Makaleler
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Evlilik
Sâmî Efendi Hazretleri (ks) evlenecek çiftlere üç tavsiyede bulunur: Soyunda kıtal, haksız yere adam öldürme olmasın. Geçmişinde zinâ şenîası, kötü fiili de olmasın. Âdetleri birbirine uygun düşsün. Üstâzımız da, mütâlaası netîcesi şu öğütleri verirlerdi: Mal cihetiyle, kocasına karşı övünmemek için alt seviyede olsun. Haseb-neseb yönünden kocasından üstün olmasın. Belki hamiyyet damarı kabarabilir. Boy bakımından da kocasından yüksek olmasın. Yaş itibâriyle de, kocasından küçük olsun. Ama uçurum olmasın. Peygamberimiz (sav): “Bir kadın, şu dört şey için nikâhlanır; ya malı için, ya soyluluğu için veya güzelliği için yâhud da dindarlığı için alınır. Siz dindar olanını alın, eliniz dert görmez.” (Müslim, Nikâh) Karşılıklı sevgi ve saygı esaslarına dayalı bir evlilik saygıdeğerdir, ciddî ve samîmîdir. Vâlide sultan, Rabia anamız der: İki iyi bozuşmaz. Biri iyi biri kötü olsa yine bozuşmaz. Çünkü iyi olan akleder fehmeder geçim yoluna bakar. İkisi de kötü olursa araba şarampole yuvarlanır...
» Devamı için tıklayınız ...
Yardımlaşma
Gözün biri kaybolsa diğeri, kulağın biri hasta olsa bir diğeri yardımcı olur. Elde ayakta vs. organlarda hep böyle. Vücutta bile yardımlaşma var. Tohumu toprak, yağmuru yer bağrına basar. Güneş ışık ve ısısıyla kucaklar kâinâtı. Varlıklar âleminde bir sevgi ve muhabbet var. Enfüste tesânüd olduğu gibi, âfakta da var. Atın yavrusunu, tavuğun civcivini koruması, yüz rahmetten biri değil mi? Maddî yardımlaşmanın yanında rûhî muavenet, akıl ve izana sığmaz. Kardeşin birbirine şefâatinden tutun, yardımına koşulan hayvânâtın imdâda yetişmesine kadar. Rabbimize tâatte bir haseneye on, yedi yüz, kat be kat ve sonsuz verilen mükâfat. Mevlâ-yı Müteâl’e dönüş nisbetinde, bir karışa bir zira, bir zira yönelişe bir kulaç, yürüyerek atılan adıma koşarak gelen rahmet. Sünnet-i Muhammediyye’sine riâyetle ümmetini kendisine komşu eder Cenâb-ı Ahmed (sav). Râbıta ve murâkabeyle açılan kalbe inen ikram, feyz, vâridât, tecellî, nur ve ilhâmât Kitâb-ı Kerîm’de haber verilir: “Nefse ve onu düzgün bir biçimd...
» Devamı için tıklayınız ...
Muhabbet-i Rasûlillah (sav)
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Âl-i İmrân sûresinin otuz birinci âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor: ‘Habîbim Ahmed, Resûlüm yâ Muhammed de ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’ Hadîs-i şerifte de buyurulur ki: ‘Bir defa bana salavât gönderene, Cenâb-ı Allah on defa rahmet eder.’[1] Tek bir salavât okuyacağız, Hâlik-ı Zül-Celâl on defa rahmet edecek. Niçin böyle? Peygamberimiz (sav) çok büyük olduğundan, Allah yanında çok sevgili olduğundan; Resûlullâh’ı (sav) memnûn edenlerden Allah da memnûn oluyor. Galip Efendi şöyle vasfediyor Peygamberimizi (sav): Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda, Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda, Gülbank-ı kudûmun çalınır arş-ı Hüdâ’da, Esmâ-ı şerîfin anılır arz u semâda, Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin Efendim, Hakk’tan bize Sultân-ı müeyyedsin Efendim Molla Câmî de: ‘Bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış gördüm. Gül bahçesinden Hz. Muham...
» Devamı için tıklayınız ...
Berekete Mazhar Olmuş Bir Ömür: Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (ks)
İnsanı yaratıp yeryüzünde halîfe1 kılan Allah Teâlâ, yaratılış gâyesine uygun bir ömür sürmesi için onu sorumlu tutmuştur. Ömrün müddeti kişiden kişiye kaderleri nisbetinde değişiklik arz edebilir. Ancak, insanın buluğ çağından son nefesine kadar geçirdiği süre ne kadar olursa olsun, Allâh’ın her türlü emir ve yasağına muhâtab olma süreci devâm eder. Ömrün uzunluk ya da kısalığından ziyâde, nasıl geçirildiği önemlidir. Çünkü hayâtın netîcesinde ebedî âlemin nasıl olacağı, ömrün nasıl geçirilmiş olmasıyla yakından ilgilidir. Bu bağlamda isyanla geçirilen uzun ömürdense ibâdet ve tâatte geçirilen kısa bir ömür aslında daha bereketli geçirilmiş demektir. Yapılan sâlih amellerin Allah Teâlâ tarafından bire on, bire yüz veya bire yedi yüz olarak mükâfatlandırıldığı2 göz önünde bulundurulacak olursa, kulluk şuuruyla geçirilmiş kısa bir ömrün, gafletle geçirilen uzun ömürden daha bereketli olduğu anlaşılacaktır. Yetmiş iki yıllık ömrünün her ânını îman, ibâdet ve ihsan bereketiyle geçirmeye ç...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet-i Muhammed ve Şefâatçileri
Günlerden bir gün, Rasûlullâh (sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- ile oturmakta idiler. Hepsi de Rasûlullâh’ın huzûrunda bulunuyorlardı. Rasûlullâh (sav) birden şiddetle ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ki, dayanılmaz. Bunu gören Hz. Ebû Bekir şöyle dedi: – Anam, babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Niçin ağlıyorsun? Rasûlullâh (sav) buyurdular ki: – Ümmetimin önünde uzun ve zor bir yol, omuzlarında ağır bir yük ve birçok da mâ’sıyetleri bulunmaktadır. Âhirette azâba girerlerse ben nasıl ağlamıyayım! Hz. Ebû Bekir bundan duygulanarak: – Yâ Rasûlallah! Sen gönlünü hoş tut! Allah bana izin verirse, -kıyâmet gününde ümmetinin âsîleri hakkında durum vahimleşirse- günahlarının taşınmasını hafifleştirmek için onların günahlarının yarısını yüklenirim. Rasûlullâh (sav), Ebû Bekir’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti. Sonra Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ömer’e teveccüh ederek şöyle buyurdu: – Yâ Ömer! Ebû Bekir ...
» Devamı için tıklayınız ...
'Ömrünüze Bereket' diye dua ederler
“Ömrüne bereket” diye duâ ederler. Belki o anda bunun anlamını bilmeyiz ama kelâm çok manidar. Kişi uzun ömürlü olur, fakat hayırsızdır. Kısa bir hayat sürer, ama bereketlidir. Said İbn Zeyd radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim: “Ebubekir cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa’d İbn Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah cennetliktir.” (Râvi der ki: Zeyd) Onuncuda sükût etti. Dinleyenler: “Onuncu kim?” diye sordular. (Bu talep üzerine): “Said İbn Zeyd!” dedi. Yâni bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilâve etti: “Allâh’a yemîn ederim, Onlardan birinin Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömrü boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hattâ ömrü Hz. Nûh aleyhisselâm’ın ömrü kadar uzun olsa bile.”1 Ömürde bereket, Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz’in mübârek dillerinde, “İn...
» Devamı için tıklayınız ...
Ortak Özellik
Ana tema, beşer olmak. Hepimiz Âdem’den (as), Âdem (as) da topraktandır. Ortak özelliğimiz, “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdâr olandır.” (Hucurât, 13.) Aynı baba ve anadan geldiğimiz gibi, aynı toprakta yaşıyor ve aynı havayı teneffüs ediyoruz. Sayılan bu özellikler elbette bir hukuk içerir. Kur’ân-ı Kerîm’de Allâhu Teâlâ “…Anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara,yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere ihsân ile muâmele edin, iyi davranın…”(en-Nisâ, 36.) buyurmaktadır. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:“Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonrada komşularını gözden geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde ikrâmet!”(Müslim,Birr, 143) “Komşusu açken tok yatan kimse bizden değildir.”(Hâkim, II, 15;...
» Devamı için tıklayınız ...
Liyâkat
“Emânet, ehlinin dışına verildiği zaman kıyâmeti bekle.” buyurur Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz. Kâbe’nin anahtarını bile, Mekke’nin fethinde işin ehlidir diye bir müşrike verdi. Mûcize-i Nebî (sav) sâyesinde Osman b. Talha b. Abdüddar daha sonra Müslüman oldu. Bu hâdise Nisâ Sûresi’nin elli sekizinci âyetinin inmesine sebep oldu. “Allah size, emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emrediyor. Allah Teâlâ, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” Es’ad-ı Erbilî Hazretleri, Sâmî Ramazanoğlu Hazretleri’ne icâzet verirken “Allah Teâlâ emânetleri ehline vermeyi emreder.” âyetini okur. Sâmî Efendi’nin şahsında bir mürîdin takınacağı evsâfı da şu şekilde sıralar: 1- Gençliğini nezih dînimizin dâiresi içinde geçirmiştir. 2- Bütün gayretini tarîkat-ı âliyye yolunda harcamıştır. 3- Ciddiyetiyle kendisini herkese kabûl ettirmiştir. 4- Emir âleminde beş letâifiyle mâsivâdan arınmıştır....
» Devamı için tıklayınız ...
Veli
Ahlâka dâir eserlerde velâyet mertebesindeki kimselerin özellikleri sayılır. Üç husûsu şahsında bulundurur velî der 'Miftâhül kulûb' adlı eserde: 1. Kim görse saygı duyar. 2. Huzûrunda gam ve kederi kalmaz. 3. İbâdet ve tâate şevki artar. 1960 ihtilâlinde Üstâzımız H. Hasan Efendi'yi şikâyet ederler karakola. Onu gören komutan saygıyla ayağı kalkar. İntikam hırsıyla dolan komutan üstâzımızın boyunu bosunu sorar. Normal bir ölçüde olduğunu söylediklerinde, 'başı semâvâta uzanmıştı' der. Aleyhinde söz eden bir grup, arabada kendisini gördüklerinde ayağa kalkarlar. İçlerinden biri arabaya yaklaşır, 'Efendim! Daha yeni hakkınızda ileri geri konuşuyorduk, ama yine de size canımız fedâ olsun' der. Evlâdı olmamıza rağmen, görünce bir heybete kapılırdık. Almanya'da bir müddet kalan sevgili bir kardeşimiz, 'ismimi sorduğunda, heyecandan hatırlayamayacaktım neredeyse' demişti. Şam-ı Şerif'de tanıştığı bir âlim görünce kendisini, 'Yâ Üstâz, seksen gün kadar olsun misâfirim ol' der. 'Bu gülistan b...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’de Allah Sevgisi ve Rızâ
Hz. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- Allah ve Rasûlullah yolunda malını ve ıyâlini fedâ etmiş; ciğerpâresi kızını Rasûlullâh’a nikâhlamıştır. İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- anlatıyor: – “Biz Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyorduk. Hz. Ebû Bekir de orada idi ve yırtık bir abaya bürünmüştü. O sırada Cebrâil -aleyhisselâm- nâzil oldu. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e selâm verdi ve ona şöyle dedi: – Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir’i niçin yırtık bir abaya bürünmüş görüyorum? Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu: -Fetihten önce malını bana getirdi. Hz. Cebrâil -aleyhisselâm- Rasûlullâh’a şöyle dedi: – Ona Allâh’ın selâmını tebliğ et ve de ki; Allah Teâlâ sana şöyle buyuruyor: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den râzı mısın? Yoksa dargın mısın? Bunun üzerine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’e döndü ve buyurdu ki: – Yâ Ebâ Bekir! İşte Cibrîl, sana Allâh’ın selâmını söylüyor ve diyor ki: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den...
» Devamı için tıklayınız ...
Şerîat ve Tarîkat
Şerîatsız tarîk olmaz Câhil sofu dînin bilmez Belki câmiye de gelmez Bu kavimden kaçmak lâzım Kıymetli kardeşlerim! Sözü söylemek kolaydır. Fakat o sözde zikredilen vasıflara hakkıyla hâiz olmak ve o sözü yaşamak çok zordur. Beni dinlemek için bu mecliste toplanan cemâatin ayağının türâbıyım ben. Söylüyorum ama kendimde söylediklerim bulunuyor mu diye hep düşünüyorum. Televizyon ekranında seyreder gibi eski kusurlarımı seyrediyorum. Tâ âkil bâliğ olmazdan evvelki kusûrum Erciyes Dağı gibi gözüme görünüyor. Kendim iyi olmadan size nasıl öğüt veririm diye kendi kendime dertleniyorum. Bir defasında Sâmî Efendimiz’e bu hâlimi arz etmiştim. Efendimiz, ‘Hasan Efendi, sohbetlere devâm ediniz. Hâliniz iyi olmasa bile ihvânın gönüllerini yaptığınız için Allah sizi tefeyyüz ettirir.’ buyurdular. Doktor değilim. Hâzık tabîbin eczânesindeyim. Kim bir reçete getirirse o ilaçları veriyorum. Zamânında kullanın ölçüyü şaşırmayın da iyi olun, diye nasîhatte bulunuyorum. Kâmil bir mürşide bağlandınız mı...
» Devamı için tıklayınız ...
Asr Sûresi
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:“Asra yemîn olsun ki hiç şüphesiz insan hüsran (zarar)dadır. Ancak inanıp sâlih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.” (Asr, 1-3.) Asr, bir zaman birimidir. Uzun veya kısa. Kısa olan Belkıs’ın tahtının getirilme hâdisesidir. Cinlerden bir ifrit, “Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim.” dedi.Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm.” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.” (Neml, 39-40.) Lemh, göz açıp yumma kadar bir zaman. “Buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir.” (Kamer, 50.) “Kün” ol emri, “Bir şeyi dilediğinde O’nun buyr...
» Devamı için tıklayınız ...
Başarı
İbâdette niyet şarttır. Ulemâmız âdî işlerde bile niyet vardır derler. Emri bil ma’ruf nehyi anil münker, Allah Teâlâ için sevgi ve buğuzda, cihadda niyet olduğu gibi, normal işlerde bile niyet mevcuttur. Meselâ eve girer çıkarken, arabaya binip sürerken, telefon açıp konuşurken, işyerinin kapısını açarken de niyet edilebilir. Yapılan her bir işde rızâyı İlâhi kasdedilir. Dünyâya geliş amacımız düşünülse, Dîn-i Mübîn-i İslâm’ın hâkimiyeti göz önünde tutulsa, başarılmayacak hiçbir iş yoktur. Ev hayâtından tutun devlet idâresine kadar her şey düzelir. Süleyman Paşa askerlerine “sizin geliş amacınız nedir?” dediğinde, askerler hep bir ağızdan, “i’lâ-i kelimetullah” der ve şafak sökmeden kale fethedilir. İstanbul’un fethinden tutun, Afrin’e giden askerin “düğün-şenliğe gidiyoruz' haykırışına kadar niyet mühimdir. Cihâdı Mevlânâ’nın (ks) düğün gecesi kabûl ettiği gibi vatan savunmasını da İlâhî şenlik olarak kabûl eden asker yenilmez. Âkif (rh.a)’in: “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş ask...
» Devamı için tıklayınız ...
Emanet
Edeb, insanda meknuz, saklı güç ve kuvvetin ortaya çıkmasıdır. Sırr-ı hilâfet, tâlim-i esmâ gibi nice nimetler insanda mevcuddur. Cenâb-ı Hakk’ın, “Beni ne yer aldı ne de semâ. Ancak mümin-i kâmilin kalbi aldı.” Hadîs-i Kudsî’si yeter bu mânâda. Emânet, Peygamberlerin sıfatıdır. Mü’min olmanın şartı da emîn, inanılacak kimse olmasıdır. Emânete ihânet münâfıkların sıfatıdır. Vedâ hutbesinde Efendimiz (sav) “kadınları size emânet ediyorum” buyurmuştur. Son nefesinde Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Size iki emânet bırakıyorum. Bunlara sarıldıkça sapıtmazsınız. Biri Kitâb-ı Kerîm, diğeri Sünnet-i Resûl’dür (sav).” Kıyâmetin alâmeti, emânetin zâyi olmasıdır. “Cenâb-ı Hakk emâneti ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 58) buyuruluyor. Bâtında emânet, Tevhid’dir. “Ancak Sana kulluk yaparız. Ancak Senden yardım bekleriz. Maksad ve gâyemiz Sensin. Hüküm ancak Allah Teâlâ’ya mahsustur” deyip gereğini yapmaktır emâneti gözetmek. Velâyet-i kübrâdır. Vâris-i Enbiyâ olmaktır. Allah Teâlâ’ya yakınlığ...
» Devamı için tıklayınız ...
Amel
“Rabblerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar; Rabblerinin âyetlerine inananlar; Rabblerine ortak tanımayanlar, verdiklerini, Rabblerine dönecekleri inancından dolayı kalpleri ürpererek verenler; işte bunlar iyiliklere koşup, bu uğurda yarışırlar.' Mu’minûn sûresi 57 ilâ 61. âyet-i celîle’nin îzâhında Âişe-i Sıddîka Vâlidemiz (r.anha) “İsyan içinde olanlar mı Allah’ın azâbından korkarlar?” deyince Efendimiz (sav): “Hayır, ibâdetlerinin kabûl olup olunmamasından korkanlar” buyurdu. Çünkü kişi namaza durur, yanında iki melek hazır olur. Yerine göre ameli yüzüne çarpılır. Mâûn sûresinde “Vay o namaz kılanların hâline ki onlar kıldıkları namazdan gâfildirler.” Biz günâhımızdan dolayı tevbe ederiz. Ama o kutlu erler ibâdetteki gafletlerinden tevbe ederler. İbâdetin kabûlünün şartlarını nasıl tesbît ederiz? Kalpteki ateş, gözdeki yaş, kalpte zuhûr eden haşyetin vücuttaki görüntüsüyle. Bir mescide dâvet olunduğunda saçı sakalıyla meşgûl olan birini gördüğünde Efendimiz (sav)...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur'an
Kur’ân-ı Kerîm’i hatmeden birine Efendimiz (sav) “hani gözyaşı?” buyurur. Ashâbına okuttuğu aşr-ı şerifde “Her ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şâhit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!.” (Nisâ, 41.) âyetinde gözlerinden inci tâneleri gibi yaşlar akmıştır. Mânâsını bilmediği halde ağlayanlar, Kur’ân’ın İlâhî hitab oluşundandır. “Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar.” (El-isrâ, 109.) “Allâh’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar.” (Meryem, 58.) Abdurrahman İbnu’s-Sâib anlatıyor: “Sa’d İbnu Ebi Vakkas yanımıza geldi. Gözü kapanmış idi. Kendisine selâm verdim, “Sen kimsin?” dedi. Kendimi tanıttım. Bunun üzerine dedi ki: “Kardeşim oğluna merhaba! Duydum ki senin Kur’ân okumaya güzel sesin varmış. Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı dinledim. Demişti ki: “Şu Kur’ân hüzünlü olarak nâzil oldu, öyleyse onu okuyunca ağlayın. Eğer ağlayamazsanız ağlamaya çalışın ve onu güzel okuyun. Onu güzel okumaya gayret etmeyen bizden değildir.” A...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :