Makaleler
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Amel
“Rabblerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar; Rabblerinin âyetlerine inananlar; Rabblerine ortak tanımayanlar, verdiklerini, Rabblerine dönecekleri inancından dolayı kalpleri ürpererek verenler; işte bunlar iyiliklere koşup, bu uğurda yarışırlar.' Mu’minûn sûresi 57 ilâ 61. âyet-i celîle’nin îzâhında Âişe-i Sıddîka Vâlidemiz (r.anha) “İsyan içinde olanlar mı Allah’ın azâbından korkarlar?” deyince Efendimiz (sav): “Hayır, ibâdetlerinin kabûl olup olunmamasından korkanlar” buyurdu. Çünkü kişi namaza durur, yanında iki melek hazır olur. Yerine göre ameli yüzüne çarpılır. Mâûn sûresinde “Vay o namaz kılanların hâline ki onlar kıldıkları namazdan gâfildirler.” Biz günâhımızdan dolayı tevbe ederiz. Ama o kutlu erler ibâdetteki gafletlerinden tevbe ederler. İbâdetin kabûlünün şartlarını nasıl tesbît ederiz? Kalpteki ateş, gözdeki yaş, kalpte zuhûr eden haşyetin vücuttaki görüntüsüyle. Bir mescide dâvet olunduğunda saçı sakalıyla meşgûl olan birini gördüğünde Efendimiz (sav)...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur'an
Kur’ân-ı Kerîm’i hatmeden birine Efendimiz (sav) “hani gözyaşı?” buyurur. Ashâbına okuttuğu aşr-ı şerifde “Her ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şâhit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!.” (Nisâ, 41.) âyetinde gözlerinden inci tâneleri gibi yaşlar akmıştır. Mânâsını bilmediği halde ağlayanlar, Kur’ân’ın İlâhî hitab oluşundandır. “Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar.” (El-isrâ, 109.) “Allâh’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar.” (Meryem, 58.) Abdurrahman İbnu’s-Sâib anlatıyor: “Sa’d İbnu Ebi Vakkas yanımıza geldi. Gözü kapanmış idi. Kendisine selâm verdim, “Sen kimsin?” dedi. Kendimi tanıttım. Bunun üzerine dedi ki: “Kardeşim oğluna merhaba! Duydum ki senin Kur’ân okumaya güzel sesin varmış. Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı dinledim. Demişti ki: “Şu Kur’ân hüzünlü olarak nâzil oldu, öyleyse onu okuyunca ağlayın. Eğer ağlayamazsanız ağlamaya çalışın ve onu güzel okuyun. Onu güzel okumaya gayret etmeyen bizden değildir.” A...
» Devamı için tıklayınız ...
Huzur
Efendimiz (sav) “Mü’minin işine taaccüb ederim. Başına bir musibet gelse sabreder, bu onun için mükâfat olur. Nimete kavuşunca şükreder, bu da onun için mükâfât olur. Her iki halde de kârlıdır. ” buyurur. Az bir sıkıntıdan dolayı intihar vakaları, dînin esaslarını bilenlerde olmaz. Bunun için yakıp yıkma, intihar gibi hâdiseler daha çok inkârcılarda olur. Mü’minin üç alâmeti vardır: 1. İllet, hastalık. 2. Kıllet, rızkında, maişetinde, geçiminde darlık. 3. Zillet, halk nazarında itibâr edilmemesi. “Allah Teâlâ var, gam yok” der inananlar. Öyle bir zevke ermişler ki ârifler, “derd ü belâ saltanatın, iki cihâna vermezem” demişlerdir. Ne zaman nimete mazhar olsalar, Ashâb-ı Güzin’in dediği gibi, “âhirette verilecek mükâfât, dünyâda mı veriliyor?” derler. Râbiatül Adeviye (r.aleyha), akşam iftarında kapıya gelen fakirler sebebiyle, üç gün üst üste oruç tutar. Açlığın tesiriyle su testisi de devrilir. Lambayı da elleri titrediği için yakamaz. Gönlündeki mahzuniyetle Rabbimize şöyle ilticâ ed...
» Devamı için tıklayınız ...
Cihad
Kur’ân-ı Kerîm okurken Zâriyat Sûresi’nin ellinci âyet-i celîlesi çok duygulandırdı. Biz ne yapıyoruz, Rabbimiz ne buyuruyor? “O halde Allah Teâlâ’ya koşun.” 1 - Küfürden îmâna, 1 - Küfürden îmâna, 2- Günahdan, tevbe ile tâate, 3- Zikrullâha devamla, gafletten uyanıklığa, 4- Cehâletten ilme, 5- Nefsânî arzulardan takvâya, 6- Şüpheden yakîne, kat’î ve kesin inanca, 7- Şeytânın hilesinden Rabb Teâlâ’ya koşun. İbrahim Edhem’e (ks) sorarlar: - Neden duâmız kabûl olmuyor? - Ey Basra halkı, hâlinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duâsı kabûl olmaz,'der. Halk sorar: - Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş? Büyük Velî 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar: 1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz. 2- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz, ama muhtevâsıyla amel etmiyorsunuz. 3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini sevdiğinizi göstermiyorsunuz. 4- Şeytânın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan...
» Devamı için tıklayınız ...
Kalkınmanın Esasları
Kalkınmaya esas Bakara Sûresi’nin 261. âyetidir: “Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli yedi başak bitiren, her başakda yüz ‘tâne’ bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah kime dilerse ona katkat verir. Allah, ihsânı bol olan, hakkıyla bilendir.” Suyu damıtmakla, havayı kirden arıtmakla, ısı ve ışıktan, enerji kaynaklarından yararlanmakla, toprağı işlemekle her türlü faydalı kalkınma sağlanır. İbâdette bire on, yediyüz, kat be kat sonsuz verilmesi, madde âleminde de aynen geçerlidir. Üretimin kalitesine göre mal kıymet kazanır. Ürün ilgi çekmeli. Kullanım ömrü sahte olmamalı. İtibar görmeli. Hep bunların temeli insandır. İnancı sahih, ibâdeti dâim ve ahlâkı mazbut olmalıdır. Karakter zayıflığı hîleye, aldatmaya, yalan ve hırsızlığa götürebilir. Yüce dînimiz İslâm, “İşini düzgün ve sağlam yapanı Allah Teâlâ sever.” hadîs-i şerifiyle kalkınmanın çatısını, başarının sırrını verir. Her alanda üstün olmakla birlikte, harb sanâyiinde de üstün olmalıyız. Cenâb-ı Hakk, Enfâl Sûresi’nin...
» Devamı için tıklayınız ...
Gurbet
Düşündüğümüzde, hepimizin garîb olduğunu anlarız. Çünkü biz ruhlar âleminden geldik, ana rahmine düştük. Asıl gurbeti, bu dünyâya gelmekle yaşadık. Efendimiz (sav) de, “bu dünyâda garîb ve yolcu gibi olun” buyuruyor. Gurbeti, vatancüdâ olan, ülkesinden ayrılanlar için kullanırlar. Mânâ ikliminde dolaşanlar için hiç de böyle değildir. Yûnus Emre ve emsâlinin, Cennette bile garîb olduğunu görürüz. Yiyecek içecekler, giyim kuşamlar, evler barklar, denizde yatlar, her türlü imkânlar onlara huzur vermez. Yahya bin Muaz (ks) münâcâtında şöyle dilleşir Mevlâ ile gönülden: Geceler, Zât-ı Ecell ü A’lâ'nla münâcâtla tatlılaşır. Gündüz ibâdetle, dünyâ zikrinle, âhiret affınla, Cennet de Cemâl-i İlâhî’nle zevklenir. Aslî vatanına, ana ve babasına kavuşanlar kurtulur gurbetten. Behlül Veli’nin şu menkîbesi çok mânidardır: Pâdişâh Harun Reşid, “Behlül, evimize kasaptan et götür” der. O da kabre götürür. Sebebi sorulunca, “asıl evimiz kabir değil mi?” der. İblis her an peşimizde aldatmak için. Mel’un...
» Devamı için tıklayınız ...
Genç
Gençliği yaş olarak mı ele alacağız, yoksa duygu ve düşünce mi olarak değerlendireceğiz? Seksen yaşını mütecâviz olmasına rağmen İstanbul'un fethine koşan Ebû Eyyûbel-Ensarî(ra) cihâdıyla gençtir. Sevbân (ra) bir sefere katılmamıştı. Üzüntüsünden sararmış solmuş, bir deri bir kemik kalmıştı. Şehâdet arzusuyla yanan yaşlı pirler de gençtir. Uhud savaşı için üç oğlu gibi Amr İbnu Cemuh da cihâd için hazırlandı. Oğulları engel olmak isteyince yaşı ve aksaklığı sebebiyle, Amr (ra) Resûlullah (sav)’in huzuruna çıktı ve: “Ey Allâh’ın Resûlü, oğullarım topal olduğumu bahane ederek beni bu hayırlı işten alı koymak istiyorlar. Vallâhi ben topallığımla cennete girmek istiyorum” dedi. Resûlullah (sav) oğullarına: “Engel olmayın. Herhalde Allah (cc) ona şehitlik verecek” buyurdu. Canını ve malını Allah yolunda fedâ eden yaşlı gençlere bakalım. Hârise b. Numan’ın ömrünün sonuna doğru gözleri kör oldu. Cemaatle namaza katılabilmek için evinin kapısı ile mescid arasına bir ip bağlamıştı. Ezan sesi du...
» Devamı için tıklayınız ...
Eğitimde Kalite
Hilâfet, medrese ve dergâh üçlüsünden oluşan Osmanlı, dünyâ târihinin en uzun süreli imparatorluklarından biri olmuştur. Şanlı ecdâdımızı güçlü kılan esaslar da şunlardı: 1. Ulû’l-emre itaat. 2. İnanç. 3. Adâlet. Ulemâ sınıfı; fakih, İslâm hukukçuları, İslâm hukûkunu tatbik eden hâkimler, kadılar, eğitimi üstlenen müderrisler, ibâdet işlerine bakan müftülerden ibârettir. İlk Osmanlı medresesi 1330’da İznik’te kuruldu ve tüm Osmanlı ülkesine yayıldı. Buralarda şu ilimlerde dersler verilmiştir: 1. Naklî ilimler, tefsir, kelâm, hadis, fıkıh dersleri görüldü. 2. Aklî ilimler, matematik, edebiyat ve mantık ilmi gibi dersler işlendi. Medreselerdeki başarı: Müderrislerin kişiliğidir. Öğrenci; ev, okul ve çevrede yetişir. Âile edep ve erkân öğretmezse ilimden, irfandan mahrum toplum olur; dînî kurallara uymazsa, öğrenci kendini ve etrâfını yakar yıkar, saygısız olur. Medresede muallimlerin şu evsafta olması istenir: 1. Öğrencilerine evlâdıymış gibi hareket eder. 2. Gâyesi Hakk Teâlâ’nın rızâsı...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halîfe Seçilmesi
Halîfe Olarak Yaptığı İlk İş Muhyiddîn-i Arâbi hazretlerinin “Muhâdaratü’l-Ebrar” ve “Müsâmerâtü’l-ahyâr” kitabında ve Hâmid-i İmâdi’nin “Dav’ul-Misbah fî tercemeti Seyyidinâ Ebi Ubeydeti’l-Cerrâh” nam kitabında yazıldığı üzere Hz. Ebû Bekir (ra) evvelâ Hz. Ömer Fârûk (ra) ile mahremâne müzâkere ve müşâvere ettikten sonra Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı (ra) çağırmış. Ebû Bekir ve Ömer birlikte otururken Ebû Ubeyde yanlarına girdikte Hz. Ebû Bekir Sıddîk ona hitaben: – “Yâ Ebâ Ubeyde! Senin nâsıyen ne metindir, yüzünde hayır nasıl âşikardır. Rasûlullâh’ın (sav) indinde gıpta olunacak bir mertebede idin. Bir yevm-i meşhûd’da yâni cemiyyet-i aleniye’de Rasûlullah (sav) senin hakkında: “Ebû Ubeyde bu ümmetin eminidir” buyurdu. Cenâb-ı Hakk nice defa seninle İslâm’ı aziz ve fesadı defetmiştir. Sen dâima dîne melce ve müminîne rûh ve ihvanına muıyn olagelmişindir. Seni bir iş için istedim ki, hali üzere bırakılırsa sonunda korkulur. Islahı vâcibtir. – Ey Cerrah oğlu! Bu yara senin meylin, rifk ...
» Devamı için tıklayınız ...
Îmânın Lezzetini Tadanlar
Kıymetli kardeşlerim! Mü’minler birbirine kenetlenen parçalardan meydana gelmiş bir binâ gibidirler. Mü’min, Allah için sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur. Mü’min, kardeşini çok, kendini az düşünür, buyuruyor Resûlullah Efendimiz (sav) ve devâm ediyor: ‘Allâh’a yemîn ederim ki îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil mü’min olamazsınız.’1 Cennete girmenin ilk şartı îmandır. Elektrik îcâd etseniz de; taksiler, arabalar, uçaklar yapsanız da; füzelerle gökyüzüne çıksanız da îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Size bir şey söyleye­lim mi, onu yaptığınız takdirde sevişirsiniz. Aranızda selâmı yayı­nız. Hediyeleşiniz, muhabbetleşirsiniz. Diğer taraftan Allah Teâlâ bir hadis-i kudsî’de şöyle buyuruyor: ‘Benim için ziyâretleşen, sevişen, birbirine ikramda bulunan­ları müjdele Habîbim! Benim için birbirine itimâd edip de dost olanlara benim de muhabbetim tahakkuk etmiştir.’ Onun için, kardeşlerimizi çoğaltalım, birbirimizle muhabbetle­şeli...
» Devamı için tıklayınız ...
Hayata İslâmî Dokunuş
Kâinat insan için, insan da Rabbimize kulluk için yaratılmıştır. Her şey ona kul olarak gelecektir. Su akarak, hayat olup canlılık vererek, hava nefes alarak, güneş ısı ve ışık saçarak, toprak ürün vererek yapar kulluğunu. Hilâfet görevini icrâ etsin diye esirgemez hizmetini âdem evlâdından. Akıl, idrak, fehim/anlayış, tezekkür ve tefekkürü sâyesinde emânetleri yüklenen insanoğlu belli kurallara bağlıdır. Bu kurallar manzûmesine din denir. Din, akıl sâhibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kânundur. Yaratan yarattığı varlığın hayat tarzını tespit etmiş ve örnek olarak da, âlemlerin Fahr’ini (sav) göstermiştir. İnsanın tabiatında mevcut, en mükemmele ulaşma duygusunu, Kitâb-ı Kerîm ve en mükemmel yaratılan Muhammed Mustafa (sav) ile tâyin buyurmuştur. Yüz sahifenin, dört büyük kitâbın tamâmını içinde barındıran Kur’ân-ı Kerîm’i, Cibril-i Emin vâsıtasıyla Efendimiz’e (sav) indirmiştir. Hayâtımızın her ânında bize İlâhî pusula olarak takdim buyurm...
» Devamı için tıklayınız ...
Erkeğin Vazîfesi
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Nisâ sûresi on dokuzuncu âyet-i kerîmede şöyle buyuruyor: ‘Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanma-dıysanız bile, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur.’(Nisa, 4/19.) Âile yuvasının saâdeti için kocanın da hanımına karşı sorumlulukları vardır. Bunları maddeler hâlinde kısa kısa izah edelim: 1. Dînini öğretmek: Farz, vâcip, müstehap olan din işlerini belletip, bid’atlerden muhafaza eylemek. 2. Rıfk, hilm ve güzel ahlâkla muamele eylemek. 3. Eve girince selâm verip, hatırını hoş eylemek. 4. Ev işlerinde yardım eylemek. 5. Hanımının, çoluk çocuğunun yiyecek ve giyeceklerini ve ev ihtiyaçlarını temin etmek. 6. Ayıplarını kapatmak ve dünyâ işlerindeki kusurlarını bağışlamak. 7. Kötü huylarına sabretmek. 8. Öfkelendiği zaman sükût ile karşılamak, kadını büyük günaha yetirmemek. 9. Ailesine son derece muhabbet göstermek ve sevgisini izhâr etmek. 10. Ev işlerinde müşâvere etmek. Evde ekmeğimiz, yağımı...
» Devamı için tıklayınız ...
Müslümanın Bedeli
Cihadda Bedel Bedirde, küfre karşı canlarıyla mallarıyla mücâdele eden bir avuç müslümana, Rabbimiz (cc) Melekler ordusuyla yardım etti. Afganistan’da Hindukuş dağlarında mücâhidlere yeşil yeşil kuşlarla İlâhî yardım geldi. Araştırmacı yazar Sütlü, “Çanakkale Savaşı’nda aklın ve fennin mahcup olduğunu görüyoruz” dedi. Öyle hâdiseler oldu ki buna akıl da fen de bir şey diyemez. Bir gün düşman çıkarma yapacak. Yoğun bombardıman oldu. Bir mevkiyi bombalamaya başladılar. Yüz binlerce mermi attılar. Taş üstünde taş kalmadı. Kıyıda siper hattımızdaki askerlerimizin sağ çıkması mümkün değil. Biz askerlerimizin şehid olduğunu ve oradan kalkan toprağın altına gömüldüklerini düşündük. Bir de baktık ki, önümüzde ‘Allah Allah’ nidâsı her tarafı inletti. Bütün siper hattı hücûma kalktı. Âdetâ melekler kanatlarını germişti. Bir cephede ciddi bir çarpışma esnâsında asker zor durumda kalmış. Düşman başarılı olmuş. Askerimiz cepheden geriye savrulurken arka cephede, bir komutan, bir anda haykırarak, ‘Y...
» Devamı için tıklayınız ...
Salavât-ı Şerîfe
Gelip kaldırdı dumanı Kula öğretti îmânı Resûldür etme gümânı Salavâta devam lâzım Kıymetli kardeşlerim! Cuma günü hutbede okunan meşhur âyet-i kerîmede Rabbimizin biz kullarına emrü fermânı şöyledir: ‘Hiç şüphesiz Allah ve melekleri Nebiy-yi Zîşân’a çokça salât ederler. Sizler de O’na salavât getirin ve tam bir teslimiyetle O’na selâm verin.’1 Âyetin önemini daha iyi bellememize yardımcı olacak birkaç da hadîs-i şerif nakledeyim sizlere. Resûlullah (sav) buyurdular ki: ‘Kim bana bir kere salavât okursa, Allah da ona on salât okur ve on günâhını affeder ve onun mertebesini on derece yükseltir.’2 ‘Kıyâmet günü bana insanların en yakını bana en çok salavât okuyandır.’3 ‘Gerçek cimri adım anıldığı zaman bana salavât okumayandır.’4 ‘Kim bana salavât getirmeyi unutursa ona cennetin yolu unutturulur.’5 Allah demek, tevhîdi zikretmek, salavât-ı şerîfe getirmek, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîf okumak bizleri mâlâyânîden alıkoyan ‘Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halife Seçilmesi
Hz. Ebû Bekir riyâset-i İslâmiye’yi deruhte etmekle pek müşkil ve mühim vazîfeleri yüklenmiş oldu. Bir tarafta sahte nübüvvet iddiasında bulunan müddeîler türemiş, ve diğer tarafta mürtedler, zekât münkirleri zuhur etmişti. Hz. Âişe, babasının deruhte ettiği vazifenin ağırlığını şöyle tasvir ediyor: - “Babamın karşılaştığı buhranlar dağlar başına inse idi onlar erirdi.” Hz. Ebû Bekir’in buhrandan, tehlikelerden zerre kadar yılmadığını gösteren bir hâdise de; en muhataralı vaziyet içinde önce Resûl-i Ekrem —sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin, Zeyd bin Hârise’nin oğlu Üsâme’nin kumandası altında ihzâr buyurduğu ordunun Şam’a doğru azimetini emretmesidir. Bu ordunun Medine’de kalması için müracaat vuku bulmuş ise de Hz. Ebû Bekir -radıyallahu anh-: - “Arslanların gelip beni kapacağını bilsem yine Üsâme’yi bekletmem.” demiştir. Diğer taraftan bazı Ensar, Üsâme’nin genç olduğunu, ashabdan yaşlı bir kumandanın tayin olunmasını münasip gördüklerini Hz. Ömer’le Hz. Ebû Bekir’den istemişl...
» Devamı için tıklayınız ...
Dünyada İslâm
Allah Teâlâ bize örnek olarak Nebîler, sıddîklar, şehid ve sâlihleri gösterir. Nebîlerden sonra onlara vekil olan ulemâ ve urefâdan H. Hasan Efendi hem derviş hem de mürşiddi. Üstâzını ziyârette, verilen saatten iki dakika sonra gelişi, kendinden geçmeye baygınlık geçirmesine vesîle olur. Netîcede, saatlerinin ayarından kaynaklandığı anlaşılınca gecikmenin, rahatlar. Üstâz-ı Âlîleri, “Hasan Efendi buyursun” der. “Oğlum! Efendimin emrine muhalafet etmedim, bizi istemişler, sen bekle.” dedi. Bir müddet beklemenin sonucu, müsaade-i âlîleriyle huzuruna dâhil olduk. Kayseri’de, Sâmî Efendi’nin görevlisi H. Şaban Efendi himmet ehliydi. “Mübârek ellerini öptüğümde duyduğum hazzı hâlâ unutamam.” H. Hasan Efendimiz, “Oğlum! Sana himmet etti” buyurdu. Daha o günlerde çocuktum. Onu bize çokça anlatır, Efendimiz tâbirini kullanırdı. Sohbetinde H. Şaban Efendi’nin (Kavafoğlu), eller dizlerin üstünde, başlar bir tarafa eğik, herkes huzur içindeydi. Biri Allah deyince, herkes elektriklenir Allah derd...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :