dış etki (daha dar anlamda fitne) karşısında izlemesi gereken stratejisi ne olabilir, ne olmalı? Bu sorunun cevabını bulabilmemiz için ilkin belli bir strateji tanımından hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Strateji kelimesi Yunanca“stratos” (ordu) ve “ago” (gütmek) kelimelerinden oluşuyor. Ordunun belli bir amacı gerçekleştirmek için tutacağı, tutması gereken yol ve tutum anlamını hedef alıyor. Kelime bu özel anlamıyla kayıtlı kalmamış, genelleşmek suretiyle her alanda kullanılır olmuştur. Örneğin ulusal strateji, ulusun çıkarını sağlamak üzere uygulamaya konulacak ulusal politika, plan ve programların tümünü ifade eder. Strateji kelimesi politikadan daha kapsamlı bir anlama sahiptir. Uygulanan politika, benimsenen stratejiyi hayata geçirmek üzere izlenen yolu belirler. Bir ülkenin yurt içinde ve dışında benimsediği strateji barış temeline dayanıyorsa, barışı sağlamak üzere izlediği, geliştirdiği iktisadî, siyasî, hukukî, askerî enstrü...
» Devamı için tıklayınız ...
Teknoloji Bağımlılığı
GÜNÜMÜZÜ TARİHTEN FARKLI KILAN NE VAR? Ahir zamanı diğer zamanlardan farklı kılan neyse, o! Müslümanlar olarak yaşadığımız her hadiseyi “ahir zaman” bilinci ile değerlendirmek durumundayız. Olup bitenlere külli bir bakış geliştirebilmek için öncelikle o bilinci kuşanmak zorundayız tabiî. Medyaya yansıdığı kadarıyla haberdar oldum; İstanbul’da bir hastanede internet bağımlılığının tedavisi için özel bir bölüm açılmış. Önemli bir toplumsal problemin işaret fişeği bu haber. Hepimiz şu veya bu biçimde/miktarda teknolojiyle içli-dışlı olmuş durumdayız. Hatta öyle durumlar oluyor ki, işinizi iyi yapabilmek için ilgili teknolojileri iyi kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bunun öğrenmesi ayrı bir süreç, öğrendiklerini uygulaması ayrı bir süreç, ilgili alanda kat edilen yeni gelişmeleri, “piyasaya sürülen” yeni uygulamaları takip etmek ayrı bir süreç… Bütün bunları yaparken vaktin çoğunun teknoloji esaretinde geçtiğini fark ettiğimizde birçoğumuz için teknoloji kaçınılmaz tahakkümünü ilan etmiş ol...
» Devamı için tıklayınız ...
Sünnet Perspektifinden Kadının Konumu ve Onuru
Çağlar boyu zihinleri yönlendiren olumsuz kadın imgesi, Allah Resûlü’nün tebliği ile olumlu bir anlama doğru evrilmiştir. Hz. Âdem’in cennetten çıkarılışını eşinin hatasına bağlayan(1), dolayısıyla dünyadaki ilk adımdan itibaren kadını erkeğin yanında değil karşısında konumlandıran bir inanış, öncelikle Kur’ân tarafından reddedilmiştir. Hz. Âdem’i aldatanın Şeytan olduğunu ısrarla yineleyen Kur’ân(2), iki eşin Şeytan’a birlikte kandıklarını ve hatayı birlikte işlediklerini(3), sonuçta da birlikte cezalandırıldıklarını(4) anlatmaktadır. Yaratılışa kadar uzanan böyle bir aslî günah suçlamasının önüne geçmekle Kur’ân, kadının hangi konumda var edildiğini doğru olarak anlamamıza da imkân hazırlamaktadır. Hz. Peygamber’in (sav) kadının konumu hakkında genel çerçeveyi belirleyen değerlendirmelerine geçmeden önce, onun sünnetinde bu konumun tedirginlik veren bir boyut taşımadığına dikkat çekmek isteriz. “Bana dünya nimetlerinden kadın ve güzel koku sevdirildi. Namaz ise, gözümün nuru kılındı....
» Devamı için tıklayınız ...
Muhtelifun Fih
Bir Müslüman için, fikirler, olgular, durumlar ve hükümler üç kategoride toplanır: “Doğrular”, “Yanlışlar ve “Muhtelefun fih” olanlar. Eğer itikadî bir mesele söz konusu ise bu üçlü kategori şöyle bir mahiyet arz eder: Delaleti ve sübutu kesin nasslara dayanan meselelerin kabulü şarttır. Bu türlü nassların kabul edilmesini istediği hususları kabul, reddedilmesini istediği hususları reddetmek temel ve tabii bir mü’min tavrı olarak ortaya çıkar. Aksi istikametteki inanış ve tutumlar kişinin iman iddiasını boşa çıkartır. Bu türlü nasslarla sabit hususlara inananlara “mü’min”, inanmayanlara “kâfir” diyoruz. İtikadî alanda bir de “ara kategori” vardır. Bu kategori, delaletinde ve/veya sübutunda % yüz oranında kesinlik vardır diyemediğimiz nasslarla sabit olan birtakım meselelerin tevil yoluyla reddiyle ortaya çıkar. Bu türlü meselelerde tevil yoluyla redd veya inkâr tavrını benimseyenlere “bid’at ehli” diyoruz. Miraç hadisesinin reddini buna örnek gösterebiliriz. Bu konudaki rivayetlerin “m...
» Devamı için tıklayınız ...
Müslümanlığımızın Sünnet-i Seniyye İle İlişkisi
Muhammed pek çok sahada bilinç kaymasına maruz kalmıştır. Bu 'maraz' durumu kendisini en fazla Kur’ân ve Sünnet'le ilişkimizde göstermektedir. Şurası kesin: Sünnet'ten tecrit edilen Kur’ân, okuyanın ve yorumlayanın niyet ve maksadına göre konuşan bir 'metin'e dönüştürülmek istenmektedir. Bunu yapanlar her ne kadar adını böyle koymasalar da sonuç itibariyle hadise budur. Üstelik bunu yaparken Kur’ân'ın, 'Gelenekçiler'in ileri sürdüğü gibi öyle 'anlaşılmaz' değil, apaçık ve anlaşılır bir kitap olduğunu söylemeyi de ihmal etmezler. İlginçtir, Kur’ân'ın 'apaçık' bir kitap olduğunu her fırsatta vurguladığı dikkat çeken pek çok kimsenin, birçok Kur’ân ayetinin anlam ve delaletinde farklı düşündüğünü görüyoruz. Söz gelimi Kur’ân'da başörtüsü, Efendimiz (s.a.v)'in şefaati, kabir azabı, namaz vakitleri, nesh... var mıdır yok mudur; 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69 gibi Ehl-i Kitab'ın akıbetinden bahseden ayetler nasıl anlaşılmalıdır (Ehl-i Kitap Efendimiz (s.a.v)'e ve Kur’ân'a iman etmeden cen...
» Devamı için tıklayınız ...
Dostluk ve Mutlak Dost
Dost dediğimizde akla gelen ilk özellik onun güvenilebilir biri olması durumudur. Ancak bu güvenilirlik sıradan bir güvenilirlik değildir. İnsan, mahallesinin bakkalına da güvenir. Onun kendisini aldatmayacağını bilir. Dostluk bağlamındaki güvenilirlik insanın sırrını paylaşabileceği, mahremiyetini teslim edebileceği nitelikte birinin güvenilirliğidir. Mahalle bakkalının bize aldatmayacağı konusunda ona güven duysak bile, bu güven ona mahrem halimizi açma bağlamında bir nitelik taşımaz. Dost, kendisiyle sırrımızı paylaşabildiğimiz biridir. Gene de dostluğun kişi için bir “güvenlik alanı” oluşturduğunu söylemek dost ilişkisini gözümüzde birdenbire bir çıkar ilişkisine dönüştürebilir. Sözü geçen güvenilirlik alanı çitlerle çevrilip oluşturulmuş bir sınırı ifade etmiyor. Bilakis orada dostlar arasında sınırların sonsuzca açılmış olmasını öngören bir güven duygusu vardır. Dostluk ilişkisinin tek taraflı olmayıp en az ikili bir ilişki biçimi olduğunu düşünürsek tarafların sınırlarını birbir...
» Devamı için tıklayınız ...
Yılbaşı Kutlamaları ve Müslümanlar
Bu ayın sonunda miladi 2013 yılına gireceğiz. Hıristiyan dünya yanında dünyanın oldukça büyük bir kısmı “yeni bir yıla” girmenin heyecanını yaşıyor. Yeni bir yıla girmek insanda niçin bir heyecan oluşturur? Doğrusu işin bu yanını düşünen pek kimse yok. Oysa burada üzerinde durulması gereken iki önemli nokta var: “Yeni bir yıl” ve onu “kutlamak.” Hemen belirtelim ki işbu “yeni yıl” sadece Hıristiyan dünyaya ve onların etkisi altında bulunan kültürlere ait bir zaman algısını yansıtıyor; dolayısıyla izafi ve hatta “muhayyel.” Çinlilerin ve Yahudilerin 3 binli, 5 binli yıllara tekabül eden takvimleri, onların çok farklı bir zaman ve takvim algısına sahip olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla dünyanın bir kısmının yarın gireceğini farz ettiği yeni yıl, onlar için bir şey ifade etmiyor. Bu durum Müslümanlar için de böyle elbette. Biz kendi zaman ve takvim anlayışımız içinde yeni yılımızı bir aydan biraz fazla bir süre önce giren Muharrem ayıyla birlikte idrak ettik. Meseleye “yenil yıl” tabirinin...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet Coğrafyasının Entegrasyonuna Nasıl Bakmalıyız
Eğer ümmet coğrafyasını bir entegrasyon (bütünlük) halinde düşünüyorsak bu bütünlüğün farklı soylardan gelen, farklı coğrafyalarda yaşama durumunda bulunan Müslümanların halihazır durumuna saygı gösterilmesi gerektiğini de önkabullerimiz arasında saymayı içimize sindirebilmeliyiz. 1990 yılı Ağustosunda, Irak diktatörü Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgal etme olayını savunma zımnında o toprakların zaten Irak’a ait oluğu gerekçesini ileri sürmüştü. İleri sürdüğü gerekçenin yanlışlığı üzerinde durularak şayet tarihî gerekçelere dayanmak isabetli olsa, bundan Irak’ın da zararlı çıkacağı, çünkü bu takdirde Türkiye’nin de Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia etmemesi için sebep kalmayacağı, söylenmişti. “Tarihî gerekçeler”e lehte veya aleyhte sığınırken, illiyet rabıtasını gözden kaçırmamak gerekir. Aksi takdirde yeryüzünün bugünkü parselleri üzerinde kıyamete kadar işin içinden çıkılamayacak problemlerle karşılaşmak mukadderdir. Fakat her şeye rağmen bugünkü Ortadoğu’nun hâlihazırdaki parsellenmes...
» Devamı için tıklayınız ...
Çeçenistan' da Son Durum
İmam Mansur, İmam Gazi Muhammed, İmam Şamil, İmam Hamzat Bek, Muhammed Emin, Cahar Dudayev, Aslan Maşadov, Şamil Basayev, Abdulhalim Sadullayev... Kafkasya’da 300 yıldır süren mücadeleyi anlamak için ömürlerini harcamış, canlarını feda etmiş bu isimlerin hayatlarına bakmak dahi hâlihazırdaki durumu anlamlandırmak için yeterlidir. Fakat çağın Müslümanlar için getirdiği en büyük sorun bu; unutmak! Bizi kapitalist bir hegemonyaya hapseden günümüzün hâkim medeniyeti her birimizi geçmişimizden koparan bir unutkanlığa sürükleyiveriyor. Üzerimize çöreklenen sefahat hali, dünyevi zevklerin hanelerimize getirdiği rahatlık hemen burnumuzun dibinde olan biteni görmemizi engelliyor. Aslında görmek ve duymak istemiyoruz. Rahatımız bozulsun, keyfimiz kaçsın istemiyoruz. 300 yıldır dinlerinin, vatanlarının, namuslarının derdiyle toprağa düşen onbinlerce Kafkasya’lı mücahidden bugüne miras kalan şey onurlu tarihleridir. Bugün Kafkasya’da işgalci Rus güçlerine ve onların kukla yönetimlerine karşı mücad...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’ın, Aileyi İnşa ve İhya Etmesi
Aile, toplumun temelidir. Güçlü toplumlar, güçlü ailelerden oluşur. İnsanlığın hayatı aile ile başlamıştır. Konuyla ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'ınıza hürmetsizlikten sakının.” (4 Nisa, 1) Buna göre, aile insanlık için Yüce Yaratıcının bir lütfudur. İnsanlığa düşen, bu nimeti, onun asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kurması ve yaşatmasıdır. Hayvanlar başta olmak üzere diğer varlıklarda da aileye benzer bir yapı varsa da insanlığın aile kurumu, insanlığa özel ve özgündür. Aile yuvasının kuruluşu, yaşatılması ve sonlandırılması konusundaki temel ilkeleri bizzat Yüce Rabbimiz belirlemiştir. Aile yuvası, aile fertlerinin ölümü ile sona ermeyen güçlü ve devamlı bir bağla fertleri birbirine bağlar. ALLAH’IN EMRİ, PEYGAMBERİMİZİN KAVLİ Aile yuvası Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle kurulur. Kur’ân, aile yuvasının nasıl kurulacağını, kimlerle hangi şartlarda...
» Devamı için tıklayınız ...
«123»
Namaz Vakitleri
Şehir :