Makaleler
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Zikrullâh ile Îman Kuvvetlenir
Kıymetli kardeşlerim! Cenâb-ı Mevlâ, Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor: ‘Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir; kendilerine O (cc)’nun âyetleri okunduğunda (bu, onların) îmanlarını artırır ve (onlar yalnız) Rabblerine tevekkül ederler.’ (Enfâl 8/2.) Hakk’a inananları göstermek için bu âyet-i celîle kâfî. Hakk’a inanan kim, inanmayan kim, besbelli oluyor. Hakk’a inananlar Mevlâ’yı, berâber veya gizli bir şekilde, seher vaktinde hâcet kapıları ardına kadar açık olduğunda ‘Allah! Allah!’ diyerek, boyunlarını bükerek, gözlerinden yaşlar dökerek zikrederlerse, Arş-ı Âzam’ın gölgesinin altında gölgelenecek yedi sınıftan biri olmaya hak kazanırlar. Onun için Mevlâmızı zikredelim, boynumuzu bükelim, acziyetimizi idrâk edelim. Allah korkusundan kalblerimiz ürpersin. Allah (cc) zikredildiğinde, Allah lafza-i celâl’i duyulduğunda Hakk’a inananlar hemen belli oluveriyor. Hâlik-ı zü’l-Celâl’in âyet-i kerîmeleri okunduğunda -hele bir de ehil birisi tarafından tefs...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
İlk iki “Oku” emri, Kur’ân değil, kırâat denilen fiile yaklaşmak için heceleme kabîlinden bir ihzâr ve teklîf idi. Üçüncü tazyikten sonra olan (Oku!) Cenâb-ı Hakk’ın emriyle, adı ile başlamıştır. Oku emri ilk nüzûlünde hem tekvînî bir mâhiyette Hazret-i Peygamber -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz’i okumaz, ümmî iken kudret-i İlâhî okur kılmıştır. Bir tefsîre nazaran ilk âyetlerin meâli: “Oku! Rabbının adıyla, Allah İsm-i Celîl’i ile başlayarak oku. İşte yaratmak denilen fiilin sâhibi olup kâinâtı yaratan ve seni yaratıp yetiştiren ve her işine mâlik bulunan Rabbin seni kudretiyle bir anda okur yaptı. Okunacak bir Kur’ân, bir Kitâb indirmeye başladı. Böyle ta’lîm olunduğu gibi O Rabbinin ismi ile başlayarak oku!” Pıhtılaşmış, katılaşmış kandan bir insan halk eden ve halk etmek kudret ve kuvvetinin sâhibi olan Rabbin hiç okumamış olanı da böyle okutur. Kalem ile yazıyı öğreten ve o vâsıta ile ilim belleten de O’dur. Yoksa bir kan pıhtısından yaratılmış olan insanlar ne kalem ...
» Devamı için tıklayınız ...
Âfiyet
Af ve âfiyet kelimeleri sözlükte şu mânâlara gelir: Af, yapılan bir hatâdan dolayı cezâlandırmamaktır. Âfiyet ise dinde fitnelerden selâmette olmaktır. Vücûdun hastalık ve sıkıntıdan güvende olmasıdır. Âfiyet, affı da içine alan kapsamlı bir kelimedir. Ulemâ-i kâmilin, sulehâ-i sâlihin, hakîkat ehillerinin dilinde âfiyet şu anlamlara gelir: Allah Teâlâ’nın rızâsı ve O’nunla temin edilen huzurdur. Cenâb-ı Hakk’ın ve kullarının hizmetinde bulunmaktır. Dilin Allah Teâlâ’nın zikriyle, yâdıyla ıslı olmasıdır. Varlığının Allah Teâlâ ile olmasıdır. Cenâb-ı Hakk’a âsî olmamaktır. Âfiyetin Ekmeli Her şeyde Allah Teâlâ’ya güven. Allah Teâlâ’dan gelene râzı olmak. İnsanların şerrinden çekinmek. Âfiyet, Âfiyeti Bile İstememektir Hz. Ebû Bekir (ra) minberde ayağa kalkmış ve ağlayarak insanlara şöyle hitâb etmişti: “Rasûlullâh (sav) hicretin ilk yılında minberde ayağa kalktı ve ağladıktan sonra şöyle buyurdu: Allâhü Teâlâ’dan af ve âfiyet isteyiniz. Çünkü hiçbir kimseye yakînden sonra âfiyetten daha...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikirle Geceleri İhyâ Eden Kalb
Kıymetli kardeşlerim! Ârifler ‘İnsan, âlem-i ekberdir’ demişlerdir, yani insan en büyük âlemdir. İnsanın bedenindeki kalb ise merkez-i umumîdir. Bir misalle bu meseleyi biraz izah etmeye çalışayım. Bir topluluğun karşısına konan büyük bir ayna düşünün, bu ayna binlerce insanı içinde çok rahat gösterebilir. O aynaya bakıldığında, karşısında on bin kişi de olsa hepsi onun içinde gibi görünür. Bütün ağaçlar, yer-gök, onlar da aynanın içinde yer bulurlar kendilerine. Nasıl ki ayna çok geniş bir alanı içine alıyor. İşte âlem-i ekber olanın insanın içindeki kalb de tıpkı bu ayna gibi âlemleri içine alacak denli bir büyüklüğe sahiptir. Sâmî Efendimiz (ks), ‘Kalpte, süveydâ-yı derûn noktası, göz bebeği gibi bir nokta bulunur’ buyurmuştur. O nokta Arş’ı, Kürsü’yü, Kalem’i, dünyayı, âhireti gösteren bir noktadır. Kardeşlerim, bizim kerâmete hiç meylimiz yok. Üstadımız (ks), bize bunu emretmedi. ‘Derslerinizi çekerken mânevî olarak bazı hallere erişirseniz, gözlerinizi açın. Şayet açmazsanız, ald...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
Hadîs-i Şerîf’te: “Erkek ve kadın her müslim için ulûm-i dîniyyesini taleb edip öğrenmek farzdır.” “Velev ki Çin’de dahî olsa ilmi taleb ediniz.” buyurulmuştur. Efendimiz (sav)’in bu hadîs-i şerîfte tahsîlini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zâhirî ilme tahsîs etmek de doğru değildir. Çünkü ma’rifetullâh’a ve havf-i İlâhîye mukârin olmayan ve dünyâdan zühdünü artırmayan ilim, ind-i İlâhî’de şâyân-ı kabûl bir ilim sayılmaz. Nitekim hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: “Bir kimse ilmini tezyîd eder de o kimsenin iktisâb eylediği ilim o kimsenin dünyâ muhabbetinden zühdünü tezyîd etmezse, o, Cenâb-ı Hakk’tan uzak kalmaktan başka birşey kazanamaz.” Hakk Teâlâ Hazretleri: “Halbuki size ilim verilmedi, ancak az birşey verildi.” (İsrâ, 85.) buyurmuştur. Sahâbeden birisi; “Yâ Rasûlallâh! Bu âyet-i celîlede siz de muhâtab mısınız?” diye suâl edince “Evet” buyurulmuştur. Cemî’ enbiyâ ve evliyânın ilmi, Hakk Celle ve A’lâ Hazretlerinin ilmine nisbetle bir nokta kadar bile değildir. Hadîs-i Şerîf; kavlî...
» Devamı için tıklayınız ...
Kişi Arkadaşının Dîni (huyu) Üzeredir
Kokusu güzel olan bir toprak, bu güzel râyihayı gül ile hem-dem olmaya bağlar. Karbon atomu, bir maddeyle kömür diğer bir maddeyle altın olur. Kabuğu ince tadı hoş olan üzümün değeri, bölgenin havasıyla ilgilidir. Bir meyve dahi bulunduğu toprak ve hava ile tatlanır. “(Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz âyetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.”1 Mizâca bile tesir eder içinde bulunulan şartlar. Bir koyunu otlatanla bir devenin çobanı dahi karakter olarak birbirinden farklıdır. Koyun çobanı deve çobanına nispeten başı biraz daha eğik olduğu için mütevâzidir. Bal küpünden bal, sirke küpünden sirke sızar. Sâlihlerle olan sâlih, huysuzlarla olan huysuz olur.Sevgili Peygamberimiz (sav) “Kişi arkadaşının dîni (huyu) üzeredir.”2 buyurur. Gönülde yatan yüze sirâyet eder. Mü’minin tanımı, yüzündeki secde eseridir. “Onlar; yüzlerin...
» Devamı için tıklayınız ...
Her Nefeste Hakk’ı Zikretmek
Kıymetli kardeşlerim! Kalb, hayâtımızı idâme ettiren bir organımızdır. Ancak benim size anlatmak istediğim kalb, o kalb değil. Kalbin üzerinde gönül var. Gönlün içinde süveydâ-yı derûn noktası var aynen gözbebeği gibi. Güzel sesler işittiğin zaman gözünden yaş gelir. Tesirli sözler duydun mu hislenirsin. Bunlar süveydâ-yı derundandır. Gönül dediğimiz Âlem-i Emir’dendir, Âlem-i Halk’tan değildir. Âlem-i Halk’tan olsaydı et parçası olurdu. Bu konuda Üstâzımız Sâmî Ramazanoğlu’ndan (ks) öğrendiklerimi sizlere nakledeyim. Böyle gaflet ile on bin defa ‘Allah Allah’ demek hiçbir şey ifâde etmez. Kalbini, dilini ve kulağını bir edeceksin. Zikrederken baktın ki gaflet hâli geldi, başladın boş yere ‘Allah Allah’ demeye, hemen kendini kontrol edeceksin. İllâ ki gönlüne dikkat edeceksin. Gönlünü, süveydâ-yı derûnu gözetirsen Allâh’ı (cc) unutmazsın. Kalbin üzerinde lafza-i celâl yazılıdır. Sürekli olarak Allâh’ı hatırlatacak bir nokta var orada. Kalb, ‘Allâh Allâh’ demeye başlar. Kalb zikreder, s...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
Bir kimse bir melikin hizmetine tâlib oldu. Melik de, “Git ilim ve edeb öğren ki, hizmetin sâlih olsun” dedi. O kimse de ilim tahsîline şurû’ eyledi ve ilmin zevkini, lezzetini tattı. Sonra Melik haber gönderdi ki: “İlmi terk etsin de artık gelsin, benim hizmetime ehil oldu.” İlim tahsîl eden kimse de dedi ki: “Beni senin hizmetine ehil görmediğin vakitte her ne kadar ben kendimi senin hizmetine ehil görmüş idiysem; şimdi sen beni kendi hizmetine ehil görüyorsun, lâkin ben nefsimi Allah Azze ve Celle Hazretleri’nin hizmetine devâma daha ziyâde ehil gördüm. Buna da sebep, evvelce cehâletimden dolayı zannediyordum ki kapı ancak senin kapındır. Fakat el’ân, şimdi bildim ki tahkîka kapı ancak Rabb-i Hakîkî olan, şerîki ve nazîri olmayan, Rabbü’l-erbâb, mün’im-i hakîkî Hâlık Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nin kapısıdır.” Böylece ilmi tahsîl ile hakîkî kapıyı fehm ü idrâk etmek saâdetine nâil oldu. İlim tahsîlinin senin üzerine suûbetli, meşakkatli olması, senin dünyâya fart-ı muhabbetinden nâ...
» Devamı için tıklayınız ...
Müslüman Ol, Kurtul!
Her şeyde bir tartı ve ölçü vardır. Su biraz katı olsa damarlar zorlanır. Rüzgâr şiddetini artırsa kasırga olur. Güneş mesâfe olarak yaklaşıp uzaklaşsa, âlem yanar ve donar. Toprağın kimyâsı, katı sıvı ve gazın dengesi bozulsa nebâtat bitmez. Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) birçok zararların oluşmasına sebep olmuştur. Hayvanlarda organ problemleri oluşturduğu, mahsüllerde canlı hayâta zarar verdiği tesbît edilmiştir. “Öyle ya, her şeyi Yaratan, yarattığı şeyi bilmez mi? Elbette bilir! Çünkü O latîftir, her şeye nüfûz eden ilmiyle bütün gizlilikleri en ince ayrıntısıyla bilir, her şeyden haberdardır.” (Mülk, 14.) “O hâlde, ey insan; sen bir hanîf olarak, yâni her türlü bâtıl inanç ve ideolojiden uzaklaşıp bir tek Allah inancına sımsıkı bağlanarak, yüzünü dosdoğru bu dîne, Kur’ân’ın ortaya koyduğu bu mükemmel inanç sistemine çevir! Yâni, Allâh’ın insan bünyesine nakşetmiş olduğu o saf, temiz ve doğal yaratılış hâline! Unutma ki, toplumlar ve çağlar ne kadar değişirse değişsin, ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hakk’ı Zikir ve Ölüm Tefekkürü
Kıymetli kardeşlerim! Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allâhu zü’l-Celâl Hazretleri şöyle buyuruyor: ‘Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak Bize döndürüleceksiniz.’ (Ankebût 29/57.) ‘Nerede olursanız olun, (hattâ) yüksek kalelerde bile olsanız, ölüm size yetişir.’ (Nisâ 4/78.) ‘Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin!’ (Ahzâb 33/41.) ‘Bilesiniz ki, kalpler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur.’ (Ra’d 13/28.) Bedenimizin hastalıkları olduğu gibi kalbimizin de hastalıkları vardır. Kalbî hastalıklar, Allâh’ı (cc) çokça zikir ve ölümü dâimâ tefekkür etmek sûretiyle şifâ bulur. Tarîkat-ı Âliyye’de ölüm tefekkürü, sâlikin âlî makâmlara yükselmesine vesîle olur. Ölüm tefekkürü; bizleri, daha bu dünyâda iken ‘ölmeden önce ölmenin’ sırrına vâkıf kılar. Dünyâ muhabbeti ile hastalanan kalbin şifâsı için âriflerin reçetesi, ölüm tefekkürüdür. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadîs-i şerîflerinde ‘Kalpten dünyâ muhabbetini sökücü ölümü çokça zikredin.’ (Tirmizi, Zühd 4; İbn Mace, Zühd 31.) buyur...
» Devamı için tıklayınız ...
Şehâdet
İbni Ömerradıyallâhu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullahsallallâhu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in, Allâh’ın elçisi olduğuna şehâdet edinceye, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmam bana emrolundu.” Mukâtelede esas, yakmak yıkmak, aç susuz bırakmak, savunmasız insanları tâciz, sapan taşına karşı fosfor bombası ve hakîkî mermi kullanmak, hastaları taşıyan ambulansları ve tedâvî gören hastaların bulunduğu hastaneleri vurmak değildir. Her hususta örnek olan dînimiz, düşmana saldırıda şu esâsı uygulamak sûretiyle cihâna ders verir: “Haram ayın karşılığı haram aydır; saldırmazlık kurallarına riâyet karşılıklıdır. Şu halde kim size saldırırsa, onun saldırısının dengiyle siz de ona saldırın. Allâh’ın hükmüne saygılı olun ve bilin ki Allah kendisine saygılı olanların yanındadır.” (Bakara, 194.) Binlerce örnekten biri târihten: “105 yıl önce Çanakkale Savaşı’nda yaralı Anzak askerini kucaklayarak tedâvisinin yapılması için ...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikredenleri Arayan Melekler
Kıymetli kardeşlerim! Hz. Ebû Hureyre (ra) rivâyet ediyor: Rasûlullah (sav) buyurdular ki: ‘Allâh’ın, yeryüzünde dolaşıp Kendisini zikredenleri araştıran melekleri vardır. O melekler, Allâhu Teâlâ’yı zikreden bir cemâate rastlarlarsa, birbirlerini ‘Aradığınıza gelin!’ diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semâsına kadar orayı doldururlar. Allah, -kullarının hallerini en iyi bilen olduğu halde- meleklerine sorar: – Kullarım ne diyorlar? – Seni tesbîh ediyorlar. Seni zikrediyorlar. – Onlar Beni gördüler mi? – Hayır, yâ Rabbi! – Peki ya görselerdi ne yaparlardı? – Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta’zim, çok daha fazla tesbihte bulunurlardı. – Kullarım Ben’den ne istiyorlar? – Sen’den, Cennet istiyorlar. – Onlar Cennet’i gördüler mi? – Hayır, ey Rabbimiz! – Ya görselerdi ne yaparlardı? – Eğer görselerdi, Cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi. – Neden istiâze edi...
» Devamı için tıklayınız ...
Zikrin Hayırlısı Gizli Olanıdır
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm: Reddolunmuş, kovulmuş şeytânın şerrinden Sana sığınırız yâ Rabbi! Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ımızın ismi ile başlarız sözlerimize. Besmelenin on dokuz harfi var. Besmelenin hürmetine Allâhımız, on dokuz zebânînin azâbından besmele çekenleri kurtaracak. İşlediğimiz küçük günahları; kıldığımız namazlar, çektiğimiz besmeleler affettirecek -inşâallah-. Lâ İlâhe İllallâh: Allah’tan başka ilâh yoktur. Tevhîdin harfleri yirmi dörttür. Okuduğumuz tevhîd, yirmi dört saatte işlediğimiz günahları mahvedecek; ateşin, kalayın içinde bakırı erittiği gibi eritecek inşâallah. Tevhîdi okurken, lafzatullâhı tekrâr ederken dudaklarımız hiç birbirine değmiyor. Çünkü tevhîdin içinde noktalı harf yok. Arapça’da birçok noktalı harf var ancak tevhîdin harfleri içinde hiçbir noktalı harf yok. İçimizden söylediğimizde kimse Allâh’ı (cc) zikrettiğimizi bilmez. Dudaklar yapışmaz. Efendimiz (sav): ‘Zikrin hayırlısı gizli olanı, rızkın hayırlısı kifâyet edeni...
» Devamı için tıklayınız ...
Bir Kab Hacmine Göre Alır
Alış-veriş merkezine giderken parasız pulsuz gidilmez. Mânevî alış-verişin bol olduğu üç aylara giriyoruz. “ Muhabbet harçlığı alsam O cânın dâiresin bulsam” buyurduğu gibi Üstâzımızın. Her an öyle değil mi? Cenâb-ı Hakk’ın nefhası, rûhânî nîmeti her zaman yayılır. Gönül kapısı açık olanlar istifâde eder. Esad-ı Erbilî Hazretleri, “mürşid-i kâmiller şarkdan doğan güneş gibidir. İnanç penceresi açık olanlar faydalanır.” buyurur. Tecellîlerin, rahmetin ve mağfiretin sağanak hâlinde yağdığı günler elbette farklıdır. Büyüklerimiz, “pazarımızı açtık, müşteri olan alsın” demiştir. Abdülkâdir Geylânî (ks) buyurur: “Hazînemizden kişi, kâbiliyetine göre alır. Meselâ namazdaki huzur, kalbin nûruna göredir. Nefs-i emmârede olanla, mutmainne seviyesinde olan aynı değildir.” Keşfi açık olan sâlik, gönüllere akan feyzi görünce, Pîr Efendimiz der, “herkes kabiliyetine, kabının hacmine göre alır.” Şah-ı Nakşbend Hazretlerine üstâzı şöyle seslenir: “Evlâdım seni mânen kandırmak için gönül memelerim kur...
» Devamı için tıklayınız ...
O Hz. Sâmî (ks)
Sâmî Efendi’yi anlatmak, onun şahsında evliyâdan bahsetmek, kişinin kendi vüs’atine anlayışına göredir. Allah Teâlâ’yı senâda Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz: “Ben, Seni hakkıyla senâ edemem! Sen, kendini senâ ettiğin gibisin!” buyurmuştur. Sâmî Efendi velâyette en yüksek pâyeye erişmiştir. İlim ve hâl ehli olmakla birlikte, makam olarak aktâbiyyet sırrına mazhardı. Hâfız-ı hakîkî olan Cenâb-ı Hakk’ın muhâfazası altındaydı. Ma’sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma, peygamberlerde bulunması vâcip olan sıfatlardan biridir. Velî ise mahfuzdur. Allah Teâlâ peygamberleri günah işlemekten koruduğu gibi (ismet), velî kullarını da günah işlemekte ısrâr etmekten korur. Velînin bu şekilde korunmasına hıfz, onu koruyan Allah Teâlâ’ya Hâfız, korunan velîye de mahfûz denir. (Tehânevî) “Allah Teâlâ sâlih kullarının işlerini üstlenir.” (A‘râf, 196.) meâlindeki âyetle, şeytânın Hakk’ın dostu olan kulları azdıramayacağını belirtir. “Ve onlar, kötü bir şey yaptıkları veya kendilerine zulmettik...
» Devamı için tıklayınız ...
Allah Dostlarından Tavsiyeler
Kıymetli kardeşlerim! Allah dostlarının en büyük tavsiyesi budur: ‘Size tavsiye ederim ki gizlide ve açıkta, yalnız başınıza iken de insanlar arasındayken de Allah’tan sakınıp takvâ sâhibi olunuz!’ Çünkü Allah (cc), Sem’, Basar, Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Kelâm, Tekvin sıfatlarının sâhibidir. O (cc), gecenin karanlığında kara taş üzerindeki kara karıncanın ayağının tıkırtısını bile duyar, görür, bilir. O karıncaya hareket kudretini veren de yine O’dur. Kişinin kalbinde gizlide ve açıkta Allah korkusu tahakkuk ettikten sonra, ona şu tavsiye edilir: ‘Az yemeyi, az söylemeyi, az uyumayı tavsiye ederim!’ Efendim, az yemek ne demek? Çok oruç tut demek. Az söyle ne demek? Çok zikret demek. Az uyumak ne demek? Çok gece namazı kıl demek. Gece namazının feyzi kalplerimize sinmeli ve gönüllerimizin yumuşamasına vesîle olmalıdır. Bu sâyede ne kadar merhametli, şefkatli, Raûf, Rahîm bir Rabb’in kulu ve yine aynı vasıfta bir peygamberin ümmeti olduğumuzu idrâk etmiş oluruz. Bilinen menkîbedir: Zât...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :